Kasım, 2009 Arsivi

BİSMİHİ TEALA

 

1) Kurban nedir?

 

Kurban lügatta yakınlaşmak manasınadır. Istılahta şartları ve sebebleri oluştuğunda belli yaştaki ve kesilmeye müsait bir hayvanı, kurban günlerin de ALLAH’a (Celle celalühü) yakınlaşmak niyetiyle kurban etmektir. (Gurer ve durer,c:3, sh:244)

 

2) Kurban ibadetinin sahih olma şartları nelerdir?

 

Kurban ibadetinin rüknü, kesilmesi caiz olan bir hayvanın kesilmesidir. Kurbanın sahih olması için vakit ve kurbanlık olacak hayvanın ayıplardan salim olması olmak üzere iki tane şart gerekir.

 

 

3) Kurban neden kesilir?

 

Kur’an-ı kerim de hacc’a giden insanların orada kesmeleri için kurban’dan (hedy) söz edilir. Ayrıca Kevser suresin de peygamber’e (Sallallahu aleyhi ve sellem) hitaben kurban kesmesi emredilir. Bunun üzerine peygamber (Sallallahu aleyhi ve sellem) her sene kurban kesmiştir. Bir hadisi şerifte: ‘’ Kim imkan bulurda kurban kesmezse namazgahımıza yaklaşmasın.’’ (ibn-i mace) buyrulmaktadır.

 

4) Kurban kesmek nedir?

 

Kurban hakkında ki nasslar zanni (Kurban hakkında ki nassların başka manalara gelme ihtimali) olduğundan dolayı kurban kesmek Hanefi mezhebin de vacip, Şafii mezhebin de sünneti lazimedir.

 

5) Kurban kesmekteki amaç nedir?

 

Kurban kesmekte ki amaç ALLAH’ın (Celle celalühü) emrini yerine getirmek suretiyle insanın takva mertebesine ulaştığının bilinmesidir. Nitekim: لَن يَنَالَ ٱللَّهَ لُحُومُهَا وَلَا دِمَآؤُهَا وَلَـٰكِن يَنَالُهُ ٱلتَّقۡوَىٰ مِنكُمۡ‌ۚ ( Onların ne etleri, ne de kanları ALLAH’a ulaşır; Ancak ona sadece sizin takvanız ulaşır.’’ (Hac /37) ayeti kerimesi bu manayı beyan etmektedir.

 

6) Kim kurban kesebilir?

 

Kurbanı hali vakti yerinde olan akıllı, hür, mukim, havace-i asliyesinden (zengin) fazla parası olan her erkek ve kadın üzerine kesmek vaciptir.

 

7) Bir aile de herkes kurban kesebilir mi?

 

Hanefi uleması kadın ve erkeğin mallarının şahsiliğini göz önüne alarak parası olan her kadın ve erkeğin kurban kesmesi vacip derken, diğer mezhebler bir aile de bir kişinin kurban kesmesi yeterli olduğunu söylerler.

 

8  ) Kadının kurban kesmesi caiz mi?

 

Hanefi ulemasına göre kadının elinde parası veya ziyneti olduğu zaman kendisi zengin sayılacağından ötürü kurban kesmesi veya vekâlet vermek suretiyle kestirmesi vaciptir.

 

9 ) Misafirin kurban kesmesi vacip midir?

 

Dinen seferi sayılabilecek mesafeyi geçen kimse yolculukta ki meşakkatler göz önüne alındığın da kendisine kurban kesmek vacip olmaz. Ancak bununla beraber yolcu yine de kurban kesmek (veya kestirmek) isterse nafile bir ibadet olarak kesebilir veya kestirebilir.

 

10) Kurban kesmek yerine parasını sadaka olarak vermek caiz midir?

 

Öncelikle vacip olan bir ibadetin nafile olan bir ibadet ile mukayese edilmesi mümkün değildir. İslâm dini zaten nafile olan sadakayı farklı yerlerde teşvik etmektedir. Kurban kesmek islâmın şiarı (alameti) olan bir ibadet olduğu için farklı yollarla yerine getirilmesi mümkün değildir. Nitekim Molla Hüsrev (rahmetullahi aleyh) şöyle demekedir:

 

‘’ Kurban kesme günlerin de kurbanı kesmek, kurbanın parasını tasadduk etmekten daha efdaldir. Zira kurban kesmek vacip veya sünnettir… tasadduk ise sadece nafiledir.’’ (Gurer ve durer,c:3 sh: 252)

 

11) Kurbanı kesme vakti ne zamandır?

 

Vacip olan kurban bayram namazı kılındıktan sonra ilk gün kesilmesi daha faziletlidir. Bununla beraber ilk gün kesilmesi mümkün olmaz ise, bayramın ikinci ve üçüncü günleri de gündüz vakti kesilebilir.

 

12) Hangi hayvanlardan kurban olur?

 

Kurban dört cins hayvandan olur.

1)  Koyun: Bir yaşını doldurmuş veya gösteriş bakımından anası kadar gelişmiş 6 aylık kuzu.

2) Keçi: Bir yaşını doldurmuş olacak.

3) Sıgır ve manda: İki yaşını doldurmuş olacak.

4) Deve: Beş yaşını doldurmuş olacak. (Serahsi, mebsud, c:12, sh:9,10)

 

Bunlar dışındaki hiçbir hayvandan ne vacip olan kurban, ne adak, nede akika kurbanı olmaz.

 

13) Kurbanlık hayvanda ortaklık caiz midir?

 

Kurban edilecek hayvan büyükbaş hayvan ise 7 kişiye kadar ortak olmak caizdir. Bunun dışında ki küçükbaş hayvanlar sadece bir kişi için kurban olur.

 

14) Büyük baş (deve veya sığır) hayvanı kurban etmek için tek başına alan biri, daha sonra bu büyük başa ortak alabilir mi?

 

Bu hususta bir kaç hüküm bulunur. Bu durum da bakılır,

 

Eğer büyük başı tek başına alan kişi fakir ise, kendisine kurban vacip olmadığı halde, kurban niyetiyle aldığından kurbanı kendi kendine vacip kıldığı için caiz olmaz. Ancak buna rağmen alırsa, kurban caiz olur, ama ortaklarının hisselerini tazmin eder.

 

Bu durumda ki kişi eğer zengin ise, bu da büyük başı tek başına kendine vacip kılmasından ötürü, ortak alırsa ortaklarının paralarını sadaka olarak dağıtır.

 

İmam-ı Azam’dan (rahmetullahi aleyh) gelen bir rivayette bu durum mekruhtur. Bir kısım ulema bu durumda ortak almak istihsanen caiz olur demişlerdir.

 

Bütün bu ihtilaflardan kurtulmak için en güzeli büyük baş hayvan alırken ortakları önceden bularak hayvana katmaktır. 

 

 

 

15)  Kurbanı şok ile bayıltarak kesmek caiz midir?

 

Şoklamak suretiyle hayvanı bayıltarak kurban etmede dikkat edilmesi gereken hususlar bulunmaktadır. Hayvana şok verildikten sonra, hayvan bitkisel hayata girmektedir. Bu kısa süre (takriben 2,3 dakikadır) zarfında hayvan kesilmezse ölür. Zira hayvanın bitkisel hayattan çıkması mümkün olmaz. Çıksa bile elektrik soku hayvanın beynine veya omuriliğine etki yapar ki o zaman hayvan felç olur ve kurban olmasına mani hal meydana gelir. Bu hayvan da kurban olmaz. Hayvan şoklandıktan sonra kesilmeden ölürse bu hayvan murdar olduğundan dolayı yenilmez. Ancak hayvan şoklandıktan sonra hemen kesilir ve ölüm bu kesilme ile meydana gelirse o zaman bu hayvanın eti yenilir.

 

Hayvanın soklanması ile kesilmesine karşı çıkan Prof. İbrahim Saraçoğlu kendisi ile yapılan bir röportaj da şöyle demektedir: ‘’Fesalli lirabbike venhar”, yani “Rabbin için namaz kıl, kurban kes” deniliyor.

“Kurbanı kesin”; ama dikkat edin elektrikli şok vermeyin. Elektrik şokuyla olmaz. Elekrik şoku damarların geçirgenlik seviyesini (permeabilite) yükselterek, kanda dolaşan idrarın ete geçmesine sebep olur.’’ (http://www.haber7.com/haber/20071102/Kevser-Suresideki-ebterin-anlami.php)

Bütün bu mahzurlar göz önüne alındığında müslümanın kurbanına şüphe karışmaması amacıyla hayvana acı vermeden, hayvanı keseceği bıçağı bilemek suretiyle kesmesi ve titiz davranması daha güzel görünmektedir. Nitekim peygamber (Sallallahu aleyhi ve selem) bir hadis-i şeriflerin:

إن الله كتب الإحسان على كل شيء فإذا قتلتم فأحسنوا القتلة وإذا ذبحتم فأحسنوا الذبح وليحد أحدكم شفرته فليرح ذبيحته

 

 ‘’ Şüphesiz ALLAH (Celle celalühü), her şeyi güzel ve uygun bir biçimde yapmanızı size farz kılmıştır. Öyleyse birisini öldürdüğünüz vakit öldürmeyi güzel yapın (işkence yapmayın). Ve bir hayvanı kestiğiniz zaman güzel bir şekilde kesin. Sizden biriniz hayvan kesmek istediğinde önce bıçağı bilesin, ve çabuk keserek hayvana eziyet etmesin.’’ (Müslim, sayd,11) buyurmak suretiyle bu metodu tavsiye etmektedir.

16) Deniz feneri, ihh gibi hayır kurumlarına vekâlet vermek suretiyle kurban kesilir mi?

İslâm dini mali ibadet olan bütün ibadetlerde vekâlet verilmesini kabul etmektedir. Vekâlet verilecek kurum güvenilir ve kurbanı bir ibadet olarak kabul ederse bu gibi kurumlara vekâlet verilmesin de bir mahzur olmaz. Ancak bu gibi kurumların kurbanın etlerini ve derilerini haram ve günah olan işlerde kullanıp kullanmadıkları vekâlet veren tarafından takip edilmesi gerek.

17) Borç alarak veya taksitli satışlardan hayvan alarak kurban kesmek caiz midir?

Başka malları borç veya taksitle almak caiz olduğu gibi kurbanı da borç ve taksit ile alarak kesmek caizdir.

18) Kurbana engel olan özürler nelerdir?

Kurbanın caiz olması için hayvanda aranılan şartlar genellikle hayvanın sıhhati ile alakalı şartlardır. Bera b. Azib’ten (radıyallahu anh) rivayet edilen bir hadis-i şerifte Peygamber (Sallallahu aleyhi ve sellem) bu özürleri şöyle ifade etmektedir:

أربع لاتجوز في الأضاحي العوراء بين عورها والمريضة بين مرضها والعرجاء بين ظلعها والكسير التي لاتنقى

 

‘’ Dört şey kurbanlıkta caiz değildir.

1) Açıkça belli olan körlük,

2) Açıkça belli olan hastalık,

3) Belli olan topallık,

4) İliği kurumuş derece de zayıflık. (Ebu davud, edahi, 6)

Müctehid imamlar bunlara kıyas ederek şunları da özürler arasında saymışlardır:

İki veya bir gözü kör, Dişlerinin çoğu dökülmüş, kulakları ve burnu kesilmiş, Bir veya iki boynuzu kökünden kırılmış, Kulağının veya kuyruğunun yarısından çoğu kopmuş veya kesilmiş, Kesileceği yere gidemeyecek kadar topal, Dört ayağından biri kesik, Kemiğin de ilik kalmayacak kadar zayıf durumda ki hayvanların da kurban edilmeleri caiz değildir. (Serahsi, mebsud, c:12, sh:15,18)

19) Bayram günü ölüler için kurban kesmek caiz midir?

Bir müslümanın yapmış olduğu ibadetlerin sevaplarını ölülerine hediyesi mümkündür. Ancak eğer ölen kişinin vasiyeti yoksa bu kurbanı kesmek bir vecibe olmaz. Buna rağmen keser ve sevabını ölüye hediye ederse bu caiz olur ve etinden de yiyebilir. Zira Ebu davud’un rivayet ettiği bir hadiste:

رأيت عليا رضي الله عنه يضحي بكبشين فقلت له ما هذا ؟ فقال إن رسول الله صلى الله عليه وسلم أوصاني أن أضحي عنه فأنا أضحي عنه

 

 ‘’ Ali’yi (radıyallahu anh) iki tane koçu keserken gördüm. Bunun ne olduğunu ona sorduğum da: ‘’Resulullah (Sallallahu aleyhi ve selem) bana onun için kurban kesmemi vasiyet etti. Ben de onun için kesiyorum.’’ (edahi,2) buyrulmuştur.

Eğer böyle bir vasiyet varsa bayram günleri kesilir, ancak kesen kişi bu kurbandan yiyemez. Tamamının tasadduk edilmesi gerekir. (İbn-i Abidin, c:5, sh: 229) Böyle bir vasiyet olmamasına rağmen ölünün parası ile kurban alınıp kesilirse vasiyette ki hükümler bunun için de geçerlidir.

20) Hamile hayvanı kurban etmek caiz midir?

Hamile veya yeni doğum yapmış bir hayvanın kurban edilmesi mekruhtur. Eğer farkında olmadan hamile bir hayvan alınır ve kurban edilirse tövbe ve istiğfar edilmesi gerekir.

21) Kurbanı kesen kasabın ücretinin kurban eti veya derisi ile ödenmesi caiz midir?

Kasaba gel benim hayvanımı kes ücretini et veya deri ile ödeyeyim denilemez. Zira Hz. Ali’den (radıyallahu anh) rivayet edilen bir hadiste peygamber (Sallallahu aleyhi ve selem): ‘’ Resulullah (Sallallahu aleyhi ve selem)kurban kesilirken başında durmamı, derilerini ve sırtında ki çulları paylaştırmamı emretti. Onlardan herhangi bir şeyi kasap ücreti olarak vermeyi bana yasakladı. Kasap ücretini biz kendimiz veririz.’’ (Müslim, hacc,348) buyurmak suretiyle bunu yasaklamıştır.

22) Kurban derisi ve etinin satılması caiz midir?

Kurban kesilmeden önce sütünün sağılması, yünlerinin kırkılması mekruhtur. Kesilen hayvanın derisinin veya etinin kesen tarafından satılması mekruhtur. Zira bir hadisi şerifte peygamber (Sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: ‘’ Kurbanın derisini satan kimsenin kurbanı olmaz.’’ (Nasbu’r-râye, c:4 218)

23) Kurban etinden yenilmesi caiz olmayan yerleri hangileridir?

Kurbanın yenilmeyen yerleri şunlardır:

1) İdrar yolu (ferci), 2) Hayaları, 3) İdrar torbası, 4) Safra kesesi (ödü), 5) Akan kanı, 6) Tenasül uzvu. Buralar hayvan kesildikten sonra parçalanarak atılır.

24) Kesilen kurbanın kanını alına sürmek caiz midir?

Hayvan kesildikten sonra onun akan kanının araba, ev alın gibi yerleri sürülmesi dinen dayanağı olmayan bir husustur. Akan kan necis olduğu için insana veya başka bir yere sürülmesi sürülen yerin pislenmesine sebep olur. Bu şey hind mecusilerinin âdetidir.

25) Kilo ile kurban almak caiz midir?

 

İslam hukukunda ticarete konu olan mallar ya karpuz, yumurta ekmek gibi âdeti (tane ile) veya yağ, şeker, gibi vezni (ölçü, tartı) ile satılır. (Ö.N. Bilmen, ıstılahatı fıkhiyye kamusu, c:6, sh:10)

 

Daha önce adedi olan bir mal, daha sonra örfün değişmesi ile birlikte vezni (karpuz gibi) olarak satılmaya başlarsa örfe istinaden bu tür satış caiz olur.

 

Daha önce adedi olarak satılan kurbanlık hayvanlar daha sonra örfün değişmesi ile birlikte vezni olarak satılmaya başlarsa bu caizdir. (Gurer ve durer, c:1, sh: 383)

 

Ancak burada dikkat edilmesi gereken ve özellikle zamanımız da uygulanmaya başlayan hayvan kesildikten sonra tartılarak kaç kilo et çıkarsa bedelinin ona göre ödenmesi gibi bir muamele batıldır. Zira islâm hukukunda ticarete konu olan malın kendisinin bulunması ve fiyatının belli olması gerekir. Aksi bir muamele batıldır.

 

Burada da kaç kilo olacağı tayin edilmemiş bir etin satışı yapılmakta, ayrıca fiyatın ne kadar olacağı tayin edilmediği için, bu gibi bir muamele batıldır. Zira islâm hukukun da müşteri satın aldığı malın fiyatını bilmek zorundadır.  Batıl olan bir muameleden müşterinin aldığı malın mülkiyeti müşteriye geçmemiş olur. (Gurer ve durer,c:1 sh:326,27)

 

BİSMİHİ TEALA 

 

İslâm hukukunun Kur’an-ı kerim’den sonra ikinci delili olan hadislerin üzerinde ilk devirlerden beri sahihliği üzerinde tartışmalar olmuştur. Hadislerin peygambere (Sallallahu aleyhi ve sellem) ait olmadığını savunanların çeşitli iddialarının başında gelen itirazlarından birisi de hadislerin peygamber (Sallallahu aleyhi ve sellem) tarafından yazılmasının engellendiği şeklindedir. Nitekim bu konuda ki rivayetlerin birisi şu şekildedir:

 

عن أبي سعيد الخدري

أن رسول الله صلى الله عليه وسلم قال لا تكتبوا عني ومن كتب عني غير القرآن فليمحه

 

‘’ Ebu saidi’l hudri’den (radıyallahu anh) rivayet edildiğine göre peygamber (Sallallahu aleyhi ve selem) şöyle buyurmuştur:

 

‘’ Benden kur’andan başka bir şey yazmayın. Kim benden kur’an dan başka bir şey yazdıysa imha etsin.’’

 

İmam-ı Nevevi (rahmetullahi aleyh) bu hadisin şerhin de:

 

‘’ Selef ve tabiun (rıdvanullahi aleyhim ecmain) hadislerin yazılması hususunda ihtilaf etmişlerdir. Bir kısmı hadislerin yazılmasını uygun görmemişken, diğer kısmı da uygun görmüşlerdir. Daha sonra Müslümanların hadislerin yazılmasının cevazına dair icmalarından sonra bu ihtilaf ortadan kalkmıştır. Yine hadisi şerifte ki nehyin sebebi hakkında da ihtilaf etmişlerdir. Bir kısmı bu nehyin sebebi hakkında ‘’hafızalarına güvenilmeyen kişilerin bu hadisleri yazmaları sebebiyle insanların birbirlerine düşeceklerinden korkulmasından dolayı’’ derken. Bir kısmı da ‘’ O zaman Kur’an ayetleri ile hadislerin yazılmaları aynı sahife de olmasından dolayı karıştırılabilirdi. Zira sahifeyi okuyan kişi kur’an ayetleri ile hadislerin bir birine benzemesin den dolayı tefrik edemeyebilirdi. Ancak daha sonra artık insanların bunları karıştırma endişeleri ortadan kalkınca peygamber (Sallallahu aleyhi ve sellem) Enes b. Malik, Ebu hureyre, ve ömer b. As (radıyalalhu anhum ecmain) yazmalarına izin vermesi sebebiyle bu yasak nesh olmuştur.  ’’

 

Hadislerin daha sonraki kuşak ve nesillere aktarılması hususunda yazmak elbette önemli olabilir ancak sadece yazmak yeterlimidir? Yazmanın yanın da hadisleri nakleden (ravinin) kişilerin hadisleri koruması yani ravinin adil ve güvenilir olmasının ve ravinin hafızasının kuvvetli olması daha emniyetli ve güven verici değil midir?

 

 Hadis hangi yolla nakledilirse nakledilsin hadisin korunmasın da önemli olan ravinin adaleti olduğu için yazmak hadisin delil olmasının şartlarından olmadığı gibi, hadisi korumanın da tek yolu değildir.

 

Zira peygamber’in (Sallallahu aleyhi ve sellem) islâm’ın yayılma politikasını takip ederken uygulamış olduğu metod bizim için yeterli bir örnektir.

 

Bilindiği gibi peygamber (Sallallahu aleyhi ve sellem) gönderdiği her elçi ile birlikte onun elçiliğini ispatlayan ve bazen içerisin de ayetlerin olmayıp sünnet ile tespit edilen hükümlerin olduğu geniş bir mektup yazardı. Bu da bize ravinin adil ve kur’an ve sünnetten bildiklerini tebliğ etmesinin yeterli olduğunu göstermektedir.

 

Ayrıca hepimizin malumudur ki kur’an birçok emrin izahatının yapılmasını peygambere (Sallallahu aleyhi ve sellem) bırakmıştır. Mesela namazın keyfiyeti hususunda kur’an da bir hüküm bulunması mümkün değildir. Bir insan kalkıp ta ‘’Ben kur’an’a göre namaz kılacağım derse’’ bunun mümkün olamayacağı gayet açık ve nettir. Bilakis bu konuda başvuracağı tek merci peygamber (Sallallahu aleyhi ve sellem) ve onun sünnetidir. Ve bu konuda yani namazın keyfiyetinin peygamber (Sallallahu aleyhi ve sellem) tarafından yazıldığına veya yazılması gerektiğine dair bir delil olmadığı gibi peygamber’in (Sallallahu aleyhi ve selem) bunu emrettiğine dair bir delil dahi bulunmamaktadır. Eğer hadislerin yazılması şart olsaydı gerek peygamber (Sallallahu aleyhi ve sellem), gerek onun ashabı (rıdvanullahi aleyhim ecmain), gerekse daha sonra gelen müçtehidler sadece içtihad ile namazın keyfiyetini ortaya koyamayacaklarından dolayı bunların yazılması gerektiğini söylerlerdi.

 

Hadislerin yazılmasının şart olmadığını gösteren başka bir hususta şudur ki, peygamber (Sallallahu aleyhi ve sellem) kendisinin yaptığı her şeyin yazılması gerektiğini hiçbir zaman söylememiştir. Eğer hadislerin yazılması şart olsaydı peygamber’in (Sallallahu aleyhi ve sellem) bunu unutması veya yapmaması caiz olmazdı.

 

Eğer hadisleri bize kadar ulaştıran kişi adalet sahibi olmasaydı onun yazılı bir biçim de bize ulaştırdığı hadislere de güven olmazdı. Zira bu tür yazmalar ne kat’iyyet ne de zan ifade etmez. Keza adil bir ravinin yazdığı hadisi, adil olmayan bir ravi yazılı olarak bize nakletse bu hadiste kat’iyyet ve zan ifade etmez. Eğer adalet sahibi bir ravinin yazdıklarını aynı değerde ki bir ravi bize ulaştıracak olursa bu da kat’iyyet değil sadece zan ifade eder. Zira her ne kadar ravi adil dahi olsa bir ihtimal onda hata veya tahribat söz konusu olabilir. Sadece bu tür ravilerin hepsi tevatür mertebesine ulaşırlarsa o zaman bu tür hadisler delil ve kat’iyyet ifade ederler.

 

Usül uleması hadislerin kabul edilmesi meselesini izah ederlerken ezberden dinleme yolu ile, yazılı olarak alınan hadis çeliştiği zaman dinleme yolu ile gelen hadisin tercih edileceğini söylemektedirler. Nitekim El- Âmidi (rahmetullahi aleyh) bunu şu şekilde izah etmektedir:

 

‘’ Haberlerden birisinin ravisi, onu peygamber’den (Sallallahu aleyhi ve selem) bizzat işiterek, diğeri de yazı yoluyla aldığında, işitme yoluyla alınan rivayete, hata ve tahrif vuku bulma ihtimali daha nadir olduğundan dolayı bu rivayetin kabul edilmesi daha evladır.’’

 

İbn-i Hacer (rahmetullahi aleyh) de bu meseleyi şöyle değerlendirmektedir:

‘’ Hadisin yazı yoluyla delil olabilmesi için mektubun mühürlü ve onu taşıyanın güvenilir olması şarttır. Bununla birlikte, mektubu gönderen şeyhin yazısını, kendisine mektub gönderilen zâtın tanıması gerekmektedir.’’

 

Ayrıca peygamber (Sallallahu aleyhi ve sellem) zamanında Arapların ümmi bir topluluk oldukları da bilinen bir gerçektir. İçlerinde ender olarak yazmayı bilenler bulunmaktaysa da onların da yazılarının düzgün ve güzel oldukları söylenemezdi. İçlerinde yazanlar olmasına rağmen okur durumda olanlar da yazılan metinleri doğru dürüst okuyamazlardı. Öyle ki noktalama işaretleri tespit edilmediği dönem de özellikle haberleşme, tarihi vak’aların tespitinde, hatalar olduğundan dolayı hafızaları kuvvetli olanlara büyük güven duyulmaktaydı.

 

İmam-ı Nevevi’nin de (rahmetullahi aleyh) işaret ettiği gibi güven ortamı sağlandıktan ve kur’an-ı kerim ayetleri ile hadislerin karıştırılma ihtimali ortadan kalktıktan sonra peygamber (Sallallahu aleyhi ve sellem) bazı sahabelere hadislerin yazılması için bazı sahabeye (rıdavanullahi aleyhim ecmain) izin vermiştir.

 

 

عن عبد الله بن عمرو قال

: كنت أكتب كل شىء أسمعه من رسول الله صلى الله عليه وسلم أريد حفظه فنهتني قريش وقالوا أتكتب كل شىء تسمعه ورسول الله صلى الله عليه وسلم بشر يتكلم في الغضب والرضا فأمسكت عن الكتاب فذكرت ذلك لرسول الله صلى الله عليه وسلم فأومأ باصبعه إلى فيه فقال ” اكتب فوالذي نفسي بيده ما يخرج منه إلا حق

 

Abdullah b. Amr (radıyallahu anh) şöyle rivayet etmektedir:

 

‘’ Ben ezberlemek amacıyla resulullah’tan (Sallallahu aleyhi ve sellem) işittiğim her şeyi yazıyordum. Kureyş’den bazıları (sahabiler): ‘’Rasulullah’tan (Sallallahu aleyhi ve sellem) dinlediğin her şeyi yazıyor musun? Hâlbuki oda bir insandır, bazen kızgın, bazen neşeli halinde konuşur.’’ diyerek beni yazmaktan alıkoydular. Bunun üzerine ben yazmayı bıraktım ve rasulullaha (Sallallahu aleyhi ve selem) bu durumu anlattım. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) parmağı ile ağzını işaret ederek:

 

‘’ Yaz, nefsim elinde olan ALLAH’a (Celle celalühü) yemin ederim ki; buradan haktan başkası çıkmaz.’’ buyurdu.’’

 

 

أبو هريرة قال

: لما فتحت مكة قام النبي صلى الله عليه وسلم فذكر الخطبة خطبة النبي صلى الله عليه وسلم قال فقام رجل من أهل اليمن يقال له أبو شاه فقال يارسول الله اكتبوا لي فقال ” اكتبوا لأبي شاه

 

 ‘’ Mekke feth edildiğin de peygamber (Sallallahu aleyhi ve sellem) bir hutbe okudu. Bu sırada yemen den Ebu şah (radıyallahu anh) isimli bir kişi: ‘’ Ya resulullah (Sallallahu aleyhi ve selem) (bu hutbeyi) benim için yazdırırmısınız?’’ diye sordu. Bunun üzerine resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem): ‘’Ebu şah için onu yazın.’’ buyurdu.

 

Görüldüğü gibi peygamber (Sallallahu aleyhi ve selem) islâm’ın ilk dönemlerin de hadislerin yazılmasını yasakladıysa da daha sonra bu yasağı kaldırmıştır. Ulema bu tearuz eden hadisler hakkında birkaç görüş ileri sürmüşlerdir:

 

1) Hadislerin yazılması kur’an-ı kerim’in indirildiği dönem de karıştırılmasından korktuğu için peygamber (Sallallahu aleyhi ve sellem) tarafından yasaklanmış. Daha sonra bu tehlike ortadan kalkınca izin verilmiştir.

 

2) Hadislerin yazılması kur’an ayetleri ile hadislerin aynı sayfa ya yazılmasıyla alakalıdır. Zira sahabeyi kiram (rıdvanullahi aleyhim ecmain) hadisleri ayetlerin kenarına yazmaktaydılar. Bunların karıştırılması endişesi dolayısıyla hadis yazımı yasaklanmıştır. Sadece hadislerin yazıldığı müstakil sayfalar hakkın da bu yasaklama söz konusu değildir.

 

3) Hadislerin yazılmasının yasaklanması umumi bir yasak olmayıp, sadece peygamber’in (Sallallahu aleyhi ve sellem) odalarında ki vahiy kâtipleri hakkındadır. Zira onlara hadislerin yazılması için izin verilseydi kur’an la hadisi karıştırılmadığından emin olunamazdı.

 

4) Yazma yasağı, unutma endişesi olmayan, hafızasına güvenerek yazdığına dayanarak gevşek davranacağından korkulan kimseler içindir. Unutma korkusu olan veya onlara güvenmeyip gevşeklik göstermesinden korkulmayan kişiler içindir.

 

5) Bu izin Süryanice ve Arapçayı okuyup yazabilen Abdullah b.Amr’a (radıyallahu anh) aittir. Zira sadece o eski kitapları okuyabiliyor ve yazabiliyordu.

 

6) Burada nesh bulunmaktadır. Zira peygamber (Sallallahu aleyhi ve sellem) önce hadislerin yazılmasını yasakladı, daha sonra bazı sebeblerden dolayı bu yasağı kaldırdı. Nitekim buna benzer (tıpkı oruçlunun kan aldırması ilk önce yasaklanmışken daha sonra fiili sünnet ile nesh edilmesi gibi) neshlerde oldu gibi.

Nitekim Hattabi (rahmetullahi aleyh) şöyle demektedir:

 

‘’ Öyle görülüyor ki yasaklama önceleri olmuş, fakat daha sonra yazmaya müsaade edilmiştir.’’

 

Kaynaklar:

1) Nevevi, şerhi müslim, c: 18 sh: 129,130

2) Hattabi, meâlimü’s-sünen, c: 4, sh: 150

3) Suyuti, tedribu’r-râvi sh: 150,151

4) Süneni ebu davud, k, ilm,3

5) İbn-i hacer, fethu’l bâri, c:1 sh:115,150

6) Suyuti, miftahu’s-sünne, sh: 17

7) Abdulgani abdulhâlık, hücciyyetü’s-sünne

8 ) Nesefi, serhu’l akaid, c:1, sh:54

9) Amidi, el-ihkam, c: 4, sh:334

10) Sahihi Müslim, k,zühd,16