medreseli

Soru:  Arkadaşlar arasında her hafta hadis okuyoruz…… Okuduğumuz hadis kitablarında bazen içinden çıkamadığımız hadislere denk geliyoruz. Mesela bir keresinde peygamber efendimizin ‘’sağlıklı kişilerin yanına hasta olanları yaklaştırmayın’’ hadisi şerifini okuduk. Konuyu müzakere ederken bir kardeşimiz peygamber efendimizin cüzamlılarla beraber oturup yemek yediğini söyleyerek bu hadisin doğru olamayacağını iddia etti. İçimizden bazıları da hz. Ömer’in şama gittiğinde şehirde veba hastalığının olduğunu duyunca şama gitmekten vaz geçtiğini söyleyerek itiraz ettiler ve tartışma çıktı.. Bizim de kafamız karıştı……….Birbirine zıt hadisleri nasıl anlamamız gerekir?

BİSMİHİ TEÂLÂ

Öncelikle tercüme hadis kitablarından sadece hadislerin metinlerini okuyarak tartışmanız doğru bir şey değildir. Zira hadis külliyatımız içinde birbiri ile tearuz eden (birbiri ile çelişen) hadisler bulunmaktadır. Usul uleması birbiri ile tearuz halinde olan hadisler hakkında farklı metotlar uygulamıştır. Usul ilmini bilmeyenlerin meseleyi tartışmaları cidalleşmeyi ortaya çıkarır ve Müslümanlar arasında ki uhuvveti ortadan kaldırır. Birbiri ile tearuz halindeki hadislerin şerhlerini okumadan hüküm verilmesi de meselenin farklı bir boyutudur.  Zira hadis, usulü hadis ve fıkıh bilgisi olmadan resulullah’ın (Sallallahu aleyhi ve sellem) birbiri ile tearuz (birbiri ile çelişen) eden hadislerinden neyi kastettiğini anlamamız mümkün değildir. Zira her mezhebin hadisleri almaları veya ret etmeleri hususunda usulleri bulunmakta, bir mezhebin kabul ettiğini bir hadisi, diğer bir mezheb kabul etmeye bilmektedir. Ayrıca,  mesela Hanefi mezhebi’nin son dönem usülcüleri kendilerinden önceki usülcülerin aksine bir görüş ile fıkıh bilgisi olmayan sahabelerin hadislerini fıkhi konularda kabul etmemektedir. Bunun en bariz örneklerinden birisi Ebu Hureyre’nin (radıyallahu anh) rivayet ettiği ‘’ Musarrât’’ hadisidir. Zira Ebu Hureyre (radıyallahu anh) her ne kadar en çok hadis rivayet eden sahabi olsa da, fıkıh bilgisi ile teberrüz eden bir sahabi değildir. Ancak bu durum Hz. Ebu Hureyre’ye (radıyallahu anh) has bir şey de değildir. İmam-ı Leknevi (rahmetullahi aleyh) bu hususta: ‘’ Eğer hadis rivayet eden sahabi dört halife, dört Abdullah (Abdullah ibn-i Ömer, Abdullah ibn-i Abbas, Abdullah ibn-i Mes’ud ve Abdullah ibn-i Zübeyr’’radıyallahu anhum’’), ve diğer müctehidlerden birisi ise, hadis kıyasa takdim edilir. Şayet Ebu Hureyre, Salmanı Farisi ve Enes b. Malik (radıyallahu anhum)  gibi fakihlikleri ile değil de adaletleri ile biliniyorlarsa, bu durumda rivayeti, ancak re’y kapısını kapatıyorsa terk edilir. Aksi takdir de hadis, kıyasa takdim edilir. Musarrât hadisinde olduğu gibi.’’ (1) derken, İmam-ı Serahsi (rahmetullahi aleyh) ise, meselenin farklı bir boyutuna işaret ederek: ‘’Ebu Hureyre’yi (radıyallahu anh) hafife almaktan ALLAH’a (Celle celalühü) sığınırız. Çünkü o, adalet, hıfz ve zabtıyla öncelikli bir yere sahiptir.’’  (2) demektedir. (3)

 Sorunuzda ki hadislere gelince, bu gibi hadisler ‘’sirayet’’ hadisleri olarak bilinmektedir. Ulema bu hadislerde tearuzun (çelişkinin) bulunmadığını bildirmektedir. Zira resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) bu gibi sakındırmamaya yönelik hadislerle bir kısım hastalıkların (hemen) sirayet etmeyeceğini, sakındırmaya yönelik olanlarla ise de sirayet edebileceğini öğretmek istemiştir. Nitekim İbn-i Abbas’tan (radıyallahu anhuma) gelen bir rivayette

 

لَا عَدْوَى وَلَا طِيَرَةَ وَلَا هَامَةَ وَلَا صَفَرَ

 

’’ Hiçbir hastalığın bulaşıcılığı (sirayeti) yoktur, uğursuzluk yoktur, baykuş (ötmesinin tesiri) yoktur, safer (ayının uğursuzluğu) yoktur.’’ (4) bu manayı desteklemektedir. Hatta bazen resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) her hastalığın bulaşıcı olmadığını göstermek amacıyla bazı hastalar ile oturup yemek yemiştir.

 

أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ أَخَذَ بِيَدِ مَجْذُومٍ فَأَدْخَلَهُ مَعَهُ فِي الْقَصْعَةِ ثُمَّ قَالَ كُلْ بِسْمِ اللَّهِ ثِقَةً بِاللَّهِ وَتَوَكُّلًا عَلَيْهِ

 

 

’’ Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) cüzzam hastası olan birinin elinden tutarak, onunla beraber elini yemek tabağına uzatmış ve (besmele ile ALLAH’a (Celle celalühü) güvenerek, ALLAH’a (Celle celalühü) dayanarak benimle beraber ye) demiştir.’’ (5) rivayeti bunu beyan etmek içindir. Aynı şekilde Hz. Aişe’den (radıyallahu anha) gelen

 

كَانَ لِي مَوْلًى مَجْذُومٌ ، فَكَانَ يَنَامُ عَلَى فِرَاشِي ، وَيَأْكُلُ فِي صِحَافِي ، وَلَوْ كَانَ عَاشَ كَانَ بَقِي عَلَى ذَلِكَ

 

 

’’ Benim cüzzamlı bir kölem vardı. O (bazen)benim yatağımda yatar, benim yemek yediğim tabaktan yemek yerdi. Şayet o (bu gün) yaşasaydı bu şekilde devam ederdi.’’ (6) rivayeti bunu desteklemektedir. Bu gibi hadis-i şerifler bazı hastalıkların bir anda insanlara bulaşmayacağını (sirayet etmeyeceğini) haber vermektedir. Ancak bununla beraber resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) insanları hem cüzzam hastalığına, hem de diğer hastalıklara karşı uyarmaktadır.

 

فر من المجذوم كفرارك من الأسد

 

’’ Cüzzam hastasından aslandan kaçar gibi kaç’’ (7) rivayeti ile aynı manada ki ‘’ Sakif kabilesinden biat için gelen heyetin içerisin de cüzamlı birisinin olduğunu öğrenince ‘’ sen geri dön, biz senin biatını aldık’’ şeklinde haber göndermiştir.’’ (8) rivayeti ile insanları cüzzam hastalığına karşı uyarırken

 

لَا يُورِدُ مُمْرِضٌ عَلَى مُصِحٍّ

 

’’ Hastaları sıhhatli olanların yanına yaklaştırma (yın)’’ (9) rivayeti ile de bütün hastalıklara karşı insanları uyarmaktadır. Buraya kadar olan kısımdan iti tane temel sonuç çıkmaktadır.

1) Ulema bu hadisler arasında tenakuzun (zıtlığın) bulunmadığı hususunda icma etmiştir. Zira ‘’ hiçbir hastalığın bulaşması (sirayet etmesi) yoktur,uğursuzluk yoktur…..’’ hadis-i şerifinden kastedilmek istenen şey, zamanın cahiliye toplumu hastalık ve topallık gibi hadiselerin doğal olduğuna inanıyorlar, ancak bu gibi hastalıkların ALLAH’ın (Celle celalühü) dilemesi ve yaratması ile meydana geldiğine inanmıyorlardı. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) ‘’Hastalığın bulaşması yoktur…..’’ buyurmak suretiyle bu hastalıkların ALLAH’ın (Celle celalühü) dilemesiyle meydana geldiğini insanlara öğretiyordu. Bunun içindir ki resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) hadisin sonunda ‘’ ilk hastalığı kim meydana getirdi?’’ (10) diye sormuştur. Cüzamlıya yaklaşmayın hadis-i şerifinden kasıt ise,  İslâm’ın ‘’sedd-i zerai’’ (kötülüklerin engellenmesi) prensibinden dolayıdır. Zira hasta olan insanlara karışmak, onlarla oturmak kişinin hastalanmasına ve hastalığın diğer insanlara bulaşmasına sebeb olur. Bununla beraber hastalıkların insanlara bulaşması hastalığı yaratanın ALLAH (Celle celalühü) olduğuna inanmamak gerek insanın itikad noktasın da, gerekse toplumun sağlığı noktasın da büyük zararlara yol açacaktır. Bunun için resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) ‘’cüzzamlıdan kaçın’’ buyurarak insanları bu gibi mahzurlardan kaçınmalarını emretmiştir.

2) Modern tıp, cüzzam mikrobunun bulaşmasının her insanda bulunması gereken doğal bağışıklık sisteminin bulunmaması sebebiyle insanabulaştığını ortaya koymuştur. Her insanda bulunması gereken bu doğal bağışıklık sisteminin olmamasının irsi olması, doğal bağışıklık sistemi olan yetişkin insanlara cüzzam hastalığının bulaşmaması da aynı şekil de tıp’ın ortaya çıkardığı şeylerdir. Cüzzam hastalığının, cüzzam hastası ile uzun süreli oturmalarda, hastalığın yaydığı pis havanın teneffüs edilmesi sonucu bulaştığı da tıp’ın ortaya koyduğu şeylerdir. Yakın zamana kadar batı dünyası cüzzam hastalarını lanetli sayarak, bu hastaları toplumdan tecrit ve sürgün ederek ve ateşle yakarak öldürürken, resullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) 1400kusur sene önceden bu hastalığa yakalanan insanların topluma kazandırılması gerektiğini göstermiştir.

Cumhur ulema bu gibi hadisler arasın da tearuz ve nesh olmadığı için, bu hadislerin cem edilmesi gerektiği hususunda müttefiktir. İmam-ı Nevevi (rahmetullahi aleyh) hadsilerin cem edilmesi hususunda ‘’ Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) (hastalığın bulaşması yoktur, uğursuzluk yoktur…’’hadis-i şerifiyle cahiliye’nin hastalıkların ve sakatlıkların doğal olduğu inancını yıkarak, bu hastalıkların ALLAH’ın (Celle celalühü) dilemesi ve yaratması sonucu olduğunu, ‘’ Hastaları sıhhatli olanlara yaklaştırma(yın) hadis-i şerifiyle de bvu hastalıklardan sünnettullah gereği bir zarar gelebileceğini, bu zararlardan sakınmak gerektiğini, meydana gelecek zararın da ALLAH’ın (Celle celalühü) dilemesi ve yaratmasıyla geleceği hususunda insanları irşad etmiştir. (11)

 Resulullah (Sallallahu aleyhi ve selem) ‘’cüzzamlı hastadan kaçın’’ buyurması, cüzzam hastasının gerek beden gerekse sıhhat yönünden kendisinden sağlıklı insanları görerek üzülmesini ve kalbinin kırılmasını engellemek içindir. Zira cüzzam hastası, sağlıklı birini gördüğü zamankendi bedenindeki olumsuzluklardan dolayı üzüntü ve mahcubiyet duygusuna kapılabilir. Nitekim

 لَا تُدِيمُوا النَّظَرَ إِلَى الْمَجْذُومِينَ

 

’’ Cüzzamlı birine devamlı surette bakmayın’’ (12) şeklinde ki emri bu manadan dolayıdır. Veya ‘’hastalığın bulaşması yoktur….’’ Hadis-i şerifinden maksat, hasta ile ilgilenen ve oturan kişinin kendisini psikolojik olarak hazırlaması gerektiği kastedilmiş olabilir. Zira cüzzam hastası ile oturan, onula yemek yiyen kişi kendi kendine ‘’ bu hastalıktan korkmama gerek yok, hastalık bulaşmaz’’ şeklinde kendi kendine telkin verdiğin de psikolojik olarak kendisini hazırlaması ve hastalıktan korkmaması gerektiği düşüncesi insanda oluşabilir. Bu, batıl itikadı olan birisinin kendi kendine batıl itikadların doğru olmadığı şeklinde ki telkini ile, bu hastalıktan kendisini kurtarmasına benzer. Cüzzamı biri ile oturan, yemek yiyen kişi de bu şekilde kendi kendine telkini ile morali yükselir ve hastalığın bulaşmayacağı düşüncesi kişide oluşabilir. (13)

Veya ‘’ cüzamlıdan kaçın’’ emrinden maksat, hastalığın bulaşması olarak değil de, ‘’kaçın’’ emrinden kasıt hastadan uzak durulması gerektiğidir. Zira cüzzam hastalığının, hasta ile uzun müddet aynı ortamda bulunmak suretiyle hastalığın verdiği pis havanın teneffüs edilmesi sonucu bulaştığı düşünülürse, hastadan uzak durulması gerektiği aşikârdır. Dolayısıyla cüzzam hastasından uzak durulmaması halin de, aynı ortam ve pis havanın teneffüs edilmesi suretiyle hastalık sıhhatli birine, ondan da diğer insanlara bulaşmak suretiyle hastalık yayılır. Bu İbn-i Kuteybe’nin de (rahmetullahi aleyh) tercih ettiği görüştür. Kendisi bu konuda ‘’ cüzzam hastalığı, hastalığın yaydığı pis havanın teneffüs edilmesi ile şiddetlenir. Öyle ki, cüzzam hastası ile uzun müddet bir arada bulunan, onunla yatan kişi hastalanır. Böylece hastalık kadından erkeğe, erkekten kadına, oğuldan babaya bulaşmak suretiyle yayılır ve çoğalır. Bundan dolayıdır ki, doktorlar cüzzam hastası ile uzun müddet aynı havayı teneffüs etmeyi yasaklar. Bu hastalığın bulaşmak suretiyle yayılması olarak değil, hastalığın pis hava ve kokunun tesiri ile yayılması olarak kabul edilir. Zira o kokuyu teneffüs eden biri hastalanır.’’ (14)

 Hz. Ömer’in (radıyallahu anh) Şam’a giderken, Şam da Veba hastalığının olduğunu duyması ile Şam’a gitmeyi ret etmesi de aynı sebeblerden dolayıdır. Yani hastalığın yayılmasını engellemek ve hastalığın ALLAH’ın (Celle celalühü) dilemesi olmadan yayılmayacağı inancını yerleştirmek içindir. Nitekim İmam-ı Beyheki (rahmetullahi aleyh): ‘’ Resulullah’ın (Sallallahu aleyhi ve sellem) ‘’ hastalığın sirayet etmesi yoktur’’ buyurduğu sabittir. Ancak bununla cahiliye’nin hastalığın yayılmasını ALLAH’tan (Celle celalühü) başkasının fiiline bağlama inançlarına dikkat çekmeyi murat etmiştir. ALLAH (Celle celalühü) bu gibi hastalarla uzun müddet bir arada bulunulduğun da hastalığın yayılacağını sünnetullah olarak takdir etmiştir. Bunun içindir ki, resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) ‘’ hasta olanları sıhhatli olanlara yaklaştırma(yın)’’ ve veba hastalığı hakkında da ‘’ kim bir yerde veba hastalığının olduğunu duyarsa oraya gitmesin’’ buyurmuştur. Zira aksi halde hastalığın yayılacağı ALLAH’ın (Celle celalühü) takdiridir.’’ (15) demek suretiyle meseleyi izah etmiştir.

Yararlanılan kaynaklar

(1) Muhammed laknevi, Fevatıhu’r-rehamut c: 2 sh: 171,175

(2) Serahsi, usulu’s-serahsi, c: 1 sh: 341

(3) Hadisler arasında ki tearuzun giderilmesi hususunda takip edilen metod hakkın da bilgi için http://makalat.net/hadisler-arasindaki-ihtilafin-giderilmesinde-takip-edilen-metod.html

(4) Süneni İbn-i Mace, kitabu’t-tıb hadis no: 3539

(5) Süneni Tirmizi, cüzamlı ile beraber yemek babı hadis no: 1817 (resulullah’ın ‘’ Sallallahu aleyhi ve sellem’’ cüzzamlı kişinin elinden tutması ve beraber yemek yemesi, hoşlanılmayan durumlara karşı sabır ve metanet gösteren ve kaza ile kader sahasında iradesini terk eden kişiye karşı bir örnektir.)

(6) Musannıfu ibn-i ebi şeybe, cüzzamlıyla yemek babı hadis no: 25029

(7) Camiu’l ehadis, hadis no: 14665

(8) Musannifi ibn-i Ebi şeybe, hadis no: 26934 ‘’İmam-ı Nevevi ‘’rahmetullahi aleyh) cüzzam hastalığına dair muhtelif hadisler gelmiştir. Bu hadiste (cüzzamlıdan kaç) sahihtir. İlim ehli bu hadisler arasında bir nesh durumu bulunmadığını söylemiştir. Cüzamlıdan kaçma emri vucubiyet için olmayıp bir müstehablık ve hastalıklara karşı tedbir amaçlı bir uyarı mahiyetindedir demiştir.’’

(9) Sahihi Müslim, sirayet yoktur babı, hadis no: 2221)

(10) Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) ‘’ Hastalığın sirayeti yoktur, uğursuzluk yoktur……’’ buyurduktan sonra bir sahabi ‘’ ya resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) benim develerimin arasında uyuz bir deve var. Ondan diğerlerine bulaşır diye korkuyorum’’ demesine karşılık bu cevabı vermiştir.

(11) Nevevi, şerhi sahihi Müslim, c: 14 sh: 176, 179

 (12) Süneni ibn-i mace, kitabu’t-tıp, hadis no: 3543

 (13) İbn-i Hacer Askalani, Fethu’l bari bi şerhi sahihi’l Buhari, c: 10 sh: 160

 (14) İbn-i Hacer Askalani, Fethu’l bari bi şerhi sahihi’l Buhari, c: 10 sh: 160

 (15) Beyheki, Ma’rifetu’s-sünenü ve’l âsâr, c: 11 sh:455 ve Sahihu İbn-i Hibban c: 12 sh: 482,484

s.a

benin size sorum ” evlerinizi temizleyin” hadisi sahihmidir. Bu hadisin ravileri hakkında bilgi verebilirmisin. ve alimler bu hadisi nasıl izah etmişlerdir?

BİSMİHİ TEÂLÂ

 

إِنَّ الله طَيِّبٌ يُحِبُّ الطِّيبَ ، نَظِيفٌ يُحِبُّ النَّطَافَةَ ، كَرِيمٌ يُحِبُّ الْكَرَمَ ، جَوَّادٌ يُحِبُّ الْجُودَ ، فَنَظِّفُوا بُيُوتَكُمْ ، وَلاَ تَشَبَّهُوا بِالْيَهُودِ الَّتِي تَجْمَعُ الكبا فِي بيوتِهَا

 

‘‘ Muhakkak ALLAH ( Celle celalühü) güzeldir, güzeli sever. Temizdir, temiz olanı sever. Kerimdir, kerim olanı sever. Çok cömerttır, cömert olanı sever. Öyleyse evlerinizi ( evlerinizin avlusunu, önünü, çevresini) temiz tutun. Süprüntü ve pislikleri evlerinde toplayan yahudilere benzemeyin (onlara muhalefet edin).‘‘

 Bu hadis-i şerifi Burcelani ‘‘ Kerem ve cevad‘‘ın da, Tirmizi ‘‘ Sünen‘‘in de, Bezzar ve Ebi Ya’la ‘‘ Müsned‘‘lerin de, Dulabi ‘‘ Kına ve esma‘‘sın da, İbn-i Adiyy  ‘‘Kamil‘‘in de, Taberani ‘‘ Evsad‘‘ın da ve Vekii ‘‘ Zühd‘‘ ün de bazı lafız farklılıklarıyla rivayet etmişlerdir.

 Hadis-i şerif gerek metin, gerekse sened yönünden bir çok cerh (1) ve ta’dil’e (2) tabi olmuştur. Dolayısıyla hadis gerek sened, gerekse metin yönünden bir kısım muhaddisler tarafından ‘‘çok zayıf‘‘ olarak nitelenmesine rağmen rivayetlerin bir birini desteklemesi sonucunda bir kısım muhaddis tarafından hasen olarak kabul edilmiştir.

 Burcelani’nin Sad b. Ebi vakkas’tan (radıyallahu anh) rivayet ettiği sened’te bulunan Halid b. Ilyas hakkın da Buhari (rahmetullahi aleyh) ‘‘ rivayeti kabul edilmez‘‘ (3)  derken,  İbn-i Cevzi (rahmetullahi aleyh)‘‘ Nesei ve Ahmed b. Hanbel (rahmetullahi aleyhima) rivayeti alınmaz demişlerdir. İbn-i Hibban (rahmetullahi aleyh) ise ‘‘ Sıka ravilerden mevzu hadis rivayet etmekte, rivayeti ancak taaccub ile kabul edilip yazılabilir.‘‘ (4) demektedir. Aynı sened’te bulunan Muhacir b. Mismar hakkında da Buhari (rahmetullahi aleyh) ‘‘ Sad b. Ebi Vakkas’ın (radıyallahu anh) kölesidir ancak rivayeti kabul edilmez‘‘ (5) derken İbn-i Cevzi (rahmetullahi aleyh) ‘‘ Buhari ve Nesei o zayıftır derken, Yahya b. Muin (rahmetullahi aleyhim) onda beis yoktur.‘‘ (6) demiştir.  Tirmizi‘ de ‘‘ Bu hadis garib’tir‘‘ dedikten sonra, Halid b. İlyas ve Muhacir b. Mismar hakkında söylenenleri nakletmiştir. (7)

 Dulabinin yine sad b. Ebi Vakkas’tan (radıyallahu anh) rivayet ettiği hadisin senedin de bulunan Davud b. Raşid ve Harun b. Muhammed hakkın da ‘‘ ikisi de zayıftır‘‘ değerlendirmesini yaparken hafız Askalani (rahmetullahi aleyh) ‘‘ Davud b. Raşid‘‘ hakkında ‘‘ o leyyinu’l hadis tir.‘‘  (8) demektedir. Tehzibu’l Kemal‘ de İbn-i Hibban’ın (rahmetullahi aleyh) bu raviyi sıkalar arasında yazdığı kaydedilmektedir. C: 8 sh: 386  (9) (10)

 İbn-i Adiyy’in ‘‘ Kamil‘‘ de  Salim ve babasından (radıyallahu anhuma) rivayet ettiği hadisin senedin de bulunan Abdulaziz b. Ebi Ravvad hakkında bazıları ‘‘saduk olmakla beraber son zamanlarda çok hata yapması sebebiyle güvenilmez‘‘ (11) demektedirler.

 Taberani’nin ‘‘Mu’cemu’l evsat‘‘ ta Amir b. Sad ve babasından (radıyallahu anhuma) ‘‘ Evlerinizi temizleyin zira Yahudiler evlerini temizlemezler‘‘ hadisini rivayet ettikten sonra ‘‘ Bu hadis sadece  Zuhri, İbrahim b. Sad, Ebu Davud tayyalis ve Zeyd b. Âhzam kanalıyla gelmiştir.‘‘ demiştir. (12) Haysemi (rahmetullahi aleyh) bu hadisi naklettikten sonra ‘‘ Taberani’nin (rahmetullahi aleyh) şeyhi dışında bütün ricali sıka (sağlam)dır.‘‘ (13) demiştir.

 Hadisin farklı lafızlarla rivayetleri

 

1) إِنَّ اللَّهَ طَيِّبٌ يُحِبُّ الطِّيبَ ، نَظِيفٌ يُحِبُّ النَّظَافَةَ ، كَرِيمٌ يُحِبُّ الْكَرْمَ ، جَوَّادٌ يُحِبُّ الْجُودَ ، فَنَظِّفُوا أَفْنِيَتَكُمْ وَسَاحَاتِكُمْ وَلاَ تَشَبَّهُوا بِالْيَهُودِ ، يَجْمَعُونَ الأَكْبَاءَ فِي دُورِهِمْ

 

‘‘ Muhakkak ALLAH (Celle celalühü) güzeldir, güzeli sever. Temizdir, temiz olanı sever. Kerimdir, kerim olanı sever. Çok cömerttir, cömert olanı sever. Öyleyse evlerinizi ve evlerinizin sahasını (avlusunu, önünü, çevresini) temizleyin, yahudilere benzemeyin. Zira onlar süprüntülerini (pisliklerini) evlerinde toplarlar.‘‘ (14)

 

2)   إن الله طيب يحب الطيب نظيف يحب النظافة كريم يحب الكرم جواد يحب الجود فنظفوا أفناءكم وساحاتكم ولا تشبهوا باليهود تجمع الأكناف في دورها

 

‘‘Muhakkak ALLAH (Celle celalühü) güzeldir, güzeli sever. Temizdir, temiz olanı sever. Kerimdir, kerim olanı sever. Çok cömerttir, cömert olanı sever. Evlerinizi ve sahasını  temizlemek suretiyle pisliklerini evlerinde toplayan yahudilere benzemeyin.‘‘ (15)

 

3)                             طهروا افنيتكم فان اليهود لا تطهر افنيتها

 

 ‘‘ Evlerinizi temizleyin, zira yahudiler evlerini temizlemezler.‘‘ (16)

 

4)                                                 نظفوا أفنيتكم ، فإن اليهود أنتن الناس

 

‘‘ Evlerinizi temizleyin, zira yahudiler insanların en pis kokanlarıdır.‘‘ (17)

 Bu rivayetin sıhhat durumu muhaddisler tarafından zayıf olarak kabul edilmekle beraber diğer rivayetlerin bu rivayeti desteklemesinden dolayı hadis hasen hadis olarak değer kazanır.

 İslâm dini muhafaza edilmesi gereken beş hakkı bir vecibe olarak bildirmektedir. Bu beş haktan biride yaşama hakkıdır. Ve insanın sağlıklı yaşaması hem maddi hem de manevi pisliklerden temizlenmesi ile mümkündür.  Nitekim resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) ‘‘تنظفوا بكل ما استطعتم فإن الله بنى الإسلام على النظافة ولن يدخل الجنة إلا كل نظيف‘‘ (Gücünüz yettiği kadar her türlü pislikten temizlenin. Muhakkak ki ALLAH (Celle celalühü) İslâm dinini temizlik üzerine bina etmiştir. Ve Cennete ancak temiz olanlar girebilir.‘‘ (Camiul ehadis, 11005) buyurmak suretiyle  insanın hem bedensel, hem de yaşadığı yerin temiz olması gerektiğini  ifade etmiştir. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) ‘‘ evlerinizi temizleyin‘‘ buyumak suretiyle sadece evlerin içlerini temizlemenin yeterli gelmediğini, evlerin önlerini ve cevrelerini de temizlemek gerektiğini söylemektedir.

 İmam-ı Münavi (rahmetullahi aleyh) ‘‘ Evlerinizi temizleyin, zira yahudiler evlerini temizlemezler.‘‘ hadisini şerh ederken  Konevi’den (rahmetullahi aleyh) naklen ‘‘  Bu hadis çevremizin temizliğine önem verdiği gibi, insanın batınının temizliğine de önem vermesini işaret etmektedir. Zira batını temiz olmayan insanın kalbin de ne ilahi şuhudlar, ne de tevhidi hakikatler ortaya çıkmaz.‘‘ (18) demektedir.

 (1) Karıştırıcılık ve yalancılıkla suçlanan bir ravinin rivayetinin muhaddislerce red edilmesi

(2) Bir râvinin rivayetinin kabul edilebilmesi için vasıflandırmak

 (3) Buhari, Tarihu’s-sağır c:2 sh:130

 (4) İbn-i Cevzi, Ez-zuafa ve’l metrukin C:1 sh:245

 (5) Buhari, Tarihu’s-sağır c: 2 sh:264, ve Tarihu’l kebir c: 1 sh:328

 (6) İbn-i Cevzi, Ez-zuafa ve’l metrukin c:1 sh:54

 (7) Mubarekfuri, Tuhfetu’l ahvaz c: 8 sh: 68

 (8)  leyyinu’l hadis (hadiste gevşek) cerh’te en hafif cerh tabiridir. Bununla cerh edilen ravinin hadisine itibar edilir, rivayeti yazılır demektir. Dârekutni << rahmetullahi aleyh>> ‘‘bu şekilde cerh edilen ravi adaletten düşmez‘‘ demektedir.

 (9) Kaşif , c:1 sh: 379

(10) Harun b. Muhammed isimli ravi hakkında eldeki mevcud tabakat kitablarında her hangi bir malumat bulamadım

 (11) Abdulaziz b. Ebi Ravvad hakkında Mizan ve Tehzib’te bir malumat olmamakla beraber ‘‘ İkmalu’l kemal‘‘ de c: 1 sh: 129 Nesei’nin bu raviden hadis rivayet ettiği kaydı bulunmaktadır

 (12) Taberani, Mu’cemu’l evsat c: 4 sh: 231

 (13) Mecmau’z-zevaid, c:1 sh: 635 ‘‘ Haysemi (rahmetullahi aleyh) burada Taberani’nin (rahmetullahi aleyh) hangi şeyhini kastettiği söylememiş. Ancak c: 1 sh: 185’de Muntasır b. Temim Muntasır isimli şeyhinden söz etmektedir.

 (14) Müsned-i Bezzar, c:1 sh:199 hadis no: 1114

 (15) Müsnedi Ebi Ya’la, c: 2 sh: 121 hadis no: 791

 (16) Taberani, Mu’cemu’l evsat c: 4 sh: 231 hadis no: 4057, Kenzul Ummal, hadis no: 41498

 (17) Vekii Zühd, babu’t-tenzif 287 (Diğer hadis kitabların da bu ibare ile bir hadis bulamadım. Ancak Hem Sünen-i Tirmizi’de, hem de Müsnedi Ebi Ya’la da ‘‘نظفوا أفنيتكم‘‘ (Evlerinizi temizleyin) şeklinde rivayet bulunmaktadır. Rivayetin ikinci cümlesini ravilerden birisinin ilave etmiş olması mümkündür. O zaman ikinci cümle mürsel hadis olarak görülebilir.

 (18) Münavi, Feyzul kadir, c:4 sh: 358

 

BİSMİHİ TEALA

عن ابن عمر (رضى الله عنهما) قال:قال رسول الله صلى الله عليه و سلم:لا يجلس الرجل إلى الرجلين إلا على إذن منهما إذا كانا يتناجيان

 

(İbn-i Ömer’nin  (radıyallahu anhuma) rivayet ettiğine göre resulullah (Sallallahu aleyhi ve selem) şöyle buyurdu:

 

‘’İki kişi kendi aralarında konuşurken bir başkası onların izni olmadan yanlarına oturmasın’’ (Müslim,k,selam; İmam-ı Malik,k,kelam;Tirmizi,k,edeb)

 

Lügat ehline göre, bir cemaatin içerisinde tanımadıkları yabancı biri yoksa kendi aralarında sesli konuşsalar dahi onların konuşmaların gizli (özel) konuşmadır. Üç kişi yanlarında tanımadıkları yabancı biri varken kendi aralarında fısıltı ile konuşsalar dahi onların konuşmaları gizli konuşma değildir. Nitekim bir ayeti kerime de bu durumu söyle ifade etmektedir:

 

فَلَمَّا ٱسۡتَيۡـَٔسُواْ مِنۡهُ خَلَصُواْ نَجِيًّ۬ا‌ۖ

 

‘’ Ondan ümitlerini kesince, (meseleyi) gizli konuşmak için ayrılıp (bir kenara) çekildiler’’ (Yusuf / 80)

 

Gizli (özel) konuşmak için bir araya gelenler kendilerine ait özel evlerinde gibidirler, bundan dolayıdır ki nasıl başkasının evlerine girmek için izin almak gerekiyorsa Özel konuşmak için toplananların yanına oturmak için izin almak gerekir. Aksi takdirde onlara eziyet edilmiş, özele müdahale edilmiş, onlara sıkıntı verilmiş olur. Bütün bunların hepsi Müslümanların hürmetine tecavüz sayılır. Müslümanlara eziyet vermekten sakınmak gerekir.

 

İnsan yalnız başına olduğu zaman onun özeline öğrenmek gibi bir durum olmadığı için ondan izinsiz yanına oturma hususunda genişlik vardır. Ama yine de takva gereği vakit ve hal durumu dikkate alınıp Müslüman’a sıkıntı vermekten sakınmak gerekir. İbrahim Nehai (rahmetullahi aleyh): ‘’İnsanlara sıkıntı vermediğini zanneden kişinin kendisi sıkıntıdır’’ buyurması bu manada önemlidir.

 

Hammad’ın İmam-ı Âzam’dan (rahmetullahi aleyhima) rivayet ettiği şu söz de bu mana da güzeldir:

 

‘’İnsanlara sıkıntı vermekten korkan, dikkatli davranan kişi insanlara sıkıntı vermekten uzaktır.’’

 

Mugire bin şu’be (radıyallahu anh) şöyle demektedir: Şüphesiz ALLAH (Celle celalühü) insanlara sıkıntı vermemizi yasakmamıştır. Nitekim

 

فَإِذَا طَعِمۡتُمۡ فَٱنتَشِرُواْ وَلَا مُسۡتَـٔۡنِسِينَ لِحَدِيثٍۚ إِنَّ ذَٲلِكُمۡ ڪَانَ يُؤۡذِى ٱلنَّبِىَّ فَيَسۡتَحۡىِۦ مِنڪُمۡۖ وَٱللَّهُ لَا يَسۡتَحۡىِۦ مِنَ ٱلۡحَقِّۚ

 

‘’Yemeği yediğinizde hemen dağılın, sohbete dalmayın. Zira böyle davranmanız peygamber’e sıkıntı verir. O (size bunları söylemekten utanır, ancak ALLAH hakkı söylemekten utanmaz.’’ (Ahzab / 53) ayeti kerimesi bunun için inzal edilmiştir.

 

Bu ayeti kerime peygamber’in  (Sallallahu aleyhi ve sellem)  bazı hanımları için inzal edilmiştir. Zira peygamber (Sallallahu aleyhi ve selem) Zeyneb (radıyallahu anha) ile evlendiği zaman onlara   (düğün) yemeği verdikten sonra peygamber (Sallallahu aleyhi ve sellem) Zeyneb (radıyallahu anha) ile yalnız kalmak istedi ancak bazı hanımları yemekten sonra peygamber’in (Sallallahu aleyhi ve sellem)  odasında kendi aralarında konuşmaya daldılar.Peygamber (Sallallahu aleyhi ve sellem) birkaç kere odaya girdi çıktı,fakat onlar istiflerini dahi bozmadan oturmaya ve konuşmaya devam ettiler.Bunun üzerine bu ayeti kerime nazil oldu.(Tefsiru’l Beğavi,5,223;Tefsiru’l Tâbari,22,26-27;Kurtubi,14,224)

 

Hatem bin Abdullah eşci (rahmetullahi aleyh) söyle anlatmaktadır:

 

‘’Bir gün Süftan-i servi (rahmetullahi aleyh) ile yürürken toprağın üzerine oturan Ebu Hanife’ye (rahmetullahi aleyh) rastladık ona yaklaşıp selam verdik ve Süftan-i servi (rahmetullahi aleyh) ona:

 

‘’ALLAH (Celle celalühü) sana rahmet etsin. Müsaade edersen seninle beraber oturabilir miyiz?’’ diye sordu.Bunun üzerine Ebu Hanife (rahmetullahi aleyh) ‘’ Hayır’’ diye cevap verince onun yanından uzaklaştık.Ben hikmetini sorduğum zaman Süftan-i servi (rahmetullahi aleyh) şöyle cevap verdi:

 

‘’İnsanın halleri her zaman aynı değildir.İnsan bazen yanında oturulmasını sever,bazen de sevmez.’’

 

 

Gonderen Karasahin
Kategori : Hadis
Tags: , , ,

Yorumlar (0)