BİSMİHİ TEALA

 

 

 

ALLAH’ın (Celle celalühü) dünyada halife ve eşref-i mahlûkat olarak yarattığı insana sayısız nimet verdiği sabittir. Verilen bu nimetler neyin karşılığı olarak verilmiştir? Bu nimetler daha önce yaptıklarının birer karşılığımıdır? Yoksa kazançlarının mükâfatımıdır? Aklı başın da olan herkesin bu soruya ‘’ Hayır’’ cevabı vermesi kaçınılmazdır. Öyleyse bu kadar nimetin verilmesi için bir tek alternatif kalıyor, o da imtihan vesilesi için.

 

İnsanoğlunun dünyaya gönderilme gayesi kur’an-ı kerim’in ifadesi ile ALLAH’ı (Celle celalühü) tanımak ve ibadet etmek içindir. ALLAH’ı (Celle celalühü) tanımak için çeşitli vesileler, olaylar v.s gündeme gelmektedir. Bütün bunların toplamına imtihan adını vermekteyiz. ALLAH (Celle celalühü) insanlara vermiş olduğu imtihanın ahkâmını onlara öğretmek amacıyla kendi içlerinden, kendi cinslerinden ve kendi lisanları ile konuşan peygamberler (aleyhimü’s-selatü ve’s-selam) görevlendirmiştir.

 

Nureddin es-sabuni (rahmetullahi aleyh) peygamberlerin (aleyhimü’s-selatü ve’s-selam)  gönderilmelerinin hikmetini:’’ Hikmet onu gerektirmiştir ki, ALLAH (Celle celalühü) peygamber göndersin. Bu peygamber, O’nun (ALLAH’ın Celle celalühü) kullarına, ahirette kendileri için neler hazırladığını ve dünyaya neler yaratıp tevdi ettiğini haber versin; dirliklerini (huzur ve sükûnlarını) temin eden şeyleri emretsin, mahvolmalarına sebeb olacak şeyleri de yasaklasın.’’ (El- bidaye fi usûli’d-din, sh, 77)  şeklinde izah ederken, İmam-ı Taftaza’ni  (rahmetullahi aleyh) ise: ‘’ALLAH (Celle celalühü) insanlara; dünya ve din işleri ile ilgili olarak, ihtiyaç duydukları hususları açıklamaları için peygamberler (aleyhimü’s-selatü ve’s-selam) göndermiştir.’’ (Şerhü’l akaid, sh,294) buyurmak suretiyle genel maslahatı ifade etmiştir. Burada akla gelen soru şudur:

 

‘’ Madem ALLAH (Celle celalühü) dünyaya gönderdiği insanlara emir ve yasaklarını öğretmek amacıyla kendi içlerinden, kendi cinslerinden ve kendi lisanları ile peygamberler (aleyhimü’s-selatü ve’s-selam) göndermiştir. O zaman dünyada yaşayan tek akıllı canlı insan olmadığına göre ALLAH (Celle celalühü) cinlere de kendi içlerinden, kendi cinslerinden, kendi lisanları ile peygamber göndermiş midir?’’

 

Müfessirler

 

يَـٰمَعۡشَرَ ٱلۡجِنِّ وَٱلۡإِنسِ أَلَمۡ يَأۡتِكُمۡ رُسُلٌ۬ مِّنكُمۡ يَقُصُّونَ عَلَيۡڪُمۡ ءَايَـٰتِى وَيُنذِرُونَكُمۡ لِقَآءَ يَوۡمِكُمۡ هَـٰذَا‌ۚ قَالُواْ شَہِدۡنَا عَلَىٰٓ أَنفُسِنَا‌ۖ وَغَرَّتۡهُمُ ٱلۡحَيَوٰةُ ٱلدُّنۡيَا وَشَہِدُواْ عَلَىٰٓ أَنفُسِہِمۡ أَنَّهُمۡ كَانُواْ ڪَـٰفِرِينَ

‘’ Ey cin ve insan topluluğu! İçinizden size ayetlerimi anlatan ve bu günle karşılaşacağınıza dair sizi uyaran peygamberler gelmedi mi! Derler ki: “Kendi aleyhimize şahitlik ederiz.” Dünya hayatı onları aldattı ve kâfir olduklarına dair kendi aleyhlerine şahitlik ettiler.’’  (En’am /130) ayeti kerimesini izah ederlerken:

 

 

İmam-ı Kurtubi (rahmetullahi aleyh):  Dehhak ve Mukatil (rahmetullahi aleyhima) ‘’ALLAH (Celle celalühü) insanlardan olduğu gibi cinlerden de peygamber göndermiştir.’’  demektedir. Mücahid (rahmetullahi aleyh) ise: ‘’İnsanlardan peygamber, cinlerden ise uyarıcılar gelmiştir.’’  (Ahkamı’l kur’an, c:7,sh: 57) derken İsmail hakkı bursevi (rahmetullahi aleyh):

 

“Kuşkusuz, hem cinlerin, hem de insanların mükellef oldukları, yani sorumluluk taşıdıkları ittifakla belirtilmiştir. Ancak kendilerine gönderilen peygambere gelince bu, kendi cinslerinden olduğu gibi, farklı cinsten yani insanlardan da olabilir. Farklı oluşu, kendisinden yararlanmaya engel olmaz. Bu durumda, seçkin olanlar peygamberin mesajlarını alıp onun bir elçisi olarak bu mesajları kendi milletine iletmesi caizdir. Öte yandan, bizim Peygamberimiz Hz. MUHAMMED’in (Sallallahu aleyhi ve sellem), hem cinlerin, hem de insanların peygamberi olduğuna dair görüş birliği vardır. Onlardan önceki peygamberler (aleyhimü’s-selatü ve’s-selam)  ise sadece kendi kavimlerine gönderilmişlerdir. Hz. Süleyman’da (aleyhi’s-selam), umumi peygamberlik vazifesiyle cinlere gönderilmemiş, hükümdar, yönetici ve idareci olarak vazifelendirilmiştir. Buna göre ayette geçen “içinizden” ifadesi, ya yukarıdaki birinci açıklamaya işaret eder, yani peygamberlerin (aleyhimü’s-selatü ve’s-selam) hem insanlardan, hem de cinlerden olabileceğini belirtir. Ya da ikinci açıklamaya işaret eder. Peygamberlerin (aleyhimü’s-selatü ve’s-selam)  yalnız insanlardan olabileceğini vurgular. Ancak “Ey cin ve insan topluluğu!” şeklinde de hitap edilerek hem cinlere, hem insanlara birlikte hitap edilmesi “içinizden” ifadesinin kullanılmasını doğru kılmıştır.” (ruhu’l beyan, c:3, sh: 96) demektedir.

 

Hulasa cumhura göre cinlerden peygamber gönderilmemiştir. Cumhur En’am suresindeki ayette geçen رُسُلٌ۬ ‘’rusul’’ kelimesi hakkında ‘’ rasullerin sözlerini dinleyen ve duydukları ile kavimlerini uyaran peygamberlerin elçileri anlamındadır’’ demektedir. (İbn-i Nüceym, el eşbah ve’n-nezair sh:364)

Gonderen Karasahin
Gonderilen Kategori Akaid
Tags:

Yorumlar (0)

Yorum Ekle