Temmuz, 2010 Arsivi

BİSMİHİ TEALA

Bir hadis-i şerifin de resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) ” 

لَا يَقْبَلُ اللَّهُ لِصَاحِبِ بِدْعَةٍ صَوْمًا وَلَا صَلَاةً وَلَا صَدَقَةً وَلَا حَجًّا وَلَا عُمْرَةً وَلَا جِهَادًا وَلَا صَرْفًا وَلَا عَدْلًا يَخْرُجُ مِنْ الْإِسْلَامِ كَمَا تَخْرُجُ الشَّعَرَةُ مِنْ الْعَجِينِ” ALLAH (Celle celalühü)bid’at sahibinin orucunu, namazını, sadakasını, haccını umresini, cihadını, sarfını ne de adaletini kabul etmez. Bid’at sahibi kılın hamurdan çıktığı gibi dinden çıkar” (ibn-i mace, 48) buyurmakta. Burada bid’at ehlinden kasıt kimdir?

Bid’at sahibi kişinin ibadetleri makbul müdür, değil midir? Meselesini anlamak için öncelikle burada ki bid’at’tan kasıt nedir? Sorusuna cevap bulmak gerek.Ulema bid’at ehlini çeşitli isimler ile vasıflandırmıştır. Bunların en meşhurları bid’at ehli, dalalet ehli, tefrika ehli, şüphe ehli, heva ehli gibi isimlerdir. İsimler farklı olsa da kastedilen mana birdir. Bid’at ehli, kitab ve sünnete muhalefet ederek ümmetin ve selef-i salih’nin yapmadıklarını yapan, onların söylemediği, anlamadığı gibi dini anlayan ve amel eden kimselere denilir. Dolayısıyla ilim ehlini, bid’at ehli ile insanların bid’at ehli anlayışları birbirinden biraz farklı mahiyettedir.Istılahi olarak bid’at ehli, ALLAH ve resulü’nün (Sallallahu aleyhi ve sellem) ortaya koymadığı, farz ve müstehablığı hususunda delil olmayan, resulüllah’ın (Sallallahu aleyhi ve sellem) bunlar hakkında emri olmayan şeylerdir.

İmam-ı Şatibi (rahmetullahi aleyh) bid’at ehline ‘’heva ehli’’ denilmesi hususunda şunları söylemektedir. ‘’ Bid’at ehli şer’i delilleri onlara gerek duyulan bir yol ve bu delilleri esas alan bir üslup ile ele almadılar. Bilakis kendi hevalarını şer’i delillerin önüne geçirerek kendi görüşlerine itimat ederek güvendiler. Hatta o kadar ileri gittiler ki, şer’i delilleri kendi hevalarına göre değerlendirme mertebesinde gördüler.’’ (El- i’tisam, c: 2, sh: 176)

Hattabi (rahmetullahi aleyh) ‘’el- minhacü’s-sünne’’ isimli eserinde meselenin farklı bir noktasına temas ederek şu şekilde izah etmektedir. ‘’ Sünnet ve ehl-i hadis dışında ki bütün fırkalar hadis imamlarından sahih olan bir görüş ile ayrılmış değildirler. Bununla beraber bu fırkaların islâmın hak olan bazı yönlerine sahip olmaları da kaçınılmazdır. Bunun için bir şüphe oluşmuştur. Yoksa saf bir batıl hakkında kimsenin şüphesi yoktur. Bunun için bid’at ehl-ine ‘’heva ehl-i’’ denilmiştir. Bununla birlikte onlara, ‘’ onlar, hakkı batıla karıştıranlar’’ da denilmektedir.’’ (Minhacü’s-sünne, c: 5 sh: 167)

Dini hususlarda ayrılığa düşmek insanı tefrikaya, o tefrika da bir müddet sonra tefrikalara götürür. Bunun ana sebeplerinden birisi de heva’ya uymaktan dolayıdır. Nitekim ‘’ إِنَّ ٱلَّذِينَ فَرَّقُواْ دِينَہُمۡ وَكَانُواْ شِيَعً۬ا لَّسۡتَ مِنۡہُمۡ فِى شَىۡءٍ*ۚ‘‘ ( Dinlerini parça parça edip gruplara ayrılanlar var ya, senin onlarla hiçbir ilişkin yok.) (En’am /159) ayeti kerimesi resulullah’ı (Sallallahu aleyhi ve sellem) bu gibi dinlerini fırka fırka edinenlerden uzak durmasını emretmiş, dolayısıyla ümmetinin de fırkalara bölünmekten ve bölenlerden uzak durmamızı da istemiştir. İşte bu gibi kişiler hevalarına uymak suretiyle din de ALLAH’ın (Celle celalühü) ve resulünün (Sallallahu aleyhi ve sellem) izin vermedikleri hususlarda işlerine geldikleri gibi söz söyleyen kişilerdir.

Ulema bid’at sahibi kişilerin kim oldukları hususunu izah ederlerken genellikle Kaderiye, Hariciye, Rafiziyye ve Mürcie gibi fırkaların kur’an-ı kerime ve sünnete muhalif olan bid’at’larını gündeme getirmektedirler. Yani ulemaya göre ibadetleri kabul olunmayan bid’at sahibi kişiler bu fırkalar gibi hevalarına göre kur’an ve sünnette muhalif görüş sahibi olan kişilerdir. Yoksa insanlar arasında kur’an ve sünnete bir bakımdan uymakla beraber dine sonradan dâhil edilen günlük hayatımızda her gün gördüğümüz bid’at işleyen kişiler kasıt değildir.

Ama bu tür bid’at’ların iyi olduklarını söylemek mümkün değildir. Zira resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) ‘’Her bid’at delalettir’’ buyururken bu tür bid’atları kastetmektedir.

 
 

 

 
 

 

 

 

Gonderen Karasahin
Kategori : Akaid
Tags: , , , , , , , , , , , , , , ,

Yorumlar (0)

BİSMİHİ TEALA

ALLAH (Celle celalühü) bütün fiillerin de hikmet sahibi olması nazariyle, yaptığı ve yapacağı bütün fiillerinde de hikmet üzere yapar. Dolayısıyla yarattığı mahlûkat hususunda da hikmetli olarak yaratır. Yeryüzün de hiçbir mahlûk bulunmasın ki, onun yaratılışında da bir hikmet olmamış olsun. Her ne kadar insan denilen mahluk kendi cinsinden farklı mahlukatın yaratılışın da ki hikmetleri göremezse dahi.

Bir tırtılın yaratılışında onlarca hikmet mevcud iken, yaratılış hikmetleri idrak edilemeyen yüzlerce mahlûkun yaratılışında ‘’ Bunların ne gibi faydaları bulunmaktadır ki, yaratıldılar?’’ demek mümkün değildir. Nitekim hem çevremizde, hem de evlerimizin içerisin de nerede ise koyun koyuna yaşadığımız onlarca mahlûk bulunmaktadır. Bunların yaratılış hikmetleri bilinmiyorsa bile, sana iğrenç gözüken bir mahlûk için bile, ‘’Bu neden yaratıldı?’’ dememek gerekir. Zira biz bilmesek dahi bir hamamböceğinin dahi onlarca yaratılış hikmeti sayılabilir.

Evlerimiz de beraber yaşadığımız mahlûkat bazen isteyerek veya istemeyerek bize zarar verebilmektedirler. Bu gibi mahlûkun bu zararlarını mümkün olduğu kadar en aza indirerek, mümkün olduğu kadar onları öldürmeden sakınılmaya gayret edilmesi daha güzel olur. Peki, bütün çabamıza rağmen mesela karıncaların evimizi istila etmesini, hamam böceklerinin yemezlerimize dadanmasını bir türlü engelleyemediğimiz zaman da hiçbir şey yapmadan, onları öldürmeden durup beklemek mi gerekir?

Aslında insan bu gibi zararlı mahlûkatın ne öldürülmesi, ne de öldürülmemesi ile emrolunmuştur. İslam dini bu gibi zararları dokunan hayvanların bazen öldürülmesini mubah görürken, bazen de öldürülmelerini yasaklamıştır. Gerek hadis, gerekse fıkıh kitabları bu konuda iki görüş ifade etmektedirler.

1) Dinin öldürülmelerini mubah gördüğü haşereler:

Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem)bu grupta ki hayvanları bir hadis-i şerifin de şu şekilde beyan etmektedir.

عَائِشَةَ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهَا قَالَتْ : أَمَرَ رَسُول اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ بِقَتْل خَمْسِ فَوَاسِقَ فِي الْحِل وَالْحَرَمِ : الْغُرَابُ ، وَالْحِدَأَةُ ، وَالْعَقْرَبُ ، وَالْفَأْرَةُ ، وَالْكَلْبُ الْعَقُورُ

Aişe’den (radıyallahu anha) rivayet edildiğine göre resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem)

Hayvanlardan beş tanesi vardır bunların her biri fasıktır (zararlıdır) Bunları gerek harem bölgesin de, gerekse harem bölgesinin dışında öldürülmesini emretti. Karga, Çaylak, Akrep, Fare ve saldırgan köpek (veya genel bir ifade ile saldırgan vahşi hayvan) (Buhari) buyurmuştur. (Bazı rivayetlerde karga yerine yılan denilmiştir.)

Ancak bu hadise bakarak hayvan katliamına girişilmesi de doğru bir hareket tarzı olmaz. Zira hadisi şerif’te söz konusu edilen hayvanların insanlara zararı daha genel ve çoktur. Ama mesela bir karga’nın şehir de insana sesinden fazla ne gibi bir zararı dokunabilir. Sesinin kötü olması da bir hayvan için öldürülmesine cevaz verilemez. Eğer sesinin çirkinliğinden dolayı hayvan öldürülmesi gerekseydi eşek’in öldürülmesi gerekirdi. Zira ayeti kerime de sesi seslerin en kötüsü olarak vasfedilmiştir.

Ama mesela bir karga’nın köy yerinde zararı çok fazladır. Buğdayları yer, hasatı yok eder v.s dolayısıyla karganın köyde öldürülmesi yaşamasından daha iyidir.

Yılanların öldürülmesi hususunda da Hanefi mezhebi dışında ki mezhebler yılanları ev yılanları ve ev dışı yılanlar olmak üzere iki grupta mütalaa etmişlerdir. Bu mezheblere göre ev dışında ki yılanlar mutlak surette öldürülürler. Ev yılanları ise hemen öldürülmezler evin dışına çıkarılmaya çalışılır.

Hanefi mezhebi ise yılanlar arasında bu şekilde bir tasnif yapmamış, zararı dokunan bütün yılanların öldürülmesine hükmetmişlerdir. (Fethu’l kadir, c:1 sh: 296/ Feteva-i hadisiyye, c:2 sh: 453,454/ adabu’ş-şer’iyye, c: 3, sh: 365)

2)Dinin öldürülmelerini mubah görmediği hayvanlar:

Bu grubtaki hayvanları da resulullah (Sallallagu aleyhi ve sellem) bir hadisin de şu şekilde sıralamıştır.

ابْنُ عَبَّاسٍ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُمَا قَال : نَهَى رَسُول اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ عَنْ قَتْل أَرْبَعٍ مِنَ الدَّوَابِّ : النَّمْلَةُ ، وَالنَّحْلَةُ ، وَالْهُدْهُدُ ، وَالصُّرَدُ

İbn-i Abbas’tan (radıyallahu anhuma) rivayet edildiğine göre resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) dört hayvanın öldürülmesini yasaklamıştır. Karınca, Arı, Hüdhüd kuşu ve sarı ve yeşil renkli ağaçkakan kuşu. (Ebu davud)

Mezhebler bu grubtaki hayvanların öldürülüp öldürülmemeleri hususunda farklı görüşlerde bulunmuşlardır

Hanefi ve Maliki mezhebleri bu haşerelerin öldürüle bileceğine hükmetmişlerdir. Ancak Maliki mezhebi bu gibi haşerelerin öldürülmesini insana zarar vermesi ve bu haşereleri öldürenin bu zararı ortadan kaldırmayı kastetmesini, zevk ve oyun için öldürülmemesini, Eğer bütün çabasına rağmen bu haşerelerin zararını engellemek mümkün olmasa öldürülmeleri mubah görülen hayvanlar gibi her halükârda öldürülmesini şart kılmışlardır.

Şafii mezhebi bu gibi haşerelerin öldürülmesini üç grupta değerlendirmiştir.

1) Tab’an zarar vermesi mümkün olanlar. Bu gruptaki haşereler öldürülmeleri mubah görülenler gibi öldürülürler. Şafii mezhebine göre bu gruba, Bit, kene ve zararları görülen her türlü haşereler de dâhildir.

2) Faydaları ve zararları ortak olup öldürülmeleri sünnet olmayıp mekruh da olmayanlar.

3) Faydaları da zararları da olmayan haşereler. Hamam böceği, osurgan böceği gibi haşereler bu gruba dâhildir. Eğer zararları yoksa buların öldürülmesi mekruhtur. ( Tebyinu’l hakaik, c: 2 sh:66/ Bediu’s-senai, c:2 sh:196/ Nihayetu’l muhtac, c:3 sh:363/ Şerhu kına, c:2 sh:439)

Hulasa eğer evlerdeki haşereler gerek bedenimize, gerek yemeklerimize, gerek eşyalarımıza zarar veriyorlarsa, teb’an iğrenç olup insanda iğrenme duygusu uyandırıyorsa, ev halkını korkutuyorlarsa v.s bu gibi haşerelerin ateşle yakmak haricinde her türlü yolla öldürülmeleri caizdir.

Özellikle büyük marketler, şarküterilerde ve bazı evlerde kullanılan Elektrikli sinek kovucular hususunda iki görüş bulunmaktadır. Eğer bu gibi elektrikli aletler sineği yakarak öldürüyorsa bu aletlerin kullanılması caiz değildir. Yok bu gibi aletler sineği yakarak değil de elektrik çarpması ile öldürüyorsa o zaman bu aletleri kullanmak caizdir.

Gonderen Karasahin
Kategori : Fıkıh
Tags: , , , , ,

Yorumlar (1)

BİSMİHİ TEALA

Zaruret kavramı sözlük olarak ızdırar mastarından isim olup muhtaç ve mecbur etmek demektir. Istılahi olarak fıkhi bir terim olduğundan dinin haram kıldığı (geniş mana olarak yasakladığı) bir şeyi yapmaya zorlayan şeyi ifade eden bir terimdir. (Mecelle, c:1 sh:76)

Dolayısıyla bir şeyi zaruret kavramının içerisine sokmak için o şeyden çıkış yolunun bulunamaması, başka çare kalmaması gerekir. Eğer bu şekilde bir durum ortaya çıkarsa o zaman zaten ”zaruretler haram olan şeyleri mübah kılar.” (Mecelle, madde,21) kaidesi gereği yapılması haram (veya yasak) olan şeyi yapmak zaten bir mecburiyettir. Eğer bu şey kişinin canına zarar verecek bir şey olur, ve kişi o şeyi yapmasa zaten mes’ul olur. Tıpkı açlık ve susuzluk esnasında helal yiyecek bulma ihtimalinin olmadığı bir ortamda domuz eti yemek ve şarap içmek gibi.

Bundan dolayı bir kadının araba kullanmasını zaruret kavramı içerisine sokmak biraz müşkil bir meseledir.

Sahih ve sünen türü hadis kitabların da bulunmayan sadece musannef türünden bir kaç eserde bulunan, dolayısıyla sıhhat durumu oldukca zayıf olan bir eser (hadis) şu şekilde gelmektedir: ” النبي صلى الله عليه وسلم نهي النساء عن ركوب الخيل ” (resulullah <Sallallahu aleyhi ve sellem> kadınları eğere (ata) binmekten yasakladı.)

Öncelikle zayıf bir hadisten fıkhi hüküm ihdas etmek zor bir husustur. Zira usül uleması zayıf hadisin sadece amellerin fazileti noktasında kabul edilebileceğini ifade etmektedirler. Bu meselenin bir yönü

Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) dönemin de at bir savaş vasıtası olması hasebiyle kadınların ata binme ihtiyacı hasıl olmamaktaydı. Zira resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) annelerimizi (radıyallahu anhunne ecmain) yanında götürdüğünde tesettüre daha uygun olan develerin üzerine hedvec koydurarak götürmekteydi. Bundan dolayı zamanın kadınları ata binmektense deveye binmeyi tercih ediyorlardı.

Bununla beraber bir takım bazı muhaddisler bu hadis için şu yorumda bulunmuşlardır.

Ata binmeye ihtiyaç duyan kadınlar kendilerini sağa sola gösterme sevdasında olan kadınlardır. Bu da iki sebebten dolayıdır. Bunu ya kibrinden yapar veya gösteriş yapmak için. Kadının gösteriş yapması kadına yakışan bir husus olmamaktadır. Kaldı ki ata gösteriş için binmek sadece kadın için olmayıp erkek için de caiz değildir.

Dolayısıla kadının araba kullanması caiz değil demek mümkün olmamakla beraber günümüz şartları içerisinde kullanmaması takvaya daha muvafıktır.

Gonderen Karasahin
Kategori : Fıkıh
Tags: , , , , , , ,

Yorumlar (0)