Temmuz, 2008 Arsivi

BİSMİHİ TEALA

Soru:ALLÂH (Cella celalühü) hakında ”cenab” kelimesini kullanmak caizmidir?

Cevab: الجناب  kelimesi arapça bir kelime olmasına karşın lügat manası ve halkın kullandığı mana birbirinden farklıdır.

Türkçede bu kelime genellikle ”saygı” ifadesi olarak kullanılmakta. Türkçe’de, ululama, yüceltme, övgü ve saygı ifade eden manalara gelmekle beraber,en ünlü “Arapça-Arapça” sözlüklerinden biri olan Feyyûmî’ye (rahmetullahi aleyh) ait “Misbâhu’l-munîr” isimli eserde  ”CENÂB’ın manası: evin önündeki boş olan saha.” olarak manalandırılmaktadır.

Hadis ve fıkıh alimleri  ALLÂH (Celle celalühü) hakkında “Cenâb” kelimesinin kullanılmasına karşı insanları uyarmışlardır.

 Şeyhu’l-İslam Zekeriyya el-Ensârî (rahmetullahi aleyh) bu konu hakkında şu ifadeleri kullanmaktadır:

 ”İmam ve hadis hafızı olan el-Irâkî’ye (rahmetullahi aleyh) ALLÂH (Celle celalühü) hakkında söylenen “VE CENÂB-I RAFÎ’” sözünün kullanılması caiz midir?” diye sorulunca, o da şöyle cevap veriyor:

“ALLÂH’ı (Celle celalühü) bununla isimlendirmek caiz değildir ve bununla yemin de geçerli olmuş olmaz. ALLÂH’ı (Celle celalühü) bununla isimlendirmek veya bunu O’nun hakkında kullanmak ALLÂH’ın (Celle celalühü) isimleri hususunda ilhâttır (tahriftir, değiştirmedir).” (Esna’l-metâlibi şerhu Ravdu’t-tâlib:c:4 sh:276)

Her ne kadar الجناب kelimesi hakkında bu şekilde pek uygun olmadığı söyleniyorsa da ”kelam insanların kullandıkları manaya göre değer kazarnır” usul kaidesi gereği türkçemizde bu ifade saygı ifadesi olarak kabul gördüğü için kullanılmaması diye bir şey söylemek pek mümkün değil.

BİSMİHİ TEALA

Akaid konusunda kitap telif eden müteahhırin Uleması, aklı başında ve ergenlik çağına gelmiş her Mükellefe ALLÂH’ın (Celle celalühü) on üç sıfatını Öğrenmenin Farz-ı Ayn olduğunu söylemişlerdir. Bu sıfatlar şunlardır:

EI- Vucud,el-Kıdem,el-Muhalefetünlilhavadis,el- Vahdaniyye, el-Kıyam binnefs, el-Beka, el-Kudret, el-İrade, el-Hayat, el-İlim, el-Kelam, es-Semi ve el-Basar.

ALLÂH’da bu Sıfatlara aykırı her hangi bir şeyin bulunması imkansızdır, muhaldir. Bu Sıfatlar Şer-i metinlerde her ne kadar çok zikredilmiş ise de, yine de Ulema bu sıfatların bilinmesini Farz-ı Ayn olduğunu söylemişlerdir.

Bazıları ise buna yedi manevi Sıfat daha ekleyerek ALLÂH (Celle celalühü) hakkında yirmi Sıfatın bilinmesinin Farz olduğunu öne sürmüşlerdir. Bunlar ALLAH’ın (Celle celalühü) el-Kadir, el-Mürid (dileyen), el-Hay (diri), el-Alim, el-Mütekellim (konuşucu), el-Semir ve el-Basir Sıfatlarıdır demişlerdir. Şimdi bunları bir bir açıklayalım;

VUCUD SIFATI

ALLÂH (Celle celalühü) Ezeli yani Başlangıçsız olarak vardır, varlığı Ebedi yani Sonsuzdur. O bir yaratıcının yaratması sonucu var olmuş değildir.

Bazıları mevcud kelimesinin mef-ul kalıbında olmasını ileri sürerek,” ALLÂH (Celle celalühü) mevcuddur ” sözünü hoş karşılamıyorlar. Halbuki üzerinde başkalarının tesir icra edemediğine mef-ul denir. Mesela, ALLÂH (Celle celalühü) Ma’bud’dur dediğimiz gibi Mevcud’dur da deriz. Bazıları kendilerinin gramer bilgisine sahip olduğunu sanıyorlarsa da, durum hiçde sandıkları gibi değildir.

Nitekim büyük dil bilgini Kamus Şarihi Zebidi (rahmetullahı aleyh) ” ihya’yı ” şerhederken şöyle söylüyor; ” Bâri Teala Mevcud’dur, Binaenaleyh görülmesi mümkündür.” El-Mısbah müellifi ve dil bilgini el-Feyyumi (rahmetullahi aleyh) hazretleri de Mevcud ma’dumun yani, yokluğun zıddıdır demiştir.

KIDEM SIFATI

ALLÂH’ın (Celle celalühü) üzerinden zaman geçmesi manasında değil de Ezeli olması manasında Kadim olması gerekir. Çünkü Kadim ve Ezeli kelimeleri ALLÂH (Celle celalühü) hakkında kullanıldıklarında varlığının evveli yoktur manasına gelir, dolayısıyla ALLÂH (Celle celalühü)  Ezeli’dir, ALLÂH (Celle celalühü) Kadım’dir denir. Ama bu kelimeler mahlukat için kullanıldıkları zaman üzerinden zaman geçmiş, eskimiş manasına gelir. Nitekim ALLÂH (Celle celalühü) Ay  hakkında bir Ayet-i kerime de; 

حَتَّى عَادَ كَالْعُرْجُونِ الْقَدِيمِ

 ”Nihayet O kadim hurma dalı gibi (hilal) olur da geri döner” buyuruyor. (Yasin / 39) Kamus müellifi de “Pramitler Mısır’da birer ezeli, (eski) yapıdırlar” diyor. Evet, şayet ALLÂH (Celle celalühü) Kadim olmasaydı,sonradan meydana gelmiş olur ve bu takdirde bir ihdas edene yani, bir yaratana muhtaç bulunurdu. Bu yaratanın da tekrar bir yaratana ihtiyacı olurdu ve artık arkası kesilmeyecek şekilde bu hadise müteselsilen sürüp giderdi ki, bunlar muhal ve imkansız olan şeylerdir. Şu halde ALLÂH’ın (Celle celalühü) sonradan meydana gelmiş olması imkansız olup Kadim’dir, varlığının evveli, başlangıcı yoktur.

BEKA SIFATI

ALLÂH (Celle celalühü), fena bulmayacak, yok olmayacak manasında Bakidir. Çünkü ALLÂH’ın (Celle celalühü)  Kadım olması gerektiği aklen sabit olduğuna göre böyle bir varlığın aynı zamanda Baki olması da gerekir. Eğer ALLÂH’ın (Celle celalühü)  yok olması mümkün olsaydı, O’ nun Kadım olması düşünülemezdi. Şu halde ALLÂH (Celle celalühü)  kendiliğinden Baki’dir. Ondan başka kendiliğinden Baki olan varlık yoktur. Cennet ve Cehennem Baki iseler de bunlar kendiliklerinden değil, ALLÂH (Celle celalühü) böyle dilediği için Baki, yani Ebedidirler. Aslında Cennet ve Cehennemlin yok olmaları aklen mümkündür.

SEMİ SIFATI

Bu da ALLÂH’ın (Celle celalühü) Zat’ ında var olan Ezeli bir sıfattır. O, sesleri Ezelde ve Ebedde de işitir, Onun işitmesi bizimkine benzemez, işitmek için kulağa ihtiyacı yoktur, tıpkı bilmek için kalbe (akla) muhtaç olmadığı gibi. Ne kadar gizli ve ne kadar uzakta bulunursa bulunsun hiçbir ses ondan kaçamaz. ALLÂH’da (Celle celalühü) işitme sıfatının gerekliğine akli delil şudur;

Eğer ALLÂH’da (Celle celalühü) işitme sıfatı bulunmasaydı, O’nun sağır olması gerekirdi ki! bu ALLÂH(Celle celalühü) için bir noksanlıktır, noksanlık ise O’nun için muhaldir. ALLÂH’ın (Celle celalühü) kulak vasıtasıyla işittiğini söyleyenler sapıtmış ve küfre girmiş olurlar.

BASAR SIFATI

ALLÂH’ın (Celle celalühü)  görmesi aklen gereklidir.O bütün varlıkları ve Zat’ının müktezası gereği  Ezelde ve Ebedde, göze veya her hangi bir uzva ihtiyaç duymaksızın görür. Çünkü hissedici uzuvlar yaratıklara mahsustur.

ALLÂH’ın (Celle celalühü) görme sıfatına sahip olduğuna akli delil şudur; “O eğer görücü olmasaydı, kör olurdu ki ALLÂH (Celle celalühü) için bu bir noksanlıktır, noksanlık ise ALLÂH (Celle celalühü) için muhaldir, imkansızdır.

ALLÂH’ın (Celle celalühü) işitme ve görme sıfatına sahip olduğuna Ayet ve Hadislerden getirilecek deliller şunlardır;

وَهُوَ السَّمِيعُ البَصِيرُ

” O işiten ve görendir” buyuruyor. (Şura / 11)

Efendimiz’de (Sallallahu aleyhi ve sellem); ” İşiten, gören” isimlerini ALLÂH’ın (Celle celalühü)  Esma el- Hüsna’sı arasında saymış olup Hadis-i Şerifı Tirmizi rivayet etmiş ve Hasen Hadislerden olduğunu bildirmiştir.

KELAM SIFATl

Kelam, ALLÂH’ın (Celle celalühü) Ezeli ve Ebedi bir sıfatı olup ALLÂH (Celle celalühü) bu sıfatda konuşmakta, mahlukatına emirler vermekte yasaklar koymakta, vaad ve tehditlerde bulunmaktadır. Ancak O’nun konuşması mahlukatın ki gibi hava akımı veya uzuvların birbirlerine sürtünmesiyle meydana gelen bir sesle olmadığı gibi dudak kapatıp açmak veya dili hareket ettirmek suretiyle çıkarılan harfler vasıtasıyla da değildir (Zira ALLÂH (Celle celalühü) mahlukata has uzuvlardan büsbütün uzak ve münezzehtir.)

Yani, ALLÂH’ın (Celle celalühü) konuşması mahlukata benzemez.

Biz Musa’nın (aleyhi’s-selam) ALLÂH’ın (Celle celalühü) Kelam’ını harfsiz ve sessiz olarak duyduğuna inanmaktayız. Nitekim Mü’minler de ALLÂH’ın (Celle celalühü) Zat’i Uluhiyyetini Ahirette görecekler; fakat bir cevher veya araz olarak değil.. Üstelik akıl harf ve sesin dışındaki şeylerin duyulabileceğini kabul eder.

ALLÂH’ın (Celle celalühü) Zat’ı Ahadiyyetine ait Kelam’ı, bizlerin ki gibi harflerin peşpeşe sıralanmasından meydana gelmez. Bizler ALLÂH’ın (Celle celalühü) Kelam’ını harf ve sesle okuduğumuzdan bizim bu okuyuşumuz Ezeli olmaz.

Kur’an kelimesinden iki mana anlaşılır. Bunlardan biri ALLÂH (Celle celalühü) tarafından indirilen sözlerdir, diğeri ise Ezeli olan Zat’ı İlahiyyenin Kelamı’dır ki, bunun ne harfle ilgisi vardır, ne sesle, ne arapçayla ve ne de diğer dillerle ilişkisi vardır.

Netice olarak ” ALLÂH’ın (Celle celalühü) Kelam’ı ” ifadesiyle eğer ALLÂH (Celle celalühü) tarafından indirilen sözler kasd olunuyarsa bu hadis’tir. ALLÂH’ın (Celle celalühü) yaratmasıyla meydana gelmiştir. İndirilen bu sözlerin bir kısmı Arapça, bir kısmı İbranice ve bir kısmı Süryanice olup Arapça olanına Kur’an, İbranice olanına Tevrat, Süryanice olanına ise İncil denilmiştir. Her ne kadar davud’a (aleyhi’s-selam) indirilene Kur’an denildiği hakkında Hadis varsa da (isimlendirme genelde böyledir). Ancak ALLÂH (Celle celalühü) tarafından indirilen bu sözler ne bir Melek tarafından tasnif olmuştur ve ne de insanoğlu tarafından!

Bu sözler Zat’ı Uluhiyyetin Kelamından ibaret olup bu İlahi Sıfatın Arapçayla, İbranice ve Süryanice ile tavsiiı doğru olmaz. Hepsine ALLÂH’ın (Celle celalühü) Kelam’ı ” denir. Yani ALLÂH’ın (Celle celalühü) Zatıyla kaim olan sıfata da, ALLÂH (Celle celalühü) tarafından indirilen ve O’nun Kelamında ibaret bulunan sözlere de, “ALLÂH’ın (Celle celalühü) Kelam’ı” denir. Bu her iki isimlendirme de hakiki manadır. Çünkü hakikat ya Luğavi, ya Şer’i, yahut da Örfi olur.

Sözümüzü bir örnekle açıklamak gerekirse şöyle söyleyebiliriz; Mesela, ”ALLÂH” (Celle celalühü) Lafza-İ Celali söylendiğinde, EzeIi ve Ebedi olan ALLÂH (Celle celalühü)anlaşılır. ALLÂH’a (Celle celalühü) ibadet ederiz dediğimizde kasdolunan bu Zat’ı İIahi’dir. Lafza-İ Celali yazıp da bu nedir diye sorulduğunda ALLÂH’tır (Celle celalühü) denilir ki kasd olunan şey Lafza-i Celali oluşturan bu harfler, kendisine ibadet ettiğimiz ALLÂH’tır (Celle celalühü), demek olmayıp bu kelime O EzeIi ve Ebedi olan Zat’ı Uluhiyyete işaret ediyor demektir.

İRADE SIFATI

İrade ki meşiyet yani dileme demektir; bu ALLÂH (Celle celalühü)  için gerekli olan Ezeli ve Ebedi bir sıfattır. ALLÂH (Celle celalühü), aklen caiz olan şeylerin yokluğu yerine var olmasını, bir sıfat yerine ötekini, bir vakit yerine diğerini bu İrade sıfatıyla tayin ve tahsis eder.

ALLÂH (Celle celalühü) için İrade edici Dileyici olmasaydı alem diye bir şey olmaz, hiçbir şey varlık sahnesine çıkmazdı. Çünkü alemin varlığı esasında aklen zaruri olmayıp caiz’dir, yani olması da, olmaması da mümkündür. Bizler alemin, ancak varlığının, yokluğuna tercih edilmesi sebebiyle meydana gelebileceğini biliyoruz. Şu halde ALLÂH  (Celle celalühü) İrade edici ve Dileyici’dir. Sonra Ehl-i Hakk’a göre İrade, Meşiyet yani Dileme manasına olup hayır olsun, şer olsun kulların bütün amellerine ve işlerine şamildir.

Evet, hayırlı olsun şerli olsun yapılan bütün işler, küfür ve masiyet, ibadet ve taat gibi her türlü davranışlar ALLÂH’ın (Celle celalühü) İrade ve meşiyetiyle meydana gelmektedir. Bu ALLÂH (Celle celalühü) için (bir noksanlık olmayıp) Kemal’dir. Çünkü ALLÂH’ın (Celle celalühü) Kudret ve Meşiyetinin herşeyi kuşatması ALLÂH’ın (Celle celalühü) Celal ve Azametine layıktır. Çünkü eğer O’nun mülkünde kendisinin dilemediği her hangi bir şey meydana gelseydi, bu ALLÂH’ın (Celle celalühü) aciz olduğunu gösterirdi.

Acziyet ise ALLÂH (Celle celalühü) için muhaldir. Meşiyet, yani Dileme sıfatı İlim sıfatına tabidir. Çünkü O, meydana geleceğini bildiği şeyin yaratılmasını İrade buyurmuştur. Meydana gelmeyeceğini bildiği şeyin ise var olmasını dilememiştir. Sonra meşiyet emire tabi değildir. Mesela ALLÂH (Celle celalühü) İbrahim’e (aleyhi’s-selam) (Celle celalühü) oğlunun kurban edilmesini emretmiş fakat bunun gerçekleşmesini dilememiştir.

Peki, meydana gelmesini dilemediği birşeyi ALLÂH  (Celle celalühü) nasıl (oluyor da) emrediyor diye soruluyorsa; ALLÂH (Celle celalühü)  yapılmasını yasakladığı birşeyin kulları tarafından yapılacağını nasıl biliyorsa, meydana gelmesini dilemediği birşeyi de (kullarına) emredebilir diye cevap veririz.

KUDRET SIFATI

ALLÂH’ın  (Celle celalühü) her şeye Kadir olması gerekir. Burada” şey” kelimesiyle varlığı aklen muhal olmayan, yani aklen mümkün olan şeyler kasd olunuyor. Aklen imkansız olan şeyler varlık sahnesine çıkamayacakları için Kudret sıfatının bu gibi şeylerle ilgili bulunması uygun olmaz.

İbni Hazm (rahmetullahi aleyh), ” ALLÂH (Celle celalühü)  çocuk edinmeye Kadirdir” eğer buna Kadir olmasaydı ALLÂH’ın (Celle celalühü)  aciz olması gerekirdi ” diyenlere bu hususta ınuhalefet göstermiştir. Halbuki onların söylediği bu söz akla uygun değildir. Çünkü ALLÂH’ın  (Celle celalühü) çocuk edinmesi muhal olup, aklen muhal olan bu gibi şeyler Kudret sıfatıyla irtibatlandırılmaz. Kudret’in bir şeyle alakasız oluşu, bazen Kudret ile mevcut olan kusur ve noksanlıktan kaynaklanır ki bu, mahlukat için söz konusudur; bazen de bu şeyin varlık sahnesine çıkması ya aklen imkansız olduğundan, yahut da bu şeyin varlığı (zaten) aklen vacip olduğu için kabul edilmez.

ALLÂH’ın (Celle celalühü)  Kudret sıfatının çocuk edinme gibi muhal şeylere taalluk etmeyişi bir acziyet olmayıp, asıl acziyet bu sıfatın aklen muhal olmayan şeylere, yani mümkünata taalluk etmeyişidir. Şu halde, ALLÂH (Celle celalühü) çocuk edinmeye kadirdir veya bundan acizdir” denilmez.

Bazıları da buna ilaveten, ” taş ne adildir, ne de cahildir” demek nasıl uygun değilse, yukarıdaki ifade de tıpkı bunun gibi uygunsuz ve yersizdir demişlerdir.

Bazı mülhidlerin, “ALLÂH (Celle celalühü) kendisi gibi birini yaratmaya gücü yetmez mi? tarzındaki sözlerine şöyle cevap veririz.

Bu söz aklen muhal olan bir şeyi isbata yeterlidir. Çünkü ALLÂH (Celle celalühü) Ezelidir, şayet O’nun bir benzeri olsaydı bu benzerinin de Ezeli olması gerekirdi, Ezeli bir varlık ise yaratılamaz.

İLİM SIFATI

ALLÂH’ın  (Celle celalühü) İlmi de tıpkı Zat’ı gibi Ezelidir. O Zatını da kendi sıfatını da yarattığı mahlukatını da Ezelen ve Ebeden bilmektedir. ALLÂH’ın (Celle celalühü) varlık sahnesine koyduğu bir şeyi, sonradan meydana gelen bir ilim ile bilmesi düşünülemez. Eğer ilim sıfatının sonradan meydana gelmesi mümkün olsaydı, Kadim olmaması gerekirdi. Çünkü hadisata mahal olan bir şeyin dahi hadis olması kaçınılmazdır.

Nitekim ALLÂH (Celle celalühü);

الآنَ خَفَّفَ اللّهُ عَنكُمْ وَعَلِمَ أَنَّ فِيكُمْ ضَعْفًا

 ”Şimdi ALLÂH, yükünüzü hafifletti; sizde zayıflık olduğunu bildi” (Enfal / 66) Ayet-i kerimede, ALLÂH’ın (Celle celalühü)  bilgisinin tazelendiği gibi bir mana akla gelmemelidir. Çünkü Ayet-i kerime de geçen “bildi” kelimesi, yine Ayet’te geçen “şimdi” kelimesiyle irtibatlı değildir.

Ayet’ in manası “ALLÂH şimdi yükünüzü hafifletti çünkü O, sizde zayıflık olduğunu önceden Ezeli İlmiyle biliyordu” tarzındadır.

Öte yandan ALLÂH’ın (Celle celalühü)   bir Ayet-i kerime de;

وَلَنَبْلُوَنَّكُمْ حَتَّى نَعْلَمَ الْمُجَاهِدِينَ مِنكُمْ وَالصَّابِرِينَ

 ”Andolsun ki içinizden cihad edenlerle sabredenleri bilinceye kadar sizi imtihan edeceğiz” buyuruyor. (Muhammed / 31) mealinde geçen “bilinceye kadar” kelimesi de “belirleyinceye kadar” demektir. Buna göre Ayet’in manası “Andolsun ki içinizde cihad edenlerle sabredenleri birbirinden ayırıncaya ve bunları mahlukatı arasında belirleyinceye kadar” demek olur. İmam Buhari’nin (rahmetullahi aleyh) Ebu Ubeyde Ma’mer bin el-Müsenna’dan (radıyallahu anh) naklettiğine göre ALLÂH  (Celle celalühü)  kimlerin cihad edeceğini ve sabredeceğini önceden biliyordu ifadesi, tıpkı şu Ayet-i kerime’de ALLÂH’ın (Celle celalühü)  buyurduğu;

 ”ALLÂH’ın murdarı temizden ( Mümini kafirden ) ayırması; (Enfal /37) mealindeki Ayet-i kerimede ki ifadeye benziyor.

HAYAT SIFATI

ALLÂH’ın (Celle celalühü)   Hayat sahibi olması gereklidir. O, diridir ancak O’nun hayatı Ezeli ve Ebedi olup ruhla, et, kemik ve kanla değildir, yani O’nun hayatı bizimkine benzemediği gibi her hangi bir yaratığa da benzetilmez.

Şu alemin varlığı, O’nun Hayat sahibi olduğuna açık bir delildir. Eğer O diri olmasaydı varlık diye bir şey olmazdı. Bu alemin hissen, zaruri olarak ve şeksiz şüphesiz varlığı ise sabittir.

VAHDANİYYE SIFATI

Vahdaniyye birlik demektir. ” ALLÂH  (Celle celalühü) birdir” deyince bundan, ALLÂH’ın (Celle celalühü)  Zat’ının cüzlerden, parçalardan oluşmadığı ve O’nun Zat’ına benzer bir varlığın bulunmadığı anlaşılmalıdır. Sonra O’nun Sıfatları kimsenin sıfatlarına; O’nun Fiilleri kimsenin fiillerine benzemez. ” ALLÂH (Celle celalühü) birdir ” sözüyle O’nun sayı yönünden birliği değil, ortağının bulunmadığı kasd edilmektedir. çünkü sayı da matematik olarak ikiye ve daha fazla kısımlara bölünebilmektedir.

ALLÂH’ın (Celle celalühü)  birliğini isbat yolunda şunları söyleyebiliriz.

Yaratıcının mutlaka Diri, Güç ve Kudret sahibi, Alim, Dileyici ve Muhtar (dilediğini ve istediğini bir başkasına bağımlı olmadan yapan) olması gereklidir. Yaratıcının vasıflarının bu saydıklarımız olduğu belli olunca hemen ardından şunu söylemek mümkündür. Eğer alemin iki tane yaratıcısı olsaydı, bunların her ikisinin de diri, güçlü ve kudretli, bilici, dileyici ve muhtar olması gerekirdi. Seçimlerinde birinin diğerine uyma mecburiyeti olmadığından bu iki muhtar arasında anlaşmazlık çıkabilirdi.

Bu durumda biri diğerinin arzusu hilafına bir şey yapmaya kalkınca da mutlaka birinin dediği olur diğerininki olmazdı, yahut ikisinin de kısmen dediği olurdu, yahut da ikisinin de dediği olmazdı. Her ikisinin istek ve arzularının aynı anda ve tam olarak gerçekleşmesi imkansızdır. Böyle olunca ikisinin de aciz olması gerekir. Birinin istek ve arzusunun gerçekleşip diğerinin gerçekleşmemesi halinde ise arzusu gerçekleşmeyen aciz kalmış olur ki aciz olan ne İlah olabilir, ne de Kadim .. Bu, tevhid ehli nezdinde” Temanü ” delili (bir şeyin doğruluğunun diğerinin doğruluğuna mani olması demektir.Bir şey ya doğru olur yada yanlış.Bir şeyin aynı anda hem doğru hemde yanlış olması düşünülemez.Zira iki zıt bir arada olamaz) diye bilinen bir husustur.

Nitekim ALLÂH (Celle celalühü)  bir Ayet-i kerimede;

لَوْ كَانَ فِيهِمَا آلِهَةٌ إِلَّا اللَّهُ لَفَسَدَتَا

 ” Eğer yer ve gökte ALLÂH’tan başka ilahlar bulunsaydı yer ve gök’ün nizamı kesinlikle bozulup gitmişti ” buyuruyor. (Enbiya / 22)

KIYAM BİNNEFS SIFATI

EI-Kıyam Binnefs, ALLÂH’ın (Celle celalühü) hiç kimseye ihtiyaç duymaması, varlığını tayin ve tesbit edecek birine muhtaç bulunmaması demektir. Çünkü başkasına muhtaç olmak Kıdem sıfatına aykırıdır ki Kıdem ve Beka sıfatlarınm gerekliliğini daha önce ispatlamıştık.

MUHALEFETÜN LİL HAVADİS SIFATI

ALLÂH’ın (Celle celalühü) hadisata, yani sonradan yaratılan mahlukata benzememesi şarttır. ALLÂH  (Celle celalühü) hiçbir mahlukata benzemez; O ne bir yer işgal eden cevherdir, ne de arazdır. Cevher, bir yer işgal eden ve başkasının varlığına bağlı olmayan şeylere denir ki cisimler bu nev’ı varlıklardır. Araz ise varlığı başkasının varlığına bağlı bulunan, hareket etme, durma, toplanma, ayrılma; renkler, tatlılar ve kokular gibi şeylere denir. işte bu yüzdendir ki imam ebu Hanife (rahmetullahi aleyh), ” Yaratan yarattıklarına nasıl benzeyebilir ” demiştir.

İmam Beyhaki’nin (rahmetullahi aleyh) el-Esma ve es-Sıfat adlı eserinde naklettiğine göre Ebu Süleyman el-Hattabi de (rahmetullahi aleyh); Bizlerin ve bütün müslümanların, Rabbimizin bir surete, bir şekle sahip olmadığını bilmesi gerekir.

Çünkü suret keyfiyeti (nasıllığı) gerekli kılar ki, bu hem ALLÂH (Celle celalühü) , hem de O’nun sıfatları hakkında düşünülemez.

Keyfiyetin bazen hakikat manasında kullanıldığı olur. Mesela, şu şiirde keyfiyet, hakikat manasında kullanılmıştır.

Bir kimse diğer birinin
Keyfiyetini idrak edemezken
Nasıl olur da Kadım
Ve Cebbar ALLÂH’ ın (Celle celalühü)Keyfiyeti idrak olunabilir.

Üçüncü asrın, yani yüzyılın, ” Asırlar içinde en hayırlısı benim asrımdır, sonra bunu takib eden ve sonrada bunu takib eden asır diğer asırların en hayırlılarıdır” mealindeki Hadis-i Şerifte hayırlı asırlardan olduğu belirtilmiştir. işte bu üçüncü asırda yaşayan İmam Ebu Cafer Tahavi (rahmetullahi aleyh) hazretleri de ” Kim ALLÂH’ı (Celle celalühü) beşeri mefhumlar dan bir mefhumla vasıflandırırsa kafir olur” demiştir.

ALLAH’IN (CELLE CELALÜHÜ) SIFATLARININ HEPSİ NOKSANSIZDlR

ALLÂH’ın (Celle celalühü) Sıfatları Ezeli ve Ebedi’dir. ALLÂH  (Celle celalühü) Zat’ı Ezeli olduğundan, O’nun sonradan meydana gelmiş, Ezeli olmayan bir sıfatı yoktur. Mahlukatın sıfatı ise hadistir, sonradan meydana gelmiştir. Üstünden en üstüne doğru gelişme ve yenilenme kaydedebilir.ALLÂH’ın (Celle celalühü) ilmi hiçbir şekilde yenilenme kaydetmez. ALLÂH (Celle celalühü) herşeyi Ezeli ilmi, Ezeli Kudreti ve Ezeli iradesiyle yaratmıştır.

ALLÂH (Celle celalühü) geçmiş, şimdiki ve gelecek zamanları Ezeli İlmiyle kuşatmıştır. ALLÂH’ın  (Celle celalühü) bir Ayet-i kerimede;

وَلَنَبْلُوَنَّكُمْ حَتَّى نَعْلَمَ الْمُجَاهِدِينَ مِنكُمْ وَالصَّابِرِينَ

”Andolsun ki içinizden cihad edenlerle sabredenleri bilinceye kadar sizi imtihan edeceğiz ” (Muhammed /31) mealindeki Ayet-i kerimenin manası, ALLÂH   (Celle celalühü) haklarında her hangi bir bilgiye sahip değilken imtihan ve sınamayla cihad edenlerin durumunu bilecek demek değildir, bu ALLÂH (Celle celalühü)  için söz konusu olamaz.

Ayet’in manası, “içinizden cihad edenlerle diğer sabredenleri ve bunları mahlukatı arasında belirleyinceye kadar demektir.

ALLÂH’ın (celle celalühü) İlmi tazeleniyor ve gitgide yeni ilimler kazanıyor diye söyleyenler kafir olurlar.

ALLÂH (Celle celalühü) Kemal Sıfatlarla Muttasıftır. O’nda noksan bir Sıfatın bulunması muhaldir. asla mümkün değildir.  Ayet-i kerimede;

وَلِلّهِ الأَسْمَاء الْحُسْنَى

”En güzel İsimler O’nundur.”(Araf /180)Yine bir Ayet-i kerimede;

وَلِلّهِ الْمَثَلُ الأَعْلَىَ

”En Yüce Sıfatlar ALLÂH’a aittir.” (Nahl / 60). ALLÂH (Celle celalühü)  Ali-İmran suresinin 54. Ayetinde ise;

وَمَكَرُواْ وَمَكَرَ اللّهُ وَاللّهُ خَيْرُ الْمَاكِرِينَ

 ” (Yahudiler) tuzak kurdular; ALLÂH da onlara tuzak kurdu. ALLÂH tuzak kuranların en hayırlısıdır” mealindeki Ayet-i kerimesinde geçen tuzakla ilgili olarak şunu söyleyebiliriz:

Mahlukat açısından bakıldığında tuzak, hile kullanarak başkalarına zarar vermek için yapılan oyun ve kurnazlıktır. Ama ALLÂH’ın (Celle celalühü)  tuzak kurması ise, tuzak kuranları farkına yaramayacakları bir şekilde aynı cinsten bir ceza ile cezalandırılması demektir. Başka bir ifadeyle ALLÂH (Celle celalühü), tuzak kuranların kurdukları tuzağa ceza vererek hilecilere zarar yerme bakımından bütün düzenbazlardan çok daha güçlüdür.

Aldatma manasında tuzak kurma ALLÂH (Celle celalühü) hakkında düşünülemez. Nitekim ALLÂH (Celle celalühü) bir Ayet-i kerimesinde;

اللّهُ يَسْتَهْزِىءُ بِهِمْ

Gerçekte ALLÂH onlarla istihza eder” (Bakara /15) mealindeki Ayet-i kerimede geçen ” istihza eder” ifadesi de, istihzalarına karşı ALLÂH  (Celle celalühü) onları cezalandırır demektir.

Kur’an’da ve Sahih Hadislerde geçen yüz, el, göz, rıza ve hoşnudluk, gazap ve benzeri ifadelerle tercüme edilebilen şeylerin bizim ellerimiz, yüzlerimiz, gözlerimiz gibi birer uzuv olmadığına; gazap ve hoşnudluğun da bizim infiallerimiz (Hissi olarak etkilenme) cinsinden şeyler olmadığına aksine bunların, hakikatını ALLÂH’ın (Celle celalühü) bildiği birer sıfat olduklarına inanırız. Ulema bu hususta işte böyle söylüyorlar.

Çünkü ALL’AH’da (Celle celalühü) uzuy bulunması. Şura suresinin onbirinci Ayet-i kerimesinde;

 لَيْسَ كَمِثْلِهِ شَيْءٌ

”O’nun benzeri hiçbir şey yoktur,” diğer bir Ayet-i Celilesinde;

وَلَمْ يَكُن لَّهُ كُفُوًا أَحَدٌ

 ” O’nun hiçbir dengi yoktur” (İhlas /4) mealindeki Ayet-i kerimeleri hükmünce muhaldir, imkansızdır.

ilim ehli buyuruyor ki; Eğer ALLÂH’ın (Celle celalühü) uzuv ve cisim manasında gözü olsaydı, mutlaka onun bir değil. birçok benzeri olurdu. Ölüm, yok olup gitme, değişme ve gelişme gibi sonradan yaratılan mahlukat için düşünülebilen şeyler ALLÂH  (Celle celalühü) içinde mümkün olurdu ki bu da; ALLÂH’ın (Celle celalühü) değişime uğramasının bir halden diğerine geçişinin imkansızlığı hakkındaki akli delilin gereklerine ters düşerdi.

Bu hususta aklı arka plana itmek doğru değildir; çünkü akıl Şer-i Şerifin bir şahidi olduğundan Şeriat ancak aklın kabul edebileceği şeyleri gündeme getirir. Evet, cisim ve cisimle alakalı hususlar, yani cisme arız olan haller kaçınılmaz bir şekilde sonradan oluşmuştur ve bunlar bir ihdas edene ve yaratana muhtaçtırlar. Şu halde bu özellikleri taşıyan bir şeyin bir yaratıcısınm bulunması şarttır ve başkasına muhtaç olanların ise ilah olmaları mümkün değildir.

BİSMİHİ TEALA
 
Günah işlemek ve pişman olmamak

Katı kalpli olmak ve Kur’ân okumak istememek

İyi ameller için tembel hissetmek (geç namaz kılmak gibi)

 Sünnetleri terketmek.

Çok farklı ruh hallerine sahip olmak (genelde huzursuz olmak, çabuk üzülmek gibi)

 Kur’ân’dan âyetler duyunca pek bir şeyler hisstememek (veya meal okuyunca azap ayetlerinde, müjde ayetlerinde hissiz kalmak gibi)

ALLÂH’ı (Celle celalühü) hatırlamakta ve tesbih etmekte zorlanmak:

İslamiyet aleyhinde bir şeyler yapıldığında rahatsız olmamak.

 Makam, şöhret, para hırsında olmak.

Cimri ve pinti olmak, fakirlere yardımda bulunmamak.

 Başkalarına iyi şeyler yapmalarını söyleyip kendisi yapmamak.

Başkaları için işler iyi gitmediğinde bundan hoşlanmak.

Bir şeyin helal veya haram olmasıyla yetinmek, mekruh (şüpheli) olanlardan kaçınmamak.

Basit gibi görünen amelleri işleyenlerle dalga geçmek (cami süpüren, temizlik yapan insanlar gibi.

 Müslümanların hazin durumu için üzülmemek.

İslamiyet için bir şeyler yapmak şuurunda olmamak.

Sırf kavga etmek için insanlarla kavga etmeyi sevmek.

 Dünyevî konularda hemen kendini kaptırmak (sadece maddi bir şeyler kaybettiğinde üzülmek gibi)

 Başkaları hakkında saplantılı, önyargılı olmak.

Buraya kadar tamam, peki nasıl bunları düzelteceğiz?

Kur’ân’ı Kerim okumalı ve manası öğrenilmeli O zaman kalplerimize “Sekine” (Huzur, rahatlık) gelir.Bundan en güzel istifade için Cenab-ı Hakkın (Celle celalühü) kendinizle konuşuyormuş gibi düşünün.Kur’ân’da insanlar farklı kategorilerde tarif edilir, size en uygun olanı bulun.

ALLÂH’ın (Celle celalühü) büyüklüğünü düşünün. Her şeyin anahtarı O’nun elindedir. Kâinatta O’nun büyüklüğünü gösteren sonsuz deliller vardır. Her şey onun izniyle olur. Kara bir gecede, kara bir taşın üstündeki kara karıncanın ihtiyacını gözeten O’dur.

 Bazı temel bilgileri öğrenmek için bi çaba sarfedin. Mesela güzel abdest almak, doğru temizlik yapmak gibi. Cenab-ı Hakk’ın (Celle celalühü) isimlerini ve kâinattaki tecellilerini öğrenmeye çalışın. Unutmayın, takva sahibi insanlar, bilgisi olan insanlardır “ALLÂH’dan kulları içinde en çok âlimler korkar” (Âyet-i Kerime meali)

Cenab-ı Hakk’ın (Celle celalühü) hatırlandığı topluluklarda bulunmaya çalışın. Buralar meleklerin bulunduğu mekânlardır.

Güzel amellerimizi arttırmalıyız. Bir güzel amel başka güzel bir amele kapı açar. Cenab-ı Hak (Celle celalühü) sadaka veren için kolaylıklar ihsan eder ve iyi amel işlemesini kolaylaştırır. Güzel ameller az da olsa devamlı yapılmalıdır.

Hayatımızın sonunun sefillik içinde geçmesinden korkmalıyız; ölümü hatırlamak lezzetleri tahrib eder “Lezzetleri acılaştırıp tahrib eden ölümü çokca zikrediniz”(Hadis-i Şerif meali.

Ahiretin farklı mertebelerini hatırlayın. Öldüğümüz zamanı, sorguya çekildiğimiz zamanı, sonraki yerimizi.

 Dua edin, Cenab-ı Hakk’a (Celle celalühü) olan ihtiyacımızı hatırlayarak. Alçak gönüllü olan. Bu hayattaki maddi dertleri büyütmeyin.

 Cenab-ı Hakka (Celle celalühü) olan muhabbetimiz fiillerimize yansımalı. Cenab-ı Hakkın (Celle celalühü) dualarımızı kabul edeceğine inanmalıyız. Yanlış yaptığımızda korkusunu hissetmeliyiz. Gece uyumadan önce geçen günün muhasebesini yapmalıyız.

Günahların ve emirlere uymamanın etkilerini düşünmeliyiz- biri güzel ameller işleyip imanı artmış, bizim imanımız kötü ameller yüzünden azalmış. Başımıza felaketler afetler geldiğinde bunlarının birer ikaz, tokat olduğunu da unutmamalıyız.

Gonderen Karasahin
Kategori : Akaid
Tags:

Yorumlar (0)