Şubat, 2010 Arsivi

 

Alıntı:
rahmet sağanağım Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
hocam benim merak ettiğim bir konu var günümüzdeki bazı mesleklerde (Arkeoloji,antropoloji vs.)mezar açma gibi durumlar söz konusu oluyo.Bunlardan arkeologlar mesela yaptıkları kazılarda kazı alanlarında müslüman olan veya olmayan mezarlara rastlıyorlar. Daha çokta günümüz mezarları olmayan ama yakınçağa ait mezarlara da rastlıyorlar.Rastlanılan bu mezarları ise açıp temizliyorlar tabi bu sırada eldiven vb şeyler kullanmayan arkeologlarda oluyo ki eldiven çoğu zaman iskeletin tahribine de neden oluyo.Fotoğraflanıp toplanılan bu iskeletler daha sonra antropologlara gönderiliyor onlarda bu iskeletlerin hangi çağa ait olduğunu,hangi ırktan olduğunu, nasıl öldüğünü, nasıl gömüldügünü buluyor ve böylelikle tarihe yardımcı oluyor ama çıplak elle yapılan bu kazılarda o iskeletlere dokunulması günah olmaz mı yada o mezarı açmak ardından onların kaldırılması gibi durumlar. Umarım açıklayıcı olmuşumdur yazdıklarımlar

BİSMİHİ TEALA

We aleykümü’s-selam

 İslâm dini insanların gezmek görmek, emri bi’l maruf yapmak, iş bulmak, sıla-i rahim yapmak, mukaddes yerleri görmek için seyahat yapılmasına cevaz verdiği gibi kendilerinden önce yaşamış ve helak edilmiş kavimlerden ibret alınması amacıyla seyahat etmeyi teşvik etmiştir. Nitekim:

 

فَسِيرُوا فِي الْأَرْضِ فَانْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُكَذِّبِينَ

‚‘ yeryüzün de gezin, ve (sizden önce yaşamış) yalancıların akıbeti nasıl olduğuna bakın.‘‘ (Nahl /35) ayeti kerimesi buna işarettir.

 Bu ayeti kerime ibret alınması maksadı ile seyahat edilmesini tesvik ettiği gibi, bir bakıma arkeoloji’ye de teşvik etmektedir. Zira ibret alabilmek ve geçmiş kavimlerin izlerini bulmak için kazılar yapılması da gerekmektedir. Bu kısa izahtan sonra sorunuzu cevaplamaya gayret edelim inşeALLAH.

 

İslâm dini insan hayatına önem verdiği gibi, öldükten sonra cesedin ve iskeletin de aynı öneme haiz olduğunun altını çizmiştir. Ortada mucbir bir sebeb olmadan ölünün kabrinin açılmasına kesinlikle izin vermez. Zira kabrin üstüne toprak atılıp gömüldükten sonra o ölü artık insanların elinden çıkmış ALLAH’a (Celle celalühü) emanet edilmiş olur. Bundan dolayı kabrin açılmasına ‚‘ haram‘‘ hükmü verilmiştir.

 

Bir kabir ne kadar eski olursa olsun, kendisine  ihtiyaç kalmamış dahi olsa orasının kabir olarak kalması esas alınmıştır. Dolayısıyla o kabrin açılarak başka yere nakledilmesi, ölü kemiklerinin nakledilmesi ölünün hakkını çiğnemek olarak kabul edilmiştir. Zira islâm‘da dirininin olduğu kadar ölünün de hakkı mukaddestir.  Nitekim mucbir sebebler olmadan bir kabre iki defin yapılmasına izin verilmeme sebebi buna dayanır.

 

Bir arkeolog’ta mesleğini icra ederken bu esaslara dikkat edilmelidir. Arkeologun hali hazırda kullanılmakta olan kabrisan’da ki kabirleri açması haramdır. Ancak bir kazı esnasın da mezar veya mezarlara denk gelinir ise normal koşullarda o mezarların da açılmaları haram hükmüne dahil olmakla beraber, araştırma gayesi ile açıldığın da eğer o mezar açıkta bırakıldığı zaman nebbaşların (mezar soyguncuları) talanından korkulur ise veya kazı alanı yağmur sebebiyle harab olmasından endişe edilir ise o zaman kabrin açılarak içerisinde bulunan kemiklerin korunma altına (burada esas amaç onları başka mezarlara koyarak korumak olması daha evladır) alınması gayesi ile nakledilmesine cevaz vardır. Ancak bu nakil esnasın da kemiklerin mümkün olduğu kadar korunmasına ihtimam edilmesi gerekir. Zira islâm ölü kemiğinin kırılması ile diri kemiğinin kırılması arasın da fark görmez.

 

Bu kemiklerin antropologlar (burada antropologların da bu şartlara mümkün mertebe uyması gerektiği de bilinmelidir)  tarafından incelenmesi bittikten sonra başka bir mezara gömülmesi gerekir.

Alıntı:
HUBEYDE Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
Selamun aleykum…

Sormak istediğim daha doğrusu bilgilerimin duhulinde ikileme düştüğüm bir konu…

kutlu doğum haftası ve kandil gecelerini kutlamak bid at mıdır?

eğer bid atsa kaynak nedir..yardımcı olacak arkadaş varsa sevinirim…

BİSMİHİ TEALA

We aleykümü’s-selam

Hadis külliyatımız içerisinde ki hadislerin sahih, hasen, zayıf veya mevzu (uydurma) olarak değerlendirilmesi muhaddislerin hadisleri alıp kabul etmede takip ettikleri metotlara göre farklılık kazanmaktadır. Mesela Buhari (rahmetullahi aleyh) hadisi almak için raviden işitmeyi esas alırken, Müslim (rahmetullahi aleyh) bunu esas almayabilmektedir. Dolayısıyla aynı hadisi biri sahih kabul ederken, diğeri zayıf olarak kabul edebilir. Dolayısıyla bize göre bir hadisin derecesi o hadisi aldığımız muhaddise göre sahih, hasen, zayıf veya mevzu olabilmektedir. Bunun içindir ki, bazı konular da ilim ehlinin yapmış olduğu değerlendirmeler de birbirine zıt görüşler ortaya çıkabilmektedir. Mesela belli gün veya geceler de kılınması tavsiye edilen namazlar, veya özellikle Recep, Şaban ve Ramazan aylarına denk gelen Reğaib, Miraç, Beraat, kadir ve Rebiulevvel ayına denk gelen Miraç geceleri hakkında da farklı görüşler ileri sürülmüştür. Bunun içindir ki kandil kutlamaları insanın baktığı pencereye göre değer kazanır. Zira bid’at diyenlere, ve caiz diyenlere göre de nass bulunmaktadır.

Bu durumu anlatan en güzel misal de özellikle üç aylar dediğimiz Recep, Şaban ve Ramazan ayları geldiğin de herkesin söylediği Hz. Enes‘den (radıyu anh) rivayet edilen ‚‘ رجب شهر الله وشعبان شهري ورمضان شهر أمتي‘‘ Recep ALLAH’ın (Celle celalühü) ayı, Şaban benim ayım Ramazan da ümmetimin ayıdır.‘‘ şeklinde ki hadistir. İbn-i Cevzi (rahmetullahi aleyh) bu hadisin senedin de bulunan cehzam isimli kişinin hadis uydurduğundan bu hadisi de uydurma olarak kabul etmektedir. (El-menaru’l münif, sh:95)

İmam-ı Suyuti’nin (rahmetullahi aleyh) ‚‘ Camiu’s-sağır‘‘ isimli eserini şerh eden Imam-ı Münevi (rahmetullahi aleyh) ‚‘Feyzul kadir‘‘ isimli eserin de bu hadisi şerh ettikten sonra tenbih adı altında ‚‘ Recebin fazileti hakkın da resulullah’dan (Sallu aleyhi ve sellem) ‚‘ ALLAH’ım (Celle celalühü) Recebi bize mubarek kıl‘‘ hadisi dışında hiç bir sabit hadis yoktur. Bunun dışında ki bütün rivayet edilenler yalandır. İmam-ı Nevevi (rahmetullahi aleyh) ‚‘ Receb ayındaki oruç hakkın da sabit bir hadis bulunmamaktadır.‘‘

Zeynel ıraki (rahmetullahi aleyh) Tirmizi’de bu hadisten sonra ‚‘ Bu Hasani basri’nin (rahmetullahi aleyh) mürsellerin den olup çidden zayıftır….. hadis ehli yanın da bir değer taşımaz‘‘ demektedir. (feyzu’l kadir, c: 4 sh: 24)

Şimdi her iki görüşün delillerini mukayeseli olarak kısaca incelemeye çalışalım inşeALLAH.

1) Mevlid kandili:

Mevlid kandili resulullah’ın (Sallu aleyhi ve sellem) doğduğu günü ifade eden gündür. Resulullah (Sallu aleyhi ve sellem), sahabe, tabiin dönemlerin de görülmeyen mevlid kutlamaları yaklaşok 350 sene sonra Fatimi’ler dönemin de ortaya çıkmıştır. Bu geceye has olan en önemli kutlama resulullah’ın (Sallu aleyhi ve sellem) için yazılmış olan naatların okunmasıdır. Mevlid’in bid’at olup olmadığı hususun da bir çok görüş bulunmaktadır.

El-Makdisi, Kastalani, İbn-i Hacer askalani, Suyuti (radıyu anhum) gibi bir kısım ulema peygamber (Sallu aleyhi ve sellem) efendimizin dünyayı teşrif etmesi sebebiyle sevinmenin, muhtaçlara yardım etmenin, resulullah (Sallu aleyhi ve sellem) için yazılmış naatların (mevlid) okunmasının güzel bir amel olduğunu söyleyerek, mevlid’in ‚‘ bid’at-ı hasene‘‘ sayılması gerektiğini söylemişlerdir.

Ancak özellikle İmam-ı Rabbani (kuddise sırruhu) olmak üzere bid’at’ın tamamının bir sünneti ortadan kaldıracağını, dolayısıyla bid’at-ı hasene diye bir şeyin olmasının mümkün olamıyacağını söyleyerek, bid’at-ı hepsinin zem edilmesi gerektiğini söyleyerek bid’at-ı hasene kavramına itiraz etmektedir.

Ayrıca İbn-i Abidin (rahmetullahi aleyh) mevlid kutlamaları hakkın da ”şifau’l alil” isimli eserin de: ” Mevlid müzik ve eğlenceden başka bir şey değildir.” (sh:188) demek suretiyle mevlidin melayani cümlesinden olduğunu işaret etmiştir.

İbn-i Abidin (rahmetullahi aleyh) bundan önce ölüler üzerine mevlid okutmak/okumak üzerine de şunları söylemektedir: ” Muayyen gün ve geceler de evde veya kabir başında toplanmak suretiyle mevlid okumak, o mü’min ölüye işkence etmek hükmündedir. Ölüm yıldönümü merasimleri de aynıdır.” (şifau’l alil, sh: 174)

2)Recep ayı ve regaib kandili:

Recep ayı hakkında bir çok rivayetin bulunması mümkündür. Bunların en meşhurlarından bir ikisi şöyledir:

رجب شهر الله وشعبان شهري ورمضان شهر أمتي

‚‘ Recep ALLAH’ın (Celle celalühü) ayı, Şaban benim ayım Ramazan da ümmetimin ayıdır.‘‘ (Bunun değerlendirilmesi yukarıya yapılmıştı)

من صلى بعد المغرب أول ليلة من رجب عشرين ركعة جاز على الصراط بلا حساب

‚‘ Kim Receb ayının ilk gecesi akaşam namazından sonra yirmi rek’at namaz kılarsa hesapsız sualsız olarak sıratı geçer‘‘

لا تغفلوا عن أول جمعة من رجب فإنها ليلة تسميها الملائكة الرغائب

‚‘ Receb ayının ilk cumasından galif olmayın. Şüphesiz melekler o geceyi reğaib olarak isimlerdirmiştir.‘‘

من صام يوما من رجب وصلى أربع ركعات يقرأ في أول ركعة مئة مرة آية الكرسي وفي الثانية مئة مرة { قل هو الله أحد } لم يمت حتى يرى مقعده من الجنة

‚‘Kim Receb ayında bir gün oruç tutar, ve ilk rek’atın da yüz kere ayete’l kürsi, ikinci rek’atım da yüz kere ihlas okuyarak dört rek’at namaz kılarsa cennet’teki yerini görmeden ölmez.‘‘

Aclüni(rahmetullahi aleyh) Recep ayı ve reğaib gecesi kılınan namazı hakında ki rivayetleri zikrettikten sonra şunları söylemektedir:

‚‘ Aşure namazı ve Receb ayının ilk Cuma gecesi kılınan reğaib namazı hakkında ki hadisler ittifakla uydurma hadislerdendir. Aynı şekil de Receb ayının diğer gecelerin de ve yirmi yedinci gecesin de ve Şaban ayının on beşinci gecesin de her rek’atın da yirmi kere ihlas suresinin okunmasınya kılınan yüz rek’atlık namaz hakkında ki hadislerde uydurma hadislerdendir. Bu gibi hadislerin kutu’l kulub, ihyau ulumi’d-din ve tefsiru sa’lebi gibi kitablar da geçmesi seni aldatmasın. (keşfu’l hafa, c:2, sh: 410)

Aclüni (rahmetullahi aleyh) kaideyi zikrettikten sonra şu tespiti yapmaktadır: ‚‘ Receb ayının ilk Cuma gecesinin fazileti hakkında ve o gecede reğaib namazı hakkında gelen bütün hadisler mevzu hadislerdendir. Her ne kadar ihyau ulumi’d-din sahibi (İmam-ı Gazali rahmetullahi aleyh) ve kutu’l kulub sahibi (Ebu Talip el Mekki rahmetullahi aleyh) bu hadisleri zikretse de bu konuda ne sünnette nede hadis ehli yanın da herhangi bir sahih hadis bulunmamaktadır. Zira sünnet onların sözleri ile değil, sadece resulullah’ın (Sallu aleyhi ve sellem) sözü, fiili ve takriri ile sabit olur.‘‘ (keşfu’l hafa, c:2 sh: 417)

Bu hadisler hakkın da İmam-ı Nevevi (rahmetullahi aleyh) şunları demektedir: ‚‘ Receb ayının ilk Cuma gecesi akşam namazı ile yatsı namazı arasında on iki rek’at olarak kılınan reğaib namazı diye bilinen namaz, ve Şaban ayının on beşinci gecesi yüz rek’at olarak kılınan bu iki namaz kabih ve bid’at namazlardır. Bunlar ile ilğili hadislerin kutu’l kulub ve ihya gibi kitablarda zikredilmeleri seni aldatmasın, zira bunların hepsi batıldır. Zira onlarda zikredilen bu namazların müstehab oldukları hakkında sahih bir rivayet olmadığı gibi onlar hakkın da yazılan sahifeler (risaleler) de hatalıdır. Nitekim İsmail el makdisi (rahmetullahi aleyh) bunlar hakkında ki rivayetlerin olmadığına dair güzel bir risale yazmıştır.‘‘ ( mecmu‘şerhu muazzeb, c: 4 sh:56)

3) Beraat kandili:

Beraat kandili hakkın da bir kaç hadis-i şerif bulunmaktadır. Nitekim bunların en önemlisi:

فَقَدْتُ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ لَيْلَةً فَخَرَجْتُ فَإِذَا هُوَ بِالْبَقِيعِ فَقَالَ أَكُنْتِ تَخَافِينَ أَنْ يَحِيفَ اللَّهُ عَلَيْكِ وَرَسُولُهُ قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنِّي ظَنَنْتُ أَنَّكَ أَتَيْتَ بَعْضَ نِسَائِكَ فَقَالَ إِنَّ اللَّهَ عَزَّ وَجَلَّ يَنْزِلُ لَيْلَةَ النِّصْفِ مِنْ شَعْبَانَ إِلَى السَّمَاءِ الدُّنْيَا فَيَغْفِرُ لِأَكْثَرَ مِنْ عَدَدِ شَعْرِ غَنَمِ كَلْبٍ

‚‘ Hz. Aişe’den (radıyu anh) rivayet edildiğine göre, kendisi şöyle demiştir. Bir gece resulullah (Sallu aleyhi ve sellem)kalkıp dışarı çıktı. Ben de onun arkasında çıktım ve onu beka mezarlığında buldum. Beni görünce ‚‘ ALLAH resulünün (Sallu aleyhi ve sellem) başına bir şey geleceğinden mi korktun?‘‘ dedi. Bunun üzerine ben de: ‚‘ Ya resulullah (Sallu aleyhi ve sellem) ben bu gece sizin diğer kadınların yanına gittiğinizi zannettim. Diye cevap verince resulullah (Sallu aley ve sellem)

‚‘ Şüphesiz ALLAH (Celle celalühü) şaban ayının on beşinci gecesi olunca dünya semasına iner kelb kabilesinin koynlarının kılları adetince insanı bağışlar.‘‘ buyurdu.

Tirmizi (rahmetullahi aleyh) bu hadis hakkın da yaptığı yorum da ‚‘ Yahya b. Ebi kesir, urve’den, ve haccac b. Ertad’da yahya b. Ebi kesir’den hadis işitmediği için bu hadis zayıftır.‘‘ demiştir. (Tirmizi, savm, 670)

Bu ayda ki namazlar hakkında ki değerlendirmeler yukarıda yapıldığı için tekrar etmeye gerek yoktur.

4) Miraç kandili ve 5) Kadir gecesi

Bu geceler kur’an-ı kerim de zikredilen geceler olduklarından dolayı bu gecelerin fazileti hakkında rivayetler sahihtir. Sadece kadir gecesi’nin hangi gün olduğu hususu zamanımız da olduğu gibi yirmi yedinci gecesinin olduğu hususu sabit değildir. Nitekim resulullah (Sallu aleyhi ve sellem) kadir gecesinin Ramazan’ın son on günü ve tek geçelerin de aranması gerektiğini belirtmiş ve son on günü itikafa girerek bu geceleri ibadet ile değerlendirmiştir.

Hulasa yukarıda ki değerlendirmelerin ışığın da kandil geceleri kılınması söylenen namazların olmadığını söyleyen ulemanın görüşü daha sağlam olmakla beraber insanın bu geceler de herhangi bir tayin yapmadan (yani reğaib gecesi namazı, beraat gecesi namazı gibi bir niyet ile niyet etmeden) nafile namaz kılınmamasını söylemek mümkün değildir. Özellikle günümüz insanının bu geceleri bekledikleri ve bu gecelere önem verdikleri göz önüne alınırsa bu geceleri ihya etmenin bid’at olduğunu söylemek onların ibadetten uzaklaşmalarına sebeb olabileceğinden dolayı teşvik için bu gecelerin ihya edilmesi tavsiye edilmektedir. Ancak yukarida denildiği gibi bu gecelerde kılınacak namazlara nafile namaz olarak niyet edilmesi, herhangi bir gece namazı diye niyet edilmemesi gerekmektedir.

Şub-17-10

Borsa caiz midir?

Alıntı:
lafons7275 Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
Selamun aleykum.

Borsada helal dairede iş yapan firmaların kağıdının alınması caizdir diye duymuştum. Bu doğru mu?

Eğer doğruysa kısa süreli alım satımlar yapmak caiz mi?

Mesela x firmasının kağıdını sabah 3 liradan alıp akşama doğru 4 lira olduğunu görürsek satabilir miyiz?

Selam ve dua ile..

BİSMİHİ TEALA

We aleykümü’s-selam

Günümüzde borsa denildiği zaman hisse senetlerinin, tahvil, hazine bonosu ve kambiyo senetlerinin alınıp satıldığı yer akla gelmektedir. Şirketler hisse senetlerinin bir kısmını borsa da satmak suretiyle yeni finansman sağlamaktadırlar. Bu şirketlerin senetlerini alan şahıslar da ellerinde ki paralar ile teorikte borsada ki şirketlere ortak olmaktadırlar. Her ne kadar teorik olarak hisse senedi alanlar ortak olduklarını zannetseler bile, pratikte olay tamamen farklılaşmaktadır. Zira bu şekilde ortak olduklarını zanneden hisse senedi sahibi ile şirket sahibi arasında ki ilişkiyi ortaklıktan çok kumar oynayan iki kişiye benzetenler bir kısım ilim ehli bulunmaktadır. Bu görüşte olanlara göre hisse senedi alım satımına iki taraflı bakmak gerek.

1) Yapmış oldukları iş ve ticaret helal olan bir şirketin hisse senedini alarak ortak olmak. Bu şekilde bir ortaklık caizdir. Zira bu şirketten hisse alan, hisse miktarı kadar şirkete ortak olmaktadır. Kâr ve zarara hissesi kadar katılır ve istediği zamanda hisselerini devrederek ortaklıktan ayrılır.

2) Elinde ki parayı değerlendirmek maksadı ile sadece parasına para kazandırmak amacıyla hisse senedlerinde ki spekülatif hareketleri dikkate alarak hisse senedi almak ve satmak, bu tür bir alım ve satım tam olarak kumar olarak değerlendirilmese bile aralarında ki illet benzerliklerinden dolayı kumara benzetilir ve makul ve mantıklı ortaklık olarak kabul edilmez.

Dolayısıyla ilim ehli borsa hususun da iki farklı görüşe sahiptir. Bunlarda bir kısmı gerek hisse senedlerin de spekülatif hareketleri, gerekse sadece para kazanmak amacıyla hisse senedi almanın islâm fıkhı açısından caiz görülemiyeceğini illet göstererek borsaya caiz değil fetvası verirler. Çoğunluğu oluşturan ikinci kısım ilim ehli ise ortak olunan (veya hisse senedi alınan) şirket islâm haram kıldığı işler ile (içki ve domuz eti v.s) iştiğal etmediği müddetçe caiz demektedirler. Bu görüşte olan ilim ehli borsa’nın caiz olmasını şu kurallara bağlamışlardır:

1) Hisse senedi alınan şirket faizli iş ile meşgul olmayacak.

2) İslâm ulemasının mütekavvim mal olarak görmediği (alınıp satılması caiz olmayan) içki, bira v.s gibi maddeleri üretmeyecek.

3) Mütekavvim mal üretipte ürettiği malları faizli işler ile satmak suretiyle aldığı faizi ana sermayeye dahil eden bir şirket olmayacak.

4) Ortak olunan şirket islâmın caiz gördüğü bir malı üretmekle beraber şirket sahibi farklı iş kollarında gayrı meşru işler ile meşgul olmayacak.

5) Gayri müslimlerin hisse senedlerini almak teorikte caiz olmakla beraber pratikte mekruhtur. Bunlar dışında ki mason, ataist ve koministlerin şirketlerinin hisse senedlerini almak haramdır.

6) Yatırım yapan kişi almış olduğu hisse senedinin şirketteki ortaklık miktarını bilecek.

7) Hisse senedi alınam şirketin ürettiği şeyler islâma göre mal olacak.

Bu bilgiler ışığında soruda ki biçimiyle yapılan bir muamele spekülatif bir harekete benzemesinden dolayı meşru olmayabilir. Zira bu gibi spekülatif alım satımlar meşru bir ortaklık kurmak isteyen kişilerin mağdur olmasına yol açabilir.