Eylül, 2010 Arsivi

Soru: Bazı insanlar ehlullah’tan yardım istemenin küfür olduğu hususunda ifrat-tefrit noktasın da aşırı giderek bunu küfür, yardım isteyeni ise kafir olarak vasfetmektedirler. Bu konuda bazı hadisler olduğu bilindiği halde neden orta bir yol bulunmuyorda, insanlar bir birlerini küfür ile itham ediyorlar?

 BİSMİHİ TEALA

 Cevap: Öncelikle bu konuda ifrat tefrit noktasın da aşırı gidenlerin göz önünde bulundurmadıkları birkaç nokta bulunmaktadır.

 Bu noktalardan birisi, yardım isteyenin, yardım istediği kişinin ALLAH’ın (Celle celalühü) uluhiyyet ve rububiyette (ibadette, sıfatlarda veya mülkiyette) ortak olduğunu iman ederse, noktasıdır. Dolayısıyla eğer yardım istenilen bu noktalardan ALLAH’a (Celle celalühü) ortak olduğu söylenir, itikad edilir ise bu küfürdür.

  İkincisi, insan bazı zamanlarda iş yaparken zorlanmakta ve ALLAH’tan (Celle celalühü) değil kendisi gibi insanlardan yardım istemektedir. O zaman diğer insanlardan yardım istemekte şirk olarak kabul edilebilir mi? Herhangi birine ‘’ Yardım et, şu işi yapayım’’ demek şirk veya küfür müdür? Halbu ki bunun şirk, yardım isteyenin de kafir olmadığı hususun da ulema ittifak etmiştir.

 Üçüncü nokta; Meleklerden veya gözle görülmeyen mahlukattan yardım talep edilmek küfür olarak kabul edilirken, insanlardan yardım istemek neden küfür olarak değerlendirilmiyor?

 Bu gibi misalleri çoğaltmak mümkün, ancak akıllı olana bunlar yeter.  Öncelikle ehlullahtan yardım istenilebileceği hususunda ki rivayetleri nakledelim.

1) إن لله ملائكة في الأرض- سوى الحفظة – يكتبون ما يسقط من ورق الشجر فإذا أصاب أحدَكم عُرْجة بأرضٍ فلاةٍ فلينادِ : أعِينوا عباد الله

 

 

 ‘’ ALLAH’ın (Celle celalühü) yeryüzünde hafaza  meleklerinden başka bir takım melekleri bulunmaktadır.Onlar ağaçtan düşen her yaprağı yazarlar. Sizden biriniz ıssız bir yerde sıkıntıya maruz kalırsa ‘’Yardım edin ey ALLAH’ın (Celle celalühü) kulları’’ desin.’’ ( Beyheki, şu’bil iman, hadis no: 7697)

 Ayrıca Bezzar, İbn-i Abbas’tan (radıyallahu anhuma) ve Heysemi Mecmau’z-zevaid’te ravileri güvenilir demektedir.

2) إذا أضَلَّ أحَدُكُم شَيْئاً أوْ أرادَ غَوْثاً وهُوَ بِأرْضٍ لَيْسَ بِها أنِيسٌ فَلْيَقُلْ يا عِبادَ الله أغِيثُونِي يا عِبادَ الله أغِيثُونِي فإِنَّ لله تعالى عِباداً لا يَراهُمْ

 

 

  ‘’ Sizden biri yol arkadaşı olmadığı bir yerde, bir şeyini kaybederse veya yardıma ihtiyacı olursa ‘’ Ey ALLAH’ın (Cele celalühü) kulları bana yardım edin, ey ALLAH’ın (Celle celalühü) kulları bana yardım edin’’ desin. Zira ALLAH’ın (Celle celalühü) öyle kulları bulunur ki, onlar onu görmezler.’’ ( Tebarani, suyuti)

3) إذَا انْفَلَتَتْ دَابَّةُ أَحَدِكُمْ بِأَرْضٍ فَلَاةٍ فَلْيَقُلْ يَا عِبَادَ اللَّهِ احْبِسُوا فَإِنَّ لِلَّهِ فِي الْأَرْضِ حَاضِرًا سَيَحْبِسُهُ

 

 

 ‘’ Sizden birinizinhayvanı ıssız bir yerde ürküp kaçarsa ‘’Ey ALLAH’ın (Celle celalühü) kulları onu tutun’’ desin. Zira ALLAH’ın (Celle celalühü) yeryüzün de hazır olan kulları bulunur, ve onlar o hayvanı tutarlar.’’ ( Tebarani, Ebu Ya’la, Heysemi)

Şimdi Ulema’nın bu konudaki görüşlerini kısaca  izah etmeye çalışalım. 

فصل فيما يقول من انفلتتْ دابته أو ضلّ الطريقوروى ابن السني في كتابه عن عبد الله بن مسعود رضي الله عنه عن رسول الله صلى الله عليه وسلم قال : { إذَا انْفَلَتَتْ دَابَّةُ أَحَدِكُمْ بِأَرْضٍ فَلَاةٍ فَلْيَقُلْ يَا عِبَادَ اللَّهِ احْبِسُوا فَإِنَّ لِلَّهِ فِي الْأَرْضِ حَاضِرًا سَيَحْبِسُهُ } قال عبد الله بن إمامنا أحمد سمعت أبي يقول : حججتُ خمسَ حججٍ منها اثنتين راكبا وثلاثا ماشيا او ثلاثا راكبا واثنتين ماشيا، فضللتُ الطريقَ في حجة وكنت ماشيا، فجعلت أقول : يا عبادَ الله دُلُّونا على الطريق، فلم أزل أقولُ ذلك حتى وقعتُ على الطريق

 

 

 

 

 

 

Fasıl: Hayvanı ürküp kaçan veya yolda hayvanı huysuzlaşan adam ne der?

İbnus Sünni kitabında Abdullah bin Mesud’tan (radıyallahu anh)rasulullahın (Sallallahu aleyhi ve sellem ) şöyle dediğini rivayet etmiştir:

“Sizden birinin hayvanı ıssız bir arazide ürküp kaçarsa şöyle desin: “Ey Allahın kulları onu tutun! Zira  ALLAH’ın (Celle celalühü) yeryüzünde  hazır olan kulları vardır ve onu tutarlar”

İmamımız Ahmed’in oğlu Abdullah (rahmetullahi aleyhima) dedi ki: Babamı şöyle derken duydum: “Beş defa Hacca gittim. İki defa binekle, üç defa ise yaya. Ve ya üç defa binekle, iki defa yaya. Yaya gittiğim bir Hac yolculuğunda yolumu kaybettim. “Ey ALLAH’ın (Celle celalühü)  kulları! Bize yolu gösterin” demeye başladım ve yolu bulana kadar bunu demeye devam ettim.”

(İbn Muflih: El Edebi’ş- şer‘iyye: c:1, sh: 457)

 

 

باب ما يقول إذا انفلتتْ دابّته

رَوَيْنا في كتاب ابن السني عن عبد الله بن مسعود رضي الله عنه عن رسول الله صلى الله عليه وسلم قال : إِذَا انْفَلَتَتْ دَابَّةُ أَحَدِكُمْ بِأَرْضٍ فَلاَةٍ فَلْيُنَادِ : يَا عِبَادَ اللهِ ، احْبِسُوا يَا عِبَادَ اللهِ احْبِسُوا : فَإِنَّ لِلَّهِ عز وجل فِي الأَرْضِ حَاصِرًا سيَحبِسه
قلت : حكى لي بعض شيوخنا الكبار في العلم أنه افلتتْ له دابة أظنّها بَغلة ، وكان يعرِف هذا الحديث ، فقاله ، فحبّسها الله عليهم في الحال ، وكنت أنا مرة مع جماعة ، فانفلتتْ منها بهيمة وعجَزوا عنها ، فقلته ، فوقفت في الحال بغير سبب سوى هذا الكلام

 

 

 

 

 

Hayvanı ürküp kaçtığında bir müslümanın ne söyleyeceği babı:

(Şeyhlerimiz bize nakletti ki) İbnus Sunni Abdullah bin Mesud’tan (radıyallahu anh) resulullah’ın (Sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle dediğini rivayet etmiştir:

 

“Sizden birinin hayvanı ıssız bir arazide ürküp kaçarsa şöyle desin: “Ey ALLAH’ın (Celle celalühü) kulları onu tutun! Zira ALLAH’ın (Celle celalühü) yeryüzünde  hazır olan kulları vardır ve onu tutarlar”.

İmam Nevevi’nin (rahmetullahi aleyh) bu hadisle ilgili şu izahatı yapar:

Derim ki: İlimde derinleşmiş şeyhlerimizden biri (Muhammed bin Ebil Yaser”rahmetullahi aleyh”) bana şöyle bir olay anlattı: “Onun bir hayvanı ürküp kaçmıştı. Bu hayvanın katır olduğunu zannediyorum. O Şeyh bu hadisi bilirmiş ve (hadiste zikredilen sözleri) söylemiş: ALLAH (Celle celalühü) onların hayvanını hemen durdurmuş.”

 

Ben (Nevevi rahmetullahi aleyh) bir defa bir grup adamla beraberdim ve onların hayvanı ürküp kaçtı, tutamadılar. Ben hadisteki sözleri söyledim ve hayvan bu sözlerden başka bir sebep olmadan durdu.”

(  Nevevi: El Ezkar: c 1, sh: 256)

 

 

فصل: وينبغي له أنه إذا استصعبتْ عليه دابته أن يقرأ في أذنها { أَفَغَيْرَ دِينِ اللَّهِ يَبْغُونَ وَلَهُ أَسْلَمَ مَنْ فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ طَوْعًا وَكَرْهًا وَإِلَيْهِ يُرْجَعُونَ } وإذا انفلتتْ دابته نادى { يَا عِبَادَ اللَّهِ احْبِسُوا } يقولها مرتين أو ثلاثا

 

 

Fasıl: Hayvanı/bineği itaatsizlik eden kimse hayvanın kulağına şunu okumalıdır:

 

 

“Peki onlar, ALLAH’ın dininden başka bir din mi arıyorlar? Oysa göklerde ve yerde her ne varsa -istese de, istemese de- O’na teslim olmuştur ve O’na döndürülmektedirler.” (Ali –İmran /83)

 

 

Hayvanı ürktüğü zaman ise şöyle söyler: “Ey ALLAH’ın (Celle celalühü) kulları tutun!” ve bunu iki ve ya üç defa tekrar eder.” 

( İbn El Hacc: El Medhal: c: 4 sh:50)

 

 Görüldüğü üzere ulema bu konuda hem olumlu görüş bildirmekte, hem de bunun tecrube ile sabit olduğunu dolayısıyla bu konuda ifrat ve tefrite gerek olmadığını ve bunun şirk olarak değerlendirmemektedir.

 

 

Demek ki, bir takım kişilerin bu hadislerin senedlerine takılıp kalmanın ve hadis ilminden anlamayan insanları bu konuda yanıltmak, insanları yanlış noktalara sürüklemekten başka bir şey değildir.

 

 

BİSMİHİ TEALA

 Sahabe-i kiram’ın (radıyallahu anhum) kendi aralarında ki ihtilaflara bakarak onlar hakkında ileri geri sözler söylemek caiz değildir. Nitekim imam-ı Muhammed (rahmetullahi aleyh) ‘’ Emirlerle beraber cihad’’ bölümünde bu konuda şöyle demektedir. ‘’ Sahabe (radıyallahu anhum) hakkında hayırdan başka söz söylenmez. Nitekim meşhur bir hadis-i şerifte resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

 اللَّهَ اللَّهَ فِي أَصْحَابِي ، لَا تَتَّخِذُوهُمْ غَرَضًا ، فَمَنْ أَحَبَّهُمْ فَقَدْ أَحَبَّنِي ، وَمَنْ آذَاهُمْ فَقَدْ آذَانِي

 

‘’ Ashabım hakkında ALLAH’tan (Celle celalühü) korkun. Onları hedef haline getirmeyin. Kim onları severse, şüphesiz beni de sevmiş olur. Kim onlara eziyet ederse, şüphesiz bana eziyet etmiş olur.’’ (Siyer-i kebir,  c:1 sh:166)

 Dolayısıyla resulullah’a (Sallallahu aleyhi ve sellem) iman ederek biat eden ve onunla beraber ila-i kelimetullah için canlarını feda etmekten cekinmeyen sahabe-i kiramı (radıyallahu anhum) hayırla anmaktan başka söz söylememiz caiz değildir. Zira islâm ve hükümlerinin bir çoğu onlar vasıtasıyla günümüze kadar gelmiştir. Gerek Kur’an-ı kerim, gerekse resulullah’ın (Sallallahu aleyhi ve sellem) sünnetinin günümüze kadar gelmesin de sahabe-i kiram’ın (radıyallahuanhum) fedakârlıkları inkâr edilemez.

 Kimlerin sahabe’den olduğu meselesi hakkında farklı görüşler olmakla birlikte İbn-i Hacer (rahmetullahi aleyh) bu konuda şöyle demektedir:

 ‘’ Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) ile mü’min olarak görüşen, onun sohbetinde bulunan ve mü’min olarak ölen kişi sahabedir.’’ (El isabe, sh:7) Sahabe’nin sayısı hakkında elimizde kesin bir rakam olmamakla beraber resulullah’ın (Sallallahu aleyhi ve sellem) vefatı esnasın da 114,000 olduğu kabul edilir. Ulemanın sahabe ile ilgili yazdıkları eserlerde, hayatları, çeşitli özellikleri bilinen 10,000 sahabe’nin biyografileri bulunmaktadır. Bunlar dışında ki tanınmayan, bilinmeyen  sahabe’nin hayatları hakkın da bir bilgi bulunmamaktadır.

 Hanefi ulemasından Molla Hüsrev (rahmetullahi aleyh) şahidlik meselesini izah ederken sahabe’ye küfür hakkında söyle demektedir:

 ‘’ Selef-i salihin’e açıkca küfreden kimsenin de şahidliği kabul edilmez. Selef-i salihin, sahabe-i kiram ve müctehid imamlardır (radıyallahu anhum). Zira bunlar (selef-i salihine dil uzatmak) o kişinin aklının ve haysiyetinin noksanlığına delalet eder. Bu gibi şeylerden kaçınmayan, yalan söylemekten de kaçınmaz.’’ ( Düreru’l hükkam, c:2 sh: 381)

 İslâm uleması  sahabe’ye küfreden kimselerin öldürülüp öldürülmemeleri hakkın da ihtilaf etmiştir. İbn-i Abidin (rahmetullahi aleyh) ‘’nafakalar’’ bahsini izah ederken bu konuda şunları demektedir:

 ‘’ Sahabe-i kirama sövenler bunun hilafınadır. Bunlar mürted’tir, ve öldürülür. Eğer bunlara uygulanacak had hususunda müsamaha gösterilir öldürülmezlerse, zahire göre (sahabeye küfredene) nafaka vermek vacip değildir.’’ (Reddul muhtar, c:5 sh: 404)

 Hulesa sahabe-i kiram’a (radıyallahu anhum) sövmek hatta bu gibi toplantılarda bulunmak dahi müslüman için büyük bir vebaldir.

BİSMİHİ TEALA

 Soru: Bir takım insanlar Kur’an-ı kerim’i tecvidsiz okumanın caiz olmayacağını,  hatta haram olduğunu söylemektedirler. Bu durum insanların Kur’an okumalarından uzaklaşmasına sebeb teşkil etmektedir. Zira zamanımız insanı arapça diline vakıf olamadıkları için tecvid ile Kur’an öğrenmekte zorlanmaktadırlar. Bu söz doğru mudur?

 Cevap: Tecvid kelimesi, ‘’ C.V.D’’ kökünden tef’il babından mastardır. Kıraat ilmine göre, her harfi hakkını vererek telaffuz etme manasına gelir. (Asım efendi, kamus tercümesi, c:1 sh: 1110)

 Tecvid ilminin gayesi; ALLAH’ın (Celle celalühü) ‘’ وَرَتِّلِ ٱلۡقُرۡءَانَ تَرۡتِيلاً  ‘’ ( Kur’an’ı güzelce tertil ile açıkca oku) (Müzemmil /4) hükmünü yerine getirmektir.

 Kadı Beydavi ve İmam-ı Nesefi (rahmetullahi aleyhima) bu ayetin tefsirin de tecvide riayet etmenin vacip olduğunu beyan etmektedirler. (Mecmau’t-tefasir, c:6 sh: 383) Ehl-i Sünnetin müctehid imamları da, tecvide riayet etmeden Kur’an-ı kerim’i okumanın insanı günahkâr edeceğini beyan etmişlerdir.

 Kur’an-ı kerim’i, okumak yönünden ‘’farz-ı kifaye’’, dinlemek yönünden ‘’farz-ı ayn’’ olan bir ibadet olduğuna, ve Kur’an ALLAH (Celle celalühü) katından hem lafzen hemde mana olarak beraber inzal edildiğine göre, bu bütünlüğü oluşturan lafız ve mana yönüne önem vermek gerekmektedir. Ayrıca Kur’an’ın arapça dili üzere indirilmesi de okumada bu dilin hususiyet ve özelliklerine göre okunmasını gerekli kılmaktadır. Zira Kur’an’ı kerim’in belli kurallara göre okunması ve bu kuralların toplanmış haline tecvid denildiğine göre, demek ki tecvid Kur’an tilavetinin ayrılmaz parçası durumundadır.

 Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) Kur’an’ın tecvid ile okunmasına önem vermiş, ve böyle okuyanlara iltifatta bulunmuştur. Nitekim sahabe arasında Kur’an-ı kerim’i en güzel okuyanlardan birisi olan İbn-i Mes’ud (radıyallahu anh) hakkında ‘’ مَنْ أَحَبَّ أَنْ يَقْرَأَ الْقُرْآنَ غَضًّا كَمَا أُنْزِلَ فَلْيَقْرَأْهُ عَلَى قِرَاءَةِ ابْنِ أُمِّ عَبْدٍ  ‘’ ( Kim Kur’an-ı ilk indiği şekilde okumayı severse, ibn-i Mes’ud’un (radıyallahu anh) kıraatini okusun.) (İbn-i Mace, 143) buyurması tecvide verdiği önemin bir göstergesidir.

 İbn-i Mes’ud’un (radıyallahu anh) ‘’ Kur’an-ı tecvid ile okuyun, güzel seslerle onu süsleyin ve arapça dilinin kurallarına göre okuyun’’ (İbn-i Cezeri, en-neşr fi kıraati’l aşr, c:1 sh: 210) şeklinde ki sözüde sahabe’nin tecvid’e verdikleri önemi göstermektedir.

 Hulasa,  gerek ALLAH’ın (Celle celalühü) bu konuda ki ayeti, gerekse resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) ve sahabenin bu konuya gösterdikleri titizlik Kur’an-ı kerim’i tecvid ile okumanın vacip olduğunun göstergesidir. Kur’anın  mümkün mertebe tecvid ile öğrenilmesi bir zarurettir.

Gonderen Karasahin
Kategori : Fıkıh
Tags: , , , , , , , , , , , , ,

Yorumlar (0)