Ağustos, 2009 Arsivi

BİSMİHİ TEALA

 

 

1) İslâm dinin de orucun hükmü nedir?

 

Ramazan orucu kadın olsun erkek olsun her yetişkin müslümana farz olan bir ibadettir. Nitekim  ‘’ يَـٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ كُتِبَ عَلَيۡڪُمُ ٱلصِّيَامُ كَمَا كُتِبَ عَلَى ٱلَّذِينَ مِن قَبۡلِڪُمۡ لَعَلَّكُمۡ تَتَّقُونَ’’ (Ey iman edenler! Oruç sizden önce gelip geçmiş ümmetlere farz kılındığı gibi size de farz kılındı. Umulur ki korunursunuz.) (Bakara /183) ayeti kerimesi bunu beyan etmektedir.

 

Ramazan ayının orucu dışındaki bütün oruçlar nafile cinsindendir. Bu oruçları tutanlar diğer nafile ibadetlerde sevap kazandıkları gibi bu nafile oruçları tutmaları sebebiyle sevap kazanırlar. Ancak eğer kişi bir orucu üzerine adak yaparsa o zaman o orucu tutması vacip olur.

 

2) Oruç hem lügat hem de ıstılahı anlamda ne demektir? Ne zaman başlar, ne zaman biter?

 

Oruç lügat ta bir şeyi tutmak anlamına gelir. Istılahı olarak ise; oruç niyeti ile beraber ikinci fecirden güneşin batışına kadar gecen sürede yemekten, içmekten ve cinsi münasebetten sakınmak demektir.

 

3) İslâm dini ramazan ayında herhangi birinin oruç tutmamasına ruhsat verir mi?

 

Evet, şayet namazı kısaltma mesafesinde sefere çıkan misafir ve hastalığından dolayı oruç tutması durumunda hastalığının artacağından endişe eden hasta için ramazan ayında oruç tutmama ruhsatı vardır. Bunların mazeretleri biter veya kalkarsa bunlar oruçlarını kaza ederler. Bununla beraber eğer misafir oruç tuttuğu zaman bir zarar durumu olmazsa oruç tutması daha efdaldir.

 

 4) Misafir seferde olduğu müddetçe, hasta da hastalığı müddetince oruç tutmasalar sonra bunlar bu hal üzere ölseler bunlara bir şey gerekir mi?

 

Hayır, misafir seferde olduğu müddet içinde, hasta da hastalığı devam ettiği halde ölseler hiçbir şey gerekmez.

 

5) Şayet hasta olan kişi iyileşse, seferde olan misafir de ikamet etse bunlar üzerine kaza gerekir mi?

 

Evet, hastanın iyileştiği günlerde, misafirinde ya vatanı aslisin de veya vatanı ikametin de ikamet ettikleri zaman kaza yapmaları farz olur.

 

6) Hasta ve misafir haricinde ramazan ayında oruç tutmamaları için ruhsat verilen başka biri varmıdır?

 

Hamile veya emzikli kadın hem kendileri için hem de çocukları için oruç tutmalarından dolayı bir şeyden korkarlarsa oruç tutmamaları caiz olur.  Bunlar daha sonra tutmadıkları günleri kaza ederler.

 

7) Kendilerine ramazan orucunun farz olmadığı kişiler var mıdır?

 

Evet, hayız ve loğusa olan kadının üzerine oruç farz olmadığı gibi bunların oruç tutmaları da caiz değildir. Zira hayız ve loğusa oruca menafidir.

 

8 ) Hayız ve loğusa olan kadınlar ramazan ayından sonra tutamadıkları günleri kaza ederler mi?

 

Evet, hayız ve loğusa olan kadınların bu halleri bittikten sonra tutamadıkları günlerin kazasını yapmaları farzdır.

 

9) Oruç tutmadığı için kendisine kaza gerekmeyen, ama bundan dolayı fidye vermesi gereken birisi var mı?

 

Evet, şeyhul fani’nin ramazan ayında oruç tutmaması caiz olup, orucun yerine malından bir miktar fidye verir.

 

10) Şeyhu’l fani kimdir?

 

Şeyhu’l fani ramazan ayında da ramazan ayından sonra da oruç tutamayan, hatta hayatının sonuna kadar tutamadığı orucun kazasını tutmaya gücü yetmeyen kişidir.

 

11) Fidye nedir?

 

Fidye yemin kefaretin de olduğu gibi oruç tutamadığı her gün için bir fakiri doyurmaktır. Bahru’r raik isimli kitapta ‘’Fidye kişiye ancak zorluk sebebiyle mubah olur. Bu zorlukta kişide bulunan özrün kazaya imkân verecek kadar dahi hiç kalkmamasıdır. O zaman her gün için fidye vermek vacip olur. Günümüzde fidye miktarının en asgari tutarı 10 liradır.

 

12) Kişi yolculuk veya hastalık sebebiyle oruç tutmasa sonra da imkânı olduğu halde ölünceye kadar kaza yapmasa ne gerekir?

 

Orucu tutmadığı için tövbe ve ALLAH’tan (Celle celalühü) bağışlanmasını talep eder. Ve tutmadığı her gün için malından bir fakiri doyurmalarını vasiyet eder.

 

13) Bir çocuk ramazan günü buluğ olsa veya bir kâfir müslüman olsa ne yapmaları gerekir?

 

Bir çocuk ramazan günü buluğa erse veya bir kâfir Müslüman olsa günün geri kalanında orucu bozan şeylerden kaçınmaları (yani oruçlu gibi davranmaları) gerekir. Ve ramazanın geri kalan günlerinde oruçlarını tutarlar.

 

14) Bu durumda ki bir çocuk veya müslüman olan kişi o günü kaza etmeleri gerekir mi?

 

Hayır, ne çocuğun nede müslüman olan kişinin bu günü kaza etmelerine gerek yok.

 

15) Ramazan günü bayılan bir kişinin ne yapması gerekir?

 

Oruç için niyet ettikten sonra ramazan günü bayılan kişinin bayıldığı günü kaza etmesi gerekmez. Bayıldığı günden sonraki günleri kaza eder.

 

16) Ramazan ayı içerisinde iyileşen bir akıl hastasına (deliye) ne gerekir?

 

Ramazan ayı içerisinde iyileşen bir akıl hastası (deli) geçirdiği günleri kaza eder. O günden sonraki günlerin orucunu tutar.

 

17) Bir misafir ramazan içerisinde ikamet etse ancak oruca niyet etmese veya hayızlı bir kadın temizlense ne yapmaları gerekir?

 

Günün geri kalanında ramazana hürmeten oruç bozan şeylerden sakınmaları gerekir.

 

18) Ramazan orucu ne zaman farz olur? Ve ramazan ayının  tespiti nasıl yapılır?

 

Bu mana da peygamber (Sallallahu aleyhi ve sellem) bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmaktadır: ‘’Hilali gördüğünüz zaman oruç tutun, hilali gördüğünüz zaman bayram yapın. Şayet hava bulutlu olursa şabanı otuza tamamlayın.’’ (Buhari, Müslim)

 

Şaban ayının 29. olduğunda hilalin gözetlenmesi insanlara vacip olur. Şayet hilali görürlerse oruç tutarlar. Eğer bulutlar hilali gizlerse şaban’ı 30. tamamlarlar sonra oruç tutarlar.

 

19) Havada bulut olduğu zaman bir adam Şaban’ın 29 hilali gördüğüne şahadet etse bu adamın şahadeti kabul edilir mi?

 

Havada bulut olduğunda hür olsun, köle olsun, erkek olsun, kadın olsun adalet sahibi bir müslümanın hilali gördüğüne dair şahadeti kabul edilir.

 

20) Şaban’ın 29 da havada bulut olmasa bir veya iki adam hilali gördüklerine şahadet etseler bunların şahadeti kabul edilir mi?

 

Bu durumda onların şahadeti kabul edilmez. Yakın ilim hasıl olacak kadar çok insanın hilali gördüklerine dair haberi gerekir.

 

21) Ramazan ayının sabit olmasında ki görüş budur. Peki, bayram hilalinin sabit olmasında ki görüş nasıldır?

 

Bu durumda da eğer havada bulut varsa sultan veya kadı bayram hilalinin sabit olması hususunda iki adam veya bir adam iki kadının şahadeti dışında hiçbir şahadeti kabul etmez. Eğer havada bulut yoksa yakın ilim hâsıl olacak kadar çok kişinin şahadet haberi dışında hiçbir şahadet kabul edilmez.

 

22) Bir adam ramazan veya bayram hilalini gördüğünü söylese anacak şahadeti kadı tarafından kabul edilmediğin de bu adam ne yapar?

 

Eğer söz konusu durum ramazanın tespitinde olursa bu adam tek başına oruç tutar. Fakat bayramın tespitinde olursa insanlarla beraber amel eder (tek olarak orucunu bozmaz diğer insanlarla beraber tutmaya devam eder) kendisinin hilali görmesiyle ilgili görüşüyle amel etmez.

Gonderen Karasahin
Kategori : Ramazan 09
Tags: , , , ,

Yorumlar (0)

BİSMİHİ TEALA

 İslâm dininin ikinci kaynağı olan hadis külliyatımız da günümüze kadar nakledilen bazı eserlerin ifadesine göre tekrarlarla beraber bir milyon beş yüz bin (ALLAH’u a’lem) hadis bulunmaktadır. Bu hadisler arasında bir biriyle (zahiren) tenakuz halinde bulunan, yani birinin helal kabul ettiğini diğerinin haram olarak bildirildiği bir çok hadiste bulunmaktadır. Bu birbiriyle (zahiren)  tenakuzun bulunduğu hadisler hususunda nasıl amel edilir? meselesi ulema arasında önemli yer tutmaktadır. Ulema bu tenakuzun giderilmesi hususunda bir takım metotlar uygulamıştır. Hanefi ulemasının birbiriile tenakuz halinde bulunan hadisler  konusundada takip ettiği usül, önce hangisi diğerini nesh etmiştir hususu var mı diye  bakar,  eğer yoksa daha sonra tercih,  tercih yapılmıyorsa cem ve te’lif, daha sonra ise tevakkuf (veya tesakût) şeklindedir. Dolayısıyla içtihad yapabilecek (müctehid) seviyede olmayan birinin bu birbirleri ile tenakuz olan hadisler arasında tercih yapması mümkün değildir.

 Birbirleri ile tenakuzun olduğu hadislerden birisi de ‚‘ kadının evlenirken velisinin izni meselesidir‘‘ Nitekim Tirmizi’nin Hz. Aişe’den (radıyallahu anha) rivayet ettiği أَيُّمَا امْرَأَةٍ نُكِحَتْ بِغَيْرِ إِذْنِ وَلِيِّهَا فَنِكَاحُهَا بَاطِلٌ فَنِكَاحُهَا بَاطِلٌ فَنِكَاحُهَا بَاطِلٌ  ‚‘ Hangi kadın kendini velisinin izni olmadan evlendirirse, onun nikahı batıldır, onun nikahi batıldır, onun nikahi batıldır.‘‘ (Tirmizi, nikah, 1125) hadisi şerifi ile, Ebu Davud’un İbn-i Abbas‘tan (radıyallahu anhuma) rivayet ettiği الأَيِّمُ أَحَقُّ بِنَفْسِهَا مِنْ وَلِيِّهَا وَالْبِكْرُ تُسْتَأْذَنُ فِى نَفْسِهَا وَإِذْنُهَا صُمَاتُهَا  ‚‘ Kocasız kadın, kendisini evlendirmeye velisinden daha haklıdır, bakire ise kendisinden izin istenilir. Onun izni, susmasıdır‘‘ (Ebu Davud, nikah, 2100) hadisleri birbirleri ile tenakuz halindedir. Hanefi mezhebi haricinde ki mezhebler kadının velisinin izni olmadan evlenemeyeceğini söylerlerken, Hanefi mezhebi Ebu Davud’un rivayet ettiği hadisi esas alarak kadının evlenirken velinin iznini şart görmemiştir. Hanefi mezhebinin bu husustaki görüşünü İbn-i Abidin (rahmetullahi aleyh) ‚‘ reddul muhtar‘‘ isimli eserinde şu şekilde izah etmektedir.

  ‚‘ Hangi kadın kendini velisinin izni olmadan evlendirirse, onun nikahı batıldır, onun nikahi batıldır, onun nikahi batıldır hadisine gelince; gerçi Tirmizi bu hadisin hasen olduğunu söylemiştir. Bir de ‚‘Velisiz nikah yoktur.‘‘ hadisi vardır. Onu Ebu Davud ve başkaları rivayet etmiştir. Bunlar resulullah’ın (Sallallahu aleyhi ve sellem) ‚‘Kocasız kadın, kendisini evlendirmeye velisinden daha haklıdır‘‘ hadisine muarızdır. Bu hadisi Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, Nesai Ve Muvatta’da İmam-ı Malik (rahmetullahi aleyh) rivayet etmişlerdir. Kocasız kadın dul da olabilir, bakire de!… Böyle bir kadının velisi ancak onun rızası ile nikah akdine girişebilir. Zira hadis kadını akid yapmak için velisinden daha haklı göstermiştir. Bu hadis senedinin kuvvetiyle ve sahih olduğunda ittifak edilmekle tercih olunur. İlk iki hadis böyle değildir. Zira onlar zayıf veya hasen rivayetlerdir. Veya tahsis suretiyle araları bulunur. Veya nikah yoktur sözünden kasıt nikahın kemali yoktur şeklinde te’vil edilir.

 Veya veliden murad, nikâh onun iznine bağlı olan kimsedir. Yani nikâh ancak kâfirin müslüman kadın ile evlenmesini önlemeye, bunak kadına, köle ve cariye’ye velâyeti olan kimsenin izni ile kıyılır. Batıldan murad velinin kızını dengi olmayana vermesini sahih  görmeyenlerin kavline göre, kelimenin hakikatıdır. Veya sahih görenlerin kavline göre hükmüdür. Mutlak olan nass‘larda bunların hepsi gecerlidir. Hadisler arasında ki tenakuzu ortadan kaldırmak için velinin iznini almak vacip olur. Bu hususta ki sözün tamamı fetih’te izah edilmiştir.‘‘ (İbn-i Abidin, reddul muhtar, c: 5 sh: 360)

 Şimdi durum bu vaziyetteyken ‚‘ velisiz nikah yoktur‘‘ hadisine bakarak İmam-ı Azam’a (rahmetullahi aleyh) çeşitli şekillerde hakaret etmeye yeltenen kimselerin ‚‘ Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) dururken mezheb imamına uyulur mu?‘‘ şeklinde ki sözleri tam manası ile bir faciadır.

Zira bu sözü söyleyenlerin ictihad etmeye kudretleri yetmekte midir? Yoksa ellerine geçirdikleri gerek türkçeye tercüme edilsin, gerekse edilmesin bir kaç kitaba bakarak kendi hevalarına göre hüküm ihdas etmekte midir?

BİSMİHİ TEALA

Maalesef özellikle Türkiye’de her meslek sahibi kendi mesleğinde söz sahibi olurken konu din veya dini bir konu olduğu zaman bilen bilmeyen herkes fikir yürütmekte söz söylemektedir. Tabi bundan dolayıdır ki bazı hususlar özellikle kavram kargaşasına sebep olan konular tamamen anlatılamadığı için kafalardaki şüpheler tamamen giderilememektedir. Bu konuların başında da ‘’Kur’an’da başörtüsü var mıdır?’’gelmektedir.

Öncelikle başörtüsünün farz olduğunu söyleyen ayeti kerime’yi inceleyelim.

وَقُل لِّلۡمُؤۡمِنَـٰتِ يَغۡضُضۡنَ مِنۡ أَبۡصَـٰرِهِنَّ وَيَحۡفَظۡنَ فُرُوجَهُنَّ وَلَا يُبۡدِينَ زِينَتَهُنَّ إِلَّا مَا ظَهَرَ مِنۡهَا*ۖ وَلۡيَضۡرِبۡنَ بِخُمُرِهِنَّ عَلَىٰ جُيُوبِہِنَّ

‘’ Mümin kadınlara da söyle: Gözlerini (harama bakmaktan) korusunlar; namus ve iffetlerini esirgesinler. Görünen kısımları müstesna olmak üzere, zinetlerini teşhir etmesinler. Başörtülerini, yakalarının üzerine (kadar) örtsünler.’’ (Nur/31)

Ayeti kerime dikkatli bir biçimde okunursa o zamanki 4 sınıf kadın hakkında inzal edildiği anlaşılır. 1) Gözlerini mahremlerden sakınmayan kadın, 2) Irz ve namuslarını korumayan kadın, 3) Bedenlerini cinsi cazibe amacıyla kullanıp açılan saçılan kadın, 4) Başörtülerini yakalarının üzerinden salmayan kadın.

İşte ALLAH (Celle celalühü) Müslüman kadınların bu 4 sınıf kadına benzememesini istemektedir. Öncelikle ayeti kerimedeki kavramları (ilk 3 sınıf kadın mevzu dışı olduğu için başörtüsü ile ilgili olan yeri) izah edelim.

وَلۡيَضۡرِبۡنَ: (yedribne) örtsüler, bıraksınlar, salsınlar

بِخُمُرِهِنَّ: (bi humurihinne) başörtülerini. (burada üzerinde kargaşa olan kelime)

عَلَىٰ جُيُوبِہِنَّ: (ala cuyubihinne) yakaları üzerine

‘’Humur’’ kelimesi ‘’Hımar’’ kelimesinin çoğul halidir. Hımar kelimesinin lügat manası örtme, karışma, yaklaşma, mayalama gibi manalara gelmektedir. Ancak bu kelimeden türetilmiş farklı kelimelerin farklı manaları bulunmaktadır. Mesela, Hamr (şarap), hamir (hamur mayası), humar (akşamdan kalma), ihtimar (örtme, örtünme, kapanma), tahmir (mayalamak, örtmek), tahammur (mayalanma, örtünme, kapanma), hamira (hamurun içine karışıp örtünen), mahmur (mayalı, örtünmüş), hımar (başörtüsü, yemeni, eşarp) v.s görüldüğü üzere gerek ‘’hımar’’ kelimesi, gerekse bu kelimeden türeyen bütün kelimelerin manalarında ‘’örtme’’ bulunmaktadır.

Hımar kelimesinin neden bu manada kullanıldığının delillerini şu şekilde sıralayabiliriz.

1) Dinin tebliğcisi ve uygulayıcısı olan peygamber’den (Sallallahu aleyhi ve sellem) itibaren bu güne kadar bu mana verilmiş ve uygulamada bu manaya göre olmuştur.

2) Arap dilinin en önemli Lügatcıları arasında bulunan İbn-i Munzir ve Firuzabadi (rahmetullahi aleyhima) gibi kaynak Lügatcılar eserlerinde bu manayı kullanmışlardır.

3) Tefsirler arasında mümtaz bir yere sahip olan Taberani ve Zemahşeri (rahmetullahi aleyhima) müfessirler eserlerinde bu manayı vermişlerdir.

4) Muhammed esed’in İngilizceye, Muhammed Hamidulla’hın Fransızcaya tercüme edilen Kur’an meallerinde bu mana kullanılmıştır.

Meselenin bir de sosyal yönü bulunmaktadır. Ayeti kerimenin inzal edildiği zaman erkek ve kadınların bir biçimde (erkeklerin sarık ile kadınların tül renkli bez ile) başlarını örttükleri bir zaman da indirilmiştir. Dolayısıyla hem erkeklerin hem de kadınların başları açık olmadığı hatta o zaman ki Yahudilerin bile başlarını şu veya bu şekilde bezlerle dahi olsa örttükleri bir zaman diliminde indirilmiştir. Sadece şu farkla ki o zaman ki kadınlar örtmeyi, örtünmek amacıyla değil cinsi cazibelerini ön plana çıkarmak, daha egzotik, daha çekici olmak maksadıyla biraz kapayarak biraz da açarak yapmaktaydılar.

Meseleyi biraz da edebi yönünden incelemek gerekirse burada ‘’neden ayette başınızı örtün demiyor da başörtülerinizi yakalarınızın üzerine salın dolayısıyla burada başınızı örtün manası yok’’ gibi itirazlara cevap olarak şu şekilde cevap verilebilir.

Burada ki mesele biraz da Kur’an’ın edebi yönü ile alakalıdır. Ancak şu husususun tekrar hatırlanması gerekir. O zaman ki kadınlar başlarını örtüyorlar dedik ancak o zaman ki kadınlar (cazibe çekiciliklerini arttırmak maksadı ile) başörtülerini zamanımızda ki kadınlar gibi arkadan bağlayarak omuz ve göğüs kısımlarını açıkta bırakarak bağlamaktaydılar.

Kur’an dikkatli olarak incelenirse içerisinde ki emirler genellikle insanların yaptıkları işlere göre geldiğinden ve yapılan hataları düzeltmek amacıyla ifade edilmektedir. Mesela Cuma namazı meselesin de ‘’Cuma namazını kılın’’ demez. ‘’ Namaz için çağrıldığınız da ticareti bırakın’’ der. Mesela evlilikte ‘’dörde kadar evlenin’’ demez ‘’ (hani yetimlerin mallarını ellerinden almak amacıyla beşer onar evlendiğiniz) kadınlarla dörde, üçe, ikiye kadar evlenin bilirseniz ki bir tanesi sizin için daha hayırlıdır.’’ Demek suretiyle meseleyi istismara açık bırakmayacak şekilde emretmektedir ki insanların yapmakta oldukları hataları ıslah ederek düzelttiği biçim de kalıcı olmasını murat etmektedir. Burada da (başörtüsü) aynı mantığı görmek mümkün yani o omuzlarınızı ve göğüslerinizi açıkta bırakarak başlarınızın arkasından bağladığınız başörtülerinizi yakalarınızın üzerinden bağlayarak göğüs ve boyunlarınızı da açıkta bırakmayın demektedir.

Yani ayeti kerime de ‘’saçlarınızı örtün demiyor’’ gibi itirazlar yerini bulmayan itirazlardır. Zira ayetin vermek istediği mana ‘’başlarınızdan örttüğünüz başörtünüzle saçlarınız ile birlikte gerdanlarınızı da örtün’’ şeklindedir.

Gonderen Karasahin
Kategori : İslami bilgiler
Tags:

Yorumlar (0)