Mart, 2010 Arsivi

Alıntı:
EnTe MaKsUuDİ Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
1)meshep değiştirilebilir mi, değiştirilirse hangi koşullarda olur


BİSMİHİ TEALA

Müslüman için asıl olan şey şeriatı yaşamak, veya şeriata vasıl olmaktır. Zira din bizden şeriatın kaim edilmesini istemektedir. Bunu elde etmenin araçları bulunmaktadır. Mezhebler de bu asıla ulaşmak için vasıtalardır. Dolayısıyla mezhebler amaç değil araçtır. Günümüzde İnsanın bu amaca ulaşmayı (mezheb olmadan) tek başına sürdürmesi mümkün değildir. Zira günümüz insanı müctehid olmadığından kur’an’a ve onun izahı olan sünnete ulaşması pratik birer yok olan mezheblerle gidilmesini gerekli kılmaktadır. Burada mezhebe bağlanan bir insanın mezheb imamının görüşleri çercevesinde dini yaşamak olarak vasıflandırmak mümkün değildir. Zira herhangi bir mezhebe göre yaşamak, dini ve kur’an’ı bırakarak mezheb imamına göre yaşamak değil, sadece onun anlayışına göre kur’an’ı ve sünneti yaşamak demektir. Bunun anlamı bir insan hak olan bir mezhebe bağlandığında, ibadetlerini ve sosyal yaşantısını o mezhebin içtihadlarına göre yaşayabilmesinden başka bir şey değildir. Dolayısıyla ibadetlerini ve hayatını ölünceye kadar bir mezhebe bağlı kalma gibi bir mecburiyeti din emretmez. Gerekli gördüğün de diğer mezheblerden tamamen veya kısmen faydalanma yollarını açık tutar.

Ancak bir mezhebten başka bir mezhebe geçebilmesi için geçmiş olduğu mezhebin fıkhını bilmesi şarttır. Mesela Hanefi mezhebine geçen bir Şafii, Hanefi mezhebine göre abdesttin farzlarını, abdesti bozan halleri, namazın rükün ve şartlarını bilmeden mezheb değiştirecek olursa ibadetlerinde hataya düşmesi mümkündür. Bir insanın, bir mezhebten diğerine tamamen geçmesi mümkün olduğu gibi kısmen geçmesin de dikkat edilecek şeylerin başın da, bunun keyfi ve nefsinin arzularına göre olmaması gerekir. Bu şekil de bir taklid‘e ancak gerekli, zaruri ve bir maslahata binaen başvurulması gerekir. Bu esna da dikkat edilmesi gereken iki tane temel kural bulunmaktadır.

1) Başka bir mezhebi taklid ederken, taklid edilecek ibadetin daha önce yapılmamış olması gerekir. Mesela, Hanefi biri namaz kıldıktan sonra üzerinde kan görse ‚‘ Şafii’ye göre abdestim tamam‘‘ diyerek Şafii mezhebine tabi olsa, namazı sahih olmaz.

2) Mezheb taklid edeyim derken, her mezhebten kolayına geleni alma ve onunla amel etme gibi bir yola tevessül etmemelidir. Zira bu mezheblerde ki zıt hükümleri birbirine karıştırarak yapmak olur ki, buna telvik denilir. Telfik ise caiz değildir. Mesela, abdestini Hanefiye göre alan biri, niyet getirmese abdesti tamamdır, zira Hanefi de niyet farz değildir. Ama, Hanefiye göre başının en az 4/1’ni meshetmesi gerekirken, Şafii mezhebine göre başının 4/1’den daha azının meshederse bu telfiktir. Bu şekilde alınan abdest tamam olmaz. Zira telfik caiz değildir. (İbn-i Abidin, reddu’l muhtar, c:1 sh:51/ ianetü’t-talibin, c:4, sh:219)

Mar-13-10

şahsi kanaat

Alıntı:
garibullah Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
düşüncelerimizi anlatmaya çalışırken, ağız alışkanlığı olarak sıkça kullandığımız “bence” “bana göre” kelimelerinin hükmü nedir ?
bu kelimelerde gizli şirk var mıdır ?

BİSMİHİ TEALA

Şahsi kanaat meselesini anlayabilmek için ilim nedir? ilmi elde etme yolları nelerdir? sorularına cevap bulmak gerekir. Öncelikle bunları kısaca izah etmeye çalışalım inşeALLAH.

İslâm ûleması: ” İlim, malum olanın olduğu hal üzere bilinmesidir. Bu yaratılmışların ilmidir. ALLAH’ın (Celle celalühü) ilmi ise, bir şeyin aslının ne olduğunu ve ne olacağını kuşatması ve haberdar olmasıdır.” (Nesefi, Bahru’l kelam, sh:15) tarifinde ittifak etmişlerdir.

”İlmi nasıl elde edilir?” sorusunun cevabı ise; ”Haber, duyu organlarının faaliyetleri ve akıl yürütme yoluyla elde edilebilir.” (Pezdevi, Ehl-i sünnet akaidi, sh:9) şeklin de tarif edilebilir. Buna göre ilmi elde etmede insanın yararlanacağı ilk unsur; kur’an ve sünnettir. Doğal olarak ” Habere” hakim olamayan bir insanin; şahsi kaanat belirtmesi nasıl mümkün olur.

İmam-ı Azam”ın (rahmetullahi aleyh) ” ALLAH’ın (Celle celalühü) dini ile ilgili bir konuda, şahsi kanaatınıza göre hüküm vermekten sakınınız, sünnete tabi olunuz. Kim sünnetten ayrılırsa delâlete düşer, sapıtır.” (Şa’rani, mizanu’l kübra, c: 1 sh: 51) buyurduğu bilinmektedir.

Tabiûndan Şa’bi’ye (rahmetullahi aleyh) bir adam bir mesele sorar, Şa’bi (rahmetullahi aleyh) kendisine sorulan soru hakkın da, İbn-i Mes’ud (radıyalalhu anh) şu şekilde izah etti” diye cevap verince. Adam ” Sen nedüşünüyorsun? senin şahsi kanaatın nedir?” der. Bunun üzerine Şa’bi (rahmetullahi aleyh) ” Şu adama bakın, ben ona ibn-i Mes’ud (radıyu anh) şöyle dedi diyorum, o bana şahsi kanaatımı soruyor. Ben dinimi bundan tenzih ederim, vi müzikle meşgul olmayı, sana şahsi kanaatımla fetva vermeye tercih ederim.” (Sünenü Darimi, mukaddime, sh,47)

Yine herkesin malum olduğu gibi İmam-ı Malik’e (rahmetullahi aleyh) kırk tane soru soruluyor, otuz altısı hakkın da ”bilmiyorum” (Ö.N.Bilmen, ıstılahatı fıkhiyye, c:1 sh, 245) sözü meşhurdur. Görüldüğü üzere İmam-ı Malik (rahmetullahi aleyh) bile bilmiyorum dediği meseleler de şahsi kanaat belirtmekten kaçınmıştır.

Maalesef günümüz insanların da (bunlara maalesef bir iki kitab okumak suretiyle kendilerini bir şey oldum zannedenler de dahildir) dini konularda şahsi kanaat belirtenler çoğalmıştır. Bu tamamen insanları temelde aldıkları eğitimin sonucudur. Ancak bu tip insanların unuttukları şey; dinin bir ideoloji (fikir sistemi) olmadığını anlamaları gerektiğidir. Zira din bir ideoloji olmayıp, aksine silsile yoluyla gelen bir dindir.. Dolayısıyla ALLAH (Celle celalühü) ve onun resulü (Sallu aleyhi ve sellem) dini bir meselede bir şeye hüküm verdiklerin de mü’minlere düşen ”Amenna” demektir. Dini meselelerde ” benim şahsi kanatıma göre………. ” başlayan cümleler şeytanın metodlarındandır.

İslâm dini bir ideoloji olmayıp aksine ALLAH (Celle celalühü) katında yegane dindir. Dolayısıyla müslüman bu dine tabi olmakla elde ettiği ”müslüman= teslim olan” vasfına layık olmalıdır. Şahsi kanaat belirtmek suretiyle şeytanın metoduna sahip çıkan değil.

BİSMİHİ TEALA

 

Caiz kelimesi yapılan (veya yapılacak) bir işin geçerli olup olmadığını ifade etmek için kullanılan bir terimdir. Ancak yapılması caiz denilen bazı fiiller de onu yapmamak, yapmaktan daha evladır. Yani caiz kelimesi bazen yapılan fiiller de bazı sakıncalar olduğunu da ifade edebilir. Mesela namazlar da Fatiha suresini okumak vaciptir, peki Fatiha okumadan kılınan bir namaz caiz olmaz mı? Sorusunun cevabı ‘’ Evet caizdir, ama mekruhtur.’’ Şeklin de olur. Bu da caiz kelimesinin içerisin de mekruhu da barındırdığı anlamına gelir

 

Caiz kelimesi genel olarak farzların veya haramların cevabın da kullanılır. Eğer bir farzın cevabında kullanılıyorsa, bazı eksiklikler olabilir ama yapılan amel geçerlidir, demektir. Caiz kelimesi genel olarak yapılan fiilin sahih olduğunu anlatmak için kullanılmakla beraber, bazen yapılması sahih olan bazı fiilleri yapmak caiz’dir anlamına gelmez. Mesela Cuma günü ezan okunurken alış veriş yapmak dünyevi ahkâm açısından caiz denilir, ama uhrevi ahkâm açısından bu şekilde davranmak caiz değildir. Zira Cuma vakti alış veriş yapmak

 

‘’ Ey iman edenler! Cuma günü namaza çağrıldığı (ezan okunduğu) zaman, hemen ALLAH’ı anmaya koşun ve alış-verişi bırakın. Eğer bilirseniz bu, elbette sizin için daha hayırlıdır.‘‘ (Cuma /9)  ayeti kerimesine muhaliftir. Dolayısıyla emre muhalefet uhrevi sorumluluğu meydana getirir. (Ö.N. Bilmen, ıstılahatı fıkhıyye kamusu, c:1 sh: 33)

 

Caiz kelimesi cümle içerisin de kullanıldığın da bazen kullanılan cümleye göre değer ifade eder. Mesela:

 

Cümle içerisin de kullanılan caiz kelimesi ruhsat verilmiştir anlamına gelir, Ama ruhsat verilmesi, o ruhsatı yapmamak daha iyi manasına da gelebilir. Mesela ihtiyar kadınların elini öpmek caizdir, ama öpülmemesi daha iyidir.

 

Caizdir kelimesi bazen yapılması daha güzel anlamını ifade eder. Mesela Abdestli olan birinin namaz kılacağı vakit yeniden abdest alması caizdir denildiğin de, tekrar abdest almasının daha güzel olacağını ifade etmektedir.

 

Cümle içerisin de kullanılan caiz kelimesi o fiilin tenzihen mekruhluğunu anlatmak için de kullanılabilir. Mesela güneş altında bırakılarak ısınan sudan abdest almak caiz midir? Sorusunun cevabı ‘’ caizdir, ama tenzihen mekruhtur’’ cevabında olduğu gibi.

 

Bazen de caiz kelimesi yapılması düşünülen fiilin tahrimen mekruh olduğunu anlatmak için de kullanılır. Mesela gayri Müslim kadınla evlenmek caizdir denildiğin de, sorudaki ‘’gayri Müslim kadın’’  harbi ise tahrimen mekruh demektir.

 

Cümle de kullanılan caiz kelimesi bazen de yapılması düşünülen fiilin mubahlığını ifade etmek için kullanılır. Mesela pamuklu giysi giymek caizdir denildiğin de pamuklu giysinin mubah olduğunu ifade eder. Ama bazen soruyu soranın niyetine bakılır. Mesela kadının süslenmesi caiz mi? Sorusun da olduğu gibi. Kadının eşi için süslenmesi mubahtır, ama yabancı erkekler için mubah değildir.

 

Caiz kelimesi bazen de vacip anlamına gelir. Mesela akıl baliğ olmamış çocuğun mallarının idaresi için vasi tayin edilmesi caizdir demek vasinin tayin edilmesinin vacip olduğunu ifade eder.

 

Caiz kelimesi de bazen yapılan fiilin günah olduğunu anlatmak için de kullanılabilir. Mesela bir baba bütün mallını çocukları arasından sadece birine hibe edebilir mi? Sorusunun cevabı ‘’ caizdir, ama bu şekilde çocuklarının arasında ayırım yapması günahtır’’

Gonderen Karasahin
Kategori : Usulu fıkh
Tags:

Yorumlar (0)