BİSMİHİ TEALA

İmam A’zam Ebû Hanîfe (rahmetullahi aleyh), el-Fıkhu’l-Ebsat’ta isimli eserinde şöyle diyor:

“Rabbimin gökte mi yoksa yerde mi olduğunu bilmiyorum diyen kimse kâfir olur. Aynı şekilde, “ALLAH (Celle celalühü) Arş’ın üzerindedir; Arş’ın gökte mi yoksa yerde mi olduğunu bilmiyorum” diyenin durumu da böyledir.”

el-Bayâdî İşârâtu’l-Merâm’ında bunu şöyle îzâh eder:

“Bunun sebebi, kâilin bu söz ile Hâlık-ı Zülcelâl’e (celle celâluhû) cihet ve hudud tâyin etmesidir; zîra ciheti ve hudûdu olan her şey bizzarûre mahlukdur. Binâenaleyh bu söz, ALLAH’a (celle celâluhû) kusûr atfetmekdir. İlâhî cismâniyyete ve cihete inanan o kimsedir ki, hevâss ile idrâk edilemeyen her şeyin varlığını münkîrdir. Onlar, fevkettabî‘a olan ulûhiyyet cevherini reddederler. Bu da onları kat‘î sûretde îmânsızlığa götürür.” (Kevserî, Makâlât, s.368-369)

Molla Aliyyülkari’de İmam-ı a’zam Ebu Hanife’nin (rahmetullahi aleyhima) bu sözü hakkında şu açıklamayı yapmaktadır:

“İmam İzz bin Abdusselâm (rahmetullahi aleyh), Hillu’r-Rumûz adlı kitabında İmam Âzam’ın (rahmetullahi aleyh) şu sözünü kaydediyor:

”Kim ALLAH’ın (Celle celalühü) yerde mi gökte mi olduğunu bilmiyorum derse, kâfir olur. Çünkü bu söz, ALLAH’ın (Celle celalühü) bir mekânı olduğu düşüncesini akla getirir. ALLAH’ın (Celle celalühü) mekânı olduğunu düşünen kimse ise ALLAH’ı (Celle celalühü) yaratıklara benzeten kişidir.”

Şüphe yok ki İbn Abusselâm (rahmetullahi aleyh) alimlerin büyüklerinden biri olup sika (güvenilir) bir âlimdir.”( Fıkh-ı Ekber Şerhi, “Miraç ve ALLAH’a (Celle celalühü) Mekân İsnadı” kısmı)

Yine Molla Aliyyülkari (rahmetullahi aleyh) diyor ki:

“ALLAH’ın (Celle celalühü) cisim olduğunu, mekânı bulunduğunu, ALLAH’ın (Celle celalühü) üzerine zaman geçtiğini söyleyen kimse de kâfirdir. Böyle bir kimse için iman hakikati sabit olmamıştır….”

ALLAH (Celle celalühü) bir mekânda değildir. Yukarıda değildir, aşağıda değildir, başka cihetlerde değildir. ALLAH (Celle celalühü) üzerinden zaman geçmez.

ALLAH (Celle celalühü) bir şeyin içine girmiş değildir, bir şeyin mahalli de değildir.” (Fıkh-ı Ekber Şerhi)

İmam-ı A’zam Ebu Hanife’nin (rahmetullahi aleyh) akidesini açıklayan (er-Reddü’ala eshabi’l-heva el-müsemma Kitabu’s-sevadi’l-a’zam ‘ala mezhebi’l-İmami’l-A’zam) kitabında şöyle yazılı:

“Mü’minin ALLAH’a (Celle celalühü) mekân, gelmek, gitmek ve mahlukların sıfatlarından herhangi bir sıfatı isnad etmemesi lazımdır. …Kul, Cenab-ı Hakk’ın (Celle celalühü) bir mekânda bulunmadığını, mekâna ihtiyacı olmadığını, Arşın onun kudretiyle ayakta durduğunu bilecek, gidip gelme gibi sıfatları kendisine izafe etmeyecek.” (Hakim Semerkandi, Sevadi’l-a’zam, 46. mesele s.78)

Hanefî mezhebi fıkıh ve kelam alimlerinin büyüklerinden, büyük İslam alimi Ebü’l-Muîn en-Nesefî (rahmetullahi aleyh) diyor ki:

“Mekânın öncesizliği (kıdemi) görüşü yanlışlandığından dolayı, ALLAH (Celle celalühü) hiç bir şekilde herhangi bir mekânda yer tutmuş olarak nitelenemez. Çünkü ALLAH (Celle celalühü) ezelde bir mekânda yer tutmuş değildir. Biz ALLAH’tan (Celle celalühü) başka bir şeyin kadim olmasının imkânsızlığını kesin olarak ispat ettik.ALLAH (Celle celalühü) ezelde bir yer tutmadığı ve Arş’a temas etmediğine göre, eğer mekânı yarattıktan sonra bir yer tutmuş olsa, O’nun varlığı değişmiş ve zâtında bir temas etme hali yaratılmış demektir. Halbuki değişim ve yaratılmış özellikleri taşımak, sonradan yaratılmış olmanın belirtileridir. Bu ise ALLAH (Celle celalühü) hakkında imkânsızdır…

O’nun bir mekânda bulunduğu görüşünü reddetmesine rağmen ALLAH’ın (Celle celalühü) bir yönde olduğunu kabul edenin düşüncesinin bozukluğu, daha önce geçen aklî delillerle anlaşılır. Çünkü O’nun bütün yönlerde olduğunu söylemek çelişkidir. Bir tercih sebebi bulunmadan, birbirlerine eşit oldukları halde, yönlerden birini belirlemek ise yanlıştır.Dua edenin ellerini yukarıya kaldırması salt kulluk ve itaat alâmetidir.ALLAH (Celle celalühü) ne Kâbe’de, ne de yerin altında olmasına rağmen, namazda Kâbe’ye yönelmek, secde anında yüzü yere koymak da böyledir. Başarıya ulaştıran sadece ALLAH’tır. (Celle celalühü)” Kitabü’t-temhid li Kavaidi’t-tevhid (Tevhidin Esasları) s.39-42)

Hanefî mezhebi imamlarından, hadis ve kelam alimi Ömer Nesefî (rahmetullahi aleyh) diyor ki:

“Âlemi yoktan yaratan, ALLAH’dır (Celle celalühü). …ALLAH (Celle celalühü), araz değildir, cisim değildir, cevher değildir, suret ve şekil değildir, mahdut değildir, bir şeyin parçası veya cüz’ü değildir, bileşik değildir, sınırlı değildir. Cins ve keyfiyet ile vasıflanmaz, mekân­dan münezzehtir, üzerinden zaman cereyan etmez. O’na hiç bir şey ben­zemez. İlminden, kudretinden hiç bir şey hariç değildir.”(Ömer Nesefi, İslam İnancının Temelleri Akaid, 79-81)

Hanefî fıkıh alimlerinden, İmam Ebû C’afer et-Tahâvî’nin (rahmetullahi aleyh) naklettiği “Akîde”de şöyle denmektedir:

“ALLAH (Celle celalühü), varlığı için birtakım sınır ve son noktalar bulunmasından, erkân, aza ve edevattan yüce ve beridir. Mahlukatı ihata eden altı yön O’nu ihata edemez.”

Hanefi mezhebinin en yaygın ve muteber fıkıh kitaplarından olan Fetava-i Hindiyye’de diyor ki:

“ALLAH (Celle celalühü) için, mekân iddia eden kimse kâfir olur. “ALLAH’ın (Celle celalühü) olmadığı, boş bir yer yoktur” diyen kimse, kâfir olur. “ALLAH (Celle celalühü), gökte.” diyen kimse… bu sözü ile, mekân kasdediyorsa; o zaman kâfir olur. Bu şahsın, bir niyyeti yoksa; âlimlerin ekserisine göre, kâfir olur. Esahh olan da budur. Fetva da buna göredir.

ALLAH (Celle celalühü), insaf için oturuyor.” diyen kimse, kâfir olur. ALLAH’ı (Celle celalühü), “yukarıda”, “aşağıda” diye vasıflandıran kimse, kâfir olur. Bahru’r-Râık’ta da böyledir. Bir kimse: “Benim, gökte ilâhım; yerde filanım var.” dese; kâfir olur.Fetâvâyi Kâdîhânda da böyledir. Bir kimse: “ALLAH (Celle celalühü), semâdan bakıyor.” veya “görüyor” yahut, “…arştan, bakıp görüyor.” demiş olsa; bu söz, çoğunluğa göre, küfürdür.”(Feteva-i Hindiyye 4/312-319.)

Molla Aliyyülkari (rahmetullahi aleyh) diyor ki:

“ALLAH’ın (Celle celalühü) cisim olduğunu, mekânı bulunduğunu, ALLAH (Celle celalühü) üzerine zaman geçtiğini söyleyen kimse de kâfirdir. Böyle bir kimse için iman hakikati sabit olmamıştır….

ALLAH (Celle celalühü) bir mekânda değildir. Yukarıda değildir, aşağıda değildir, başka cihetlerde değildir. ALLAH (Celle celalühü) üzerinden zaman geçmez.ALLAH (Celle celalühü) bir şeyin içine girmiş değildir, bir şeyin mahalli de değildir.” (Fıkh-ı Ekber Şerhi)

Gonderen Karasahin
Gonderilen Kategori Akaid
Tags:

Yorumlar (0)

Yorum Ekle