Aralık, 2008 Arsivi

BİSMİHİ TEALA

METİN

 

 Bu zevat Ebu Hanîfe’de (rahmetullahi aleyh) bir şübhe bulsalar ona tabi’ olmazlar, uymazlar ve muvafakat etmezlerdi.

 

 Üstad Ebu’lKasım el-Kuşeyrî (rahmetullahi aleyh), mezhebinde son derece salâbetli ve bu tarikatta ileri gelenlerden olduğu halde risalesinde şunları söylemiştir:

 

 «Üstad Ebu Ali ed-Dekkâk’ı (rahmetullahi aleyh) şöyle derken işittim:

 

 Ben bu tarikatı Ebu’l-Kasım en-Nasr Ebâzi’den aldım. Ebu’l-Kasım da ben onu Şiblî’den aldım dedi. O da Sırrı Sakatî’den, o da Mâ’ruf Kerhî’den, o da Davud Tâî’den almış. Davud da ilim ve tarikatı Ebu Hanîfe’den almış». (rahmetullahi aleyhim ecmain)

 

 İZAH

 

 Ebu’l-Kasım: İbrahim b. Muhammed en-Nasr Abâzî (rahmetullahi aleyh),  Horasan’ın şeyhidir. Mekke’de mücâvir olarak yaşamış ve 357 tarihinde orada vefat etmiştir.

 

 Şıbli: İmam Ebu Bekir Dülef el-Bağdadî’dir. Mâliki mezhebindedir. Cüneyd-i Bağdadî (rahmetullahi aleyhim ecmain) ile sohbet etmiş 334′de vefat etmiştir.

 

Sırri: Ebu’l-Hasan b. Muglis es-Sakatî’dir, Cüneyd’in dayısı ve üstadıdır (rahmetullahi aleyhima). 257 tarihinde vefat etmiştir.

 

Ebu Hanîfe  (rahmetullahi aleyh) bu meydanın suvarisidir. Çünkü hakikat ilminin temeli ilim amel ve nefsin tasfiyesidir.

 

Bunlarla onu bil’umum selef uleması vasıflandırmışlardır. Onun hakkında İmam Ahmed b. Hambel, «Ebu Hanîfe (rahmetullahi aleyhima) ilim. vera’ zühd ve âhireti tercih hususlarında kimsenin erişemeyeceği bir mevkide idi.

 

Kadılığı kabul etmesi için kamçılarla döğüldü: fakat kabul etmedi», demiştir.

 

Abdullah b. Mubarek de  (rahmetullahi aleyh) «Uyulmaya Ebu Hanîfe’den  (rahmetullahi aleyh) daha lâyık kimse yoktur. Zira o İmamdı. Takva sahibi, nezih, âlim, fakih bir zat idi. İlmi öyle açıklamıştır ki, onu hiçbir kimse bu derece basiret, anlayış, zekâ ve takva ile açıklayamamış»tır. der.

 

 Sevrî’ye birisi «Ebu Hanîfe’nin (rahmetullahi aleyhima) yanından mı geldin?» diye sormuş da «Gerçekden yeryüzünün en âbid adamının yanından geldim» cevabını vermiş. Bunun misalleri çoktur.

 Bunları İbn-i Hacer (rahmetullahi aleyh)  ve diğer mutemed ulema nakletmişlerdir.

 

İBN-İ ABİDİN

Gonderen Karasahin
Kategori : Tasavvuf
Tags:

Yorumlar (0)
Ara-23-08

NE OLURSAN OL GEL

BİSMİHİ TEALA

Mevlana Celaleddin-i Rumi (radıyallahu anh) şöyle demiş:

”Ne olursan ol, yine gel”

Bu söz doğrudur, ancak Mevlana Celaleddin’in

(radıyalalhu anh) muradı üzere olsa…Yoksa ehl-i hevanın

anladığına göre değil.

Mevlana’nın hakiki muradı ise, aşağıda sayılacak olan 3

mana-i maksud da müteala edilebilir:

1- Yahudiler neseben Yahudi olmayanları Yahudi dinine

kabul etmiyorlar. Çünkü onların inancına göre din,

Yahudi dini üzerine kurulmuştur ve milli bir dindir.

Din-i hak olan İslamiyete göre ise böyle bir inanç batıl ve

merduddur. Yani İslam dini belli bir kavmin dini

değildir.Belki ( arapçada belki kesinlik arz eder) bütün

ırklara hitap eden ve onları mes’ul tutan bir dindir.

”Ne olursan ol, yani hangi din ve ırka mensup olursan

ol , Din-i Muhammedi’ye (Sallallahu aleyhi ve sellem)

gel> demektir.

2- Diğer Peygamberlerin her biri , belli bir kavme

Peygamber olarak gelmiştir. Rasul-i Ekrem (Sallallahu

aleyhi ve sellem) ise umum insanlara Peygamber olarak

gelmiştir. Buna binaen

”Ne olursan ol, La ilahe illallah, Muhammedün Rasulullah

de, ve Kuran’ı kabul et.” demektir.

3- Eski şeriatlarda tevbe’nin kabulü, ancak kebairi işleyen

kimsenin kendisini öldürmesi ne bağlı idi . mücerred

tevbe kabul değildi.

Şeriat-ı Muhammediyye’de (Sallallahu aleyhi ve sellem)

ise nasuh tevbe ile günahlar afvolur. Onun için,

”Ne olusan ol, yine gel. Yani, günahım çoktur diyerek

Rahmet-i İlahiyyeden ümidini kesme. ALLAH (Celle

celalühü) tevbeleri kabul eder. Gel günahlardan tevbe et”

demektir.

Yoksa < Bulunduğun gayri meşru hal üzerine devam et>

demek veya onların günah olan hallerini hoş görmek

demek değildir.

İşte sair Ulema-i İslam gibi Mevlana’nın (radıyallahu anh)

bazı mücmel ifade ve cümlelerini bu kıstaslarla

değerlendirmek lazım

 
Reddül Evham Serisi

Gonderen Karasahin
Kategori : İslami bilgiler
Tags: ,

Yorumlar (0)

BİSMİHİ TEALA

Bu konuda üç görüş vardır?

1- Hz. Havva, Hz. Adem’in (aleyhime’s-selam) Kaburga Kemiğinden Yaratıldı

Hz. Havva’nın (aleyhi’s-selam) yaradılışı kur’an-ı Kerim’de şöyle geçer:

”Ey insanoğlu, sizi bir tek nefisten yaratan ve ondan eşini yaratıp ikisinden birçok erkekler ve kadınlar üreten Rabbinizden korkun” (Nisa /1)

Bu âyet-i celile ve diğer âyet-i kerimelerde Hz. Havva’nın, Hz. Adem’in (aleyhime’s-selam) kaburga kemiğinden yaratıldığına dair hiç bir işaret yoktur.

Bu konuda kitaplarda şöyle bazı rivayetler vardır:

“ALLAH (Celle celalühü), Adem’i (aleyhi’s-selam) uykuya daldırdıktan sonra sol tarafındaki kaburgalardan birini aldı. Bu kaburganın yerini hemen et bürüdü iyileşti. O anda Adem (aleyhi’s-selam) uyandı. ALLAH (Celle celalühü) bu kaburgadan Havva’yı (aleyhi’s-selam) yaratıncaya kadar uykusundan kalkmadı. Adem (aleyhi’s-selam) uykusundan kalkarak bir tarafında Havva’yı (aleyhi’s-selam) görünce “Etim, kanım, eşim” dedi.

Mücahit’de (rahmetullahi aleyh) şöyle diyor.

“ALLAH (Celle celalühü), Adem (aleyhi’s-selam) uykuda iken Havva’yı (aleyhi’s-selam) onun aşağıdaki iki eğe kemiğinden yarattı”.

Bu rivayetlerin doğruluğunu ALLAH (Celle celalühü) bilir. Çünkü Tevrat’ta Hz. Havva’nın (aleyhi’s-selam) yaradılışı şöyle anlatılır.

“Ve Rab ALLAH (Celle celalühü) dedi: Adem’ın (aleyhi’s-selam) yalnız olması iyi değildir; kendisine uygun bir yardımcı yapacağım. Ve Rab ALLAH (Celle celalühü), Adem’in (aleyhi’s-selam) üzerine derin bir uyku getirdi ve o uyudu, onun kaburga kemiklerinden birini aldı ve yerini otla doldurdu. Ve Rab ALLAH (Celle celalühü) Adem’den (aleyhi’s-selam) aldığı kaburga kemiğinden bir kadın yaratıp onu Adem’e (aleyhi’s-selam) getirdi. Ve Adem (aleyhi’s-selam) dedi: Şimdi bu benim kemiklerimden kemik ve etimden ettir, bu insandan alındığı için ona “nisa” ismi verilsin dedi. Ve Adem (aleyhi’s-selam) karısının ismini Havva (aleyhi’s-selam) koydu, çünkü bütün yaşayanların anası oldu.” (Kitab-ı Mukaddes, Tekvin: 2/18-23)

Yine Yahudilerin kutsal kitabı Talmud’da şu ayrıntı vardır.

“Havva, Adem’in (aleyhime’s-selam) onüçüncü kaburga kemiğinden yaratıldı.”

Bu haber Hz. Peygambere (Sallallahu aleyhi ve sellem) ulaşınca kadınların hatası olduğu zaman bağışlanmaları gerektiğini, bedenlerinin nazik ve ruhlarının hassas olduğuna işaret etmekle yorumlamıştır.

Bundan beşyüz sene öncesine kadar Avrupalılar, Tevrat’ın bu sözüne bakarak erkeğin kaburga kemiklerinin kadınlarınkinden bir eksik sanıyorlardı. Kadınla erkeğin kaburga kemiğinin aynı olduğu ilmen isbat edilince bütün Avrupa şaşırmıştı. Bu rivayetleri kitaplarına alan bazı müfessirler, bunların: Tevrattan alınma olduğunu açıklamıştır.

İmam Taberi: (rahmetullahi aleyh)

“Bu rivayetlerin doğruluğunu ALLAH (Celle celalühü) bilir,” diyerek bu rivayet hakkındaki şüphesini belirtmiştir.

İbn-i İshak’da (rahmetullahi aleyh) bu konuda şöyle der.

“Hz.Havva’nın, Hz. Adem’in (aleyhime’s-selam) sol kaburga kemiğinden yaratıldığı şeklindeki haber, Yahidilerden nakledilmiştir.”

Birinci görüşte olanlar şu hadis şerifleri delil getirmişlerdir.

“Kadınlar hakkında hayır tavsiye ediniz. Çünkü kadın, eğri kaburga kemiğinden yaratılmıştır. Kaburga kemiğinin en eğri tarafı, en üst tarafıdır. Onu doğrultmaya çalışırsan kırarsın, hali üzerinde bırakırsan öyle kalır. Kadınlar hakkında hayır tavsiye ediniz”

Diğer hadis-i şerifte:

“Kadın eğri kaburga kemiği gibidir. Eğer doğrultmaya kalkışırsan kırarsım Eğer mutlu bir hayat yaşamak istersen o eğriliği ile beraber faydalanırsın.”

Bu ve benzeri hadisler Hz. Havva’nı (aleyhi’s-selam) kaburga kemiğinden yaratıldığına delil olmaz. Çünkü bu hadisler mecazdır; kadınla iyi geçinmeyi tavsiye eden hadislerdir.

Buhariyi şerheden merhum Kamil Miras (rahmetullahi aleyh) şöyle der:

“Hadis’in bu ifadesiyle kadın cinsinin fıtrat açısından asabi olduğunu ve fıtratı gereği çabuk sinirlenerek eğrilik ve huysuzluk göstermesine işaret olunup erkeklerin kadınlar hakkında hayırlı olmaları emrolunmuştur”.

Kadının bu yönünü Tıp alimleri de aynı şekilde açıklar. Ord.Prof. Mazhar Osman şöyle der:

“Kadının esas mizacı heyecanlılıktır. Bütün kadınlarda buna rastlanır. Ruh hastalıkları kadınlarda daha çoktur. En vahşi kavimlerden en medeni milletlerin kadınlarına, medeni terbiye görmüş hanımından eğitimsiz bir köy kızına varıncaya kadar kadınlığın müşterek hisleri vardır. Her kadın ayının yarısını hazırlanma, adet, adetten sonra gayri tabilik, adete yarı hasta olarak geçirir”.

Birinci görüş, hem Kur’an’a hem de sünnete ters düşer.. Bu görüş tamamne İsrailiyattır. En doğrusunu ALLAH (Celle celalühü) bilir.

2- Hz. Havva, Hz. Adem’den (aleyhime’s-selam) Yaratılmıştır.

Bu görüşte olanlar, Hz. Havva Hz.Adem’den (aleyhime’s-selam) yaratıldı derler, fakat kaburga kemiği gibi, neresinden yaratıldığı konusunda bir şey söylemezler. Çünkü Kur’an ve sünnette böyle bir ayrıntı yoktur.

“Ey insanlar, sizi tek nefisten yaratan ve ondan eşini yaratıp ikisinden bir çok erkek ve kadınlar üreten Rabbinizden korkun”(Nisa /1)

Ayette geçen “nefis” kelimesi kapalı ve çok geniş anlamı olan bir kelimedir. üzerinde çok ihtilaf vardır. Görüş farklılığı da buradan gelmektedir.

Nefis; 1) İnsan, ruh, can, hayat, zat, şahıs

2) Cins, hakikat, asıl, cevher, madde, insanı oluşturan hakikat, birşeyin tamamı hakikatı demektir.

Ayette geçen “nefs” kelimesi, insan ruh, zat anlamına gelir görüşünde olanlara göre, bu ayet ve benzeri ayetler, Havva’nın Adem’den (aleyhime’s-selam) yaratıldığına işaret eder. Ancak Havva’nın Adem’den (aleyhime’s-selam) nasıl yaratıldığı, neresinden yaratıldığı konusunda ayrıntılı kesin bilgi Kur’an-ı Kerim ve hadislerde yoktur.

Ayette geçen “Tek nefsin” Adem (aleyhi’s-selam) olduğuna dair açık ayet ve hadis yoktur. Bazı müfessirler “Tek nefis’ten Hz.Adem’in (aleyhi’s-selam) kastedildiğini söylerler.

İbni abbas (radıyallahu anh) şöyle der:

“Kadın erkekten yaratılmıştır. Bu yüzden kadının gözü erkektedir. erkek ise topraktan yaratılmıştır. Bu yüzden erkeğin gözü topraktadır”.

Elmalı’lı Hamdi Yazır (rahmetullahi aleyh) da şöyle der:

”Tek nefisten murat Hazreti Adem, eşinden murat da Hz.Havva (aleyhime’s-selam) olduğuna dair ittifak ve icma vardır.”

Bu konuda birkaç ayet daha var:

“ALLAH sizi tek nefisten yarattı. Burası gelip geçici yerdir” (En’am / 98)

“Sizi birtek nefisten yaratıp onunla huzura kavuşsun diye eşini aynı nefisten yaratan O’dur.” (Araf / 189).

“Sizi tek nefisten yarattı, sonra ondan eşinizi meydana getirdi.” (Zümer /30)

Bu görüşe göre, Kur’an-ı Kerimde Hz.Havva’nın, Hz. Adem’den (aleyhime’s-selam) yaratılmış olduğu bildirilmiştir. Bunun dışında herhangi bir açılama yoktur.

Biz, Resulullah’ın (Sallallahu aleyhi ve sellem) getirdiği vahye olduğu gibi inanırız. Ne eksiltiriz, ne de çoğaltırız. Cenab-ı Hak (Celle celalühü) ayette “nefs” kelimesini kapalı olarak zikrediyor, insanları ondan yarattı diyor. Biz de olduğu şekilde buna inanırız. Nasıl, ve ne şekilde, neresinden yaratıldığı konusuna girmeyiniz.

3- Hz. Havva (aleyhi’s-selam) Topraktan Yaratılmıştır.

Cenâb-ı Hak (Celle celalühü), Havva’ya Adem’i (aleyhime’s-selam) yarattığı gibi maddeden, topraktan yaratmıştır. Kur’an, kadın-erkek ayrımı yapmadan mutlak insanın topraktan yaratıldığını söyler. Kur’an da bu konuda tam açıklık vardır.

“ALLAH sizi çamurdan yarattı” (En’am / 2)

“Allah insanı çamurdan yaratmaya başladı.” (Secde 7)

“Biz insanı çamur’un süzülmüşünden yarattık.” (Müminun / 13)

“Ben çamurdan bir insan yaratacağım” (Sad / 71)

“Biz insanı pişmiş çamurdan, değişmiş cıvık balçıktan yarattık.” (Hicr / 26)

Bu ayetlerde görüldüğü gibi Cenab-ı Hak (Celle celalühü), insanı kadın-erkek tek bir maddeden, topraktan çamurdan yaratmıştır. Kadın ve erkeğin ayrı ayrı maddeden ve ayrı yerlerde yaratıldığını söylemediği gibi ona işaret bile etmemiştir. ancak topraktan nasıl yaratıldığına dair tafsilat vermemektedir. Ancak ruhunun yüce ALLAH’ın (Celle celalühü) ruhundan bir nafha olduğunu Kur’an-ı Kerim haber vermektedir.

“Rabbin meleklere demişti ki: Ben balçıktan işlenebilen kara çamurdan bir insan yaratacağım. Onu kılığına koyup ruhumdan üflediğimde ona secdeye kapanın.” (Hicr /28-29)

Toprak insan bedeninin başlangıç maddesini oluşturmaktadır. Bütün insanların yaradılışının toprakla ilgili olduğuna Kur’an’da işaret ediliyor:

“ALLAH’ı nasıl inkar edersiniz ki, siz ölü idiniz. O sizi diriltti, yine öldürecek, yine diriltecek, sonra O’na döndürüleceksiniz.” (Bakara 28)

Bediu’z-zaman Said nursi (rahmetullahi aleyh) bu ayet-i tefsir ederken der ki:

“İnsanın cesedini teşkil eden zerreler, alemin zerreleri içinde (toprak içinde) cansız, dağınık bir şekilde iken bakarsınız ki, özel bir kanunla, muayyen bir nizam ile intizam altına alarak baba sulbüne gönderir. Baba sülbünde sakin, gizli bir durumda iken, birden bire bölük bölük, muayyen bir nizamla, bir kasd ve hikmet altında ana rahmine intikal eder.

Alemin içindeki zerreler, baba sülbüne intikal edince başka suretlere girerler; ana rahminde başka suretlere dönerler. Nutfe de başka durum alırlar, sonra alaka olur, sonra et parçası olur, sonra insan suretine girer. Bu kadar acaib değişimler esnasında zerreler öyle muntazam hareket eder, öyle muayyen dusturlar üzerine cereyan eder ki, sanki bir zerre, alemin zerreleri içinde iken görevlendirilmiş ve Rauf’un gözünde yer alıp görev yapmak üzere yola çıkarılmıştır.”

Hz.Havva’nın topraktan yaratıldığı ile ilgili bir çok tefsirde şu ibare yer almaktadır. “Adem’i (aleyhi’s-selam) topraktan yaratmaya kadir olan ALLAH (Celle celalühü),Havva’yı’da (aleyhi’s-selam) topraktan yaratmaya kadir’dir. Durum böyle olunca O’nun Adem’in (aleyhi’s-selam) kaburgasından yaratılmasının faydası nedir”

Bu araştırmadan sonra kanaatimize göre üçüncü görüş daha sahihtir. En doğrusunu ALLAH (Celle celalühü) bilir.

 

 Rauf Pehlivan, Kaynaklarıyla Büyük Kadın İlmihali