PEYGAMBERLERİN MASUMİYETİ (2)
BİSMİHİ TEALA
Sekizinci delil: Bir ayeti kerime de şöyle buyrulmaktadır:
وَإِنَّہُمۡ عِندَنَا لَمِنَ ٱلۡمُصۡطَفَيۡنَ ٱلۡأَخۡيَارِ
‘’ Şüphesiz onlar bizim yanımızda şeçkin ve iyi kimselerdendir.’’ (Sad / 47) Ayeti kerime deki iki cümle yani (ٱلۡمُصۡطَفَيۡنَ) ve (ٱلۡأَخۡيَارِ) cümleleri yapılması gereken ve terk edilmesi gereken fiilleri kapsamaktadır. Her ne kadar ayeti kerime de istisna cevazına delil varsa da, yani ‘’ şekçin ve iyi kimselerden falancası şöyle şöyle’’ denilmesi mümkündür. O zaman istisna edilen kişi veya kısım genel hükmün dışında kalır. Türkçe de buna ‘’ İstisnalar kaideye bozmaz’’ denir. Bu ayeti kerime peygamberlerin (aleyhimu’s-selatu ve’s-selam) her iş ve her hususta şeçkin ve iyi insanlar olduklarına delalet etmektedir. Buda onlardan günahın sadır olmasına münafidir. Bu ayeti kerimeye benzeyen diğer ayetler de şöyledir:
ٱللَّهُ يَصۡطَفِى مِنَ ٱلۡمَلَـٰٓٮِٕڪَةِ رُسُلاً۬ وَمِنَ ٱلنَّاسِ
‘’ ALLAH meleklerden de insanlardan da elçiler seçer’’ (Hacc /75)
إِنَّ ٱللَّهَ ٱصۡطَفَىٰٓ ءَادَمَ وَنُوحً۬ا وَءَالَ إِبۡرَٲهِيمَ وَءَالَ عِمۡرَٲنَ عَلَى ٱلۡعَـٰلَمِينَ
‘’ ALLAH (birbirlerinden gelme nesil olarak) Âdemi, Nuh’u, İbrahim’in ailesini ve İmran’ın ailesini âlemlere üstün kılmıştır.’’ ( Al-i İmran / 33)
وَلَقَدِ ٱصۡطَفَيۡنَـٰهُ فِى ٱلدُّنۡيَاۖ وَإِنَّهُ ۥ فِى ٱلۡأَخِرَةِ لَمِنَ ٱلصَّـٰلِحِينَ
‘’ And olsun ki biz onu dünya da (peygamber) olarak şetçik, şüphesiz o ahirette de Salihlerden dir.’’ (Bakara / 130) Musa (aleyhi’s-selam) hakkında da şöyle denilmektedir:
إِنِّى ٱصۡطَفَيۡتُكَ عَلَى ٱلنَّاسِ بِرِسَـٰلَـٰتِى وَبِكَلَـٰمِى
‘’ Ben risaletimle (sana verdiğim görevlerle) ve sözlerimle seni insanların başına şetçim.’’ ( A’raf /144)
إِنَّآ أَخۡلَصۡنَـٰهُم بِخَالِصَةٍ۬ ذِڪۡرَى ٱلدَّارِ
‘’ Şüphesiz biz onları, ahiret yurdunu düşünme özelliği ile (temizleyip) ihlâslı kimseler kıldık.’’ (Sad /46) Bütün bu ayeti kerimeler peygamberlerin (aleyhimu’s-selatu ve’s-selam) şekçin ve iyi kişiler olduklarının delilleridir. Burada ‘’Seçilmiş olmak günah işlemeye engel değildir.’’ Diye itiraz edip söz söylemek mümkün değildir. Zira başka bir ayeti kerimede de şöyle:
ثُمَّ أَوۡرَثۡنَا ٱلۡكِتَـٰبَ ٱلَّذِينَ ٱصۡطَفَيۡنَا مِنۡ عِبَادِنَاۖ فَمِنۡهُمۡ ظَالِمٌ۬ لِّنَفۡسِهِۦ وَمِنۡہُم مُّقۡتَصِدٌ۬ وَمِنۡہُمۡ سَابِقُۢ بِٱلۡخَيۡرَٲتِ بِإِذۡنِ ٱللَّهِۚ
‘’ Sonra kitabı kullarımız arasından şetçiklerimize verdik. Onlardan (insanlardan) kimi kendine zulmeder, kimi ortadadır, kimi de ALLAH’ın izniyle hayırlarda öne geçmek için yarışır.’’( Fatır /32) buyrulmaktadır. Ayeti kerime de seçilmişlerin zalim, ortada ve ileri gidenler olarak taksim edilmesi söylediğimiz manaya münafi değildir. Zira ‘’onlardan’’ (فَمِنۡهُمۡ) ifadesindeki zamir’in ‘’kullarımızdan’’ (مِنۡ عِبَادِنَا) sözüne raci olduğunu söylüyoruz ‘’şeçilmiş kişilerin’’ (ٱلَّذِينَ ٱصۡطَفَيۡنَا) sözüne raci olduğunu değil. Zira zamirlerin en yakınındaki kelimeye atfedilmesi vaciptir.
Dokuzuncu delil: ALLAH (Celle celalühü) İblis’in halinden söz ederken onun şu ifadesini bize nakletmektedir:
قَالَ فَبِعِزَّتِكَ لَأُغۡوِيَنَّهُمۡ أَجۡمَعِينَ إِلَّا عِبَادَكَ مِنۡهُمُ ٱلۡمُخۡلَصِينَ
‘’ İblis senin kudretine yemin ederim ki onlardan ihlâslı olanlar hariç elbette hepsini yoldan çıkaracağım dedi’’ ( Sad /82,83) Ayeti kerime de İblis’in iğva ve sapıklıklarından ihlas sahibi kulların etkilenmeyeceği ifade edilmektedir. Diğer bir ayeti kerime de: (إِنَّآ أَخۡلَصۡنَـٰهُم بِخَالِصَةٍ۬) ‘’ Şüphesiz biz onları ihlaslı kullar’’ yaptık demek suretiyle İbrahim, İshak ve Yakub’un (aleyhimu’s-selatu ve’s-selam) ihlaslı olduklarına şehadet etmektedir. Bir başka ayeti kerime de Yusuf (aleyhi’s-selam) hakkında şöyle demektedir:
إِنَّهُ ۥ مِنۡ عِبَادِنَا ٱلۡمُخۡلَصِينَ
‘’ Şüphesiz o bizim ihlaslı kullarımızdandır.’’ (Yusuf /34) İblis, ALLAH’ın (Celle celalühü) ihlas sahibi kullarını yoldan çıkaramayacağını ikrar etmesi ve ALLAH’ın (Celle celalühü) peygamberlerin (aleyhimu’s-selatu ve’s-selam) ihlas sahiplerini olduklarına dair şehadet etmesiyle İblisin onları yoldan çıkaramayacağı sabit olmuştur. Bu da onlardan günahın sadır olmasının mümkün olmadığını göstermektedir.
Onuncu delil: Bir ayeti kerime de şöyle buyrulmaktadır:
وَلَقَدۡ صَدَّقَ عَلَيۡہِمۡ إِبۡلِيسُ ظَنَّهُ ۥ فَٱتَّبَعُوهُ إِلَّا فَرِيقً۬ا مِّنَ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ
‘’Andolsun iblis, onlar hakkında ki tahminini doğruya çıkardı. Mü’minlerden bir zümre dışında hepsi ona uydular.’’ (Sebe /20) Ayeti kerime deki ‘’Mü’minlerden bir zümre’’ den kasıt peygamberlerdir (aleyhimu’s-selatu ve’s-selam). Eğer burada: ‘’ Ayeti kerime buna açık olarak işaret etmiyor. O mü’minlerden maksat peygamberler de (aleyhimu’s-selatu ve’s-selam) olabilir, başkaları da’’ şeklinde itiraz edilirse. Biz deriz ki: ‘’ Eğer ayeti kerimede ki maksat peygamberler (aleyhimu’s-selatu ve’s-selam) haricinde başkaları ise, o zaman o kişiler peygamberlerden (aleyhimu’s-selatu ve’s-selam) daha efdaldirler. Zira ayeti kerime de:
إِنَّ أَڪۡرَمَكُمۡ عِندَ ٱللَّهِ أَتۡقَٮٰكُمۡۚ
‘’ Muhakkak ki ALLAH katında en değerliniz, ALLAH’tan en çok korkanınızdır.’’ Buyrulmaktadır. Başkalarını peygamberlerden (aleyhimu’s-selatu ve’s-selam) efdal yapmak icma ile batıldır. Dolayısıyla İblis’in yoluna uymayanların peygamberler (aleyhimu’s-selatu ve’s-selam) olduğu kesinlik kazanmıştır. Her günah işleyen İblis’in yoluna tabi olmuştur. Bu da açıkca delalet etmektedir ki, peygamberler (aleyhimu’s-selatu ve’s-selam) günah işlemezler.
On birinci delil: Bir ayeti kerime de ALLAH (Celle celalühü) insanları iki sınıfa ayırmaktadır. Birinci grup:
أُوْلَـٰٓٮِٕكَ حِزۡبُ ٱلشَّيۡطَـٰنِۚ أَلَآ إِنَّ حِزۡبَ ٱلشَّيۡطَـٰنِ هُمُ ٱلۡخَـٰسِرُونَ
‘’ İşte onlar Şeytan’ın yandaşlarıdırlar. Dikkat edin Şeytan’ın yandaşları hüsrana uğrayanlardır.’’ (Mücadele /19) Ayeti kerimesi ile Şeytan’ın yandaşları. Diğeri ise:
أُوْلَـٰٓٮِٕكَ حِزۡبُ ٱللَّهِۚ أَلَآ إِنَّ حِزۡبَ ٱللَّهِ هُمُ ٱلۡمُفۡلِحُونَ
‘’ İşte onlar ALLAH’ın yandaşlarıdırlar. Dikkat edin ALLAH’ın yandaşları kurtuluşa erenlerdir.’’ (Mücadele /22) Ayeti kerimesi ile ALLAH’ın (Celle celalühü) yandaşları.
Şüphe yok ki Şeytan’ın yandaşları, Şeytan’ın kendilerinden yapılmasını istediği şeyleri yapan ve onun emirlerini dinleyenlerdir. Eğer peygamberlerden (aleyhimu’s-selatu ve’s-selam) günah sadır olduğunu kabul edersek, o zaman peygamberlerin (aleyhimu’s-selatu ve’s-selam) Şeytanın yandaşlarından olduklarını söylememiz gerekir. Ayeti kerime de ‘’ إِنَّ حِزۡبَ ٱلشَّيۡطَـٰنِ هُمُ ٱلۡخَـٰسِرُونَ’’ (Dikkat edin Şeytanın yandaşları hüsrana uğrayanlardandır.) demektedir. Bununla beraber peygamberin (Sallallahu aleyhi ve sellem) ümmetinden mütteki ve zahid bir kulun ayetin ifadesi ile ALLAH’ın (Celle celalühü) yandaşı olduğu ve (ٓ إِنَّ حِزۡبَ ٱللَّهِ هُمُ ٱلۡمُفۡلِحُونَ ) ‘’ Dikkat edin ALLAH’ın yandaşları kurtuluşa erenlerdir’’ ayeti kerimesi ile kurtuluşa erdiğini kabul etmek durumunda kalırız. O zaman da peygamberin (Sallallahu aleyhi ve sellem) ümmetinden herhangi mütteki ve zahid bir kulun birçok peygamber den (aleyhimu’s-selatu ve’s-selam) daha faziletli olduğunu kabul etmek durumunda kalırız ki, bu da batıldır.
On ikinci delil: Ehl-i Sünnet ve’l cemaat uleması peygamberlerin (aleyhimu’s-selatu ve’s-selam) Meleklerden efdal oldukları hususunda icma etmişlerdir. Delillerin delaletiyle Meleklerin hiç günah işlemedikleri sabittir. Eğer peygamberlerden (aleyhimu’s-selatu ve’s-selam) günah sadır olduğunu kabul etmiş olursak, peygamberlerin (aleyhimu’s-selatu ve’s-selam) Meleklerden daha efdal olmadığını ifade etmiş oluruz. Zira ayeti kerime de:
أَمۡ نَجۡعَلُ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ كَٱلۡمُفۡسِدِينَ فِى ٱلۡأَرۡضِ أَمۡ نَجۡعَلُ ٱلۡمُتَّقِينَ كَٱلۡفُجَّارِ
‘’ Yoksa biz, iman edip Salih amel işleyenleri, yeryüzünde bozgunculuk yapanlar gibi mi tutacağız? Veya ALLAH’tan korkanları yoldan çıkanlar gibi mi sayacağız?’’ ( Sad /28) buyrulmaktadır.
On üçüncü delil: ALLAH (Celle celalühü) İbrahim (aleyhi’s-selam) hakkında söz ederken bir ayeti kerime de şöyle buyurmaktadır:
إِنِّى جَاعِلُكَ لِلنَّاسِ إِمَامً۬ا
‘’ Ben seni insanlara önder (imam) yapacağım’’ (Bakara /124) buyurmaktadır. İmam demek kendisine her konuda tabi olunan kişi demektir. Eğer İbrahim’in (aleyhi’s-selam) günah işlediğini kabul edersek, o zaman insanların İbrahim’in (aleyhi’s-selam) işlediği o günahı yapmaları vacip olması gerekir. Takdir edilir ki bu da batıldır.
On dördüncü delil: Bir ayeti kerime de:
لَا يَنَالُ عَهۡدِى ٱلظَّـٰلِمِينَ
‘’ Benim ahdim zalimlere ulaşmaz ( onlar için söz vermem)’’ (Bakara / 124) buyurmaktadır. Günah işleyen herkes kendisine zulüm etmektedir. Zira ayeti kerime de: (فَمِنۡهُمۡ ظَالِمٌ۬ لِّنَفۡسِهِۦ) ‘’ onlardan bir kısmı kendine zulüm eder’’ buyurmaktadır. Bu böyle bilindiği zaman deriz ki: ALLAH’ın (Celle celalühü) zalimlere ulaşmaz diye hüküm verdiği bu ahid ya risalet ahdidir veya imamet ahdidir. Birincisinin (nübüvet ahdi) olması daha makuldür. Ama İmamet ahdinin olması da mümkündür. Zira imamet ahdi, risalet ahdinden bir derece düşüktür. İmamet ahdinin ulaşmadığı günahkâr ve asi bir kula risalet ahdinin ulaşmaması daha evladır.
Kaynaklar
1) Fahreddin razi, Tefsiri kebir
2) Mecmau’t-tefasir
3) Tarık abdul halim, Cevabul müfid fi hükmü cahili’t-tevhid
4) İmamı Şatibi, El i’tisam
5) İmamı Nesefi, Akidetü’t-tahaviye
6) Fahreddin razi, İsmetul enbiya
7) Aliyyul kari, Şerhu fıkhı ekber
8 ) Muhammed bin abdurrahman hammas, usulü’d-din
9) Emedi, Gayetul meram fi ilmi kelam