BİSMİHİ TEALA

İslâm’ın emirlerinin hikmetlerini anlayabilmek öncelikle hem maddi âlem hem de manevi âlemde tefekkür etmek gerekir. İmam-ı Zemahşeri (rahmetullahi aleyh) ‘’Nefisleri üzerinde düşünmediler mi? ALLAH gökleri ve yeri ve aralarında olan şeyleri sırf hak ile yaratmıştır.’’ (Rum /8) ayetini tefsir ederken:

‘’ALLAH (Celle celalühü) bunları sıhhatli bir garaz ve tam bir hikmet olmaksızın bâtıl ve abes olsun diye yaratmış değildir. Bunları sıkı bir biçimde hakka bağlı ve hikmetle ilgili olarak yaratmıştır. Yaratılan şeylerden kendilerine en yakın olan nefisleri ve ruhları üzerinde düşünmediler mi?’’ (Zemahşeri, Keşşaf, c:3,sh:469) demek suretiyle inceliğe dikkat çekmiştir.

İslâm’da tekvinde ki (yaratma) hikmetlerden kelam uleması, teşri’deki hikmetlerden de fıkıh ve usûl-ı fıkıh uleması bahsetmişlerdir. İslâm’ın emirlerini değerlendirme noktasın da bilinmesi gereken iki kavram bulunmaktadır. 1) ta’lil ve 2) teabbudi.

İslâm dininin emir ve hükümleri üç kısımdan müteşekkildir.

a) Sadece teabbud için olanlar: İbadetlerin birçoğu bu kısımdadır. Mesela kadın adet gördüğünde ne namaz kılabilir, ne de oruç tutabilir. Ancak temizlikten sonra orucunu kaza ediyor ama namazı kaza etmiyor. Meseleyi ibadetlerin meşakkati ve fazileti yönünden incelersek tersi olması gerekirdi. Zira namaz oruca nispetle daha faziletli ve daha kolaydır. Meseleyi akıl yönünden değerlendirirsek akıl namaz derken, din oruç demiştir neden? Veya kulun ALLAH’a (Celle celalühü) miracı olan namaz ve kulun ALLAH’a (Celle celalühü) en yakın olduğu secde ise, neden 5 vakitten daha fazla namaz kılmıyoruz ve neden iki kereden fazla secde etmiyoruz? Veya orucu neden Ramazan-ı şerif’te tutuyoruz da başka bir ayda neden tutmuyoruz? Misalleri çoğaltmak mümkün istediğimiz kadar akıl yoralım düşünelim bunların gerçek hikmet ve illetlerini bulamayız. ALLAH (Celle celalühü) kendisine halisane kul olmamız için bunların hikmet ve illetlerini gizlemiştir. Bunların hikmet ve illetlerini bulmak için akıl ve mantık yürütmek hem dine hem de akla zarardır.

İslâm dini akıl ve mantık dinidir diyerek bütün hükümleri akıl ve mantık terazisiyle tartmak, her şeyi bunların ölçüleriyle değerlendirmek dini hayata aklı ve mantığı hâkim kılmak hem dine zarar verir hem de akla bir şey kazandırmaz. İnsanlar ‘’neden namaz kılıyoruz?’’ sorusuna cevap ararlarken/ veya verirken ‘’cehennemden kurtulmak ve cennete girmek için’’ derler. Bu mantık bir bakıma doğru olmakla beraber yüksek seviyedeki ibadet cennet karşılığın da ibadet ve ubudiyette bulunmak değildir. Nitekim Rabiatu’l-Adeviye (kuddise sıruhu) bu manada şöyle demektedir:

‘’Miskinler! Cehennem korkusu ve cennet ümidi olmasaydı veya bu ikisi hiç yaratılmamış olsaydı rabbinize ibadet ve ubudiyette bulunmayacak mıydınız? O (Celle celalühü), size itaat edin, diye emrettiği için veya ibadet ALLAH’ın (Celle celalühü) hakkı olduğu için sırf kulluğun gereği olduğu için ona (Celle celalühü) ibadet etmeyecek miydiniz?’’

b) İlleti ve sebebi bilinenler: İbadet ve itikad dışında muamele, ceza ve medeni halleri ilgilendiren hususlar hep bu cümledendir. Katile, hırsıza, yol kesene (eşkıya), ırza tasallutta bulunana, ticarette hile yapana, ihtikâr ve karaborsacılık yapana ceza verilmesinin illeti, maksadı ve hikmeti açık olduğundan bu kısımdandır. Bunlarda belli maksatlar ve hikmetler gözetildiğinden, bu maksat ve hikmetler değiştiği zaman bunların hükümleri de değişir. Mesela bebek ve çocuklar hacr (kısıtlama) altındadırlar. Bunlar belli bir yaşa ve olgunluğa kadar malları üzerinde tasarrufta bulunamaz hukuk olarak kısıtlıdırlar. Bunun illet ve hikmeti gayet açıktır. Bunların hikmeti aklen ve bedenen kendilerine yeterli olmamalarıdır. Bunların aklen ve bedenen kendilerine yettikleri sabit olduğunda onların üzerinde ki hacr hâkim kararı ile kaldırılır. Nitekim fıkhi kaidelerden olan ‘’ Zamanın ve mekânın değişmesi ile hükümlerin değişmesi inkar olunamaz.’’ Ve ‘’Hükümler maksatlara göredir.’’ kaideleri bu gibi hükümler içindir.

c) İkisi arasında olanlar: İmam-ı Gazali (rahmetullahi aleyh): Şeriatta tahakküm ve teabbud mahiyetinde bir takım emir ve nehiylerin bulunduğunu bizde kabul ederiz. Bu bakımdan emirler üç kısımdır:

1) Esas itibariyle teabbudi olan hükümler,
2) Esas itibariyle ta’lili olan hükümler,
3) İkisi arasındaki hükümler. (Gazali, mustasfa, c:2,sh:67) buyurmaktadır.

Gonderen Karasahin
Gonderilen Kategori İslami bilgiler
Tags:

Yorumlar (0)

Yorum Ekle