BİSMİHİ TEALA

عن ابن عمر (رضى الله عنهما) قال:قال رسول الله صلى الله عليه و سلم:لا يجلس الرجل إلى الرجلين إلا على إذن منهما إذا كانا يتناجيان

 

(İbn-i Ömer’nin  (radıyallahu anhuma) rivayet ettiğine göre resulullah (Sallallahu aleyhi ve selem) şöyle buyurdu:

 

‘’İki kişi kendi aralarında konuşurken bir başkası onların izni olmadan yanlarına oturmasın’’ (Müslim,k,selam; İmam-ı Malik,k,kelam;Tirmizi,k,edeb)

 

Lügat ehline göre, bir cemaatin içerisinde tanımadıkları yabancı biri yoksa kendi aralarında sesli konuşsalar dahi onların konuşmaların gizli (özel) konuşmadır. Üç kişi yanlarında tanımadıkları yabancı biri varken kendi aralarında fısıltı ile konuşsalar dahi onların konuşmaları gizli konuşma değildir. Nitekim bir ayeti kerime de bu durumu söyle ifade etmektedir:

 

فَلَمَّا ٱسۡتَيۡـَٔسُواْ مِنۡهُ خَلَصُواْ نَجِيًّ۬ا‌ۖ

 

‘’ Ondan ümitlerini kesince, (meseleyi) gizli konuşmak için ayrılıp (bir kenara) çekildiler’’ (Yusuf / 80)

 

Gizli (özel) konuşmak için bir araya gelenler kendilerine ait özel evlerinde gibidirler, bundan dolayıdır ki nasıl başkasının evlerine girmek için izin almak gerekiyorsa Özel konuşmak için toplananların yanına oturmak için izin almak gerekir. Aksi takdirde onlara eziyet edilmiş, özele müdahale edilmiş, onlara sıkıntı verilmiş olur. Bütün bunların hepsi Müslümanların hürmetine tecavüz sayılır. Müslümanlara eziyet vermekten sakınmak gerekir.

 

İnsan yalnız başına olduğu zaman onun özeline öğrenmek gibi bir durum olmadığı için ondan izinsiz yanına oturma hususunda genişlik vardır. Ama yine de takva gereği vakit ve hal durumu dikkate alınıp Müslüman’a sıkıntı vermekten sakınmak gerekir. İbrahim Nehai (rahmetullahi aleyh): ‘’İnsanlara sıkıntı vermediğini zanneden kişinin kendisi sıkıntıdır’’ buyurması bu manada önemlidir.

 

Hammad’ın İmam-ı Âzam’dan (rahmetullahi aleyhima) rivayet ettiği şu söz de bu mana da güzeldir:

 

‘’İnsanlara sıkıntı vermekten korkan, dikkatli davranan kişi insanlara sıkıntı vermekten uzaktır.’’

 

Mugire bin şu’be (radıyallahu anh) şöyle demektedir: Şüphesiz ALLAH (Celle celalühü) insanlara sıkıntı vermemizi yasakmamıştır. Nitekim

 

فَإِذَا طَعِمۡتُمۡ فَٱنتَشِرُواْ وَلَا مُسۡتَـٔۡنِسِينَ لِحَدِيثٍۚ إِنَّ ذَٲلِكُمۡ ڪَانَ يُؤۡذِى ٱلنَّبِىَّ فَيَسۡتَحۡىِۦ مِنڪُمۡۖ وَٱللَّهُ لَا يَسۡتَحۡىِۦ مِنَ ٱلۡحَقِّۚ

 

‘’Yemeği yediğinizde hemen dağılın, sohbete dalmayın. Zira böyle davranmanız peygamber’e sıkıntı verir. O (size bunları söylemekten utanır, ancak ALLAH hakkı söylemekten utanmaz.’’ (Ahzab / 53) ayeti kerimesi bunun için inzal edilmiştir.

 

Bu ayeti kerime peygamber’in  (Sallallahu aleyhi ve sellem)  bazı hanımları için inzal edilmiştir. Zira peygamber (Sallallahu aleyhi ve selem) Zeyneb (radıyallahu anha) ile evlendiği zaman onlara   (düğün) yemeği verdikten sonra peygamber (Sallallahu aleyhi ve sellem) Zeyneb (radıyallahu anha) ile yalnız kalmak istedi ancak bazı hanımları yemekten sonra peygamber’in (Sallallahu aleyhi ve sellem)  odasında kendi aralarında konuşmaya daldılar.Peygamber (Sallallahu aleyhi ve sellem) birkaç kere odaya girdi çıktı,fakat onlar istiflerini dahi bozmadan oturmaya ve konuşmaya devam ettiler.Bunun üzerine bu ayeti kerime nazil oldu.(Tefsiru’l Beğavi,5,223;Tefsiru’l Tâbari,22,26-27;Kurtubi,14,224)

 

Hatem bin Abdullah eşci (rahmetullahi aleyh) söyle anlatmaktadır:

 

‘’Bir gün Süftan-i servi (rahmetullahi aleyh) ile yürürken toprağın üzerine oturan Ebu Hanife’ye (rahmetullahi aleyh) rastladık ona yaklaşıp selam verdik ve Süftan-i servi (rahmetullahi aleyh) ona:

 

‘’ALLAH (Celle celalühü) sana rahmet etsin. Müsaade edersen seninle beraber oturabilir miyiz?’’ diye sordu.Bunun üzerine Ebu Hanife (rahmetullahi aleyh) ‘’ Hayır’’ diye cevap verince onun yanından uzaklaştık.Ben hikmetini sorduğum zaman Süftan-i servi (rahmetullahi aleyh) şöyle cevap verdi:

 

‘’İnsanın halleri her zaman aynı değildir.İnsan bazen yanında oturulmasını sever,bazen de sevmez.’’

 

 

Gonderen Karasahin
Kategori : Hadis
Tags: , , ,

Yorumlar (0)

BİSMİHİ TEALA

جاء في الحديث إنه كان في زمن النبي منافق يؤذي المؤمنين ، فقال أبو بكر الصديق : قوموا بنا لنستغيث برسول الله من هذا المنافق      فقال النبي صلى الله عليه وسلم إنه لا يستغاث بي وإنما يستغاث بالله

(رواه الطبراني في معجمه الكبير)

Bir hadisi şerifte varit olmuştur ki; peygamberimiz (Sallallahu aleyhi ve sellem) zamanında bir münafık mü’minlere çok sıkıntı çektirmeye başlamış. Hz. Ebubekir (radıyallahu anh): “kalkın resulüllaha (Sallallahu aleyhi ve sellem) gidip bu münafık için yardım isteyelim” demiş ve yanına gitmişler. Resülüllah (Sallallahu aleyhi ve sellem) efendimiz onlara: “benden değil ALLAH’tan (Celle celalühü) yardım istenir”buyurmuştur. (Tebarani mu’cemu’l-kebir de rivayet etmiştir)

Yardım istemenin (istigase) caiz olmadığını ileri sürenler bu hadisi şerifi delil getirmişlerdir fakat buda batıl bir istidlaldir. Zira eğer hadisi bu şekilde delil kabul edecek olursak hadisin zahirinden hareketle resulullahtan (Sallallahu aleyhi ve sellem) hiçbir şey istenemeyeceğini anlamak zorundayız. Böyle bir anlamlandırma, bizzat sahabeyi kiramın ve resulullahın (Sallallahu aleyhi ve sellem) kendi tatbikatı ile çelişmektedir.

Sahabeyi kiram peygamberimizden (Sallallahu aleyhi ve sellem) yardım istemiş, ondan yağmur yağmasını istemiş ve dua istemişlerdir. O da, isteyenleri memnun  edecek şekilde isteklere icabet etmiştir. Nasslarda çelişik ifadelerin bulunmasına engel olmak için bu rivayeti hadislerin geneline uygun bir şekilde tevil etmek zorundayız.

Efendimiz’in (Sallallahu aleyhi ve sellem) bu ifadelerinden muradı itikadımızda olması gereken tevhidin hakikatine işaret etmektedir. Yani hadisi şerif, gerçek yardım edenin ALLAH (Celle celalühü) olup kulların ancak bir vasıta olduğunu, Cennet girmeyi, cehennemden kurtulmayı sağlamak ve azgınlıktan korunarak hüsnü hatime ile ölmek anlamına gelebilecek hidayete erdirmek gibi, kulların gücünü aşan şeyleri onlardan istenmemesi gerektiğini ifade etmektedir.

 

Hadisi şerifte sadece hayattakilerden yardım istenebileceği ama vefat edenlerden bir yardım istenemeyeceğine delalet eden bu böyle bir ayrıma delalet eden her hangi bir işaret yoktur. Bilakis hadisin zahiri, ALLAH’ın (Celle celalühü) gayrısında ölü ya da diri herhangi birisinden yardım istenmeyeceğine delalet etmektedir. Bu zahiri anlamın kastedilmediğini de biraz önce izah ettik.

Şeyh İbn-i Teymiye “fetava” adlı eserinde bu tarz manalardan bahsederek yanlış anlamlara dikkat çekmiştir: “ALLAH’ın (Celle celalühü) ve resulünün (Sallallahu aleyhi ve sellem) buyruklarından anlaşılması gereken doğru mana bazen anlaşılamayıp kastedilmeyen taraflara çekilebilmekdedir.. Böyle yanlış anlamalar reddedilmelidir.

 

Taberani’nin “mucemü’l-kebir” inde rivayet ettiği hadis buna iyi bir örnek teşkil etmektedir. Peygamber efendimiz (Sallallahu aleyhi ve sellem) zamanında bir münafık müminlere sıkıntı çektirirmiş. Hz. Ebubekir (Radıyallahu anh): “kalkın resulüllaha (Sallallahu aleyhi ve sellem) gidip bu münafık için yardım isteyelim” demiş ve yanına gitmişler. Resülüllah (Sallallahu aleyhi ve sellem)efendimiz onlara: “benden değil ALLAH’tan (Celle celalühü) yardım istenir” buyurmuştur.

peygamberimiz (Sallallahu aleyhi ve sellem) burada  sadece ALLAH’ın (Celle celalühü) güç yetirebileceği şeylerin kendisinden istenmesini reddetmiştir. Yoksa sahabeyi kiram “sahih buhari” de İbn-i Ömer’den (radıyallahu anh) nakledildiği üzere ondan dua ve yağmur yağması isteklerinde bulunmuşlardır.

İbn-i Ömer 8radıyallahu anh) şöyle anlatır .: o sırada adam:

Hürmetine bulutlardan yağmur istenen asil insan

Sen yetimlerin sığınağı, fakirlerin barınağısın

şiirini söylüyor, ben de yağmur duası yaptığı esnada rasulüllah’ın (Sallallahu aleyhi ve sellem) yüzüne bakıyordum. Rasulüllah (Sallallahu aleyhi ve sellem), oluktan yağan yağmur taşana kadar duaya devam etti ve minberden inmemiş ve duaya devam etmişti..

 Seyyid Muhammed alevi el maliki

Mefahim

Gonderen Karasahin
Kategori : Hadis
Tags: , , , , ,

Yorumlar (0)

BİSMİHİ TEALA

SORU:İnsanlar arasında dolaşan ”ümmetimin ihtilafı rahmettir” sözü hadismidir? Eğer hadis ise nasıl anlamamız gerekir?

CEVAB:”MÜSLÜMANLAR arasında fer’i meselelerdeki ihtilâf; genişliğe ve kolaylığa hizmet etmesi bakımından rahmettir. Fer’i meselelerdeki ihtilâf meşru görülmeseydi, İslâm ümmeti birçok meselede azabın ve vahşetin içerisinde kalırdı. Müslümanların fer’i meselelerdeki fikri ve fiili azab ve vahşetten kurtulmaları, ehli ilmin ilme dayanan rahmet adındaki ihtilâfı doğru anlayıp kavramalarına bağlıdır.

Peygamber (Sallallahu aleyhi ve sellem) bu konuda şöyle buyuruyor: “Ümmetimin ihtilâfı rahmettir.” (1) İslâm ümmeti için ihtilâfın rahmet olduğunu ortaya koyan bu hadisin sıhhat derecesi konusunda Allâme Münavi (rahmetullahi aleyh) şunları naklediyor:

Subki (rahmetullahi aleyh) bu hadis için şöyle dedi: “Bu hadis, hadis alimleri nezdinde bilinmemektedir. Ben de bu hadis için, ne sahih, ne zayıf ve ne de uydurma hiçbir senede rastlamadım.”

Suyuti (rahmetullahi aleyh) şu açıklamayı yapar:

“Bu hadis, bize ulaşmayan bazı hadis kitaplarında mevcut olabilir.” Beyhaki (rahmetullahi aleyh), el-Medhal” isimli kitabında; Deylemi de (rahmetullahi aleyh),Müsnedü’l Firdevs” isimli kitabında bu hadisin senedini zikrederler. Her iki alim de bu hadisi, İbn-i Abbas’dan (radıyallahu anh): “Ashabımın ihtilâfı rahmettir” ibaresiyle, merfu’ olarak rivayet ederler. (2)

İbn-i Abidin (rahmetullahi aleyh) de şunu kaydediyor: ”İbn-i Hacip bu hadisi Muhtasar’ın da şu sözlerle nakletmiştir: “Ümmetin ihtilâfı, insanlar için rahmettir.” Huleymi, Kadı Hüseyin ve İmamu’l Harameyn (rahmetullahi aleyh) gibi zevat rivayet etmişlerdir, ihtimal onu bizim muttali olamadığımız hafızların kitaplarında bulmak da mümkündür.” (3)

İhtilâfın rahmet olduğunu beyan eden hadisi şerifi teyid eden bir başka hadisi şerif de şudur. Resulûllah (Sallallahu aleyhi ve sellem) buyuruyor: “Size ALLAH’ın (Celle celalühü)) kitabından bir delil bulunursa onunla amel etmek icab eder. Terki hakkında hiçbir kimsenin özrü olamaz. Şayet ALLAH’ın (Celle celalühü)) kitabında yoksa o zaman geçerli sünnete müracaat etmek gerekir. Bu babda benden bir sünnet de yoksa ashabımın söyledikleri ile amel edilir. Şüphesiz benim ashabım gökteki yıldızlar mesabesindedir. Hangisinin kavli ile amel etseniz hidayeti bulursunuz. Ashabımın ihtilâfı sizin için rahmettir.” (4) Tabii ki, yukarıda da söylendiği gibi, Ashabının ihtilâfı, ümmetin ihtilâfı hükmündedir.

Mutlak müctehidlerden Ömer b. Abdülaziz (rahmetullahi aleyh) şöyle diyor: “Eğer Hz. Peygamber’in (Sallallahu aleyhi ve sellem) ashabı ihtilâf etmemiş olsa idi üzülecektim, zira onlar ihtilâf etmeselerdi ruhsat olmazdı.” (5) Dikkat edilirse Ömer b. Abdülaziz (rahmetullahi aleyh), kendisine verilen ilim ve basiretle, sahabenin ihtilâfında rahmet ve genişlik olduğuna inanan biridir. Şunu unutmayalım ki; sahabeler, ihtilâflarıyla bize, sözleri ve içtihadları arasında seçim yapma fırsatı verdiler. Aynı şekilde onlar, bize içtihadi meselelerde ihtilâf ahlâkını öğreterek, bu ahlâk etrafında birbirini seven kardeşler olarak nasıl kaldıklarını gösterdiler.” (6)

«el – Munavî»(rahmetullahi aleyh) «el – Cami»in şerhinde «müçtehid olmayan bir kimseye belli bir mezhebi taklid etmek gerektir. «İHTÎLAF RAHMETTİR» hadîsinin muktezası; bir mezhebden diğer bir mezhebe intikalin caiz olmasıdır. Şafilerin katında doğrusu, bir mezhebten başka bir mezhebe intikalin caiz olmasıdır.» dedi.

( İbn-i Abidin rahmetullahi aleyh) pederim «Dürer» şerhinin haşiyesinde şunları kaydetti:

«Beyhakî (rahmetullahi aleyh)«el – Madhel» de İbni Abbas’dan (radıyallahu anhuma) gelen senediyle şu gelecek hadîs-i şerifi rivayet etti: «ALLAH’ın (Celle celalühü) kitabından size bir hüküm geldiğinde onun amel etmek zorunludur. O hükmü terk etmekte hiç bir kimse mazur sayılamaz. Eğer ALLAH’ın (Celle celalühü) kitabında yoksa, benden gelen ve geçerli bulunan bir SÜNNET ile amel ediniz. Eğer SÜNNET’im yoksa, bu takdirde ashabımın söylediğiyle amel ediniz. Zira ashabım gökteki yıldızlar mesabesindedirler. Onların hangisinin sözüne yapışırsanız, hidayet olunursunuz. Ashabımın ihtilafı sizin için rahmettir.»

Celâleddin es – Suyutî (rahmetullahi aleyh), CEZÎLEL – MEVAHÎBE’de «Bu hadisi şerif de birçok faideler vardır:

O faidelerden;

Birincisi; ALLAH’ın Resulünün (Sallallahu aleyhi ve sellem) kendisinden sonra fürûâtta mezheblerin ihtilâf edeceklerini haber vermesidir. Bu, Resûlüllahın (Sallallahu aleyhi ve sellem) mu’cizelerindendir. Gayıblardan haber vermelerindendir.

İkincisi, bu ihtilâfa razı olmasıdır.

Üçüncüsü, fürûâtta bulunan bu ihtilâfı onaylamasıdır.

Dördüncüsü, bu ihtilâfı rahmet olarak nitelendirerek övmesidir.

Beşincisi, mükellefi serbest bırakmasıdır. Ashabtan dilediğinin sözüne yapışabilirsin deyip belli birisinin peşinde gitmenin zarurî olduğunu tayin etmemesidir. Bu hadîsi şeriften alınan hükme göre, müçtehidlerin hepsi hidâyet üzerindedir, hepsinin mesleği haktır, hiç birisi içtihadından ötürü kınanmaz. Ve hiçbirisine yanlışlık atfedilemez. Zira ALLAH’ın Resulü (Sallallahu aleyhi ve sellem), «Hangisine yapışırsanız hidayet olunursunuz.» buyurmuştur.

Hatib el-Bağdadî (rahmetullahi aleyh) «Kitabür-Rüvvat» ta İsmail bin Ebül-Mehâmid yoliyle İmamı Mâlik’ten (rahmetullahi aleyh) rivayet etti: «Harun-Reşit Enes oğlu Malike; Ey Aba-Abdullah Bu kitaplarını yaz. Biz buraları İslâm dünyasının her tarafına gönderelim.. Ta ki ümmeti, bunlarla amel etmeye itelim» dediğinde, İmam-ı Mâlik (rahmetullahi aleyh)

« Ey müminlerin emîri! Alimlerin ihtilâf etmeleri, bu ümmet için ALLAH’dan (Celle celalühü) gelen bir rahmettir. Ümmetin her âlimi, katında sıhhatli olana tabi’ olur. Hepsi de hidayet üzere bulunur. Hepsi de ALLAH’ın (Celle celalühü) rızasını irade eder.»

Daha sonra Celâleddin es-Suyûtî (rahmetullahi aleyh) şunları söyledi: «Mezheblerin ihtilâfı, bu (İslâm) milleti için büyük bir nimet ve büyük bir fazilettir.» Bu mezheblerin fürûattaki ihtilâfının ince bir sırrı vardır. Âlimler o sırrı idrak ettiler. Cahiller ise, o sırrı idrak etmekten aciz kaldılar. Hatta bazı cahîllerden dinledim: « Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) bir tek şeriat getirdi. Acaba bu dört mezheb nereden çîktı? (!)» (…..)

Bu ümmetin en hayırlısı olan ashab-ı güzinin arasında da teferruatta ihtilâf vaki’ olmuştur. Buna rağmen hiç kimse kimse ile hasmane mücadele etmemiş, hiç kimse öbürüne karşı düşmanlık gütmemiştir. Hiç biri arkadaşına yanlıştır dememiştir, ona kusurluluk atfetmemiştir. İşaret ettiğim SIRRI «Muhakkak ki, bu ümmetin ihtilâfı, bu ümmet için rahmettir. Geçmiş ümmetlerin ihtilâfi ise, azab ve helâkdır.» hadîs-i şerifinden aldım.” (sh:32-38)

«Ümmetimin ihtilâfı rahmettir» hadis-i şerifiyle ilgili olarak muhakkik ulemadan İbn-i Abidin (rahmetullahi aleyh) şöyle diyor: “İhtilâftan murad; müçtehidler arasında fer’i meselelerde cereyan eden ihtilâftır. Yoksa mutlak ihtilâf değildir. Evet mezhep imamlarının ihtilâfı ümmet için bir genişlik ve kolaylıktır. Nitekim «Tatarhâniyye» nâm kitabın baş taraflarında izah edilmiştir. Bu söz halkın dillerinde dolaşan meşhur bir hadis-i şerife işaret etmektedir. Hadîs şudur : «Ümmetimin ihtilâfı rahmettir». «el-Makasıdü’1-Hasene» adlı kitapda bu hadisi Beyhakî’nin münkatı’ bir senedle İbn-i Abbas’dan (rahmetullahi aleyh) şu sözle rivayet ettiği bildiriliyor :

“Resûlullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdular ki: «Size ALLAH’ın (Celle celalühü) kitabından bir delil bulunursa onunla amel etmek icap eder. Terki hakkında hiçbir kimsenin özrü olamaz. Şayet ALLAH’ın (Celle celalühü) kitabında yoksa o zaman geçerli sünnete müracaat etmek gerekir. Bu bâbda benden bir sünnet de yoksa, ashabımın söyledikleri ile amel edilir. Şübhesiz benim ashabım gökteki yıldızlar mesabesindedir. Hangisinin kavli ile amel etseniz hidayeti bulursunuz. Ashabımın ifhtilâfı sizin için rahmettir».

İbn-i Hâcip (rahmetullahi aleyh) bu hadisi Muhtasar’ında şu sözlerle nakletmiştir: «Ümmetimin ihtilâfı insanlar için rahmettir».

Molla Aliyyü’l-Kârî (rahmetullahi aleyh) der ki: Suyutî (rahmetullahi aleyh) bu hadisi Nasr-ı Makdisî’nin (rahmetullahi aleyh) «el-Huccet» nâm eserinde, Beyhakî’nin de (rahmetullahi aleyh) «er-Risaletü’l-Eş’ariyye» de senedsiz olarak rivayet ettiklerini söylemiştir. Aynı hadisi Huleymî, Kadı Hüseyin ve İmamü’l-Harameyn (rahmetullahi aleyhim) gibi zevat rivayet etmişlerdir. İhtimal onu bizim muttali’ olamadığımız hafızların kitaplarında bulmak da mümkündür.

Suyutî, Ömer İbn-i Abdülaziz’in (rahmetullahi aleyh) şu sözünü nakleder: «Eğer MUHAMMED’in (Sallallahu aleyhi ve sellem) ashabı ihtilâf etmemiş olsalardı sevinmezdim. Çünkü onlar ihtilâf etmeseler ruhsat meydana gelmezdi». Hatîb Bağdadî’nin beyanına göre Harune’r-Reşîd, İmam Malik b. Enes’e (rahmetullahi aleyh)

«Yâ Ebâ Abdillah! Şu kitapları, yani senin kitaplarını yazalım da İslâm âfakına dağıtalım. Ve ümmeti bunlarla amele sevkedelim»İmam Malik’in (rahmetullahi aleyh) cevabı şu olmuş: «Yâ emire’l -Mü’minin! Ulemanın ihtilâfı ALLAH’ın (Celle celalühü) bu ümmete bir rahmetidir. Herkes kendince sahih olana tâbi olsun. Ulemanın hepsi hidayet üzeredir. Hepsi ALLAH’ın (Celle celalühü) rızasını talep etmektedir». Bahsin tamamı «Keşfü’l- Hafâ ve Müzîlü’l-İlbâs» adlı eserdedir.” (7)

Aynı mahiyeti muhtevi olarak Yusuf Kerimoğlu ise aynen şöyle diyor: “İctihad’a konu olan fer’i meselelerde ihtilâfın caiz olduğu “Ümmetimin ihtilâfı rahmettir” Hadis-i Şerifi ile sabittir.” (8)

Bediüzzaman Said-i Nursi (rahmetullahi aleyh) (Uhuvvet Risalesi, BEŞİNCİ VECİH Cevşen) de şöyle diyor: ” Hayat-ı içtimaiyece, inat ve tarafgirlik gayet muzır olduğunu beyan eder. Eğer denilse: “Hadiste, “Ümmetimin ihtilâfı rahmettir.” (…..)” (9)

Bu hadisin Sahih olup olmadığı hala tartışıla gelmektedir. Mesela ne hikmetse nereden aklına gelmişse Atom kurumundan emekli Prof. A.Yüksel Özemre dahi şu sözleriyle bu tartışmaya katılmışlardır: “Bu kapsamda belirli kesimde sahih hadis diye pek revaç bulmuş olan “Ümmetimin ihtilafı rahmettir” sözü de asla Hz. Peygamber’e (Sallallahu aleyhi ve sellem) izafe edilemez. Bu uydurma bir rivayettir…”

Abdullah Feyzi Kocaer hoca Prof. A.Yüksel Özemre “Reddiye” niteliğinde yazdığı bir makalesinde aynen şöyle diyor:

“Yazarımız (A.Yüksel Özemre) bu hadisin kaynağını zikretmemiştir. Zaten, Hadis ilmi konusunda yüzeysel bilgisi olduğundan dolayı zikredebileceğini de zannetmiyoruz. Çünkü sözünü ettiği rivayet, belli başlı temel hadis kitapları içerisinde geçmemektedir. İkinci derece, derleme kitapları ve şerh kitaplarında şerh arasında bulabildiğimiz bu rivayeti Suyûtî (rahmetullahi aleyh), halk arasında meşhur olmakla birlikte zayıf hadislerin örneği içerisinde getirmektedir.

Aclûnî, Beyhakî’nin (rahmetullahi aleyhima) el-Medhal ve Risâletü’l-Eşariyye isimli kaynağını zikrederek rivayetin değişik biçimlerini getirmekte ancak bunların tümü munkatı, senedi promlemli zayıf rivayetler olduğunu belirtmektedir. İbn Hacer’den (rahmetullahi aleyh) nakilde bulunarak bu rivayet hakkında şöyle dediğini bildirir:

“Halk arasında meşhur bir hadistir. Pek çok imam bu hadisin aslının olmadığını söylemiştir.Hattâbî (rahmetullahi aleyh), Garîbü’l-Hadis isimli kitabında başka bir konuyu anlatırken söz arasında zikretmiş hadisin anlamı hakkında bilgi vermiş ama kaynağı konusunda bilgi getirmemiştir.” Hattâbî’nin (rahmetullahi aleyh) Garîbü’l-Hadis isimli eserinde bu rivayete değindiğini ve manası üzerinde açıklamalar getirdiğini bildiren Nevevî’nin (rahmetullahi aleyh) verdiği bilgiye göre Hattâbî (rahmetullahi aleyh), ihtilafın değişik anlamlarına ve çeşitlerine dikkat çekmektedir. Buna göre hadisteki, ihtilaf çeşitlilik, renklilik anlamına gelmektedir.” (10)

Hadis konusunda ilmine itibar edilen Ebubekir Sifil hoca ise bu hadis-i şerif ile ilgili aynen şöyle diyor: “Ümmetimin ihtilafı rahmettir” hadisinin elimizdeki kaynaklarda merfu/sahih bir senedi yoktur. el-Beyhakî,İmam el-Eş’arî’yi (rahmetullahi aleyhima) müdafaa maksadıyla kaleme aldığı er-Risâletu’l-Eş’ariyye’sinde (11) bu hadisi senetsiz olarak nakletmiştir.(12) Bu hadisi bu lafızla zikreden kaynakların hiç birisinde sened zikredilmemiştir. Hatta es-Subki (rahmetullahi aleyh),”Muhaddisler tarafından bilinmemektedir. Bu rivayetin ne sahih, ne hasen, ne de mevzu bir senedine rastlamadım” demiştir. (13) Yaygın olarak zikredilmesi dolayısıyla es-Süyûtî (rahmetullahi aleyh), “Belki önceki Hadis alimlerinin eserlerinde senedli olarak zikredilmiştir de, onların eserleri bizlere ulaşmamıştır” demiştir. (14)

Bu rivayeti senetsiz olarak veren kaynaklar

Bu rivayeti anlam olarak destekleyen ve İbn Asâkir, ed-Deylemî, el-Beyhakî ve el-Hatîbu’l-Bağdâdî (rahmetullahi aleyhim)(16)tarafından nakledilen “Ashabımın ihtilafı sizin için rahmettir” şeklindeki varyantın senedinde ise inkıta ve zayıflık vardır. Zira bu hadisin senedindeki Cüveybir b. Sa’îd zayıf bir ravidir. Hadisi İbn Abbâs’tan (radıyallahu anh) nakleden ed-Dahhâk da İbn Abbâs (radıyallahu anh) ile görüşmemiştir.

Hasılı “Ümmetimin ihtilafı rahmettir” hadisinin aslı (senedi) bulunamamıştır. Bu sebeple onu Efendimiz’e (Sallallahu aleyhi ve sellem) izafe ederek nakletmek doğru değildir. Ancak onu anlam olarak destekleyen zayıf rivayetlerin ve Tabiun akvali ile daha sonraki kuşaklardan ulemaya ait beyanların mevcudiyeti sebebiyle, bir aslı olabileceğini söylemek yanlış olmaz.” (17)

KAYNAKLAR

(1) El-Cami-us Sağir (imam Suyuti) C: /l Sh:13

(2) Feyzu’l Kadir Şerhu Cami-Us Sağir (Allame Menavi) C/ l, Sh:209

(3) Reddü’l Muhtar Aled Dürri’l Muhtar (ibn-i Abidin) C/ l, Sh:68,

(4) Keşfu’l Hafa (Acluni) C/l, Sh:64,

(5) Reddü’l Muhtar Ale’d dürri’l Muhtar (îbn-i Abidin) c/ l, Sh:68

(6) Musatafa Çelik / İhtilaf Ahlakı, sh:40-41.

(7) İbn-i Abidin, c/1, sh:84,85

(8) El Aclûni-Keşfû’l Hefa / C: 1, Sh: 64 vd. Hadis No: 153. Yusuf Kerimoğlu, Emanet ve Ehliyet, C/1, sh:52. Başka hoca efendiler de aynı görüştedirler; mesela Said-i Nursi- M. Emin Er -Esad Coşan hoca vb.

(9) (el-Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ, 1 /64; el-Münâvî, Feyzü’l-Kadîr, 1:210-212.

(10) A. Feyzi Kocaer, Konya’da yayınlanan ‘marife’ isimli İlahiyat Akademisyenlerine yönelik dergi (Marife, yıl:4 sayı:1 bahar 2004)

(11) Bu risale için bkz. İbn Asâkir, Tebyînu Kezibi’l-Müfterî, 100 vd.

(12) A.,g.e., 106.

(13) el-Münâvî, Feydu’l-Kadîr, I, 212.

(14) el-Câmi’u's-Sağîr, I, 210.

(15) el-Makâsıdu’l-Hasene, 26-7; Keşfu’l-Hafâ, I, 66-7.

(16) Târîhu Dimaşk, XXII, 359; Müsnedu’l-Firdevs, IV, 160; el-Medhal, 162; el-Kifâye, 65-6.

(17) Ebubekir Sifil, bir soruya cevap…