Ocak, 2010 Arsivi
Dualarımız neden kabul edilmiyor?
Alıntı:
|
Dua ettiğimiz halde dualarımız neden kabul edilmiyor?
|
BİSMİHİ TEALA
Öncelikle bir şeyi iyi anlamak gerekir. Dua’ya cevap vermek farklı, icabet (kabul) etmek farklı bir şeydir. İnsanların bu ikisini aynı mana da kullanmaları bu soruyu sormalarına sebeb olmaktadır. Mevla (Celle celalühü) her dua’ya cevap verir, ama icabet etmek kendi hikmetine tabidir.
Mesela hasta bir insanı düşünelim, bu hasta doktora gittiği de ”doktor bey” diye çağırınca doktorun ” buyur ne istiyorsun?” demesi hastaya cevap vermesidir. Hastanın (mesela) ” ağrı kesicim bitti bir kutu vemidon yazar mısın?” şeklin deki talebini doktor ya kabul eder istediği ilacı verir, veya onun dengin de başka bir ilaç verir, veya gerek kalmadı der hiç vermez. İşte burada doktorun bu davranışları hasyaya icabet sayılır.
İşte mevla’da (Celle celalühü) kulunun duasına ”lebbeyk kulum” diye cevap verir, ama kulun duasını ya kabul eder, ya duasından daha hayırlısını ona verir, veya hiç duasını kabul etmez dünya da kabul edilmeyen duaların karşılığını ahirete tehir eder. Burada mevla’nın (celle celalühü) bu şekilde davranması tamamen onun hikmetine bağlı bir şeydir.
Sorunun farklı bir yönü de dua etmek kulluğun gösterğesidir. Kul dünya hayatın da çeşitli vesileler ile kul olduğunun farkna varır, ve mevlasından (Celle celalühü) kulluğunun gereği olarak talepte bulunur. Mesela: Kul ” ya rabbim halimi senden iyi bilen kimse yok, bana rahmet et beni içinde bulunduğum dertten halâs et” diya dua etmesi bir bakıma ubudiyettir. Kul bu şekil de dua ederken, içerisin de bulunduğu belanın kalkması amaç ve niyeti ile dua ederse bu şekil de edilen dua kabul edilmesi bir tarafa red olunur. Zira burada ki ubudiyyet bu maksatla yapılan bir ubudiyettir ki, ” ibadetleriniz deki niyetleriniz sadece ALLAH (Celle celalühü) için olsun” kaidesine aykırıdır.
Eğer ibadetimizde ki niyetlerimiz halis olmadığı müddetce yaptığımız ibadetlerin, duaların makbul ve kabule şayan olmasını beklemek sadece kendimizi kandırmaktır. Burada şu parentezin de açılması gerekli olabilir. Kul rabbinden (Celle celallühü) bir şey isteyeceği zaman dünyalık bir şey istemesi (mesela ”ya rabbi (Celle celalühü) bana ev ver, bana araba ver v.s”) duanın adabına aykırı olduğu gibi, bu şekilde edilen bir duanın kabul edilmesi de beklenmemelidir. Zira dualarımızı kendi nefsimiz ile sınırlı tutmaz, başkaları için de aynı şeyleri arzu ederek duâ edersek, bu durum Mevla’nın (Celle celalühü) hoşuna gider. Belki de bizim için olmasa bile, bizden daha hayırlı bir kulunun hatırı için o duâmızı kabul eder. Böylece hem bize, hem de duâmıza iştirak ettiğimiz insanlara rahmeti ile muâmele eder.
islâm da siyaset var mıdır?
|
islamiyette siyaset var mıdır? islamiyet siyaset olayına nasıl yaklaşır? Kur’anda bununla alakalı ayet-i kerimeler ve hadis-i şerifler mevcutmudur ? Allah cc razı olsun..
|
u aleyhi ve sellem) Mekke-i mükerreme’den Medine-i münevvere‘ye hiçret ettikten sonra Medine-i münevvere’de ki yahudilerle Medine vesikası’ni imzalamıştır. Bu islâm’ın devlet olarak yaptığı ilk barış antlaşmasıdır. Daha sonra Hudeybiye antlaşmasından sonra Hz. peygamber (Sall
u aleyhi ve sellem) çevresinde ki devletleri islâma davet etmek için elcilerini göndermiştir, bu ve bunun gibi hadiseler siyasal olarak tanınmayan kişilerin yapabilecekleri muameleler değildir. Ayrıca resulullah (Sall
u aleyhi ve sellem) islâm devleti içerisin de sadece devlet tarafından verilebilecek kısas, recm gibi bazı hadd cezalarını da tatbik etmiştir, ve bunlar da devlet başkanı olmadan yapılamıyacak cezalar olduğundan, bu burum bize resulullah’ın (Sall
u aleyhi ve sellem) resul olmasının yanın da ‚‘islâm devleti başkanı‘‘ sıfatını da taşıdığını göstermektedir. Dolayısıyla bunlar resulullah‘ın (Sall
u aleyhi ve sellem) bütün sıfatlarının yanın da bir de siyasi sıfatının gösterğesidir.
|
إ
islamiyette siyaset var mıdır? islamiyet siyaset olayına nasıl yaklaşır?
|
İslâm dini, insanların dünya da ALLAH’ı (Celle celalühü) temsil etmesini istemektedir. ALLAH’ın (Celle celalühü) bütün emir ve asakları buna yöneliktir. Dolayısıyla müslümanın görevi ALLAH’ı (Celle celalühü) temsil etmektir, ve müslüman bu amacını yerine getirmek için bütün meşru vesilelere sarılmak durumundadır. Ve bu vesilelerden birisi de siyasettir. Burada siyasetin tarifini yapmak gerekirse, Siyaset kelimesi; emir, nehiy ve terbiye gibi manalara gelen ” sase” fiilinden mastardır. Siyasetin genel ifadesi ” İktidarı elde etme, iktidarı kullanma veya iktidarı kullanmaya katılma faaliyetleridir.” şeklinde tarif edilebilir. İslam uleması siyaseti ” İnsanları dünya ve ahirette kurtulacakları yola irşad etmekle, onların salah ve menfaatleri için çalışmaya siyaset denilir” (İbn-i abidin, reddu’l muhtar, c: 8, sh:186) şeklin de tarif etmiştir. İbn-i abidin (rahmetullahi aleyh) bu kısmı izah ederken: ” Siyaseti adile: İnsanların haklarını zalimlerin elinden kurtaran, zulüm ve fenalıkları def eden, fitne ve fesat ehlini men eden bir siyasettir ki şeriatten sayılır” demek suretiyle meselenin önemine işaret etmektedir.
Siyasetin tabii neticelerinden birisi de müslümanların kendilerini idare edecekleri bir imam (devlet başkanı) seçmeleridir ki, İbn-i Hümam (rahmetullahi aleyh) ” Mü’minlerin kendi içlerinden bir imam (emir, devlet başkanı) seçmelerinin sebebi; islâm’ın emirlerini (ibadetlerini ve hükümlerini) hakkı ile yerine getirmektir.” (ibn-i hümam, kitabûl müsavere, sh: 265) demek suretiyle sebebini izah etmiştir. Burada Hz. Ömer’in (radıy
u anh) şu tespitini de hatırlatmakta fayda bulunmaktadır: ” Muhakkak ki islâm islâm olamaz, cemaat olmadıkça, cemaat cemaat olamaz, emir olmadıkça, emir emir olamaz, ona itaat olmadıkça.” (sünen-i Darimi, mukaddime, sh:26)
İslâm mütefekkirlerinden Farabi’de (rahmetullahi aleyh) göre iki türlü devlet vardır. Birincisi: Mutlak siyasete (vahye) dayanan devlet (es’siyaseti’l fadıla), İkincisi: insanların heva ve heveslerine dayanan devlet (es’siyastü’l cahile) siyaset tabiatın gereği çeşitlidir. Bunundan dolayı pekçok fiilin adıdır. Fadıl (vahye dayanan) siyaset ile cahili siyaset arasın da müştereklik yoktur. Fadıl veya mutlak siyasetin tek, cahili siyasetin ise çok olduğu söylenmiştir.” (bayraktar bayraklı, farabiye göre devlet felsefesi, sh:13,14)
| Kur’anda bununla alakalı ayet-i kerimeler ve hadis-i şerifler mevcutmudur ? |
Gerek kur’an da gerekse sünnette veya ahkamu sultaniye türü eserler bu meseleyi asıl olarak ele almamakla birlikte, bununla ilgili hüküm koymaların zamana ve şartlara bırakıldığını söylemek mümkündür. Zira akaid kitabları bu meseleyi asli meseleler arasın da değil fer’i meseleler arasın da zikretmektedir. Ancak gerek kur’an-ı kerim gerekse sünnete bakıldığın da islâmin siyasi yapısının adalet ve kanun hakimiyeti, meşveret ve itaat olmak üzere üç saç ayağı üzerine oturtulduğunu görmek mümkün. Bir takim müessirler
” Andolsun biz peygamberlerimizi açık delillerle gönderdik ve insanların adaleti yerine getirmeleri için beraberlerinde kitabı ve mîzanı indirdik. Biz demiri de indirdik ki onda büyük bir kuvvet ve insanlar için faydalar vardır” (hadid/25) ayeti kerimesinin siyasete işaret ettiğini söylemektedirler.
Zira islâm’ın adaleti temsil eden üç ana unsuru kitab, mizan ve demir olarak (ki burada demir ottorite olarak yorumlanmaktadır) ayeti kerime de zikredilmiştir. Bunun dışında gerek hüküm ayet ve hadislerinin temelinin siyasi otoriteye işaret ettiği aşikârdır.