Mayıs, 2009 Arsivi

BİSMİHİ TEALA

 

İslâm bir konuda hüküm verirken bazı prensipleri temel alınmasını ister. Zira bazı davranışlar ve aletler vardır ki eğer onlar bir dinin veya milletin alamet-i farikası olmaktan çıktıysa onların kullanılması bazen gelenek ve örf olarak dikkate alınabilir. İslâm bu konuda ‘’ من تشبه بقوم فهو منهم’’ ( Kim bir kavme benzerse o onlardandır.’’ (Ebu davud, libas, 5127) hadis-i şerifini temel prensip olarak kabul eder. Yani eğer insan başka bir din veya millet tarafından kullanılan bir şeyi kullanırken, o din veya millete benzemeye çalışır ve bunu isteyerek yaparsa insanı küfre sokar fetvası verilmiştir. Nasıl ki Haç takmak veya istavroz çıkarmak bir Hıristiyan dininin alameti ise, haçı takan veya istavroz çıkaran kişi o dinin bir alametini yaptığı ve taktığı için İslâm dininden çıkar.

 

Gelinlik giymek de zamanımızda özellikle genç kızlar tarafından arzulanan ve bir gelenek olarak kabul edilen bir mesele olarak algılanmaktadır. Her genç kızın bunu istemesi farklı, ama gelinlik giymek gerek İslâm dini açısından, gerekse milli örf ve adetlerimizden olması açısından farklıdır. Zira İslâm müslüman kadınların sosyal ortama nasıl çıkacaklarını, bu çıkma esnasında neler giyeceklerini ve nasıl davranacaklarını açıklamıştır. Nitekim kur’an bu durumu izah ederken şöyle demektedir:

 

يَا أَيُّهَا النَّبِيُّ قُلْ لِأَزْوَاجِكَ وَبَنَاتِكَ وَنِسَاءِ الْمُؤْمِنِينَ يُدْنِينَ عَلَيْهِنَّ مِنْ جَلَابِيبِهِنَّ ذَلِكَ أَدْنَى أَنْ يُعْرَفْنَ فَلَا يُؤْذَيْنَ وَكَانَ اللَّهُ غَفُورًا رَحِيمًا

Ey Peygamber, hanımlarına, kızlarına ve mü’minlerin kadınlarına, dışarı çıkarken üstlerine cilbab almalarını söyle. Bu onların hür ve namuslu bilinmelerini ve bundan dolayı incitilmemelerini daha iyi sağlar. Bununla beraber ALLAH bağışlar ve merhamet eder.’’ (Ahzab/59) Bu ayetle beraber

 

وَقَرْنَ فِي بُيُوتِكُنَّ وَلَا تَبَرَّجْنَ تَبَرُّجَ الْجَاهِلِيَّةِ الْأُولَى

 

Evinizde oturun İslâm’dan önceki Cahiliye kadınlarının yaptığı gibi süslerinizi göstererek ve görünmek için dışarı çıkmayın’’ (Ahzab/33) ve

 

وَلَا يُبْدِينَ زِينَتَهُنَّ إِلَّا مَا ظَهَرَ مِنْهَا وَلْيَضْرِبْنَ بِخُمُرِهِنَّ عَلَى جُيُوبِهِنَّ

 

Görünen kısımları müstesna olmak üzere, ziynetlerini teşhir etmesinler. Başörtülerini, yakalarının üzerine (kadar) örtsünler.’’ (Nur/31) ayeti kerimeleri Müslüman kadınların sosyal ortamda nasıl giyineceklerini ve nasıl davranacaklarını beyan etmiştir.

 

Gelinlik denilen elbise ise belli bir zaman dilimi için hazırlanan ve giyilen giyenin daha güzel görünmesini sağlayan genellikle her tarafı açık olan bir elbise olması nazarıyla İslâm’ın istediği ve arzu ettiği tesettürü sağlayamayacağı açık olan bir elbisedir. Zira Ahzab suresi 59 ayetinde ki ‘’cilbab’’ kelimesi müfessirler tarafından evde giyilen elbisenin üstüne giyilen vücudu baştan ayağı örten dış elbise olarak yorumlanmıştır. Dolayısıyla kadınların mahrem yerlerini örten elbisenin dışında sosyal ortama çıkarken diğer bir dış elbisedir. Bundan dolayı gelinlik giymenin ne İslâm yönünden, ne de anane ve gelenek yönünden Müslümanlar ile alakası olamaz.

 

Duvak giymeye gelince bu farklı bir durumdur. Zira duvak gelini süslemek demektir ve gelini süslemenin yasak olduğunu iddia etmek bir tarafa bilakis bunun sünnet olduğu dahi söylenebilir. Zira Hz. Aişe (radıyallahu anha) evleneceği zaman Medine de sahabi’den gelin süslemeyle meşgul olan kadınlar tarafından süslendiği ve saçlarının tarandığı Müslim (nikah,bab 10,hd no: 1422) tarafından rivayet edilmektedir.  Hatta bir düğün esnasında peygamber (Sallallahu aleyhi ve sellem) tarafından Hz. Cabir’e (radıyallahu anh) ‘’ هل اتخذتم أنماطا’’(Enmât <örtü> edindiniz mi?) (Buhari, nikâh, 62) diye sorulmuştur.

 

İmam-ı Nevevi (rahmetullahi aleyh) ‘’Enmât’’ ı ‘’ hevdec`in (gelin mahfe’sinin) üzerine cibinlik gibi örtülen örtüdür.’’ (umdetu’l kari, c: 16, sh: 344) olarak açıklamaktadır. Hatta ibn-i Hacer (radıyalalhu anh) ‘’ tekellül’’ (taç takma) (Fethu’l bari, c: 9 sh: 225) olarak bunu izah etmektedir. Dolayısıyla bunu duvak takmanın sünnetteki yeri olarak anlamak mümkündür.

 

Gonderen Karasahin
Kategori : Fıkıh
Tags: , , , , ,

Yorumlar (0)

BİSMİHİ TEALA

Hatme, cemaat ile toplu hâlde yapılan bir halka zikridir. Kuran ve sünnette övülen ve teşvik edilen zikir çeşitlerinden birisidir.

Kuran-ı kerim’de sabah akşam dua, ibadet ve zikir edenlerle beraber bulunmaya şöyle teşvik edilmiştir:

Resûlüm! Sabah akşam Rablerine, Onun rızasını isteyerek dua (ibadet ve zikir) edenlerle birlikte bulunmaya candan sabret. Dünya hayatının süsünü isteyerek gözlerini onlardan çevirme. [ Kehf /28.]

Bu ayet indiği zaman Resûlulah (Sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz, bu kimseleri araştırmak için mescide çıktı. Mescitte zikreden bir topluluk buldu. Bunlar elbiseleri eski fakir ve garip Müslümanlardı. Onları görünce hemen yanlarına oturdu ve: Ümmetim içinde benim kendileriyle birlikte olmamı emrettiği kimseleri yaratan ALLAH’a (Celle celalühü) hamd olsun. Buyurdu. ( İbnu Kesir, Tefsirul-Kuranil-Azim, V, 153; Suyuti, ed-Dürrül-Mensur, V, 381; Ebu Nuaym, Marifetus-Sahabe, III, No: 4634)

Bu ne büyük bir tevazu ve edep örneğidir. Elbette ALLAH Resûlü (Sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz, kendileriyle birlikte olması emredilen kimselerden her yönüyle üstündü. Fakat, ALLAH (Celle celalühü) bu emirle önce onların oluşturduğu zikir meclisinin faziletini gösterdi. Sonra, Efendimizin (Sallallahu aleyhi ve sellem) yüksek tevazusunu bize gösterip kendisini örnek almamızı istedi. Ayrıca Efendimizin (Sallallahu aleyhi ve sellem) onların içlerinde bulunup kendilerini şereflendirmesi ve onlara feyiz vermesi için bu emri verdi.

Bir rivayette, Efendimiz (Sallallahu aleyhi ve sellem), mescitte zikredenlerin yanına gelerek: ”Sizin üzerinize ALLAH’ın (Celle celalühü) rahmetinin indiğini gördüm; ona sizinle ben de ortak olmak istiyorum.” buyurdular ve halkaya oturdular. ( Suyuti, ed-Dürrül-Mensur, V, 382)
Rasululah (Sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz, bir defasında:

”Cennet bahçelerine uğradığınızda, oralardan çokça istifade edin.” buyurdu. Ashab-ı Kiram: ”Cennet bahçeleri neresidir?” diye sorduklarında, Rasul-i Ekrem (Sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz:

”Zikir halkalarıdır.” buyurdu. (Tirmizi, Deavat, 82; Ahmed, Müsned, III, 150.)

Yine Efendimiz (Sallallahu aleyhi ve sellem), mescitte halka şeklinde toplanmış bir grup ashabının yanına uğradı. Onlara:

”Burada ne yapıyorsunuz?” diye sordu. Halkadakiler:

”ALLAH’ı (Celle celalühü) zikrediyoruz, bizi İslama ulaştırdığı ve ihsanlarda bulunduğu için Ona hamd ediyoruz.” Dediler. Efendimiz (Sallallahu aleyhi ve sellem) onlara:

”ALLAH (Celle celalühü) için soruyorum, siz gerçekten bunun için mi oturdunuz?” diye sordu; Sahabeler:

”Vallahi biz ancak bunun için oturduk.” dediler. Bunun üzerine Efendimiz (Sallallahu aleyhi ve sellem):

”Yanlış anlamayın, ben sizi suçlamak için yemin etmenizi istemedim. Ben sizin asıl niyetinizi öğrenmek ve size şu müjdeyi vermek için geldim. Bana Cibril (aleyhi’s-selam) geldi ve haber verdi ki: ALLAH (Celle celalühü) sizinle melekleri yanında övünmektedir. [ Müslim, Zikir, 40; Tirmizi, Deavat, 6; Nesi, Kudat, 36.]

Şu müjde de önemli:

Herhangi bir topluluk sırf ALLAH (Celle celalühü) rızası için toplanıp ALLAH’ı (Celle celalühü) zikrederse, görevli bir melek semadan onlara şöyle seslenir: Günahlarınız affedilmiş olarak kalkın, hiç şüphesiz günahlarınız iyiliğe çevrildi. [ Ahmed, Müsned, III, 142; Ebu Yala, Müsned, VII, 167; Tabarani, el-Evsat, I, 85]

İşte halka şeklinde yapılan Hatme-i Hacegan da bu övülen zikir çeşitlerinden birisidir. Görüldüğü gibi halka hâlinde cemaatle zikir yapmak övülmüş fakat halkada ne okunacağı konusunda bir şey belirtilmemiştir. Bunun için, zikir sayılacak şeylerden ne okunsa zikir yapılmış ve bu müjdeye ulaşılmış olur. Hatmede okunan zikir ve dua çeşitleri de sünnet-i seniyyeden alınmıştır.

Hatmeyi bugünkü usul üzere Abdulhâlik Gücdevani (kuddise sırruhu) Hazretleri tertip etmiştir. Hatm-i Hâcegân diye de anılır. Hâcegân, ulu zatlar, efendiler, büyük hocalar demektir. Hatm-i Hâcegân büyük velilerin tertip, talim ve tatbik ettiği hatim demektir.

Bu zikre hatim ve hatme denmesinin bir sebebi şudur: Bu yolun büyükleri müridleri ile bir meclis kurduklarında toplantıyı bu zikirle bitirirlerdi. Onlara has bir uygulama olarak bu zikre Hatm-i Hâcegan denmiştir.

Bu zikirlere hatim denmesinin bir diğer sebebi, içinde okunan Fatiha ve İhlasların hatim sevabına denk olmasındandır. Çünkü Resûlullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz, ihlas sûresini üç defa okuyan kimsenin Kuranı bir kere hatmetmiş gibi sevap elde edeceğini müjdelemiştir. ( Müslim, Salatül-Müsafirin, 261; Tirmizi, Fedailül-Kuran, 11) Büyük hatmede toplam bin defa İhlas sûresi okunmaktadır. Bu da üç yüz otuz üç (333) Kuran hatim sevabına denktir. Onun için büyükler bu zikre çok önem vermişlerdir. Öyle ki çok ciddi bir hastalık ve ağır yolculuk hâlleri hariç, bütün ömürleri boyunca bu zikri hiç aksatmamışlardır.

Gonderen Karasahin
Kategori : Tasavvuf
Tags:

Yorumlar (0)