BİSMİHİ TEALA
Kim kabrimi -veya beni dedi- ziyaret ederse onun için şefaatçi veya şâhid olurum. Kim ki haremden birinde vefat ederse, ALLAH (Celle celalühü) onu kıyamet günü güven içinde olanlar arasında (diriltip mahşere) gönderir.” (Ebu Davud)
İbni Hacer (rahmetullahi aleyh),şöyle demiştir:
Bu hadisler Peygamber’i (Sallallahu aleyhi ve sellem) hayatta veya vefatından sonra, erkek ve kadın mü’minlerin uzaktan ve yakından ziyaret için geleceklerini kuvvetlendirmektedir.Bu hususun faziletine ve ziyaret için yolculuk hazırlığı yapmaya delâlet etmektedir. Hattâ, ziyaret için yolculuk yapmak, kadınlar için de mendubdur.Bunda ittifak olunmuştur. Her hacı için, ziyarette bulunmak sünnettir.Sâlihlerin ve şehitlerin kabirleri de böyle hükümlendirilmelidir.
Ziyaret manevî yakınlık sebebi olunca, Medine-i Münevvere’ve yolculuk da yakınlık vesilesidir. Resûlüllah (Sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimizin, Baki’ ve Uhud’-da bulunan ashabın kabirlerini ziyaret ettiği, sahih bir haber olarak bilinmektedir.
Başkasının kabrini ziyaret için yolculuk yapmanın mesrûıiyeti sabit olunca, Peygamber’in (Sallallahu aleyhi ve sellem) kabrini ziyaret için yapılacak yolculuğun meşru olması, evleviyyetle caizdir.
Üzerinde ittifak olunan bir kaide vardır: “Yakınlığa vesile olan Bazı nasipsizlerin, kabr-i şerifi ziyareti veya oraya yolculuğu engellemeyi, tevhidi muhafaza olarak düşünmesi ve kabir ziyaretinin şirke sebep olacağını iddiaya kalkması, bâtıl olup, iddia sahibinin ahmaklığına delâlet eder.
Zira küfre götürecek hareket; kabirleri secdegâh edinmek, onların üzerinde ibadet etmek,bir takım suretler tasvir (edip oralara dikmek) tir.
Ziyaret, selâm verme (ve onlara) duâ etmek ise, bunun aksi olan bir iştir. Her akıllı, bunların ikisi arasındaki farkı bilir. Bunların tamamının yasak olduğunu söylemek, ALLAH’a (Celle celalühü) ve onun Resulüne (Sallallahu aleyhi ve sellem) karşı yalan isnâd etmek olur
Bu bahisde iki zarurî nokta.vardır:
Biri, Peyamber’e (Sallallahu aleyhi ve sellem) tazimin vacip olması ve onun derecesinin diğer insanların rütbesinden üstün bulunması; ikincisi ise, Rabbin (Celle celalühü); zâtı, sıfatları ve ef’âli yönünden, bütün mahlûkattan ayrı olduğuna itikad etmektir.Artık kim bu şeylerden birinde, yaratılmışlardan birinin, noksan sıfatlardan münezzeh bulunan ALLAH (Celle celalühü) ile ortaklığı olduğuna inanırsa, bu itikad şirk olur. Kim de Resûlüllah’ı (Sallallahu aleyhi ve sellem) bir cihetten kusurlu görürse, ya isyan etmiş veya küfre düşmüş olur.
Kim Resûlüllah (Sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimizin büyüklüğünü dile getirmekte mübalağalı sözler kullanır ve fakat söylediği,ALLAH’a (Celle celalühü) mahsus sıfatlara ulaşmaz ise, hakka isabet etmiş; hem rubûbiyet tarafını, hem de peygamberlik cihetini korumuş olur. Bu, ifrat ve tefriti bulunmayan bir hükümdür.
İbni Hacer (rahmetullahi aleyh), İbni Teymiyye’nin, ziyaretin meşru oluşunu inkâr etmekteki bid’atini dile getirmekte ve şöyle demektedir
“Âlimlerden bir topluluk, onun bozuk lâflarının peşine takılmış ve hüccet diye gösterdiği şeylere aldanmış ve sonunda onun çarpık görüşlerini, düşük fikirlerini ve çirkin vehimlerini açığa çıkarmışlardır.
İbni Hacer (rahmetullahi aleyh) demiştir ki:
İbni Teymiyye’nin beraberindekilerin ve peşindekilerin çirkin davranışlarını bilmek için iyi düşün. Zira ziyaretin yakınlık vesilesi olmasından, ziyaret için yolculuğun da yakınlık olması gerekir. Bunların arasındaki lüzum, gizli bir şey değildir. Ancak, körü körüne inatçılık yapan bunu anlamaktan uzaktır. Artık kim ziyaret için yapılan seferin yakınlık sebebi olmasında duraklama gösterir ve bunu inkâr ederse, efendimizi (Sallallahu aleyhi ve sellem) ziyaretin yakınlığa vesile olacağında da duraklaması ve inkâr etmesi lâzım gelir. Sen ziyaretin meşru olduğunu inkâr etmenin küfür olacağını bil ve bundan son derece çekin. Çünkü bu inkâr, büyük cürümdür.
Eğer, “Bu kadar ileri gitmek nasıl oluyor?Peygamber’in (Sallallahu aleyhi ve sellem) Üç mescidten başkası için yolculuk yapılmaz” buyrulan sahih hadisine temessük ile bu aşırılık nasıl bağdaşır? Bunun haricindeki bir ziyaret için yapılacak yolculuk, bu hükmün dışındadır. Böyle olunca da yasaklanmış olması gerekir” dersen, cevap:
“Hadisin manâsı senin tarafından anlaşılan değildir.Onun manâsı; tazim için ve içinde namaz kılmakla yakınlık kazanmak maksadı ile bu üç mescidten başkasına yolculuk yapılmaz, manâsındadır”.
İstisnanın, “Muttasıl” olabilmesi için, herbir ferd katında takdirin böyle olması zaruridir.
Zira, Arafat’da hac ibâdetini ifâ için yolculuk yapmak, icmâ ile vacibtir. Cihad ve küfür diyarından, şartları dâhilinde hicret etmek de vacip bulunmaktadır. İlim tahsil edecek olanlar için bu göç, sünnet veya vaciptir.
Ticaret için ve dünya ihtiyaçlarını elde etmek maksadı ile seyahat etmenin caiz olduğunda icmâ vakî olmuştur. Âhiret ihtiyaçları için, husûsiyle onların en kuvvetlilerinden bulunan, Efendimiz’in (Sallallahu aleyhi ve sellem) kabrini ziyaret maksadı ile yolculuk, evleviyetle caizdir.
İbni Hacer (rahmetullahi aleyh), daha sonra demiştir ki:
Eğer sen, “O, yani İbni Abdil-hâdi, Peygamber’in (Sallallahu aleyhi ve sellem) “Benim kabrimi bayram (yeri gibi) kılmayınız” hadisini delil getirmiş bulunmakta ve ziyaretin meşru olmamasında önceki hadis gibi zahir bulunmaktadır.Bundan dolayı, ehl-i beytden bir çoğu, bundan nehiyde bu hadise temessük etmiştir”, iddiasını ileri sürersen cevap olarak derim ki:
”Hadisin ifade ettiği manâ ziyaretin aslını nefyetmiş değil; oraya meşru olmayan bir şekilde gelmeyi yasaklamıştır.Bu Hz. Hasan’ın (radıyallahu anh) sözünün delâleti ile anlaşılmaktadır.
Hasanü’bnü Ali (radıyallahu anh) nehiyden sonra, “Mescide girdiğin zaman peygamber’e (Sallallahu aleyhi ve sellem) selâm ver (demiştir)”. Hz. Hasan’ın (radıyallahu anh) muradının, ziyareti kısa kesmek olma ihtimâli vardır. Zeynül-âbidin’den (radıyallahu anh), bunun benzeri izâhât nakl olunmuştur.
Cafer Sâdık (radıyallahu anh) Hazretleri’nin bizzat Peygamber (Sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimizi ziyaret ettiği ve ravzanın peşindeki direğin yanında durup sonra selâm verdiği, daha sonra da “Resûl-i Ekrem’in (Sallallahu aleyhi ve sellem) başı buradadır” dediği nakl olunmuştur.
Onların, yahut güven duyulan ve kendisine uyulan selef veya haleften birinin Resûlüllah’ı (Sallallahu aleyhi ve sellem) ziyareti engellemesi nasıl tasavvur olunabilir? Onlar, geri kalan müslümanlar gibi, diğer mevtaları ziyaret etmenin mendup olduğunda ittifak etmişlerdir.
Resûlüllâhın (Sallallahu aleyhi ve sellem) kabrini ziyaret ise, bundan daha üstün bir cevaz taşımaktadır.
Biz bu hadisin, İbn Teymiyye’nin fâsid anlayışına delâletini men ediyoruz.
Şayet murad olunan manâ bu olsaydı, efendimiz (Sallallahu aleyhi ve sellem) ”Benim kabrimi ziyaret etmeyiniz” buyururdu. O, böyle bir manâya veya başkasına ihtimali bulunan bir lâfzı ırâd etmemiştir.
Efendimizin (Sallallahu aleyhi ve sellem) kavl-i şerifi şöyledir: “Kabrimi bayram (yeri) yapmayın”
Hadisin manâsı, onun anladığı fâsid manâ olsaydı ve hatta “Kabrimi ziyaret etmeyin” şeklinde olsa idi, onun te’vili vacip olurdu. Çünkü Resûlüllah’ı (Sallallahu aleyhi ve sellem) ziyaret etmenin meşru oluşunda müslümanların icmâ-ı vardır.
“İcmâ” da kat’î delillerden sayılmaktadır. İcmâ, zanniyattan başka bir şeyle muâraza edemez.
Şayet muâraza olursa, o şey’in kat’î-ye muvafakat etmesi için tevili gerekir. Zira o, zannî bulunmaktadır. Böyle bir hadisin vârid olduğu farz edilse, o sarihin tevilinin vacip olacağı açığa çıkmış olur. Ziyaretten nehiy ihtimâli olan, nasıl tevil olunmaz?
Veya bundan murâd, ziyaret için hususi bir vakit tesbit edip de, ancak o vakitte ziyaret olunur, diye hükme varmayın.
Meselâ, bayram gibi bir gün seçip bundan başka bir zamanda ziyaret olamaz, demeyin. Nehye ihtimâl farz olunduğu zaman, bundan muradın, başka bir hâle mahsus olmasına haml olunur. Yani, “Kabir ziyaretinde ona karşı yönelmek ve kabrin yanında süslerini açığa koymak suretiyle orayı bayram yerine çevirmeyin,” demektir.
Oraya; ziyaret, selâm vermek ve düâ etmek için gelinir. Daha sonra dönülüp gidilir.
Benim takrir ve tahkik ettiğim, yazarak açıkladığımdan ortaya çıkmış olmaktadır ki, İbni Teymiyye görüşünde olan için, bu hadise yapışmaya imkân yoktur. Bu, aleyhine delil olmadığı gibi, ziyareti yasaklamada lehine bir delil de değildir. Zira nehiy, bir hâle mahsus olmakla kayıtlı ve sınırlıdır. Böyle olunca, o hâlin gayrinde yasaklanmış değildir. Ziyaretten nehyetme hususu uzaklaştırılınca, ziyaretin istenmesi sabit olur.
“Kabrimi bayram yeri gibi yapmayınız”. Yani, orada toplanma cıhetiyle bayram gibi yapmayın.
Yehûdiler ve Nasrâniler, Peygamberlerin kabirlerini ziyaret için toplanırlar, orada oyun ve çalgı ile meşgul olurlardı.
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi ve sellem) ümmetlerini bu gibi davranıştan veya kabrine saygı gösterirken korunması emrolunan sınırı aşmaktan yasaklamıştır.
Ümmet-i Muhammedden birçok kimsenin naklettiği gibi, ümmetin ittifakı vâki olmuştur ki, kabr-i şerifi ziyaret, yakınlık vesilesi olan şeylerin en üstünü ve çalışmaların zafere ulaştıranıdır.
ŞEYH YUSUF NEBHANİ ŞEVAHÜDİ’L HAK
Yorum Ekle