BİSMİHİ TEALA

 

Caiz kelimesi yapılan (veya yapılacak) bir işin geçerli olup olmadığını ifade etmek için kullanılan bir terimdir. Ancak yapılması caiz denilen bazı fiiller de onu yapmamak, yapmaktan daha evladır. Yani caiz kelimesi bazen yapılan fiiller de bazı sakıncalar olduğunu da ifade edebilir. Mesela namazlar da Fatiha suresini okumak vaciptir, peki Fatiha okumadan kılınan bir namaz caiz olmaz mı? Sorusunun cevabı ‘’ Evet caizdir, ama mekruhtur.’’ Şeklin de olur. Bu da caiz kelimesinin içerisin de mekruhu da barındırdığı anlamına gelir

 

Caiz kelimesi genel olarak farzların veya haramların cevabın da kullanılır. Eğer bir farzın cevabında kullanılıyorsa, bazı eksiklikler olabilir ama yapılan amel geçerlidir, demektir. Caiz kelimesi genel olarak yapılan fiilin sahih olduğunu anlatmak için kullanılmakla beraber, bazen yapılması sahih olan bazı fiilleri yapmak caiz’dir anlamına gelmez. Mesela Cuma günü ezan okunurken alış veriş yapmak dünyevi ahkâm açısından caiz denilir, ama uhrevi ahkâm açısından bu şekilde davranmak caiz değildir. Zira Cuma vakti alış veriş yapmak

 

‘’ Ey iman edenler! Cuma günü namaza çağrıldığı (ezan okunduğu) zaman, hemen ALLAH’ı anmaya koşun ve alış-verişi bırakın. Eğer bilirseniz bu, elbette sizin için daha hayırlıdır.‘‘ (Cuma /9)  ayeti kerimesine muhaliftir. Dolayısıyla emre muhalefet uhrevi sorumluluğu meydana getirir. (Ö.N. Bilmen, ıstılahatı fıkhıyye kamusu, c:1 sh: 33)

 

Caiz kelimesi cümle içerisin de kullanıldığın da bazen kullanılan cümleye göre değer ifade eder. Mesela:

 

Cümle içerisin de kullanılan caiz kelimesi ruhsat verilmiştir anlamına gelir, Ama ruhsat verilmesi, o ruhsatı yapmamak daha iyi manasına da gelebilir. Mesela ihtiyar kadınların elini öpmek caizdir, ama öpülmemesi daha iyidir.

 

Caizdir kelimesi bazen yapılması daha güzel anlamını ifade eder. Mesela Abdestli olan birinin namaz kılacağı vakit yeniden abdest alması caizdir denildiğin de, tekrar abdest almasının daha güzel olacağını ifade etmektedir.

 

Cümle içerisin de kullanılan caiz kelimesi o fiilin tenzihen mekruhluğunu anlatmak için de kullanılabilir. Mesela güneş altında bırakılarak ısınan sudan abdest almak caiz midir? Sorusunun cevabı ‘’ caizdir, ama tenzihen mekruhtur’’ cevabında olduğu gibi.

 

Bazen de caiz kelimesi yapılması düşünülen fiilin tahrimen mekruh olduğunu anlatmak için de kullanılır. Mesela gayri Müslim kadınla evlenmek caizdir denildiğin de, sorudaki ‘’gayri Müslim kadın’’  harbi ise tahrimen mekruh demektir.

 

Cümle de kullanılan caiz kelimesi bazen de yapılması düşünülen fiilin mubahlığını ifade etmek için kullanılır. Mesela pamuklu giysi giymek caizdir denildiğin de pamuklu giysinin mubah olduğunu ifade eder. Ama bazen soruyu soranın niyetine bakılır. Mesela kadının süslenmesi caiz mi? Sorusun da olduğu gibi. Kadının eşi için süslenmesi mubahtır, ama yabancı erkekler için mubah değildir.

 

Caiz kelimesi bazen de vacip anlamına gelir. Mesela akıl baliğ olmamış çocuğun mallarının idaresi için vasi tayin edilmesi caizdir demek vasinin tayin edilmesinin vacip olduğunu ifade eder.

 

Caiz kelimesi de bazen yapılan fiilin günah olduğunu anlatmak için de kullanılabilir. Mesela bir baba bütün mallını çocukları arasından sadece birine hibe edebilir mi? Sorusunun cevabı ‘’ caizdir, ama bu şekilde çocuklarının arasında ayırım yapması günahtır’’

Gonderen Karasahin
Kategori : Usulu fıkh
Tags:

Yorumlar (0)

BİSMİHİ TEALA

”içtihad kap‎ısı‎nı‎n kapat‎ılması‎ dinî maslahatlar cümlesinden midir?

“Sesimin en gür tonuyla diyorum ki: İçtihad kap‎ısı‎, bu Din’i korumak için Allah Teala’dan gelen bir ilhamla kapat‎ılm‎‏ıştı‎r. Herhangi bir fakih, Fa‎k‎ih talebesi veya bir baş‏kası‎ bu söylediًğimi garip kar‏‎şılayabilir.

“Evet, içtihad kapı‎s‎ını‎n kapatı‎lması‎ maslahatlar cümlesindendir!”

“İçtihad kap‎ısı‎ hicrî 4. ası‎r da kapatı‎lmış‎‏tı‎r. Bunun ard‎ndan, 5. ve 6. as‎ırlarda Moًğol istilas‎ı vuku bulmusı‏, bunu Haçl‎ı seferleri izlemi‏ştir. Bu süreçten sonra da fasit ve müfsit yöneticiler devri gelmi‏ştir.

“Bütün bu dönemler içinde içtihad kap‎ısı‎ aç‎ık olsayd‎ı ne olur du dersiniz? Fasit ve müfsit her yönetici, hükmünü yürütecek bir kadı‎ bulacak, herkes amac‎ına ulaş‏mak için bir çözüm elde edecekti! Bunun sonucunda ş‏u veya bu dinî grup, Din ad‎ına “katli helal görülerek” katledilebilecekti!

“İçtihad kapı‎s‎ını‎n kapanması‎ Allah Teala’n‎ın bu Ümmet’e bir nimetidir. Bu sayede fasit ve müfsit yöneticilerin raz‎ı olduğًu, kendileri için her ş‏eyin bir kolay‎ın‎ı bulan tiplerin türemesi mümkün olmam‎‏ıştı‎r.

“Eًğer müçtehid konumunda olanlar Ebû Hanîfe gibi olsayd‎ı, içtihad kapı‎sı‎n‎ın kapat‎ılmas‎ın‎ın islam dini aleyhinde iş‏lenmi‏ş büyük bir cürüm olduًğunu söylerdik. O Ebû Hanîfe ki, “Bana karşı‏‎ ayaklanmalar‎ı halinde kanlar‎ın‎ın mübah olacağıً‎ konusunda kendilerinden söz ald‎ً‎ığım Musul halkı‎ hakk‎nda ne dersin?” diye soran Ebû Ca’fer el-Mansûr’a ş‏öyle mukabele etmi‏ştir:

“Bir kimse bir ba‏kas‎ına bir ‏şey verdiًğinde kendisinin öldürülmesini ‏şart ko‏şarsa, o kimsenin bunu öldürmeye hakkı‎ olur mu? Bu, Musul halkı‎nı‎n ko‏ma hakkı‎na sahip olmadığı‎ً‎ bir ‏şartt‎ır! Çünkü onlar‎n canları‎ Allah Teala’n‎n elindedir ve bir müslümanı‎n kanı‎ ancak ş‏u üç durumda helal olur:

1) Evli olduğu halde zina etmi‏se,

 2) İrtidad edip Müslüman cemaatinden ayrI‎lm‎‏IŞsa ve

3) Bir cana k‎IymIŞ‎‏sa. Şu halde Musul halkı‎n‎ın kan‎ını‎ hanği hakla mübah görüyorsun?”

“İslam F‎ıkıh‎’nda müdevven pek çok kı‎ymetli görü‏ş ve içtihad vard‎ır; hatta bunlar aras‎nda “geri” ve “donuk” olanlar da mevcuttur. Ne var ki bu “donukluk” islamı’‎ fesada uًğramaktan muhafaza etmi‏ştir!…”

Yukar‎ıdaki satı‎rlar, ömrünü F‎ıkh’a adamış‎‏, bu sahada pek çok eser vermiş‏ ve ilim adam‎ yetiş‏tirmiş‏, otoritesi dost-dü‏man herkesçe müsellem ve bu sebeple ş‏öhretini gerçekten hak etmi‏ çağdaş‏ bir ilim adam‎na ait. Yani “ne söylediًğini bilen” birisine…

Her ne kadar verilen örnekler geçmiş‏ dönemlere ait ise de, gerekçeler bugüne de –hatta “evleviyetle bugüne”– hitap ediyor. Zira sözü edilen sakı‎ncalar bugün de varl‎ً‎ığın‎ı –fazlas‎yla– devam ettiriyor.

İyi biliyoruz ki, içtihad kap‎ıs‎ı açı‎kken bu kap‎ıdan giren imamları‎n hiç birisi, “F‎ık‎ıh binas‎ını tümüyle kar‏‎şısına alı‎p, “Bu olmamış‎‏; ben bunu yeniden in‏şa edeyim” diye bir düş‏ünceye sahip deًğildi. Muhalif görü‏ benimseyen Ehl-i Hakk imamlar‎ın tamamı‎nı‎n “islam telakkisi” birdi. Yani onlar‎ın ayr‎l‎ً‎, farkl‎ı din telakkisine sahip insanları‎n hilaf‎ı değًil, kaynaklar‎ı farklı‎ metodolojilerle okuyan ilim adamlar‎ın‎ın ihtilafı‎ idi…

Yukar‎daki görüş‏ün sahibi mi?

Tahmin edin bakal‎ım!..

Ebu bekir sifil

BİSMİHİ TEALA

Bir fıkıh usulü kavramı olan ”istishab”,varlığı bilinen bir durumun,aksi sabit oluncaya kadar devam ettiğine hükmedilmesi gerektiğini belirten bir terimdir.

Bu halde fıkhın (olan olduğu gibi yerinde bırakılır) kaidesi uygulanır.Mesela kendisinden uzun zaman haber alınamayan bir kişi hala (aksi bir delil olmadıkça) hayattaymiş gibi kabul edilir.Zira o kaybolmadan önce yaşadığı çok iyi bilinen birisiydi.Ve aksini gösteren bir delil  ortaya konmadığı sürece hayatta kabul edilerek öylece işlem görür.

İslam hukukunun  en kapsamlı beş kuralından biri اليقين لا يزل بالشك  esasıdır.Bu kural mecelle’de ”şek ile yakın zail olmaz” (mad:4) şeklinde ifade edilmiştir.Buna göre, varlığı veya var olmadığı bilinen bir durumun değiştiğini gösteren bir delil ortaya çıkmadıkça, o duruma göre hüküm verilir.

İstishab üç ana başlık altında mütalaa edilir.

1) İbaha-i asliyye istishabı:

Kur’an-i kerim’de yeryüzündeki herşeyin insan için yaratıldığı (2/29),göklerde ve yerde ne varsa hepsinin insanın emrine musahhar kılındığı (45/13) açıklanmıştır.Bu sebeble alimlerin büyük kısmına göre ”eşya’da asl olan  ibahadır” (mübah olmasıdır); Hakkında belirli bir şer’i hüküm bulunmayan,nasslarda özel bir hüküm ile durumu belirlenmiş olmayan şeylerden istifade etmek veya bu tür şeyleri  yapmak mübahtır.

2) Bereati zimmet istishabı:

İslam hukukuna göre aksi bir delil bulunmadıkça kişiler borçsuz ve suçsuz kabul edilir.Bu durum ”Bereati zimmet asıldır” kuralı ile ifade edilmiştir.

3) Vasıf istishabı:

Varlığı şer’an kabul edilmiş bir hükmün sebebinin ortadan kalktığı ispat edilmedikçe sabit sayılması durumu vasıf istishabıdır.Mesela nikah akdi yapıldıktan sonra,üzerinden ne kadar zaman geçerse geçsin,evliliğin ortadan kalktığını gösteren bir delil bulunmadıkça, o evliliğin varlığı esas kabul edilir.