Mart, 2009 Arsivi

BİSMİHİ TEALA
 
İnsan dünya hayatının ilk safhalarında yani doğumları itibari ile her hangi bir bilgiye ve ilme sahip olmadan doğmaktadırlar. Dolayısıyla insan için asıl olan bilgisizlik ve cehalettir. Nitekim bu mana Kur’an-ı kerim de şu şekilde ifade edilmektedir.
 
”ALLAH sizi hiçbir şey bilmezken annelerinizin karnından çıkardı. Şükredesiniz diye size kulaklar, gözler ve kalpler verdi” (Nalh /78) Bununla beraber insanın fıtri yapısı sebebiyle diğer varlıklardan farklı olarak duygularını, düşüncelerini ve inançlarını ifade edebilme kabiliyeti bulunmaktadır. İnsan bu düşünce ve inançlarını ifade etme esnasında ki bilgileri gerek duygu organları, gerek akıl yürütme veya kat’i haberler vasıtası ile elde edebilir. İnsanın kat’i haberleri elde etmesi ALLAH’ın (Celle celalühü) bir nimet olarak gönderdiği peygamberler (aleyhimü’s-selatü ve’s-selam) vesilesi ile olmaktadır. Nitekim bir hadis-i şerifte peygamber (Sallallahu aleyhi ve sellem): ” Muhakkak ki ben bir muallim olarak gönderildim.” (İbn-i Mace, hd no, 229) buyurmak suretiyle bu hususu ifade etmektedir.
 
Bununla beraber insan sosyal bir varlık olması sebebiyle vahşi olarak tek başına yaşayamaz. Mutlaka birilerinin yardımlarına ihtiyaç duyar. Bunun iki sebebi bulunmaktadır. Birincisi: Neslinin devam edebilmesidir. Zira karşı cins (erkek-kadın ilişkisi) olmayınca neslinin devam edebilmesi mümkün değildir. Sünnetûllah bu şekildedir. İkincisi ise diğer ihtiyaçlarının yani yiyecek, giyecek ve rızkının temini hususunda birbirlerine muhtaçtırlar.
 
İnsanın diğer insanlara olan ihtiyaçları ile beraber kuvvet, zekâ, eğitim ve yaş gibi birbirlerinden farklı farklı olmaları sebebiyle bazı konularda ihtilaf edip anlaşamamaları da mümkündür. Bu ihtilafların ana sebebini ekonomik veya toplumda oluşturulan siyasi sebepler sebebiyle ortaya çıkan mücadeleler oluşturmaktadır. Bu durumda karşımıza ”siyaset” kavramı çıkmaktadır. Siyaset kelimesi; emir, nehiy, ve terbiye manalarına gelen ”sase” fiilinden mastardır. Siyaseti kısaca ” İktidarı elde etme, iktidarı kullanma veya iktidarı kullanmaya katılma faaliyetleri” olarak ifade edebiliriz.
 
Bu siyasi faaliyetler esnasında genelde bütün insanların özelde ise Müslümanların arasında meydana gelen ihtilafları Şer’i şerifi dikkate almadan çözmeye çalışmaları aralarındaki ihtilafı tefrikaya çevirir. Şurası muhakkaktır ki ittifak etmeleri ihtilaf etmelerinden daha hayırlıdır. Müslümanların ittifak etmeleri hidayet üzerinde olmalarına, ihtilaf ve tefrika etmeleri ise hidayetten uzak düşmelerinin alametlerindendir. Nitekim müfessir İbn-i Kesir (rahmetullahi aleyh) ”Müslümanların ittifak etmeleri hatalara düşmekten korunacaklarının garantisidir.” (İbn-i kesir, c 1, sh 289) buyurmak suretiyle bu inceliğe işaret etmektedir.
 
Müslümanların aralarındaki ihtilafları gidermek için başvuracakları kaynakların seçimi onların itikadi durumları ile yakından alakalıdır. Kur’an-ı kerim Müslümanların ihtilaf etmeleri durumunda nasıl davranacaklarını şu şekilde izah etmektedir:
 
” Ey iman edenler! ALLAH`a itaat edin. Peygamber`e ve sizden olan ülü-lemr’e (idarecilere) de itaat edin. Eğer bir hususta anlaşmazlığa düşerseniz -ALLAH`a ve ahirete gerçekten inanıyorsanız- onu ALLAH`a ve Resûl`e götürün (onların talimatına göre halledin); bu hem hayırlı, hem de netice bakımından daha güzeldir.” (Nisa /59)
 
Ayeti kerime ihtilaf durumunda öncelikle meselenin ALLAH’ın kelamı Kur’an’a götürülmesini, eğer Kur’an da bulunmaz ise vefatından sonra peygamberin (Sallallahu aleyhi ve sellem) sünnetine müracaat edilmesini emretmektedir. Zira dini işlerde kitab ve sünnete müracaat vaciptir. Eğer ihtilafın halli ikisinden birisinde bulunursa ne a’la. Ama eğer her ikisinde de bulunmazsa o zaman çözümün içtihad olacağını beyan etmektedir. Dikkat edilirse ihtilaf halinde nasıl davranılması gerektiği gayet açıktır. Buna rağmen ihtilafları çözmemede ısrar etmek ALLAH’ın (Celle celalühü) kitabını  kabul etmeyip hiçe saymaktır.

Gonderen Karasahin
Kategori : İslami bilgiler
Tags:

Yorumlar (0)
Mar-5-09

Bakara /104

BİSMİHİ TEALA

La Tekulü Raina ve Kulü Unzurna

يَاأَيُّهَا الَّذِينَ ءَامَنُوا لَا تَقُولُوا رَاعِنَا وَقُولُوا انْظُرْنَا وَاسْمَعُوا وَلِلْكَافِرِينَ عَذَابٌ أَلِيمٌ

Ey îman edenler bizi de dinle demeyin bizi de gözet deyin ve dinleyin. Kafirlere elim bir azâb vardır. (Bakara /104)

ALLAH (Celle celaluhu) mü’minlerin sözleri ve fiilleriyle kâfirlere benzemelerini yasaklamıştır.

Şöyle ki; yahûdîler sözlerini söylerken tevriye san’ atını kullanarak maksadlarını eksik söylerlerdi. ALLAH’ın (Celle celaluhu) la’neti onların üzerine olsun.

Meselâ bizi dinle dediklerinde ( rayna ) «bizi de gözet» derlerdi. Nitekim ALLAH (Celle celaluhu) şöyle buyurur : «Yahudilerden de bir kısmı sözleri yerlerinden değiştirirler ve derler ki; dinledik ve isyan ettik. Ey dinlemez olası bizi dinle ve bizi gözet». Dillerini eğip büke*rek ve dîne ta’n ederek söylerler. Eğer onlar dinledik ve itaat ettik bizi dinle ve gözet demiş olsalardı kendileri için daha hayırlı ve daha doğru olurdu. Ancak ALLAH onlara küfürlerinden dolayı la’net etmiştir. Onlardan pek azı müstesna îman etmezler. (Bakara / 93)

Hadîslerde onların birçok haberleri vârid olmuştur. Şöyle ki; onlar selâm verdikleri zaman «esselâmü aleyküm» yerine ( essâmü aleyküm) diyorlardı ki (ölüm üzerinize olsun) sâm; ölüm demektir.

Bunun için ALLAH (Celle celaluhu) onlara karşılık verirken ve aleykümüsselâm yerine ve aleyküm demekle yetinmemizi emretti. Bu duâ onlar için kabul olmaz ama bizim onlar için duamız kabul olur. Maksad şudur: ALLAH (Celle celaluhu) mü’minlerin kavlen ve fiilen kâfirlere benzemelerini yasaklamıştır.

Bunun için de «Ey îman edenler bizi de dinle» demeyin. «Bizi de gözet» deyin ve dinleyin. Kâfirler için çok acıklı bir azâb vardır» buyurmuştur.
İmâm Ahmed İbn Hanbel (rahmetullahi aleyh)… Abdullah ibn Ömer’den (radıyallahu anhuma) nakleder ki; Rasûlullah (Sallallahu aleyhi ve sellem)) şöyle buyurmuştur :

«Ben; kıyametin eşiğinde kılıçla gönderildim. Tâ ki şirk koşulmadan yalnızca ALLAH’a (Celle celaluhu) ibâdet edilsin diye. Benim rızkım mızrağımın gölgesinde kılınmıştır. Zillet ve küçüklük benim buyruğuma muhalefet edenlerin üzerine verilmiştir. Kim de bir kavme benzerse şüphesiz onlardandır.»

Ebu Dâvûd… Abdullah İbn Ömer’den (radıyallahu anhuma) nakleder ki: Rasûlullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuş :

«Kim bir kavme benzerse onlardandır.»

Bu hadîsde şiddetli yasak ve korkunç tehdit vardır. Kâfirlere; fiil ve kaville giyecek ve bayramlarla ibâdet ve bizim için meşru kılınmamış diğer hallerle benzemekten kaçındırma vardır.

İbn Ebu Hatim rahmetullahi aleyh) der ki bana babam… Ma’n veya Avn’dan ya da her ikisinden nakletti ki adamın biri Abdullah İbn Mes’ûd’a (radıyallahu anh) gelmiş ve demiş ki; bana bir söz söyle. O da demiş ki; ALLAH’ın (Celle celaluhu) «Ey îman edenler» buyruğunu duyduğun zaman onu gözet ve kulağını ver çünkü onda bir hayır emri veya bir şer yasağı vardır.

A’meş (rahmetullahi aleyh) Heyseme’den naklen der ki; Kur’an’da okumuş olduğumuz «Ey îman edenler» kavlinin Tevrat’taki karşılığı ey miskinlerdir. Mu-hammed İbn İshâk, Muhammed İbn Ebu Muhammed (rahmetullahi aleyhima) kanalıyla Saîd İbn Cübeyr’den veya İkrime kanalıyla İbn Abbâs’dan (radıyallahu anhum)nakleder ki:

( unzurna ) «bizi gözet» kelimesi kulağını bize ver demektir.

Dahhâk (rahmetullahi aleyh) ibn Abbâs’dan (radıyallahu anh) nakleder ki; «bizi de dinleyin» demeyin «bizi de gözet» deyin ve dinleyin» âyeti konusunda şöyle demiştir: Onlar Hz. Peygambere (Sallallahu aleyhi ve sellem) kulağım bize ver diyorlardı ancak kullandıkları (rayna) kelimesi bize veriştir der gibi idi. İbn Ebu Hatim der ki Ebu’l-Âliye Ebu Mâlik Rebî’ İbn Enes Atiyye el-Avfî ve Katâde’den radıyallahu anhum) de buna benzer bir rivayet nakledilir

. Mücâhid (rahmetullahi aleyh) der ki; «bizi de dinleyin demeyin» âyetinden maksad aksini söylemeyin demektir. Bir rivayete göre de bizi dinle ve biz de seni dinleyelim demektir. Atâ’ya (rahmetullahi aleyh) göre; bu söz Ansârm söylediği bir lügat tarzıdır ki ALLAH (Celle celaluhu) onu yasaklamıştır.

Hasan der ki: «Bizide dinle demeyin» âyetindeki) kelimesi alaylı ve istihzâlı sözdür. ALLAH (Celle celaluhu) bu âyetle onların Hz. Muhammed (Sallallahu aleyhi ve sellem) in sözlerini alaya almalarını ve İslâm’a davet etmesini istihza ile karşılamalarını yasaklamıştır. İbn Cüreyc’in de böyle dediği rivayet edilmiştir. Ebu Sahr der ki; Rasûlullah (Sallallahu aleyhi ve sellem ) arkasını döndüğünde mü’minlerden ona muhtaç olanlar; kulağım bize ver derlerdi. ALLAH (Celle celaluhu) Rasûlü Zîşânına böyle denmemesini ve saygılı davranîlmasını buyurmuştur.

Süddî der ki; Kaynuka oğullarına mensûb yahûdîlerden Rifâa İbn Zeyd denilen bir adam vardı Hz. Peygamberin (Sallallahu aleyhi ve sellem) huzuruna gelip onunla konuşurdu konuştuğunda kulağını bana ver beni dinle derdi. Müslümanlar peygamberlerin böyle saygı ifâdelerle karşılandıklarını zannederlerdi. Onlardan bir kısmı da böyle derlerdi —Nisa sûresinde buyurulduğu gibi— ALLAH (Celle celaluhu) mü’minlerin bizi dinle demelerinin böylece önüne geçmiştir. Abdurrahmân İbn Zeyd İbn Eşlem (radıyallahu anh) de buna benzer bir rivayet söylemiştir.

îbn Cerîr (radıyallahu anh) der ki; bizim yanımızda bulunana göre bu sözün doğrusu ALLAH (Celle celaluhu) mü’minleri nebiyy-i Zîşânına bizi dinle demekten nehy etmiş olmasıdır. Çünkü bu ifâdenin nebîyy-i Zişâna söylenmesini ALLAH (Celle celaluhu) hoş karşılamamıştır. Bunun benzeri Hz. Peygamberden (Sallallahu aleyhi ve sellem) nakledilen «üzüme tiyek demeyin sadece asma deyin» keza «kulum demeyin delikanlını deyin» ve buna benzer ifâdelerdir.

ibni kesir tefsiri.

not: yahudiler rayna kelimesini kullanırlar.mümimler ise raina.bu iki kelime benzer olduğu için onlarda peygamberimiz (Sallallahu aleyhi ve sellem) ile alay etmek için rayna derlerdi.

Gonderen Karasahin
Kategori : Tefsir
Tags:

Yorumlar (0)