İBRAHİM

 Selamun Aleykum, Muhterem Hocam yaptığım araştırmalar neticesinde zirai ürünlerde zekatın, sulamanın elle yapılıp yapılmadığına göre masraflar düşmeden elde edilen toplam üründen 1/10 veya 1/20 olduğunu öğrendim. Günümüzde yapılan çiftçilikte sizinde malumunuz pek çok masraf yapılmaktadır (traktör masrafları, gübre, işçi çalıştırma vs..) ve bu masraflar düştükten sonraki ürün üzerinden zekatın verileceğini söyleyenler bulunmaktadır ve bunlar kafa karıştırmaktadır. Benim sizden çiftçilikle geçimini sağlayan bir insanın elde ettiği üründen hangi şartlarda ve ne kadar üründen zekat vermesi gerektiğidir. Allah’a emanet olun…..Saygılarımla…

BİSMİHİ TEÂLÂ

 We aleykümü’s-selam

 Toprak ürünlerinden alınan zekât’ın (öşür) farziyeti kitab ve sünnet ile sabittir. Nitekim ‘’ وَمِمَّا أَخْرَجْنَا لَكُم مِّنَ الأَرْضِ ‘’ (sizin için yerden çıkardıklarımızdan infak edin) (Bakara /267) ayeti kerimesinde ki emirin toprak ürünlerinden zekât alınmasına dair olduğu hususunda fukaha’nın görüş birliği bulunmaktadır. Ayrıca ‘’  وَآتُواْ حَقَّهُ يَوْمَ حَصَادِهِ ’’ ( hasat günü mahsullerin hakkını verin) ( En-am /141)  ayetinde ki ‘’hak’’ tan kasıtın zekât olduğu ifade edilmektedir. 

 Resulullah’ın (Sallallahu aleyhi ve sellem) ‘’ فِيمَا سَقَتِ السَّمَاءُ وَالْعُيُونُ أَوْ كَانَ عَثَرِيًّا الْعُشْرُ ، وَمَا سُقِىَ بِالنَّضْحِ نِصْفُ الْعُشْرِ ’’ ( Yağmur, kuyu suyu veya yer altı suları ile sulanan toprak mahsulünde öşür (1/10), taşıma su (kova veya havuz) ile sulanan mahsulde nısf öşr (1/20) vardır) (Buhari/ 55) hadis-i şerifinden toprak mahsullerinden hangi oranda zekât alınacağı bildirilmektedir. 

 Toprak mahsullerine zekât (öşür) farz olması için fıkıh kitablarının ifadesine göre 5 vesk ürün olması gerekir. Bu nisaba ulaşmayan ürünlere öşür yoktur. Nitekim resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem): ‘’ لَيْسَ فِيمَا أَقَلُّ مِنْ خَمْسَةِ أَوْسُقٍ صَدَقَةٌ ’’ Beş veskten az üründe zekât yoktur.’’ (Buhari, 55) buyurarak öşrün nisabını beyan etmiştir. Hanefi mezhebinin muteber saydığı rıtla, ‘’rıtl-ı bağdadi’’ denilmektedir.  Rıtıl, sa’ ve vesk’in dirhem ve gram olarak hesabı.

1) Dirhem-i örfü’ye (3,12 gr) göre

 Bir rıtl= 130 dirhem, bir dirhem-i örfi= 3,12 gr. Bir rıtıl= 130 x 3,12 = 405,6 gr

Bir sa’= 8 rıtıl x 130 dirhem= 1040 dirhem

Bir sa’= 1040 dirhem, x 3,12 = 3, 244 kgr

Bir vesk= 60 sa’x 1040 dirhem= 62400 dirhem

Bir vesk= 62400x 3,12= 194,688 kgr

Beş vesk= 5 x 194,688= 973,440

 Mezhebler arasında ki ihtilaflarla beraber toprak mahsullerin de zekâtın (öşür) farz olması için ve en ihtiyatlısı en az 610 kgr ürün olması gerekir. Bundan daha az üründe zekât (öşür) yoktur. Üç mezheb imamının ve imameyn’in (rahmetullahi aleyhim) görüşü bu şekildedir. İmam-ı Azam’a (rahmetullahi aleyh) göre ise toprak mahsullerin de nisab yoktur, az veya çok olsun, ister yağmur suyu ile isterse kuyu suyu ile sulansın En-am 141. ayetine göre çıkan ürünün hepsinden zekât (öşür) verilir.

 Hanefi mezhebinin mutekaddim fıkıh kitabları toprak mahsullerinin zekâtın da, (öşür) yapılan ekstra masrafların (işçi parası, su kirası, gübre v.s), zekât’tan (öşür) düşülemeyeceğini yazmaktadırlar. İbn-i Nüceym (rahmetullahi aleyh) bu konuda şöyle demektedir: ‘’ İşçi parası, hayvan (traktör) kirası, su taşıma ücreti, ekini korumak için bekçi ücreti ve bunun gibi masraflar zekâtta (öşür) hesab edilmez. Zira resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) zaten bu masrafları düşünerek farz olan miktara hükmetmiştir. Aynı masrafların tekrar düşülmesinin manası yoktur. Böylece öşüre ve nısfı öşüre şamil kılındı. Yerde yetişip çıkan her şeyin öşrünü (1/10) veya nısfı öşrünü (1/20) vermek bu mahsulü çıkaran herkes için vaciptir. Bazı insanların zannettiği gibi çiftçi ürünü çıkarmada karşılaştığı zorlukları (ekstra masrafları) öşür veya nısfı öşür’den düşürerek kalan üzerinden farz olan öşrü vermesi gerekmez. (Bahru’r-raik, c: 6 sh:49)

 İbn-i Abidin’de (rahmetullahi aleyh) yapılan masrafların düşülemeyeceğini ve illetini şöyle anlatmaktadır: ‘’ Yani masraf mukabilinde çıkan mahsule öşür vâcip değildir, denilemez, öşür, bütün mahsulde vâcibtir. Çünkü resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem), masrafın değişmesiyle vâcibin değişmesine hükmetmiştir. Masraflar düşülürse, vâcib bir olur ki, o da kalan kısımda daima öşürdür. Zira öşürün yarıya inmesi, ancak masrafından dolayıdır. Masraf çıkarıldıktan sonra, geriye kalan mahsulde masraf yoktur. Binaenaleyh onda daima öşür vâcib olur. Lâkin vâcib, birbirinden farklıdır. Bundan anlarız ki, şer’an, çıkan mahsulün, bir kısmının öşrünün alınmaması muteber sayılmamıştır. Bu kısımdan murad, aslen masrafa müsâvi olan miktardır. Meselenin tamamı fetih’tedir. ( Dürrül muhtar, c: 7 sh:167)

 Ancak günümüz âlimleri çiftçinin yaptığı ekstra masrafların (gübre, traktör kirası v.s) getirdiği ekonomik yükün çokluğundan dolayı yapılan masrafların öşürden düşülebileceğini söylemektedirler. ‘’ Öşür de yapılan masrafların çıkarılıp çıkarılmaması hususunda üç görüş bulunmaktadır. A) Yapılan bütün masraflar çıkarılır, B) Yapılan hiçbir masraf çıkarılmaz, C) Mahsulün 1/3 çıkartılarak, geri kalandan farz olan öşrün verilmesi orta yolu tutanlar. Günümüz âlimleri üçüncü görüş olan orta yolun tutulmasını benimsemişlerdir. Sonra ürün ister yağmur suyu ile isterse herhangi bir alet yardımıyla sulansın zekât hesabı tamamlanarak geri kalandan farz olan öşür verilir. İbn-i Arabi’nin (rahmetullahi aleyh) Tirmizi’nin şerhinde ‘’  إِذَا خَرَصْتُمْ فَجُذُّوا وَدَعُوا الثُّلُثَ فَإِنْ لَمْ تَدَعُوا أَوْ تَجُذُّوا الثُّلُثَ فَدَعُوا الرُّبْعَ’’ ((Ağaçlarda ki meyvelerin miktarını) takdir ettiğiniz zaman (olğunlaştıktan sonra onları) toplayın ve 1/3 bırakın. Eğer üçte birini bırakamazsanız veya (onu bırakmayı uygun) bulamazsanız, 1/4 bırakın.) (Tirmizi ve Ebu davud. Ebu Davud Tahmin eden (memur) üçte birini, işçilik için bırakır. Demiştir) hadisiyle amel ederek söylediği sözden anlaşılan budur. Dört mezhebin ve Müslümanların bugün üzerinde amel ettikleri budur.’’ (Vehbe Zuhayli, Fıkhu İslami ve edilletuhu, c: 3 sh:248. )

 Ziraat ürünlerine yapılan masrafların çıkarılmasına dair görüşler:

 Ziraat ürünlerine yapılan harcamalar iki nevi’dir.

 Birinci nevi: Ziraat ürünlerinin sulanması ve sulama için ihtiyaç duyulan işçi parası, hayvan (traktör) kirası, sutaşıma için kiralanan (hayvan, motor v.s gibi şeylerin) kirası ve bunlarla alakalı şeyler.

 İkinci nevi: Sulama haricinde satın alınan ürün, gübre, ekme ve hasat ile alakalı hususlar.

 Çiftçi, bütün bu harcamaları sahib olduğu maldan yapar. Bazen de aldığı borç maldan (paradan) yapar. Çiftçi borcu bazen sadece ekin (de kullanmak) için alır, bazen de hem ekin (de kullanmak) için hem de ailesi (ne harcamak) için alır. Çiftçi almış olduğu borcu (farz olan) zekât’ı vermeden önce mahsulden çıkarır (borcunu öder). Çiftçi almış olduğu borcu isterse sadece ürünü sulamak veya ürün için kullanmak amacıyla harcasın veya isterse hem ürün hem de ailesi için harcasın müsavidir. Bir şartla aldığı borç sabit olacak. Bazen de çiftçi herhangi bir ihtiyacı için borç alır…….

 Çiftçinin kendi malından yaptığı masraflara gelince, eğer yapılan masraf birinci nevi den yani ürünleri sulamayla alakalı olursa bu masrafları elde ettiği mahsulden çıkarmaz, bütün üründen zekâtını verir. Zira resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) ‘’  Yağmur, kuyu suyu veya yer altı suları ile sulanan toprak mahsulünde öşür (1/10), taşıma su (kova veya havuz) ile sulanan mahsulde nısf öşr (1/20) vardır‘‘ buyurmuştur. Zira resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) zaten bu masrafları düşürerek farz olan miktara hükmetmiştir. Şayet masraflar tekrar çıkarılırsa (verilecek zekâtta) farz (zekât) manası olmaz. Halbuki farz bir tanedir.

 Eski sulama araçları ile modern sulama araçları arasında ki yüksek maliyet giderleri arasında ki farka ittibar edilmez. Zira modern sulama araçlarında ki yüksek maliyet giderleri eski sulama araçlarına göre daha fazla ürün elde edilmesini sağlar. Ve çiftçi aralarında ki maliyet artışından dolayı zarara uğramaz. Bunun için aralarında ki gider farklılığına itibar edimez.

 Eğer çiftçinin kendi malından yaptığı masraflar, ikinci neviden yani sulama dışında ki (ürün, gübre v.s alımından doğan) neviden olursa o zaman bunları mahsulden çıkarır. O zaman üründe ki farz öşür (1/10) ile farz nisfi öşür (1/20) müsavi olmuş olur. Ve kabul edilen görüş ile masraf mutlak olarak çıkarılır diyen görüş arasında ittifak oluşur. İbn-i Arabi’nin (kuddise sırruhu) görüşü ile de ittifak edilmiş olur. Alet ve edevat çiftçinin kendi malı olduğu zaman, çiftçinin sulama dışında kullanmış olduğu alet ve edavatın giderleri de çıkarılır diyen görüşe şamil olmuş olur. Ve her mahsulden eşit ücret çıkarılır.  Bu da sulama hariçinde nakliye için ihtiyaç duyulan her şeyin  harçamalarına şamil olmuş olur.

(Mecelletü mecmau fıkhu islami, c: 13 sh: 681)

s.a

benin size sorum ” evlerinizi temizleyin” hadisi sahihmidir. Bu hadisin ravileri hakkında bilgi verebilirmisin. ve alimler bu hadisi nasıl izah etmişlerdir?

BİSMİHİ TEÂLÂ

 

إِنَّ الله طَيِّبٌ يُحِبُّ الطِّيبَ ، نَظِيفٌ يُحِبُّ النَّطَافَةَ ، كَرِيمٌ يُحِبُّ الْكَرَمَ ، جَوَّادٌ يُحِبُّ الْجُودَ ، فَنَظِّفُوا بُيُوتَكُمْ ، وَلاَ تَشَبَّهُوا بِالْيَهُودِ الَّتِي تَجْمَعُ الكبا فِي بيوتِهَا

 

‘‘ Muhakkak ALLAH ( Celle celalühü) güzeldir, güzeli sever. Temizdir, temiz olanı sever. Kerimdir, kerim olanı sever. Çok cömerttır, cömert olanı sever. Öyleyse evlerinizi ( evlerinizin avlusunu, önünü, çevresini) temiz tutun. Süprüntü ve pislikleri evlerinde toplayan yahudilere benzemeyin (onlara muhalefet edin).‘‘

 Bu hadis-i şerifi Burcelani ‘‘ Kerem ve cevad‘‘ın da, Tirmizi ‘‘ Sünen‘‘in de, Bezzar ve Ebi Ya’la ‘‘ Müsned‘‘lerin de, Dulabi ‘‘ Kına ve esma‘‘sın da, İbn-i Adiyy  ‘‘Kamil‘‘in de, Taberani ‘‘ Evsad‘‘ın da ve Vekii ‘‘ Zühd‘‘ ün de bazı lafız farklılıklarıyla rivayet etmişlerdir.

 Hadis-i şerif gerek metin, gerekse sened yönünden bir çok cerh (1) ve ta’dil’e (2) tabi olmuştur. Dolayısıyla hadis gerek sened, gerekse metin yönünden bir kısım muhaddisler tarafından ‘‘çok zayıf‘‘ olarak nitelenmesine rağmen rivayetlerin bir birini desteklemesi sonucunda bir kısım muhaddis tarafından hasen olarak kabul edilmiştir.

 Burcelani’nin Sad b. Ebi vakkas’tan (radıyallahu anh) rivayet ettiği sened’te bulunan Halid b. Ilyas hakkın da Buhari (rahmetullahi aleyh) ‘‘ rivayeti kabul edilmez‘‘ (3)  derken,  İbn-i Cevzi (rahmetullahi aleyh)‘‘ Nesei ve Ahmed b. Hanbel (rahmetullahi aleyhima) rivayeti alınmaz demişlerdir. İbn-i Hibban (rahmetullahi aleyh) ise ‘‘ Sıka ravilerden mevzu hadis rivayet etmekte, rivayeti ancak taaccub ile kabul edilip yazılabilir.‘‘ (4) demektedir. Aynı sened’te bulunan Muhacir b. Mismar hakkında da Buhari (rahmetullahi aleyh) ‘‘ Sad b. Ebi Vakkas’ın (radıyallahu anh) kölesidir ancak rivayeti kabul edilmez‘‘ (5) derken İbn-i Cevzi (rahmetullahi aleyh) ‘‘ Buhari ve Nesei o zayıftır derken, Yahya b. Muin (rahmetullahi aleyhim) onda beis yoktur.‘‘ (6) demiştir.  Tirmizi‘ de ‘‘ Bu hadis garib’tir‘‘ dedikten sonra, Halid b. İlyas ve Muhacir b. Mismar hakkında söylenenleri nakletmiştir. (7)

 Dulabinin yine sad b. Ebi Vakkas’tan (radıyallahu anh) rivayet ettiği hadisin senedin de bulunan Davud b. Raşid ve Harun b. Muhammed hakkın da ‘‘ ikisi de zayıftır‘‘ değerlendirmesini yaparken hafız Askalani (rahmetullahi aleyh) ‘‘ Davud b. Raşid‘‘ hakkında ‘‘ o leyyinu’l hadis tir.‘‘  (8) demektedir. Tehzibu’l Kemal‘ de İbn-i Hibban’ın (rahmetullahi aleyh) bu raviyi sıkalar arasında yazdığı kaydedilmektedir. C: 8 sh: 386  (9) (10)

 İbn-i Adiyy’in ‘‘ Kamil‘‘ de  Salim ve babasından (radıyallahu anhuma) rivayet ettiği hadisin senedin de bulunan Abdulaziz b. Ebi Ravvad hakkında bazıları ‘‘saduk olmakla beraber son zamanlarda çok hata yapması sebebiyle güvenilmez‘‘ (11) demektedirler.

 Taberani’nin ‘‘Mu’cemu’l evsat‘‘ ta Amir b. Sad ve babasından (radıyallahu anhuma) ‘‘ Evlerinizi temizleyin zira Yahudiler evlerini temizlemezler‘‘ hadisini rivayet ettikten sonra ‘‘ Bu hadis sadece  Zuhri, İbrahim b. Sad, Ebu Davud tayyalis ve Zeyd b. Âhzam kanalıyla gelmiştir.‘‘ demiştir. (12) Haysemi (rahmetullahi aleyh) bu hadisi naklettikten sonra ‘‘ Taberani’nin (rahmetullahi aleyh) şeyhi dışında bütün ricali sıka (sağlam)dır.‘‘ (13) demiştir.

 Hadisin farklı lafızlarla rivayetleri

 

1) إِنَّ اللَّهَ طَيِّبٌ يُحِبُّ الطِّيبَ ، نَظِيفٌ يُحِبُّ النَّظَافَةَ ، كَرِيمٌ يُحِبُّ الْكَرْمَ ، جَوَّادٌ يُحِبُّ الْجُودَ ، فَنَظِّفُوا أَفْنِيَتَكُمْ وَسَاحَاتِكُمْ وَلاَ تَشَبَّهُوا بِالْيَهُودِ ، يَجْمَعُونَ الأَكْبَاءَ فِي دُورِهِمْ

 

 

‘‘ Muhakkak ALLAH (Celle celalühü) güzeldir, güzeli sever. Temizdir, temiz olanı sever. Kerimdir, kerim olanı sever. Çok cömerttir, cömert olanı sever. Öyleyse evlerinizi ve evlerinizin sahasını (avlusunu, önünü, çevresini) temizleyin, yahudilere benzemeyin. Zira onlar süprüntülerini (pisliklerini) evlerinde toplarlar.‘‘ (14)

 

2)   إن الله طيب يحب الطيب نظيف يحب النظافة كريم يحب الكرم جواد يحب الجود فنظفوا أفناءكم وساحاتكم ولا تشبهوا باليهود تجمع الأكناف في دورها

 

‘‘Muhakkak ALLAH (Celle celalühü) güzeldir, güzeli sever. Temizdir, temiz olanı sever. Kerimdir, kerim olanı sever. Çok cömerttir, cömert olanı sever. Evlerinizi ve sahasını  temizlemek suretiyle pisliklerini evlerinde toplayan yahudilere benzemeyin.‘‘ (15)

 

3)                             طهروا افنيتكم فان اليهود لا تطهر افنيتها

 

 ‘‘ Evlerinizi temizleyin, zira yahudiler evlerini temizlemezler.‘‘ (16)

 

4)                                                 نظفوا أفنيتكم ، فإن اليهود أنتن الناس

 

‘‘ Evlerinizi temizleyin, zira yahudiler insanların en pis kokanlarıdır.‘‘ (17)

 Bu rivayetin sıhhat durumu muhaddisler tarafından zayıf olarak kabul edilmekle beraber diğer rivayetlerin bu rivayeti desteklemesinden dolayı hadis hasen hadis olarak değer kazanır.

 İslâm dini muhafaza edilmesi gereken beş hakkı bir vecibe olarak bildirmektedir. Bu beş haktan biride yaşama hakkıdır. Ve insanın sağlıklı yaşaması hem maddi hem de manevi pisliklerden temizlenmesi ile mümkündür.  Nitekim resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) ‘‘تنظفوا بكل ما استطعتم فإن الله بنى الإسلام على النظافة ولن يدخل الجنة إلا كل نظيف‘‘ (Gücünüz yettiği kadar her türlü pislikten temizlenin. Muhakkak ki ALLAH (Celle celalühü) İslâm dinini temizlik üzerine bina etmiştir. Ve Cennete ancak temiz olanlar girebilir.‘‘ (Camiul ehadis, 11005) buyurmak suretiyle  insanın hem bedensel, hem de yaşadığı yerin temiz olması gerektiğini  ifade etmiştir. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) ‘‘ evlerinizi temizleyin‘‘ buyumak suretiyle sadece evlerin içlerini temizlemenin yeterli gelmediğini, evlerin önlerini ve cevrelerini de temizlemek gerektiğini söylemektedir.

 İmam-ı Münavi (rahmetullahi aleyh) ‘‘ Evlerinizi temizleyin, zira yahudiler evlerini temizlemezler.‘‘ hadisini şerh ederken  Konevi’den (rahmetullahi aleyh) naklen ‘‘  Bu hadis çevremizin temizliğine önem verdiği gibi, insanın batınının temizliğine de önem vermesini işaret etmektedir. Zira batını temiz olmayan insanın kalbin de ne ilahi şuhudlar, ne de tevhidi hakikatler ortaya çıkmaz.‘‘ (18) demektedir.

 (1) Karıştırıcılık ve yalancılıkla suçlanan bir ravinin rivayetinin muhaddislerce red edilmesi

(2) Bir râvinin rivayetinin kabul edilebilmesi için vasıflandırmak

 (3) Buhari, Tarihu’s-sağır c:2 sh:130

 (4) İbn-i Cevzi, Ez-zuafa ve’l metrukin C:1 sh:245

 (5) Buhari, Tarihu’s-sağır c: 2 sh:264, ve Tarihu’l kebir c: 1 sh:328

 (6) İbn-i Cevzi, Ez-zuafa ve’l metrukin c:1 sh:54

 (7) Mubarekfuri, Tuhfetu’l ahvaz c: 8 sh: 68

 (8)  leyyinu’l hadis (hadiste gevşek) cerh’te en hafif cerh tabiridir. Bununla cerh edilen ravinin hadisine itibar edilir, rivayeti yazılır demektir. Dârekutni << rahmetullahi aleyh>> ‘‘bu şekilde cerh edilen ravi adaletten düşmez‘‘ demektedir.

 (9) Kaşif , c:1 sh: 379

(10) Harun b. Muhammed isimli ravi hakkında eldeki mevcud tabakat kitablarında her hangi bir malumat bulamadım

 (11) Abdulaziz b. Ebi Ravvad hakkında Mizan ve Tehzib’te bir malumat olmamakla beraber ‘‘ İkmalu’l kemal‘‘ de c: 1 sh: 129 Nesei’nin bu raviden hadis rivayet ettiği kaydı bulunmaktadır

 (12) Taberani, Mu’cemu’l evsat c: 4 sh: 231

 (13) Mecmau’z-zevaid, c:1 sh: 635 ‘‘ Haysemi (rahmetullahi aleyh) burada Taberani’nin (rahmetullahi aleyh) hangi şeyhini kastettiği söylememiş. Ancak c: 1 sh: 185’de Muntasır b. Temim Muntasır isimli şeyhinden söz etmektedir.

 (14) Müsned-i Bezzar, c:1 sh:199 hadis no: 1114

 (15) Müsnedi Ebi Ya’la, c: 2 sh: 121 hadis no: 791

 (16) Taberani, Mu’cemu’l evsat c: 4 sh: 231 hadis no: 4057, Kenzul Ummal, hadis no: 41498

 (17) Vekii Zühd, babu’t-tenzif 287 (Diğer hadis kitabların da bu ibare ile bir hadis bulamadım. Ancak Hem Sünen-i Tirmizi’de, hem de Müsnedi Ebi Ya’la da ‘‘نظفوا أفنيتكم‘‘ (Evlerinizi temizleyin) şeklinde rivayet bulunmaktadır. Rivayetin ikinci cümlesini ravilerden birisinin ilave etmiş olması mümkündür. O zaman ikinci cümle mürsel hadis olarak görülebilir.

 (18) Münavi, Feyzul kadir, c:4 sh: 358

 

BİSMİHİ TEALA

Müslüman’ın dünya’da yapması gereken en önemli görevleri arasında mümkün olduğu kadar insanı cehennem azabından kurtarmaktır. Müslüman dünyaya insanları cehenneme göndermek için gönderilmemiştir. İnsanları ahrette kurtulmalarına vesile olabilmenin en önemli işlerinden birisi de tebliğ vazifesini mümkün olduğu kadar çok yerde ve mümkün olduğu kadar çok insana ulaştırmaktır. Her müslüman kendi ilim ve bilgisi ile tebliğ vazifesini yapmakla mükelleftir.

Tebliğ vazifesi esnasında karşınızda ki kişinin kimliği fazla önem taşımamaktadır. Zira tebliğ esnasında karşınızda en iyi ama bunun yanın da dini emirlere uymayan arkadaşınız olabileceği gibi bir papaz dahi olabilir. Burada müslümana düşen görev mümkün olduğu kadarı ile her türlü konuda bilgi sahibi olmasıdır. Zira tebliğ vazifesinde muhatabınızı bilgisi ve durumuna göre hem dini hem de kevni bilgilerle tebliğ yapmanız kaçınılmaz olabilir.

Burada dikkate alınması gereken noktalardan birisi de müslümanın kimin ile arkadaşlık yaptığı noktasıdır. Zira gerek sosyal anlamda, gerekse dini anlamda arkadaşlık yapılan kişi büyük önem taşımaktadır. Nitekim resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem):

الرَّجُلُ عَلَى دِينِ خَلِيلِهِ فَلْيَنْظُرْ أَحَدُكُمْ مَنْ يُخَالِلُ

‘’kişi (adam) arkadaşının dini üzeredir. Öyleyse sizden biriniz kiminle arkadaşlık yaptığına baksın (dikkat etsin).’’ (Tirmizi, zühd,45) buyurarak arkadaşlığın önemine dikkat çekmektedir.

Hadisi şerifleri anlamanın iki yolu mevcuttur.
1) Hadis-i şerifleri ya lügat manası ile anlarız,
2) Ya da ıstılahi manası ile anlarız.

Her hadis-i şerifi sadece lügavi olarak anlamak mümkün olmadığı gibi, her hadisi ıstılahi olarak ta anlamamız güçtür. Dolayısıyla muhaddisler hadisleri izah ederlerken her iki yolu da göz önüne alarak izah ederler.

Söz konusu hadiste de durum farklı değildir. Burada ki ”din” ifadesinden kastedilen mana lügavi mana olup, ıstılahi mana olarak yorumlanamaz. Zira burada ”din”in ıstılahi manasını anlarsak o zaman her farklı görüş veya fikre göre dinin olması gerekirdi ki bunun mümkün olmaması açıktır.

O zaman söz konusu hadis ” kişi arkadaşının gittiği yol üzeredir.” manasındadır. Yani arkadaşın içkici ise ve sen ona tebliğ yapmayarak onunla, onun istediği gibi arkadaşlık yaparsan o meyhaneye gidiyorsa ve sen onu bundan engellemek için bir şey yapmıyorsan onun meyhaneye gitmesine örtülü destek oluyorsun, dolayısıyla onun gittiği yoldan gidiyorsun demektir.

Müslüman’ın burada muhatabını ikna etme (veya genel anlamı ile) hidayete erdirme gibi bir vazifesi olamaz. Zira müslüman tebliğ etmekle mükellef olup, hidayete erdirme sadece ALLAH’a (Celle celalühü) ait bir husustur. Müslüman tebliğ görevini yaptıktan sonra muhatabımız imana gelse de gelmese de müslümanın görevi nihayet bulmuştur.

Dolayısıyla müslüman muhatabı kim olursa, hangi durum da olursa olsun onunla ilişkiyi kesmekle, onu terk etmekle mükellef değildir. Zira muhatabımızı terk etmek, onula ilişkiyi kesmek onu iman düşmanlarının eline vererek cehenneme gitmesine vesile olmaktır.

Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) her konuda olduğu gibi gerek insanlara, gerekse arkadaşlarına emri bi’l ma’ruf yapmada da bize örnektir.Nitekim resulullah’ın (Sallallahu aleyhi ve sellem) tebliğ konusun da ki metodunu şu ayeti kerimeye göredir:

ادْعُ إِلِى سَبِيلِ رَبِّكَ بِالْحِكْمَةِ وَالْمَوْعِظَةِ الْحَسَنَةِ وَجَادِلْهُم بِالَّتِي هِيَ أَحْسَنُ

” Habibim Sen, Rabbinin yoluna hikmet ve güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel şekilde mücadele et (ki yaptığın tebliğ tesirini göstersin) (Nahl/125)

Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) bu ve buna benzer ayeti kerimeleri göz önüne alarak muhatablarını her zaman ilim ile tebliğ ederek irşad etmekte, ve gerekirse irşadını dini ve kevni delilleri ile takviye etmekteydi.

Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) muhatablarına her zaman samimi duygular ile karşılar, onlara daima şefkat ve merhamet ile yaklaşır, her daim tatlı dil ve güzel sözlerle nasihat ederdi. Onların zihinlerinde oluşan şüpheleri gidermek için laflarını sonuna kadar sabrederek dinler ve şüpheleri ikna edici cevaplarla zihinlerinden izale ederdi.

Muhatablarını asla küçümsemez, bilakis onlara itibar gösterir zihinlerinde ki şüpheyi izalede etmede tane tane ve açık bir şekilde mukabele ederdi. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) kendisine sorulan soruları küçümsemez, yerli, yersiz demez, mütebessim ve ciddi olarak dinler ve gerektiği gibi cevap verirdi. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) insanların kusurlarını daima görmezden gelerek, onların kusurlarını affederek bağışlardı.

Şimdi bunların arasın da hiç resulullah’ın (Sallallahu aleyhi ve sellem) hiddet, şiddet, kabalık, terk etme, önemsememe v.s gibi insanların nefretini çekecek güzel olmayan bir sıfat bulunmakta mıdır?

Eğer örnek aldığımız resulullah (Sallalalhu aleyhi ve selem) tebliğ amacıyla onlarca kere ebu cehil’in ayağına gitti ise, onu terk edip her ne hali varsa görsün demediyse, usup bıkmadan tebliğ etmeye devam ettiyse onu ümmeti nasıl olurda tebliğ de muhatablarını terk ederek onlardan uzaklaşmaya çalışır?