BİSMİHİ TEALA
عن ابن عمر (رضى الله عنهما) قال:قال رسول الله صلى الله عليه و سلم:لا يجلس الرجل إلى الرجلين إلا على إذن منهما إذا كانا يتناجيان
(İbn-i Ömer’nin (radıyallahu anhuma) rivayet ettiğine göre resulullah (Sallallahu aleyhi ve selem) şöyle buyurdu:
‘’İki kişi kendi aralarında konuşurken bir başkası onların izni olmadan yanlarına oturmasın’’ (Müslim,k,selam; İmam-ı Malik,k,kelam;Tirmizi,k,edeb)
Lügat ehline göre, bir cemaatin içerisinde tanımadıkları yabancı biri yoksa kendi aralarında sesli konuşsalar dahi onların konuşmaların gizli (özel) konuşmadır. Üç kişi yanlarında tanımadıkları yabancı biri varken kendi aralarında fısıltı ile konuşsalar dahi onların konuşmaları gizli konuşma değildir. Nitekim bir ayeti kerime de bu durumu söyle ifade etmektedir:
فَلَمَّا ٱسۡتَيۡـَٔسُواْ مِنۡهُ خَلَصُواْ نَجِيًّ۬اۖ
‘’ Ondan ümitlerini kesince, (meseleyi) gizli konuşmak için ayrılıp (bir kenara) çekildiler’’ (Yusuf / 80)
Gizli (özel) konuşmak için bir araya gelenler kendilerine ait özel evlerinde gibidirler, bundan dolayıdır ki nasıl başkasının evlerine girmek için izin almak gerekiyorsa Özel konuşmak için toplananların yanına oturmak için izin almak gerekir. Aksi takdirde onlara eziyet edilmiş, özele müdahale edilmiş, onlara sıkıntı verilmiş olur. Bütün bunların hepsi Müslümanların hürmetine tecavüz sayılır. Müslümanlara eziyet vermekten sakınmak gerekir.
İnsan yalnız başına olduğu zaman onun özeline öğrenmek gibi bir durum olmadığı için ondan izinsiz yanına oturma hususunda genişlik vardır. Ama yine de takva gereği vakit ve hal durumu dikkate alınıp Müslüman’a sıkıntı vermekten sakınmak gerekir. İbrahim Nehai (rahmetullahi aleyh): ‘’İnsanlara sıkıntı vermediğini zanneden kişinin kendisi sıkıntıdır’’ buyurması bu manada önemlidir.
Hammad’ın İmam-ı Âzam’dan (rahmetullahi aleyhima) rivayet ettiği şu söz de bu mana da güzeldir:
‘’İnsanlara sıkıntı vermekten korkan, dikkatli davranan kişi insanlara sıkıntı vermekten uzaktır.’’
Mugire bin şu’be (radıyallahu anh) şöyle demektedir: Şüphesiz ALLAH (Celle celalühü) insanlara sıkıntı vermemizi yasakmamıştır. Nitekim
فَإِذَا طَعِمۡتُمۡ فَٱنتَشِرُواْ وَلَا مُسۡتَـٔۡنِسِينَ لِحَدِيثٍۚ إِنَّ ذَٲلِكُمۡ ڪَانَ يُؤۡذِى ٱلنَّبِىَّ فَيَسۡتَحۡىِۦ مِنڪُمۡۖ وَٱللَّهُ لَا يَسۡتَحۡىِۦ مِنَ ٱلۡحَقِّۚ
‘’Yemeği yediğinizde hemen dağılın, sohbete dalmayın. Zira böyle davranmanız peygamber’e sıkıntı verir. O (size bunları söylemekten utanır, ancak ALLAH hakkı söylemekten utanmaz.’’ (Ahzab / 53) ayeti kerimesi bunun için inzal edilmiştir.
Bu ayeti kerime peygamber’in (Sallallahu aleyhi ve sellem) bazı hanımları için inzal edilmiştir. Zira peygamber (Sallallahu aleyhi ve selem) Zeyneb (radıyallahu anha) ile evlendiği zaman onlara (düğün) yemeği verdikten sonra peygamber (Sallallahu aleyhi ve sellem) Zeyneb (radıyallahu anha) ile yalnız kalmak istedi ancak bazı hanımları yemekten sonra peygamber’in (Sallallahu aleyhi ve sellem) odasında kendi aralarında konuşmaya daldılar.Peygamber (Sallallahu aleyhi ve sellem) birkaç kere odaya girdi çıktı,fakat onlar istiflerini dahi bozmadan oturmaya ve konuşmaya devam ettiler.Bunun üzerine bu ayeti kerime nazil oldu.(Tefsiru’l Beğavi,5,223;Tefsiru’l Tâbari,22,26-27;Kurtubi,14,224)
Hatem bin Abdullah eşci (rahmetullahi aleyh) söyle anlatmaktadır:
‘’Bir gün Süftan-i servi (rahmetullahi aleyh) ile yürürken toprağın üzerine oturan Ebu Hanife’ye (rahmetullahi aleyh) rastladık ona yaklaşıp selam verdik ve Süftan-i servi (rahmetullahi aleyh) ona:
‘’ALLAH (Celle celalühü) sana rahmet etsin. Müsaade edersen seninle beraber oturabilir miyiz?’’ diye sordu.Bunun üzerine Ebu Hanife (rahmetullahi aleyh) ‘’ Hayır’’ diye cevap verince onun yanından uzaklaştık.Ben hikmetini sorduğum zaman Süftan-i servi (rahmetullahi aleyh) şöyle cevap verdi:
‘’İnsanın halleri her zaman aynı değildir.İnsan bazen yanında oturulmasını sever,bazen de sevmez.’’