BİSMİHİ TEALA

Peygamber (Sallallahu aleyhi ve sellem) İslâm’dan önce cahiliyet nikâhlarına nikâh demiştir.

Şöyle bir itirazda bulunulamaz:

«Burada sü-ü edep vardır. Çünkü Peygamber’in (Sallallahu aleyhi ve sellem) annesiyle babasının kâfir olmalarını iktiza eder. Halbuki ALLAH (Celle celaluhu) onları dirilterek kendisine îman etmişlerdir.

Nitekim zayıf bir hadiste rivayet edilmiştir.»

Zira şöyle cevap veririz: Hadis Taberâni, Ebû Nuaym ve İbn-i Asâkir rivayetlerinin delâletiyle umumidir. O rivayetlerde “Ben nikâhtan meydana geldim. Adem’den (aleyhi’s-selam) annem babam beni doğuruncaya kadar zinadan meydana gelmiş değilim. Cahiliyet zinasından bana bir şey isabet etmiş değildir.” buyrulmuştur.

Annesiyle babasının öldükten sonra diriltilmeleri küfür zamanında nikâhın mevcut olmasına aykırı değildir.

İmam-ı Azam’ın (rahmetullahi aleyh) Fıkh-ı Ekber adlı kitabında. “Peygamber’in (Sallallahu aleyhi ve sellem) ebeveyni küfür üzere ölmüşlerdir.” demesine de aykırı değildir.

Müslim’in Sahih’indeki “Rabbimden annem için istiğfara izin istedim ama bana izin vermedi.” hadîs-i şerifine yine oradaki “Bir adam; Ya rasulallah! Babam nerededir? diye sordu. Cehennemdedir buyurdular. Adam dönüp gittikten sonra onu çağırdı ve; Muhakkak benim babam da senin baban da da Cehennemdedir. buyurdu.” hadisine de aykırı dedildir. Çünkü diriltme hâdisesinin bundan sonra vâki olması mümkündür. Zîra bu Vedâ Hacc’ında olmuştu.

Bir şeyi görüp de îman etmek fayda vermez. O halde öldükten sonra îman nasıl fayda verir? Bu ALLAH’ın (Celle celaluhu) Peygamberine bahşettiği hususiyetin başkasındadır.

Peygamber’in (Sallallahu aleyhi ve sellem) ebeveyni fetret zamanında öldükleri için cehennemden kurtulmuşlardır şeklindeki istidlâl Eş’arilerin kaidesine göredir.

Onlara göre bir kimse kendisine İslâm dâveti gelmeden ölürse cehennemden kurtulmuş olarak ölür.

Mâturîdîlere gelince: Onlarca bir kimse düşünecek kadar bir müddet geçmeden önce öIür de îman veva küfürden birine îtikat etmezse o kimse azap görmeyecektir.

Ama küfüre îtikat ederse; yahut müddet geçtikten sonra hiçbir şeye îtikat etmeden ölürse azap görecektir.

Evet. Mâturîdîlerden Buhârâ uleması Eş’arilere uymuş ve İmam-ı Azam’ın (rahmetullahi aleyh). “Yaradanını bilmemek hususunda hiçbir kimse için özür yoktur.” sözünü Peygamber gönderildikten sonraya yorumlamışlardır.

Muhakkık Kemâl b. Hümam (rahmetullahi aleyh) dahi Tahrîr nâmındaki eserinde bunu tercih etmiştir. Lâkin bu küfrü îtikat ederek ölmeyenler hakkındadır.

Nevevî ile Fahr-i Razî’nin (rahmetullahi aleyhima) açıkladıklarına göre; Peygamber gönderilmeden önce müşrik olarak ölen bir kimse cehennemliktir.

Mâlikîlerden bazıları ehl-i fetretin azap edileceğini bildiren sahih hadisleri bu mânâya yorumlamışlardır.

Ehl-i fetretin ne müşrik ne muvahhit olmayan ve bütün ömrü gaflet içinde geçen kısmı bunun hilâfınadır. Onlar hakkında ihtilâf edilmiştir. Onlardan kendi aklıyla hidâyeti bulan Kus b. Saide ve Zeyd b. Amr gibiler hilâfsız necat bulacaklardır.

Bu izaha göre ALLAH’ın (Celle celaluhu) lütf-u kereminden beklenilen Peygamber ( Sallallahu aleyhi ve sellem)’in ebeveynini bu iki kısımdan birine katmasıdır. Hattâ “Peygamber’in (Sallallahu aleyhi ve sellem) bütün ataları muvahhiddirler.” denilmiştir.

Hülâsa bazı muhakkıkların dediği gibi bu meseleyi son derece edep ve terbiye ile zikretmek gerekir. Bu bilinmemesi zarar veren meselelerden yahut kabirde veya kıyametin durak yerlerinde sorulacak meselelerden değildir.

Bu mesele hakkında hayırdan başka bir şey söylememek hususunda dilimizi korumak en güzel ve sâlim yoldur.

Bu mesele hakkında mürted bâbında “Tevbe-i ye’s makbuldür îman-ı ye’s makbul değildir.” denilen yerde daha ziyade söz edilecektir.

İBN-İ ABİDİN

Son söz olarak Abdülhayy el-Leknevî merhumun “Bu meselede en sağlam yol tevakkuf etmek ve Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve sellem)’in ruhunu incitecek tavırlardan kesinlikle sakınmaktır” şeklindeki tavsiyesini hatırlatmak yerinde olacaktır.

es-Sehâvî de el-Ecvibetu’l-Mardıyye’sinde bu mesele hakkındaki bir soruya verdiği 15 sayfalık detaylı cevabın sonunda  aynı noktaya parmak basar.

Zira Hz. Peygamber’in (Sallallahu aleyhi ve sellem) ebeveyninin ateşte olduğunu ifade eden rivayetler neticede birer “haber-i vahid”dir ve ancak “zan” ifade ederler. Dolayısıyla zannî bir delilden hareket ederek Hz. Peygamber’i ( Sallallahu aleyhi ve sellem) incitecek tutum ve sözlerden uzak durmak gerekir.

Gonderen Karasahin
Gonderilen Kategori Fıkıh
Tags:

Yorumlar (0)

Yorum Ekle