Şub-6-11

sahabe mezhebi

BİSMİHİ TEALA

Hz. Peygamber’e (Sallallahu aleyhi ve sellem) yetişerek ona iman etmiş ve örfen ‘’arkadaş’’ denilebilecek bir süre onunla birlikte bulunmuş kimselerden (sahabe )(1) bazıları fıkhi bilgileri ile meşhur olmuşlardır. Onların Hz. Peygamber’in (Sallallahu aleyhi ve sellem) ölümünden sonra müslümanların karşılaştıkları çeşitli hukuki ve sosyal problemlere getirdikleri çözümler, ilk devir alimleri tarafından bize intikal ettirilmekle kalmayıp hukuki faaliyet ve görüşlerinin teşri değeri de İslam hukuk metodolojisinde genişce tartışılmıştır.(2)

Ancak sahabenin söz ve davranışlarının amm bir nass‘la karşılaşması halinde, onun ‘’tashih’’ etme güçünün bulunup bulunmadığı konusu ihlilaflı bir konudur. Ancak burada öncelikle bir kavram farklılığına işaret edilmelidir: Hadis usulcüleri sahabi sözlerine, haberin isnadının sahabe de son bulması, ve peygamber’e (Sallallahu aleyhi ve sellem) ulaşmaması sebebi ile ‘’mevkuf hadis’’ adını verirken (3) ulema bunları ‘’sahabe kavli, sahabe reyi, sahabe içtihadı, sahabe fetvası, sahabe mezhebi, sahabe fiili, ravinin kavli’’(4) gibi çeşitli isimlerle anmaları, onların Hz. Peygamber’in (Sallallahu aleyhi ve sellem) söz, fiil ve takrirleri ile onu dışındaki şahısların söz ve davranışlarının teş’ri deki yerini tespit konusunda gösterdikleri hassasiyetin bir ifadesidir.

Sahabe görüş ve uygulamalarının ‘’tahsis’’ delili olması konusundaki görüşleri iki ana gruba ayırmak mümkündür. İmam-ı Şafii’den (rahmetullahi aleyh) rivayet edilen bir görüşe ve Gazali, Razi, İbn’ü-l hacib gibi Şafii ve Maliki usulcülerle, Hanefiler’den Ebu’l-Hasan el-kerhi ve Zahiriler’den İbn-i Hazm’a (rahmetullahi aleyhim ecmain) göre, bir sahabe’nin sözü diğer sahabiler arasında yaygınlık kazanmamış ise, muhalefet ettiği amm haberi bizzat kendisi rivayet etse dahi amm‘ı tahsis edemez.(5) Diğer taraftan Şirazi (rahmetullahi aleyh) ise, kendi mezheplerin de sahabe sözünün tahsis delili olarak kabul edildiğini söylemiştir.(6) Her ne kadar İmam-ı Şafii’nin (rahmetullahi aleyh) sahabe sözünün ilam ifade ettiğine dair sözleri (7) bu tespiti destekler görünüyorsa da, gerek Gazzali’nin (rahmetullahi aleyh) değerlendirmeleri(8) gerekse İbnü’l-Kayyim el- Cevziyye‘nin (rahmetullahi aleyh) sahabe sözü hakkında İmam Şafii’nin (rahmetullahi aleyh) son görüşünde (kavl-i cedid) tek bir harfin dahi muhafaza edilmediğine dair tespitleri (9) Şirazi’nin (rahmetullahi aleyh) bu iddiasının aksine unsurlar taşımaktadır. Hatta bu konuda İmam Şafii’nin (rahmetullahi aleyh) ‘’aynı asırda yaşasaydım, mutlaka kendisini reddedecek olduğum bir kişinin görüşü sebebiyle, hadisi nasıl terk ederdim?’’ (10) cümlesi, bu konuda ki görüşlerini açık bir şekilde ifade etmektedir.

 Sahabe görüş ve uygulamalarının tahsis delili olmadığını savunan bu ulemaya göre, amm haberin şer’i bir delil olduğunda ittifak edilmiştir. Sahabe söz ve davranışları ise şer’i bir hüccet değildir. Kaynak değeri bulunmayan bir görüş veya fiil ile şer’i bir hücceti terketmek doğru bir davranış olamaz.(11) Üstelik bizzat sahabe,umumi haberler karşısında kendi içtihadlarını terk etmenin yanında, birbirlerinin görüş ve davranışlarına da muhalefet etmişlerdir. Eğer onların söz ve davranışları şer’i bir delil olsaydı bizzat kendi muhalefetleri caiz olmazdı. Bu realite, ravinin (sahabi) muhalefet veya tahsisinin sadece kendi içtihad ve araştırmalarının bir sonucu olduğunu göstermektedir.(12) Eğer o, bir haberin muhtemel manalarından birini almışsa ve bu mananın tevkifi olma ihtimali bulunuyorsa, onun tevkifi bir mana olduğunu başka bir delil ile öğrendiğini belirtmedikçe, ona uymak gerekmez.(13)

Hanefi ve Hanbeli usulcüleri ise, bazı ayrıntılar bulunmakla birlikte genel olarak sahabe mezhebinin ‘’tahsis’’ delili olacağını kabul etmişlerdir.(14) Onlar, sahabe mezhebinin kıyastan daha üstün bir delil olduğunu, has olan bir sahabe sözünün delalet bakımından amm‘dan daha kuvvetli olduğunu savunmuşlardır. Bu durumda, onunla amel edilmezse, sahabenin delilsiz bir şekilde amm haberi terk ettiği vehmi ortaya çıkacaktır. Bu ise sahabe’yi fısk ile itham etmek anlamına gelir. Halbuki onların adeleti konusunda icma bulunmaktadır.(15) Diğer yandan,ravinin amm bir habere aykırı görüşü ya bir habere ya da bir zanna dayanmış olabilir. Hz. peygamber’den (Sallallahu aleyhi ve selem) gelen bir habere dayanıyor ise ona dönmek gerekir. Şayet onu,kendi akli muhakemesinin sonucu olarak söylemişse, bu takdirde onun Hz. Peygamber’in (Sallallahu aleyhi ve sellem) terbiyesinde yetişmesi, nass‘ların nuzül ve vürud sebeblerini daha iyi bilmesi ve bunun sonucu olarak şari’in amaçlarını (makasıd) kavrama imkanına daha fazla sahip olması sebebiyle, onun grüşleri bizim görüşlerimizden daha üstündür. Kaldı ki, onların görüşleri kendi içtihadları olsa dahi bu, sahabe olmayanların içtihadlarından amel edilmeye daha layıktır.(16)

Bu iddialara rağmen, sahabenin bir delile dayalı olarak görüş belirtmiş olması sadece bir ihtimaldir. Halbuki, ihtimallerde asl olan onun mevcud olmamasıdır. Ayrıca Hz. Peygamber’in (Sallallahu aleyhi ve sellem) terbiyesinde yetişmelerine rağmen, onların görüşlerinin bizimkinden üstün olması da bir ihtimaldir. Burada, bazen bizim görüşlerimizin de onların görüşlerinden üstün olma ihtimali bulunmaktadır. Öte taraftan, sahabenin kuvvetli zannederek kendisiyle amm‘ı terk ettiği delil gerçekte zayıf olabileceği gibi, sahabe bu zannında yanılmışta olabilir. Bütün bu ihtimaller karşısında, apaçık bir delilin terk edilmesi isabetli bir görüş değildir.(17)

Tahsis taraftarlarından bazıları ise, sahabe söz ve davranışlarının tahsis delili olabilmesi için birtakım şartlar ileri sürmüşlerdir. Buna göre, amm nass‘a aykırı görüş bildiren sahabi veya ravinin söz konusu amm‘dan haberdar olması ve onu bilmesi gereklidir. O zaman, sanki hem amm‘ı hem de ona muhalif başka bir haberi rivayet etmiş gibi olur. Eğer burada amm habere aykırı olan hadisin ravisi bizzat kendisi ise bu takdirde onunla tahsis caiz olur.(18) Ancak Ebu Hamid el-isfirani, Süleym er-razi ve Şirazi (rahmetullahi aleyhim) gibi bazı usulcüler ise, bunun tam aksine olarak sahabinin söz ve davranışlarının, amm haberin ravisi olmaması ve söylediği sözün yaygınlık kazanması, fakat herhangi bir sahabinin de ona muhalefet etmemesi halinde tahsis delili olacağını söylemişlerdir.(19) Ne var ki, böyle bir durum en azından sukuti icma sayılmalıdır.O zaman da, onun tahsis delili olması bu konudan ziyade icma içerisinde incelenir.

Diğer yandan, Ebü’l-Hüseyin el-Basri sahabe söz ve davranışlarının tahsis delili olması konusunda, aslında umumun Hz. Peygamber’in (Sallallahu aleyhi ve sellem) sünnetiyle tahsis edildiğini, ravinin mezhebinin ise Hz. Peygamber’in (Sallallahu aleyhi ve sellem) tahsisine delil olarak kullanıldığını belirterek, sahabe mezhebini Hz. Peygamber’den (Sallallahu aleyhi ve sellem) rivayet edilen bir sünnet derecesinde kabul etmiştir.(20) Bu takdir de şu ihtimallerden biri bulunabilir: Ravi ya kendi arzu ve isteklerine dayalı olarak rivayette bulunmuştur ya da Hz. Peygamber’den (Sallallahu aleyhi ve sellem) aksine içtihad etmeye imkan bırakmayacak şekilde açık veya ihtimalli bir haber (nass) duymuştur. İlk iki şıkkı düşünmek, sahabenin dini hayatları açısından mümkün değildir. Son iki şıkka gelince onların her ikisi ile de tahsis yapılabilir.(21)

Sahabe görüş ve davranışlarının amm bir haberi tahsisine şu örnek verilebilir:

Hz.Ebu Hüreyre’den (radıyallahu anh) rivayet edilen bir hadiste,Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve sellem): ‘’Birinizin kabını köpek yaladığı zaman onu yedi defa yıkasın’’ (22) başka bir rivayette ise ‘’ köpek yaladığı zaman, kabınız yedi defa yıkanmakla temizlenir. Birinci (bazı rivayetlerde sonuncu veya yedinci) sinde toprakla yıkanır’’(23) buyurmuştur. Bu hadiste, köpeğin yaladığı bir kabın yedi defa yıkanması emredilmektedir. Halbuki bu hadisin ravisi olan Hz. Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) böyle bir kabı üç defa yıkamıştır. (24) Onun bu hareketi, sahabe söz ve davranışlarının tahsis delili olduğunu savunanlara göre, yukarida ki hadislerin hükmünü tahsis etmektedir.(25) Gerçi hadiste geçen ‘’yedi’’ veya ‘’üç’’ rakamlarının has birer kelime oldukları ve hass‘ın tahsisinin ise mümkün olmadığı söylenmişse de,(26) bu rakamların çoğul olması ve cemilerin umumu bir yana, burada bizi ilğilendiren husus, ravinin amm bir hükmü rivayet etmesi ve daha sonra da rivayet ettiği bu habere aykırı davranış içine girmesidir.

 Sonuç olarak, bu konuyla ilgili tartışmaların sahabi mezhebinin hukuki değeri hakkındaki ihtilflardan kaynaklandığı görülmektedir. Ancak ‘’ehl-i hadis’’ olarak nitelenen Maliki ve şafii’lerin, sahabe sözlerini sahabilerin re’y ve içtihadları olarak değerlendirmeleri ve diğer müçtehidlerin içtihadları ile denk tutmaları, bu doktirinlerin sırf eser taraftarı olmadıkları, ayrıca re’y ve içtihada da itibar ettiklerini göstermekte ise de, bir tarafta amm‘ın delaletinin zanni olduğunu ve bu sebeple tahsis delilin de kati veya zanni ayırımına gerek olmadığını savunurken, diğer tarafta sahabe söz ve davranışlarının şer’i bir delil olmadıkları gerekçesi ile tahsis işlevinden alıkonulması bir çelişki olarak görülebilir. Hatta kıyas ve mefhumlara tahsisi kabul edenlerin, en azından sahabenin kendi içtihadları sayılan bu görüşleri de tahsis delili olarak kabul etmeleri daha tutarlı olurdu. Sahabe görüş ve uygulamalarını şer’i bir delil kabul ederek onların dışına çıkmayan Hanefi’ler ise(27) bu tavırlarıyla, İmam-ı Muhammmed’in (rahmetullahi aleyh) de işaret ettiği gibi(28) sünnet ve re’y arasında hassas bir denge kurmuş bulunmaktadırlar. Ancak onlar, amm‘ın delaletinin ve onu ilk defa tahsis edecek delilin kati ve amm‘a bitişik (mukarin) olmasını savunurken, zanni olduğunu(29) ve mukarin olmadığı, hatta daha sonra (müteahhir) geldiği apaçık olan bir sahabi söz veya fiili ile amm nass‘ı ilk olarak nasıl tahsis edecekleri problemi, doktirinlerin kendi sistemlerini test etmeleri bakımından önemli bir örnektir. Sahabe sözlerinin ancak amm‘ın ikinci, üçüncü defaki tahsislerinde veya zan ifade eden haber-i vahidlerin tahsisinde geçerli kabul edilmesi, her haldeHanefi’lerin sistemlerine daha uygun olmalıdır. Netice itibariyle, sahabe görüş ve uygulamaları –bizzat Hz. Peygamber’den (Sallallahu aleyhi ve sellem) bir rivayet olma ihtimalleri saklı kalmak kaydı ile- en azından onların re’y ve içtihadlarıdır. Bu durumda bir yorum çeşidi olan tahsis, herhangi bir devir de yaşayan bir müçtehidin yaptığı kıyasla olduğu gibi, sahabenin re’y ve içtihadlarıyla da yapılabilmektedir.

1) süyüti, tedribü’r ravi: 396,399/ hatib bağdadi,el- kifaye, 99,101/
2) sahabi mezhebi hk. Klasik usul kitapların daki ‘’sahabe kavli’’ veya ‘’sahabe mezhebi’’ ile ilğili bölümler yanın da ayrıca Alai, icmalü’l isabe fi akvali’s-sahabe/ Muhammed İsmail şaban, kavlü’s-sahabi ve eseruhü fi’l-fıkhı’l- İslami
3) İbnü’s-salah ulümü’l-hadis,208/ Talat koçyigit,hadis ıstılahları,224
4) Şirazi, şerhü’l-lüma 2, 105,114 /Gazzali,el-müstesfa,2 112/ Amidi,el-ihkam 1,533
5) Ebü’l Hüseyin, el-mu’temet, 2 671 / Amidi a.g.e 1,533
6) Şirazi,a.g.e ,1 382
7) İmam-ı Şafii,er-risale 596/ el-um 2, 166,167
8 ) Gazali a.g.e, 271,274
9) İbn kayyim el- cevziyye,İ’lamü’l muvakkı’in 4 120
10) Şemseddin Ebu’s-sena el-isfahani,beyanü’l muhtasar şerhü muhtasar-ı ibn-i hacib,1,750
11) Ebü’l hattab,et-temhid,2 120/ amidi,a.g.e 533/ Şevkani, irşadü’l-fuhül 162
12) İbn Abdüşşekür, müsellemetü’s sübüt 1 355
13) Gazali a.g.e 2 113
14) Ebü’l Hattab,a.g.e 2 119/ Alai,a.g.e 2 1518/ İbn abdüşşekür,a.g.e 1 355
15) Amidi a.g.e 1 353/ Şevkani,a.g.e 162
16) Şİrazi,a.g.e 1 382/ Ebü’l Hattab,a.g.e 2 120
17) Amidi,a.g.e. 1 353 /İci, muhtasarı’l-münteha 2 151/ Şevkani,a.g.e,162
18) Ebü’l Hattab, a.g.e,2 119,120/ razi el-Mahsül 1 191/ İbn Abdüşşekür a.g.e1 355
19) Şirazi, a.g.e 1 381/ Alai,a.g.e 86,87/ Şevkani, a.g.e,161/ Şaban Muhammed kavlü’s-sahabe 107
20) Ebü’l Hüseyin, el-Mu’temet 2 671
21) Ebü’l Hüseyin, a.g.e 2 671
22) Buhari, vudü,33 /Müslim, tahare 89/İbn-i Mace,tahare 31
23) Müslim, tahare,92,93 / Ebu Davud, tahare, 37 / İbn-i Mace, tahare 31
24) Darakutni, sünen 1 66
25) Bu hadisin hükümleri hk. bk. Şevkani,a.g.e 1 46,48
26) Hadari,el-am ve’l has 249
27) İmam-ı Şerahsi, usül 2 105,106 /Semerkandi,Mizan 447
28) İmam-ı Şerahsi a.g.e 113
29) Sahabi görüş ve uygulamaları zanni oluşu hk.bk. İci Şerhu muhtasarı’l munteha 2 152