Ağustos, 2008 Arsivi

Ramazan Ayi Ve Oruç Ile Ilğili Fetvalar
 
BİSMİHİ TEALA

Soru: Oruçlu iken banyo yapmanın oruca zarar varmıdır?

Oruçlu iken banyo yapmak,orucu bozmaz.Sıcaklardan dolayı harareti azaltmak için ağza,burna su almakve soğuk su ile yıkanmak,oruca zarar vermez.Fakat bu,İmam- Azam’a (rahmetullahi aleyh) göre ibedete ıstırab göstermek olduğu için mekruhtur.

Soru: Oruçlu iken misvak,diş fırcası kullanılabilir mi?

Oruçlu iken misvak kullanmanın mekruh olduğu konusunda görüşler olsa da,sahih olan görüş,bir kerahatin olmadığıdır.Üzerinde diş macunu olmayan bir fırca ile dişleri fırçalamak da misvak kullanmak hükmündedir.Ancak üzerine diş macunu konar ve az da olsa boğaza giderse,oruç bozulur ve kazası gerekir.

Soru:Kan vermek oruçu bozar mı?

Oruçluyu halsiz düşürecek kadar kan aldırmak mekruhtur.Böyle bir tehlike yoksa kan aldırmakta sakınca yoktur.Mutlaka sağlık yönünden aldırılması gerekiyorsa bunu iftardan sonraya bırakılması uygun olur.

Soru:Oruçlu iken vücuda merhem,krem vb.şeyler sürmek orucu bozar mı?
Derideki gözeneklerden içeri giren merhem vb. şeyler orucu bozmaz.Çünkü bu gibi şeylerin orucu bozabilmesi için tabii yollardan içeri girmesi gerekir.Ancak vücut ta derin bir yaraya sürülen ilaç içeriye veya dimağa kadar nüfuz ederse orucu bozar,kazayı gerektirir.

Soru:Astım hastalarının kullandığı nefes açıcı sprey ilaç kullanmak orucu bozar mı?

Nefes darlığı çeken hastaların rahat nefes almalarını sağlayan oksijen ilaçlı suyu,spreyi sıkmak orucu bozar.Çünkü bu, yalnızca bir hava değildir,İlaçtır.Boğaza ulaşıp tükürük ile de mideye ulaşmaktadır.
Bile bile midesine veya genzine duman sokmak orucu bozar ve yalnız kaza gerekir.Binaenaleyh astım hastalarının kullandığı nefes açıcı fısfıs orucu bozar.Çünkü o sadece hava değil,nefes açıcı ilaç içeren özel bir havadır.

Soru:Göze akıtılan,damlatılan ilaç orucu bozar mı?

Göze ilaç damlatmak ve göze sürme çekmek orucu bozmaz.

Soru:Burna ilaç damlatmak orucu bozar mı?

Burna ilaç akıtmak orucu bozar ve kaza gerekir.

Soru:Kulağa ilaç damlatmak orucu bozar mı?

Kulağa ilaç,yağ damlatmak orucu bozar ve kaza gerekir.Fakat kulağa giren su,orucu bozmadığı gibi,kulağa dökülen su da,tercih edilen görüşe göre orucu bozmaz.Kulak kirini temizlemek için çöp sokmak da orucu bozmaz.

Soru:Oruçlu iken iğne vurulmak orucu bozar mı?

Günümüzde iğne vurularak ilacın kan dolaşımıyla vücudun her tarafına yayıldığı tıbben kesinlik kazanmıştır.Böylece ilacın beyne ve karın boşluğuna ulaşması hususunda tereddüde yer kalmamıştır.Bu sebeple zaruret yoksa,iğne vurulmayı iftardan sonra bırakmalıyız.Gündüz zorunlu bir sebeple iğne vurulan bir kimsenin,orucunu kaza etmesi gerekir.

Soru: Dil altına konan ilaç orucu bozar mı?

Yenilmesi kastedilmeyen ve kendisinden kaçınmak mümkün olmayan bir şeyin içeri girmesi orucu bozmaz.Bu sebeple ilaçların tadı orucu bozmaz.Fakat ilacın kendisinin içeriye gitmesi orucu bozar.

Soru:Oruçlu bir kimse diş tedavisi yaptırabilir mi?

Yaptırabilir.Fakat tedavi sırasında kan veya kullanılan bir malzeme boğaza ulaşır veya içeri kaçarsa,oruç bozulur.Bu nedenle en doğrusu,bu tip tedavilerin iftar sonrasına bırakılmasıdır.

Soru:Bir kadın Ramazan da adet geciktirici ilaç kullanarak orucunu tutarsa,kabul olur mu? Bu günleri kaza etmesi gerekir mi?

Öncelikle bir bayanın dini vazifelerini yerine getirmek için adet geciktirici ilaç kullanması dinen tavsiye olunmaz.Çünkü bu gibi ilaç kullanmalar tabii olan bir duruma müdahale olup tedavisi zor ve imkansız olabilecek düzensiz adetlere,kadın hastalıklarına sebep olabilir.İlla da kullanılacaksa,mutlaka uzman doktora başvurarak onun tavsiyesi doğrultusunda kullanılmalıdır.Bu şekil de ilaç kullanarak tutulan oruçların kaza edilmesi gerekmemektedir.

 

Soru: Kusmak orucu bozar mı?

Kendi kendine gelen kusuntu,orucu bozmaz.Fakat isteyerek , kasıtlı meydana gelen kusuntu ise,orucu bozar ve kaza gerekir.Bu sebeple,kendi kendine gelen bir kusuntu da olsa,ağızdan geriye gitmesi muhtemel olduğundan ,orucun kaza edilmesi daha uygun olur.

Soru: Oruçta niyet şart mıdır?

Şarttır. Sadece kalben niyet edilmesi yeterli iken, niyetin dil ile de söylenerek kuvvetlendirilmesi sünnettir.Sahura oruç tutmak niyeti ile kalkmak da niyet yerine geçer.

Soru:Gece sahura yalkmak için yattık fakat uyuya kaldık. Böylece imsak vakti geçti. Oruca nasıl niyet edebiliriz?

Sahura kalkmaz için yatmanız niyet yerine geçmektedir.Bu şekilde orucunuzu tutabilirsiniz.

Soru: Gece misafirlikten geç geldiğimiz için sahuru erken yapıp yattık. İmsak vakti daha çıkmadan uyanmıştım. Yediğim yemeklerden dolayı çok susamıştım.Fakat sahuru yaptığım için su içmeye tereddüt ettim ve içmedim. İçebilir miyim?

Evet içebilirsiniz. Çünkü oruç ibadeti sahur ve niyet ile başlamaz; imsak vaktinin sona ermesi ile başlar.

Soru: Oruca hiç niyet etmeyen kimse,iftara kadar yiyip içebilir mi?

Eğer bu kimse hasta,yolcu veya ileri derece de yaşlı ise,yiyip içebilir.Fakat böyle bir özre sahip olmadan oruca hiç niyet etmeyen bir kimsenin,akşama kadar bir oruçlu gibi davranması gereklidir.

Soru: Ramazan orucuna niyet nasıl ve ne zaman edilmelidir?

Ramazan orucu için niyetin vakti güneşin batmasından başlar ve ertesi günün öğle vaktinden biraz öncesinde (zeval vakti) son bulur. Ve niyette,tutulacak orucu belirtmek , tayin etmek şart değildir. Fakat imsak vaktinden sonra niyetlenebilmek için , o ana kadar bilerek veya unutarak oruç bozucu bir davranışta bulunmamış olmak şarttır. V oruca niyet anından değil, günün başlangıcından itibaren niyet edilmelidir.

Soru: Ramazan orucuna toptan niyet edilebilir mi?

Hayır edilemez.Her günün orucu ayrı bir ibadet olduğu için, her gün için ayrı niyet etmek gereklidir. Bu yüzden bir günün orucunda ki bozukluk , diğer günlerin orucunun sıhhatine engel olmaz.

Soru: Az miktarda tuz yemek orucu bozar mı?

Az miktar da tuz yemek orucu bozar ve kefaret gerektirir. Çok miktar da tuz yemek ise, orucu bozar fakat yalnız kaza gerektirir.

Soru: Sakız çiğnemenin oruca bir zararı var mıdır?

Önceden çiğnenmiş , tadı alınmış bir sakızı çiğnemek orucu bozmaz,fakat bu mekruhtur.

Soru: Hamile-süt emziren veya çalışan kadınlar oruçlarını yiyebilirler mi?

Hamile veya emzikli kadınlar, oruç tuttukları takdirde kendilerine veya çocuklarına bir zararın geleceğinden endişe ederlerse hasta hükmünde olurlar ve oruçlarını bozup daha sonra kaza edebilirler.Fakat çalışan kadınlar, sırf bu yüzden oruçlarını yiyemezler.

Soru: Bir kadın oruçlu iken yemeğin tadına bakabilir mi?

Kocası sinirli ve huzursuzluk çıkarabilecek olan bir kadın, dil ucu ile yemeğin tadına bakabilir. B u mekruh olmaz.

Soru: Şevval ayındaki altı gün orucu tutmak istiyorum. Bunun için kocamdan izin almam gerekli midir?

Bir kadının, kocasının izni olmaksızın nafile oruç tutması mekruhtur. Kocası, bu nafile orucu bozdura bilir. Kadın da daha sonra kocası izin verince veya kocasından ayrı düşünce bu orucu kaza eder.

Ebu hureyre’den (radıyallahu anh) rivayete göre peygamber (Sallallahu aleyhi ve sellem) efendimiz:
”Kadın,kocası yanında iken onun izni olmadan Ramazan dışında oruç tutamaz,tutmasın ve kocası yanında iken onun izni olmadan hiç kimsenin evine girmesine müsaade edemez,etmesin” buyurmuşlardır. (ebu davud / sıyam; 74; no: 2458)

Hadis-i şerif: Bir kadının,kocası yanında iken onun izni olmadan nafile oruç tutmasının caiz olmadığını ifade etmektedir. Bunun sebebi: Kocasının kendisinden her an faydalanma hakkına sahip olmasıdır. Kocasının bu hakkı, nafile ibadet ile zayi edilemez.

Soru: Bir koca hanımının farz olan bir orucu tutmasına engel olabilir mi?

Kendisine Ramazan orucu farz olan bir kadına, kocası bu orucu tutmasına mani olamaz. Engel olmaya kalkışırsa, ona itaat edilmez. ALLAH’a (Celle celaluhu) isyan olan yerde kimseye itaat edilemez.

Soru: Bir kimse oruçlu iken hanımını şehvetle öpebilir mi?

Oruçlu kişi şehvetle karısını öpebilir.Eğer kendisine sahip olacağından eminse bunu bir mahzuru yoktur. Ancak emin değilse mekruh olur.

Soru: Adet halinde olan bir kadın mukabele dinlemeye nasıl devam edebilir?

Özürlü olan bir kadın Kur’an dinleyebilir. Sadece eğer mukabele camide yapılıyorsa , camiye mukabeleyi dinlemek,takip etmek için giremez. Ama cami dışında bir yerde okunuyorsa yine gidilir ve dinlenebilir.Bundan da anlaşılıyor ki , özürlü halde bulunanlar Kur’an-ı Kerim’i dinleyebildikleri gibi, mevlidi ve diğer kasideleri de dinleyebilirler.Özürlü halde bulunmaları böyle dini merasimlere gitmelerine engel teşkil etmez.Yeter ki girilmesi caiz olmayan cami içinde icra edilmesin.

Soru: Adet hali gören bir kadın aralıksız kefaret orucunu nasıl tutabilir?

Kefareti tutan bir kadının ayhalinin başlaması,kefareti bozmaz.Kadın temizleninceye kadar ara verir ve temizlendikten hemen sonra kefaret orucuna devam eder.Loğusa hali için bu geçerli değildir.

Soru: Uykusunda cünüp olan bir kimsenin orucu bozulur mu?

Bozulmaz. Uyanınca banyo yapar ve oruca devam eder.

Soru: Cünüp olarak sabahlayanın durumu nedir?

Sahur vakti bitmeden yıkanma imkanı varken, yıkanmayıp o şekilde cünüp olarak sabahlamak mekruhtur.

Soru: Unutarak yemek-içmek orucu bozar mı?

Hayır bozmaz.Fakat kişinin oruçlu olduğunu hatırladığı gibi, yemeği içmeyi bırakması gerekir.Yoksa oruç bozulur ve kaza gerekir.

Soru: Uyku halinde iken yemek-içmek orucu bozar mı?

Bozar.Çünkü uyku hali, unutma ve yanılma ile aynı değildir.Yemek ve içmek uykuya mani olacak bir haldir.Uyurken yemek ve içmek orucu bozar ve yalnız kaza gerekir.

Soru: Televizyonda okunan ezana uyarak orucumuzu açtık.Daha sonra bu ezanın başka bir şehre ait olduğunu, dolayısıyla iftar vakti girmeden orucumuzu açtığımızı öğrendik. Ne yapmamız gerekir?

İftar vakti girmeden hata ile vaktin girdiğini zannederek iftar edilirse, oruç bozulur ve yalnız kaza gerekir.

Soru: Parfüm-kolonya kullanmak orucu bozar mı?

Parfüm ve kolonya kullanmak ve koklamak orucu bozmaz.

Soru: Oruçluyken makyaj yapmak orucu bozar mı?

Krem sürmek, makyaj yapmak veya yaptırmakla oruç bozulmaz. Ancak,makyaj malzemeleri, herhangi bir şekilde ağız yada burun yoluyla boğaza ulaşması halinde oruç bozulur.

Soru: Hangi günlerde oruç tutulmaz?

Ramazan bayramının ilk günü ile kurban bayramının dört günü oruç tutmak, tahrimen (harama yakın) mekruhtur.Çünkü bu günler ziyafet günleridir.

Soru: Cuma günü oruç tutulabilir mi?

Yalnız Cuma veya cumartesi günü de ve özellikle Muharrem ayının aşure günü denilen yalnız onuncu gününde oruç tutmak tenzihen mekruhtur. Fakat kaza ve kefaret orucu ya da adak orucu bu günlere denk gelirse ,mekruh olmaz.

Soru: Üç aylarda aralıksız oruç tutmanın hükmü nedir?

Ramazan ayında oruç tutmak farzdır.Recep ve Şaban aylarında ise; peygamber (Sallallahu aleyhi ve selem) efendimizin diğer aylara oranla daha fazla nafile olarak oruç tuttuğu hadis kaynaklarında yer almaktadır. Bunun dışında pazartesi,Perşembe günleri ile Hicri ayların 13,14 ve 15′i gibi belirli günlerde nafile oruç tuttuğu bilinmektedir.

Ancak Recep ve Şaban aylarında peygamber (Sallallahu aleyhi ve selem) efendimizin aralıksız oruç tuttuğuna dair sahih kaynaklarda herhangi bir rivayet bulunmamaktadır.Bu itibar ile, Recep ve Şaban aylarının aralıksız olarak oruçlu geçirilmesinin dini bir dayanağı yoktur.Hatta sağlığına zarar verecek veya zayıf düşecek kişilerin böyle aralıksız oruç tutmaları uygun değildir.

Soru: Şevval ayında tutulan altı gün oruçlarının hükmü nedir?

Ramazan’ı takip eden şevval ayında toplam altı gün oruç tutmak müstehaptır.Bu altı gün,peş peşe tutulabileceği gibi ,güzel olan haftada iki gün olarak tutulmasıdır.Bu iki gün pazartesi ve Perşembe olursa,böylece peygamber (Sallallahu aleyhi ve selem) efendimizin bir başka sünneti de yerine getirilmiş olunur.

Soru: Aşure günü oruç tutmanın hükmü nedir?

Muharrem ayının onuncu günü Aşure günüdür. Yalnız nu onuncu gününde oruç tutmak mekruhtur.Çünkü o günde oruç tutan gayrimüslimlere muhalafet etmek için peygamber (Sallallahu aleyhi ve selem) efendimiz,ya bir gün öncesi,ya da bir gün sonrası ile oruç tutulmasını emir buyurmuş,böylece Müslüman olmayan milletlere benzememeyi öğütlemiştir.

 
Soru: Ramazanı karşılamak amacı ile oruç tutulabilir mi?

Peygamber (Sallallahu aleyhi ve sellem) efendimiz, sırf Ramazan’ı karşılamak amacı ile tutulan bir-iki günlük oruce men etmiştir.Fakat daha önceden oruç tutmayı adet edinenlerin bu günlere rastlayan oruçları ile kefaret,kaza ve adak gibi kişinin borçu olan oruçlar yasağın kapsamına girmez.

Soru: Kaza oruçlarının aralıksız mı tutulması gerekir?

Tututlmayan veya başlanıp da kasıt olmadan bozulan Ramazan oruçlarının kaza edilmesi gereklidir.Kazaya kalan oruçlar,tutulması mekruh olan günler dışında peş peşe ve aralıklı tutulabilir.Ayrıca kaza oruçlarının fazla geçiktirilmeden tutulmaları önemlidir.Zira ölüm her an gelebilir.

Soru: Nafile orç bozulursa ne yapılmalıdır?

Nafile oruçlar,farz veya vacip olmamasına rağmen,kişinin kendi arzusu ile sevaba erişmek için ibadet amacıyla tuttuğu sünnet,müstehab ve mendup oruçlardır.Başlanılan bir ibadetin tamamlanması gereklidir.Bu yüzden herhangi bir sebeple bozulan nafile oruçların kazası vaciptir.

Soru: Uçakla seyahat eden bir kimse orucunu nasıl tutar?

Seyahate çıkan kişilerin, imsak ve iftarları bulundukları yere göre yapmaları gerekir.Uçakla seyahat eden oruçlu kişilerde, uçuş esnasında uçağın bulunduğu yere göre iftar ve imsak yapmalıdırlar.Ancak çok hızlı uçaklarla kıtalar arası yolculuk yapılması durumunda,imsak ile iftar arasında süre,anormal ölçüde kısa vaya uzun olabilmektedir.Bu durumda,yolculuk yapacak kişi orucunu kazaya bırakabilir.Ancak oruca başlanmış ise,imsaka başladığı yere göre değil,bulunduğu yere göre iftar etmesi gerekir.

Soru: Oruçlunun sigara dumanını içine çekmesi orucu bozar mı?

Sigara dumanının havaya karışmış halini teneffüs etmek orucu bozmaz.Çünkü insan hava alamak zorundadır.Teneffüs olayı yeme,içme ile ilğili değildir.Fakat bilerek,isteyerek sigaranın tütmekte olan dumanını,buhurdanlığın dumanını içine çekmek,duman üzerinde nefes almak orucu bozar.

Soru: Namaz kılmayan bir kimse oruç tutabilir mi?

Tutabilir.Çünkü namaz,orucun şartı değildir.Her ibadet kendi içinde değerlendirilir.Fakat oruçlu kılınan namaz daha faziletlidir.

Soru: Oruç tutmayan bir kimse teravih namazı kılabilir mi?

Kılabilir.Teravih namazı orucun değil,vaktin sünnetidir.Bu nedenle oruç tutmayan kimse, teravih namazı kılabilir.

Soru: Alkollü bir kimse oruç tutabilir mi?

Bir kimse alkollü iken oruç tutamaz,namaz kılamaz.Alkolün tesiri geçip kişi bilincine sahip olunca,oruç tutabilir.Çünkü ibadetlerde bilincli olmak şarttır.

Soru:Gıybet etmek orucu bozar mı?

oruçluyken gıybet etmek,yalan konuşmak ve benzeri cahilce davranışlarda bulunmak orucu bozmaz.Fakat bu tür davranışlar oruöluya yakışmaz ve tutulan orucun sevabının azalmasına sebep olurlar.

Soru: Bayram günlerinde oruç tutabilir miyiz? Oruç tutmanın yasak olduğu günler var mıdır?

Ramazan-ı şerif bayramının birinci gününde ve kurban bayramının dört gününde oruç tutmak tahrimen mekruh,yani haramdır.

Ebu Hureyre’den (radıyallahu anh) rivayete göre peygamber (Sallallahu aleyhi ve sellem) efendimiz bu günlerde oruç tutmayı yasaklamıştır.

Çünkü bu günler,Nübeyşetü’l-Hüzeli’den (radıyallahu anh) rivayet edilen hadis-i şerifte de belirtildiği gibi,ALLAH’ın (Celle celaluhu) kullarına birer ziyafet günüdür,yemek-içmek ve ALLAH’ı (Celle celaluhu) zikretmek günleridir.Binaenaleyh, bundan kaçınmak uygun değildir.Yasak olduğunu bilmeyerek bu günler de oruç tutulmaya başlanılacak olursa bozulur,kaza edilmesi gerekmez.

Soru: Ramazan ayında tutamadığım oruçlar var.Şevval ayı orucuna hemen mi başlamalıyım,yoksa kaza oruçlarını bitirdikten sonra mı altı gün orucunu tutmalıyım?

Ramazan orucunun kazası farzdır.Bu sebeple kişinin vakit kaybetmeden bir an önce kaza oruçlarına başlaması gerekmektedir.Ölüm her an gelebilir.Fakat Şevval ayında tutulması tavsiye edilen altı gün orucun sevabı da pek önemlidir.Kişi bu niyetle vakit kaybetmeden kaza oruçlarını tutmalı ve ardından Şevval orucunu tamamlamalıdır.

FİDYE İLE İLGİLİ MESELELER:

Soru: Fidyeyi 10 YTL üzerinden hesaplayarak verdim.Fidyeyi Diyanet tarafından açıklanan dan daha düşük fitre fiyatından verebilir miyim?

Fidyeyi Diyanet tarafından açıklanan dan daha düşük fitre fiyatından verebilirdiniz.Ancak imkan dahilinde fidyeyi de,verdiğiniz fitre miktarından,yani 10 YTL olarak vermeniz daha makbul olur.

Soru: Ramazan orucu fidyesinin verilme zamanının başlanğıç ve bitiş vakitleri var mıdır?Fidye ne zaman verilmelidir?

Ramazan orucu fidyesinin verilmesi için belirlenmiş bir zaman bulunmamaktadır.Bu fidye, Ramazan- şerif’in başında verilebileceği gibi sonra da verilebilir.Ramazan ayı içinde de verilebilir.İmkan dahilinde bir an önce vermek gerekir.Geçiktirmek doğru olmaz.

Soru: Hasta kimselerin verdiği oruç fidyesi ile oruç kefaretine güç yetiremeyen kimselerin verdiği fidyeler farklı mıdır?Orucun fidyesi ile genel bilgiler nelerdir?

Fidye,kefaret orucunu tutmaya gücü yetmeyen;orucunu geçerli bir nedenle kazaya bırakıp müsait vakti bulmasına rağmen kaza edemeden ölen kişinin,fakir bir kimseye sabahlı akşamlı yiyecek vermesidir ki,fitreye eşittir.

Tutulamayan oruclardan dolayı fidye verilmesi,Ramazan orucu ve kazası ile adak oruçları için geçerlidir.Yemin ve öldürme kefareti için gerekli oruçları tutamayan kişi,henüz hayatta iken fidye veremez.Vasiyet edebilir.

Ramazan orucu için bir aylık fidye,yani otuz fitre miktarı,bir yoksula toptan verilebileceği gibi,ayrı günler de veya ayrı fakirlere de verilebilir.

Fakat oruç kefareti için verilecek fidye,bir yoksula bir günde toplam verilemez.her gün için ayrı fakirlere veya bir fakire ayrı günler de verilebilir.

Yolculuk veya hastalık sebebi ile Ramazan orucunu tutamamış bir kimse,kaza etmeye müsait bir vakit bulmadan ölse,ne kaza,ne de fidye gerekir.ğer vasiyet etmişse,malının üçte birinden fidye verilmesi gerekir.

Böyle bir kimse,kaza edecek vakti bulmuş olup kaza edemeden ölmüş olsa;malı vars,fidye verilmesini vasiyet etmelidir.Vasiyet edilmezse,varislerin iradelerine kalmıştır.Özürsüz yere hiç oruç tutmayan kişi için de böyledir.

oruç tutmaya güçü yetmeyen çok yaşlı biri,oruç tutmazve her güne karşılık fidye verir.Bu fidye Ramazan’dan önce verilebileceği gibi,sonra da verilebilir.

Fidye de,fakire fitre miktarını vermek mümkün olduğu gibi,o miktara bedel,fakirin sabak akşam doyacak kadar yedirilmesi de mümkündür.

Oruç fidyesi,müslüman olmayan fakirlere verilemez.Fakirin iyi ahlaklı olanı tercih edilmelidir.

Tutamadıkları oruçlar için fidye veren kimseler,daha sonra oruç tutabilecek duruma gelirlerse,fidyenin hükmü kalkmaz ve oruçlarını kaza etmeleri gerekir.Verdikleri fidye,nafile sadaka yerine geçer.

Soru: Babam hasta olduğu için oruç tutamadı.Sağlık durumunun iyiye gitme ihtimali yok.Ne yapmamız lazım?

Yılın bütün mevsimlerinde oruç tutmaktan aciz olan,sürekli hasta kimselerin oruç tutmamaları icma caizdir.Bu kimselerin oruçlarını kaza etme imkanları da bulunmamaktadır.Çünkü oruç tutabilecek durumda değillerdir.Bunların tutamadıkları her günün orucuna bedel bir fidye verilmesi gerekir.ALLAH (Celle celaluhu):

”Oruç tutmaya güçü yetmeyenlerin bir yoksulu doyuracak kadar fidye vermeleri gerekir” (bakara /184) buyurmaktadır.

Hayatta iken gerekli fidyeleri vermemiş olan kimse-malı varsa-bu fidyelerin verilmesini vasiyet etmesi gerekir.

Soru: Annem sürekli hasta olduğu için Ramazan ayında oruç tutamadı.Sağlık durumunun iyiye gitme ihtimali de yok.Bu sebeple verilmesi gerekli olan fidye nasıl verilecektir?Mesela bir fakire toptan verile bilir mi?

Ramazan orucununfidyesi verilirken fakirlerin müteaddit,yani birden fazla olması şart değildir.Binaenaleyh,otuz günün fidyesi müteaddit fakirlere verilebileceği gibi,bir fakire bir defada da verilebilir.

Soru: Kız kardeşimRamazan boyunca hasta olduğu için oruç tutamadı.Sağlık durumunun iyiye gitme ihtimali de yok.Bu sebeple verilmesi gerekli olan fidyeyi verebilecek parası da yok.Ne yapması lazım?

Fidye vermesi gerekli olan böyle bir kimse,fidye veremiyecek kadar fakir ise;”Rabbim!hastayım,güçüm takadım yok ki oruç tutayım, param yok ki fidye vereyim.O halde beni bağışla mağfiret eyle”diye Cenab-ı hakka yalvarması,yakarması ve bağışlanmasını istemesi gerekir.

Soru:Amcam hastalığı sebebi ile üç yıl Ramazan ayında oruç tutamadı.Sağlık durumunun iyiye gitme ihtimali de yoktu.Bu sebeple verilmesigerekli olan fidyeyi de verdi.Fakat şimdi iyileşti ne yapması lazım?

Oruç tutamayıp fidye veren hastanın;ölünceye kadar iyileşmemesi gerekir.Sürekli hasta olup fidye vermiş olan kimse, daha sonraları iyileşmiş ve oruç tutmaya güçü yetse,oruç tutması,geçmiş günleri kaza etmesi gerekir.Verdiği fidyenin bir hükmü kalmaz,nafile sadaka olur.

Soru: Ramazan orucunu tutarken dayanamayıp bilerek orucumu bozdum.Çok pişmanım.Ne yapmam gerekiyor?

Oruç bir ibadet olduğu için,her ne şekilde olursa olsun başladıktan sonra orucu bozmak günahtır.Hemde büyük bir günahtır.Çünkü Ebu hureyreden rivayet dilen bir hadis-i şerifte peygamber (Sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

”Her kim dinen geçerli bir ruhsat veya hastalık olmaksızın Ramazan’dan bir günün orucunu yerse,bütün bir ömür oruç tutsada onu ödemiş olmaz” (tirmizi/ savm:27)

Bu nedenle çok çok tövbe-istiğfar etmek ve onu kaza etmek, yani bozulan orucu gününe gün tutmak gerekir.Ramazan orucu,dinen geçeri mazeret olmadan bozulduğu takdir de,ayrıca kefaret adı verilen dünyevi bir ceza da vardır.

Oruç kefareti,Ramazan ayındaorucunu kasıtlı olarak bozan bir müslümanın,Ramazan ayı dışında ceza olarak,varsa bir köleyi azad etmesi;yoksa iki kameri ay veya altmış gün peş peşe oruç tutması;buna güçü yetmezse,her gün için bir fidye vermesidir.

Kefaret orucu,ara vermeden iki kameri ay (günleri ne kadar olursa olsun) tutulur.Eğer kameri ay balında başlanmadı ise,peş peşe altmış gün tutulur.Bu sayıya bozulan her gün için,kaza orucu da eklenir.Örneğin, bir Ramazan’da üç gün kasıtlı oruç bozuldu ise,altmış gün kefaret ve üç gün kaza orucu tutacaktır.

Kefaret orucunda niyetin vakti, geceden imsak vaktine kadardır.İmsaktan sonra niyetlenilse,bir nafile olmuş olur.Ve orucu niyette belirtmek gerekir.

Kefaret orucuna başlamış bir kimse,özürsüz yere veya yoculuk ve hastalık gibi bir nedenlerle bu oruca bir gün bile ara verse,bu kefaret orucunu baştan başlaması gerekir.Kadının adet hali görmesi istisnadır.

Kefaret orucuna güç yetiremeyen kimsenin her gün için verdiği fidye,fakir bir kimseye sabahlı akşamlı yiyecek vermesidir ki,fitreye eşittir.Oruç kefareti için verilecek fidye,bir yoksula bir gün de toplam verilemez.Her gün için ayrı fakirlere veya bir fakire ayrı günlerde verilebilir.

Soru: Ramazan orucunu tutarken kefaret gerektirecek şekilde bir-kaç defa oruç bozan kimseye kaç kefaret gerekir?

Ramazan orucunu tutarken kefaret gerektirecek şekilde bir kaç defa oruç bozan kimseye,eğer öncekilerin kefareti yapılmamış ise,hepsine bir kefaret yeterli gelir.

Soru: Dedem yaşlılığı nedeni ile oruçtutmaya güçü yetmedi.Dinen durumu nedir ve ne yapmamız gerekir?

Yılın bütün mevsimlerinde oruç tutmaktan acız olan çok yaşlı erkek (şeyh-i fani,pir-i fani) ve kadınların oruç tutmamaları icma ile caizdir.Bunların oruçlarını kaza etmeleride gerekmez.Çünkü oruç tutabilecek durumda değildirler.Bunların tutamadıkları her günün orucuna bedel bir fidye vermeleri gerekir.Çünkü ALLAH (Celle celaluhu):

”Oruç tutmaya güçü yetmeyenlerin bir yoksulu doyuracak kadar fidye vermeleri gerekir” (bakara / 184) buyurmaktadır. İbn-i Abbas (radıyallahu anh) bu ayetin çok yaşlı ve oruç tutamayan erkek ve kadınlar ile ilğili olduğunu söylemiştir.Bunlar her bir güne karşılık bir yoksulu doyururlar.

Bu fidye,Ramazan’ın evvelinde verilebileceği gibi sonra da verilebilir.Bunda fakirlerin müteaddit (birden fazla) olması şart değildir.Binaenaleyh,otuz günün fidyesi müteaddit fakirlere verilebileeği gibi bir fakire de bir defa da verilebilir.Hayatta iken gerekli fidyeleri vermemiş olan kimse-malı varsa- bu fidyelerin verilmesini vasiyet etmesi gerekir.Fidye vermesi gerekli olan böyle bir kimse,fidye veremeyecek kadar fakir ise: ”Rabbim! ihtiyarladım,gücüm,takadım yok ki oruç tutayım,param yookki fidye vereyim.O halde beni af eyle,mağfiret eyle” dite Cenab-ı hakk’a yalvarması ve bağışlanmasını istemesi gerekir.

Şunu da hatırlatalım ki:Şeyhi fani;ölünceye kadarvücuduna eksiklik gelen ve tekrar kuvvet bulmadan vefat eden kimsedir.Kendisini şeyh-i fani sanıp fidye vermiş olan kimse,daha sonraları oruç tutmaya güçü yetse,oruç tutması,geçmiş günleri kaza etmesi gerekir.Verdiği fidyenin bir hükmü kalmaz,nafile sadaka olur.

Soru: Erzurum da oturuyorum.Ramazan ayında ziyaret için İstanbul’a gelmiştim.Oruca Erzurum da niyetlendim.Uçakla İstanbul’a geldim.Orucumu Erzurum’daki iftar saatine göre açtım.Çünkü oranın sahur vaktine göre başlamıştım.Doğrumu yaptım?

Maalesef çok yanlış yaptınız.Çünkü oruç bulunan yerin güneş batma,yani iftar saatine göre bozulur.Cenab- ı hakk şöyle buyuruyor:

”…sonra geceye yani iftar vaktine kadar orucunuzu tamamlayınız…” (bakara/187)

Bu sebeple bu orucunuzu kaza etmeniz gerekir.Kefaret gerekmez.Çünkü siz iftar vakti oldu zannı ile iftar ettiniz.

Soru:Ramazan ayı bazen 29 gün oluyor.Orucumuz eksik mi oluyor?

Ramazan ayı bazı yıllarda 29,bazı yıllarda 30 gün olmaktadır.Ramazan ayı 29 gün olduğu zamna oruç yine tamdır.Çünkü farz olan,ramazan ayının tamamını oruçlu geçirmektir.Bu sebeple;Ramazan ayının 29 gün olduğu yıllarda tutulan orucun eksik olması söz konusu değildir.

Peygamber (Sallallahu aleyhi ve sellem) efendimiz de, dokuz ramazan orucu tutabilmiştir.Bunlardan beşi yirmi dıkuz gün;dördü de,otuz gün idi.

Soru:Ramazan ayında bilerek bir gün orucumu bozdum.Kefaret orucu tutmam gerektiğini biliyorum.Bu kefaret orucuna hemen Ramazan sonrası başlayabilir miyim?

Kefaret orucu,ara vermeden iki kameri ay (günleri ne kadar olursa olsun) tutulur.Eğer kameri ayın başında başlanmadı ise,peş peşe altmış gün tutulur.Bu sayıya bozulan her gün için,kaza orucuda eklenir.Siz bir gün oruç yediğinizi belirttiğinize göre,sizin altmış gün kefaret orucu ve bir gün de kaza orucu olmak üzere altmış bir gün oeuç tutmanız gerekmektedir.

Şevval ayı Ramazan bayramı ile başladığı ve bayramın ilk günü oruç tutulması yasak olduğu için kameri aya tam başlama imkanı olmamaktadır.Bu sebeple kefaret orucuna en erken bayramın ikinci günü başlanabilmektedir.Kurban bayramı da Zilhicce ayının onuncu günü başlamakta ve bayramın dört günü oruç tutulması yasaktır.

Böylece Şevval,Zilkade ve Zilhicce aylarında bir gün bile hiç ara vermeden eksiksiz altmış gün oruç tutularak kefaret borcu tamamlanabilir.Ancak adet hali bulunan hanımların iki bayram arası kefaret orucunu tamamlayabilme imkanları bulunmamaktadır.

 

Soru: Göze konan ilaç, boğaza kadar indiği halde orucu bozmuyor da, ne diye kulağa veya burna konan ilaç orucu bozuyor?

Fıkıhta bir kural var:

Tabii menfezlerden (yaradılışta bulunan deliklerden) giren şeyler orucu bozar.

Bunun için, tabii delik olan kulağa ilaç veya yağ konunca oruç bozuluyor. Burun da, tabii deliktir. Sıvı ilaç, burna püskürtülürse orucu bozar. Tabii menfez olan makattan içeri giren şeyler de, orucu bozar. Göz, tabii delik değildir. Bunun için göze damlatılan ilaç, orucu bozmuyor.

Bazı kimseler, yukarıdaki kuralı iyi bilmedikleri için, iğne olmak orucu bozmaz sanıyorlar. İğne tabii delikten içeri girmiyor ki diyorlar. Sağlam derinin üstünden emilen ilaçlar orucu bozmaz, ama yaralı deriden içeri girip, sindirim yoluna ulaşan ilaçlar bozuyor. Yapılan iğne ve serumlar, sindirim yoluna ulaştığı için dört mezhebe göre de oruç bozuluyor.

Soru: Ağızdaki kanı yutmak abdesti ve orucu bozar mı?

Ağzın içi, abdestin bozulmasında, iç organ sayılır. Orucun bozulmasında, bedenin dışı sayılır. Bunun için, dişten ve ağızdaki yaradan çıkıp, ağızdan dışarı çıkmayan kan abdesti bozmaz. Ağızdan dışarı çıkınca, tükürükten çoksa bozar. (Halebî)

Ağız, bazen bedenin içi sayılır. Bunun için, oruçlu kimse, tükürüğünü yutarsa, orucu bozulmaz. İnsanın içindeki necasetin mideden bağırsağa geçmesi gibi olur. Ağızdaki yaradan yahut mideden ağza kan çıkması, abdesti ve orucu bozmaz. Bu kanı tükürünce veya yutunca, tükürük kandan çok ise, yani sarı ise, yine bozulmaz. Mideden gelen başka şeyler ağza geldiği zaman da böyle olup, abdest ve oruç bozulmaz. Ağız dolusu, ağızdan dışarı çıkarsa, ikisi de bozulur. Ağzın içi, bazen de, bedenin dışı gibi olur. Ağza su alınca, oruç bozulmaz. (Bahr-ür-râık, Cevhere)

Demek ki, ağızdaki kanı tükürünce orucu bozulmaz, yutunca da abdest bozulmaz. Kan yutulursa oruç bozulur, tükürülünce de abdest bozulur.

Soru: Bazı kimseler, (ALLAH’ın (Celle celaluhu) bildiği kuldan saklanmaz) diyerek, oruç tutan Müslümanlara saygısızlık yapıyorlar, açıktan oruç yiyorlar. Açıktan oruç yemek, günah değil mi?

Evet, günahtır. Günahı, açık da, gizli de işlemek caiz olmaz. Fakat nefsine, şeytana uyarak günah işleyen, günahını gizlemeli! Günahı gizlemek faydalıdır: Cenab-ı Hak, (Günahı gizleyin) buyuruyor. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve sellem) efendimiz de, (İnsan günahını dünyada gizlerse, ALLAH’da (Celle celaluhu), Kıyamette, bu günahı kullarından saklar) buyurdu. (Müslim)

ALLAH (Celle celaluhu) açıktan, çekinmeden günah işleyenlere, daha çok buğz eder. Fakat üzülerek günahını gizleyenleri, gizlediği için affedebilir. Hadis-i şerifte, (Bir günaha düşen, günahını gizlesin! ALLAH’ın (Celle celaluhu) örtüsünü onun üzerinde bulundursun!) buyuruldu. (Müslim)

Günah işlerken halktan olsun utanmalı. Başkasını kendi hakkında konuşturmamak, gıybetini ettirmemek için günahı gizlemeli. Çünkü (Hayâ imandandır) buyuruluyor. (Buhari)

Kötü örnek olmamak, başkalarının da günah işlemesine cesaret vermemek için de günahı gizlemeli. Ancak, gizli de olsa günah işlemekten sakınmalıdır.

Sorul: Abdestli iken ölen şehit oluyor. Oruçlu iken ölene de, bir ecir var mıdır?

Evet ecri büyüktür. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:

(Oruçlu iken ölen Cennete girer.) [Bezzar]

Gonderen Karasahin
Kategori : Ramazan 09
Tags: , , , , , ,

Yorumlar (17)

BİSMİHİ TEALA

Soru: Hasta olan kimselere içilmesi için suya ve hasta üzerine okumak, üflemek ve dua etmek câiz midir?

Cevap: Korku ve hastalık gibi şeylerden korunmak için dua etmek ve âyet ile hadis gibi şeyleri yazıp taşımak ve suya okuyup onu içmek dinen caizdir. Nitekim ebu davud’un rivayet ettiği bir hadiste:

عَنْ عَمْرِو بْنِ شُعَيْبٍ عَنْ أَبِيهِ عَنْ جَدِّهِ

أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ كَانَ يُعَلِّمُهُمْ مِنْ الْفَزَعِ كَلِمَاتٍ أَعُوذُ بِكَلِمَاتِ اللَّهِ التَّامَّةِ مِنْ غَضَبِهِ وَشَرِّ عِبَادِهِ وَمِنْ هَمَزَاتِ الشَّيَاطِينِ وَأَنْ يَحْضُرُونِ

وَكَانَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عُمَرَ يُعَلِّمُهُنَّ مَنْ عَقَلَ مِنْ بَنِيهِ وَمَنْ لَمْ يَعْقِلْ كَتَبَهُ فَأَعْلَقَهُ عَلَيْهِ

 

 

 

 

‚‘Amr b. Şuayb’ın babası ve dedesinden (radıyallahu anhum) rivayet edildiğine göre Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) onlara korku için ‚‘ ALLAH’ın (Celle celalühü) gadabından, kullarının kötülüklerinden ve şeytanların vesveselerinden ve tuzaklarından ALLAH’ın (Celle celalühü) tam olan kelimelerine sığınırım.‘‘ kelimelerini öğretiyordu.

 

Abdullah b.amr (radıyallahu anhuma) bu kelimleri (duayı) temyiz yaşındaki çocuklara öğretiyor, temyiz yaşından küçüklere ise yazarak boyunlarına asıyordu‘‘(Ebu davud,tıb, 3395)

 

Burada dikkat edilmesi gereken noktalardan birisi şudur ki, hasta olan kimseyi ALLAH’ın (Celle celalühü) hastalıklar için yarattığı ilaçla tedavi etmek için ehil bir doktora gitmeden sadece dua ile yetinmek yanlıştır. Çünkü ALLAH (Celle celalühü) bazı hastalıklar için belirli ilaçlar yaratmıştır.

Yine burada dikkat edilmesi gereken noktalardan bir tanesi de, manası bilinmeyen sözlerle hasta üzerine okuyup, dua etmek caiz değildir.Dolayısıyla okuyan kimsenin okunan duaların manasını bilmesi lazımdır.

Ayet-el kürsi, felak , nas, fatiha gibi sureleri veya ayetleri okuduğu zaman Peygamberimizin (Sallallahu aleyhi ve sellem) sağına soluna önüne arkasına ellerine ve hasta olan herhangi bir kimseye üflediğine dair hadis-i şerifler hadis külliyatlarımız içerisinde mevcuddur.

Bunun sebebi insanın maddi hastalıklardan korunmak için maddi tedbirler aldığı gibi manevi ve zararlı şeylerden korunmak için de böyle tedbirler alması içindir.Böylece ALLAH (Celle celalühü) Peygamberimiz vasıtasıyla nasıl korunacağımızı bize ögretmiş bulunmaktadır.

Hz.Aişe (radıyallahu anhâ) anlatıyor: “Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve sellem) yatağına girdiği zaman, ellerine üfleyip Muavvizateyn’i ( felak ve nas sureleri) ve kulhüvallabu ahad’i okur ellerini yüzüne ve vücuduna sürer ve bunu üç kere tekrar ederdi. Hastalandığı zaman aynı şeyi kendisine yapmamı emrederdi”. [Buharî, Tıbb 39, Da’avât 12; Müslim, Selâm, 2192; Muvattâ, 2, 942; Tirmizî, Da’avât,3399; Ebu Dâvud, Tıbb,3902)

1- Hz. Peygamber’in (Sallallahu aleyhi ve sellem) Kur’ân-ı Kerim’i hastalığı sırasında şifa için okuduğu, mevsuk rivayetlerde gelmiştir. Esasen Kur’ân’ın mü’minler için maddi ve manevî şifa olduğu âyet-i kerimede belirtilmiştir:

“Kur’ân’dan, iman edenlere rahmet ve şifâ olan şeyler indiriyoruz, O, zâlimlerin ise sadece kaybını artırır” (İsra / 82). Keza: “Ey insanlar, Rabbinizden size bir öğüt ve kalplerde olana bir şifa, mü’minlere doğru yolu gösteren bir rehber ve rahmet gelmiştir” (Yunus /57 ).

2- Hz. Peygamber’in (Sallallahu aleyhi ve sellem) kendi vücuduna icra ettiği “nefes”in mahiyeti hakkında bilgi vermek için, İbnu Hacer (rahmetullahi aleyh), rivayetin farklı vecihlerini kaydeder. Buna göre, önce ellerini cemeder, sonra ellerine üfler, sonra okur ve okuma sırasında eline üflerdi. İbnu Hacer (rahmetullahi aleyh), bu üflemenin tükrüksüz veya hafif tükrüklü olabileceğini belirtir. Bu maksadla Felak, Nâs ve İhlas sûreleri okunmuştur.

Meshetme işi, bereket düşüncesiyle yapılmıştır. Resûlullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) ellerini önce başına, yüzüne sürer, ondan sonra elinin yetişebildiği yerlere kadar bütün vücuduna sürerdi. Hz. Aişe (radıyallahu anha) der ki:

“Resûlullah (Sallallahu aleyhi ve sellem), kendini götüren hastalığa yakalanınca, ben okuyup üzerine üflüyordum. Kendi elleriyle de vücudunu meshediyordum. Çünkü onun elleri bereket yönüyle benim elimden çok üstün idi”. Bir başka rivayette Hz. Aişe (radıyallahu anha) meshedip, şifa için dua ederken kendine gelen Resûlullah’ın (Sallallahu aleyhi ve sellem):

“Artık hayır, (şifa değil), ALLAH’tan (Celle celalühü) Refîk-i A’la’yı istiyorum” dediği belirtilir.

3- Bazı rivayetler, Kur’ân’dan okuyup nefes ederek tedaviyi Hz. Peygamber’in (Sallallahu aleyhi ve sellem) ailesi efradına da uyguladığını tasrih eder. Sahabe ve Tâbiin de aynı tedavi usulüne başvurmuştur. Ulema bunun cevazında ittifak etmiştir.

4- Nefes’i “tükrüksüz hafif üfürük” diye tarifeden Nevevî (rahmetullahi aleyh), rukyede bunun müstehab olduğunu, ulemanın cevazında icma ettiğini belirtir. Hz.Aişe’ye (radıyallahu anha)Hz. Peygamber’in (Sallallahu aleyhi ve sellem) rukyede yer verdiği nefes’ten sorulmuştu, şu cevabı verdi: “Onun nefesi, kuru üzüm yiyenin üfürüğü gibi idi, kesinlikle tükrük yoktu.” Kasıtsız olarak nefesle birlikte çıkacak olan rutubetin tükrük sayılmayacağı belirtilmiştir. (Prof. Dr. İbrahim Canan, Kütüb-i Sitte,c: 7, s. 50-51)

BİSMİHİ TEALA

Cemiyet ve toplum hayatını kemiren manevi hastalıklardan bir taneside, insanlar arasında buğz ,kırgınlık ve muhabbetsizliği ön plana çıkaran birbirine küsme (dargınlık) hastalığıdır.Dargınlık, müslümanın Müslüman kardeşinden uzaklaşmasını,yakınlığı bırakmasını,iletişimi koparmasını,küçük kusurları hoş göremeyecek kadar hoş görüsüz olmaya sebep olan bir hastalıktır.Hele bu dargınlık bir de maddi menfaatlerden dolayı olursa….

Dininin emir ve yasaklarını bilen bir müslüman müntesipleri arasında sevgi şefkat ve birliğe davet eden İslâm dininin buğz, ayrılık ve küs durmayı da yasakladığını, birbirlerini içtenlikle sevenleri bazı fitne ve hataların ayıramayacağını din tarafından bildirildiğini de bilir. Şüphesiz ki ALLAH (Celle celalühü) için sevme bir insanın yapacağı/yaptığı küçük bir hata ile kopmayacak kadar sağlam bir bağdır. Nitekim peygamber (Sallallahu aleyhi ve selem) bu durumu bir hadis-i şeriflerin de şu şekilde ifade etmiştir:

ما تواد إثنان فى الله جل و عز أو فى الإسلام فيفرق بينهما أول ذنب يحدثه أحدهما

‘’Birinin işleyeceği bir hatanın ayırdığı iki kimse, ALLAH (Celle celalühü) için veya İslâm için birbirlerini sevmemişlerdir.’’ (Buhari,edebu’l müfret,401)

Bununla beraber fıtrat dini olan İslâm insan nefsinin tabiatını da göz ardı etmemiş, kızgınlık ve zayıflık anında insandaki duyguların da değişebileceğini göz önüne alarak öfke ve kızgınlığın ortadan kalkması için makul bir müdet tayin etmiştir. Ki bu müddet esnasında insan da meydana gelen kızgınlık ve galeyan hali ortadan kalksın.Ama bu müddetin sonunda aralarında ki dargınlık halinin geçmeyip birbirlerinde uzak durarak barış ortamının sağlanmamasını da şiddetle yasaklamıştır.Nitekim bu mana da peygamber (Sallallahu aleyhi ve selem) şöyle buyurmaktadır:

لا يحل لأحد أن يهجر أخاه فوق ثلاث ليال يلتقيان فيصد هذا و يصد هذا و خيرهما الذى يبدأ بالسلام

”Müslümanın kardeşini üç günden fazla terk etmesi helâl olmaz.Bir araya geldiklerinde bu yüz çevirir,öteki yüz çevirir.En hayırlıları selâmı ilk verendir.” (Buhari edebu’l müfret,399)

Peygamber’in (Sallallahu aleyhi ve selem) bu ikazını bilen ve düşünen bir Müslüman aralarındaki darğınlık sebebi ne olursa olsun artık o Müslüman kardeşinde daha fazla uzaklaşmayı kabul edemez.Bilakis o kardeşiyle barışmak ve aralarında ki dargınlık ortamını ortadan kaldırmak için ona selâm verme gayreti içerisine girer.Zira bilir ki en hayırlıları selâmı ilk önce verendir.Eğer öteki de selâmı alırsa her ikiside dargınlık halini ortadan kaldırdıkları için ecir de müşterektirler.Eğer öteki selâmı almaz,veya kardeşini gördüğü zaman selâm vermeyi gurur haline getirip selâm vermez yüz çevirmeye devam ederse ilk selâm veren darğınlık günahından kurtulur.Selâmı kabul etmeyen ve selâm vermeyi red eden kişi öbür kardeşinin de günahını yüklenir.Bu durumu Hz. Ebu Hureyre’nin (radıyallahu anh) rivayet ettiği şu hadis-i şeriften anlamaktayız:

 

لا يحل لرجل أن يهجر مؤمنا فوق ثلاثة أيام فإذا مرت ثلاثة أيام فليلقه فليسلم عليه فان رد عليه السلام فقد اشتركا في الأجر وان لم يرد عليه فقد بريء المسلم من الهجرة

‘’Bir kimsenin bir mü’min kardeşini üç günden fazla terk etmesi olmaz. Üç gün geçtikten sonra onu bulsun ve ona selâm versin.Eğer selâmı alırsa ikiside ecir de ortaktırlar.Eğer selâmı alınmazsa selâm veren dargınlık günahından kurtulmuş olur.’’ (Buhari,Edubu’l müfret,414)

Eğer her ikisi de aralarında ki bu dargınlığı ortadan kaldırmak için bir çaba içerisine girmezler gurur ve kibir duygusu içerisinde birbirlerini gördükleri zaman selâm vermez veya almazlar, birbirlerinde yüz çevirmeye devam ederlerse şu hadis-i şerifin tehdide muhatab olurlar:

من هجر أخاه سنة فهو يسفك دمه

‘’Kardeşini bir sene terk eden (dargın kalan) onu öldürmüş gibidir.’’ (Buhari,Edebu’l müfret,404)

İslâmın hoş görü nizamı içerisinde yetişmiş,o terbiyeyi almış, diğer müslüman kardeşlerine karşı sevgi,sayğı,ülfete önem vermeyi teneffüs eden bir müslümanın buğz,hased ve dargınlık gibi dinin kökünü kemiren kötü hasletlere hayatında yer vermesi nasıl mümkün olabilir?