BİSMİHİ TEALA
Günümüz Müslümanlarının aldandıkları veya aldatıldıkları noktaların başında gelen musibetlerden birisi de kendilerini âlimler üstün gören ‘’Bir cemaate uymaya, bir mezheb âlimine uymaya ne gerek var? Elimiz de Kur’an var, Kur’an bize yeter’’ diyen kişilerin sözlerini hakikat zannetmeleridir. Bu sözleri söyleyen insanların amaç ve gayeleri, insanları tek tip robot gibi görerek, dinin uygulayıcısı olan başta peygamber (Sallallahu aleyhi ve selem) olmak üzere ilim ehlini pasativize ederek insanları mezhebsizlik denen belaya duçar etmekten başka bir şey değildir.
Osmanlı döneminin ehlisünnet âlimlerinden birisi olan Muhammed zâhid el- Kevseri (rahmetullahi aleyh) ‘’ Mâkâlat’’ isimli eserinde ki makalelerden birisinin başlığını ‘’ Mezhebsizlik, dinsizliğin köprüsüdür’’ koymak suretiyle bu tehlikeyi o zamandan görerek uyarmıştır. Dikkat edilirse Zâhid el- Kevseri (rahmetullahi aleyh) mezhebsizliği direk dinsizlik olarak vasıflandırmamış onun bir köprü olduğunun, dolayısıyla mezheb kabul etmeyen insanın eninde sonunda bu türlü bir akıbete düşeceğini söylemek istemiştir. Zira mezheb içerisinde kuralların olduğu bir sistem, mezhebsizlik ise başıboşluk, kuralsızlık demektir.
Aslında buna benzer sözler zamanımızda başlamış değildir. Bu iddiaların ne zaman, nasıl ve kimin tarafından başlatıldığı pek bilinmiyor. Ama İbn-i Kuteybe’nin (rahmetullahi aleyh) Te’vîlü muhtelifi’l-hadîs, Te’vîlü müşkili’l-Kur’ân, el-İhtilâf fi’l-lafz, Delâ’ilü’z-nübüvve (A’lâmü’z-nübüvve) isimli eserlerinde bu görüşte olanlara karşı çıktığı bilinmektedir. İnsanları aldatmaya yönelik bu tür sözler kimin tarafından gelirse gelsin batıldır saçmadır.
Bu tür iddiaları ortaya atanlar ‘’ Biz kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmadık’’ ( En’am /38) ayeti kerimesine ve ‘’ Biz kur’an’ı her şeyin bir açıklaması olarak indirdik’’ (Nahl / 89) ayeti kerimelerine dayanarak Kur’an’ın tek kaynak ve yeterli olduğunu ifade etmektedirler. Peki, bu ayeti kerimelerden onların kastettiği manayı çıkarmak veya anlamak mümkün müdür?
ALLAH (Celle celalühü) insanlar için gerekli olan her şeyin temel ilkesini beyan etmiştir. Ancak bu ilkelerin kıyamete kadar sürecek bir süreçte hatta bu süre zarfında insanların ihtiyaçlarını karşılamada temel ilkeleri açıklayacak insanlara gereksinim duyulması kaçınılmazdır. Bunun aksi bir düşünce ve davranış dinin hükümlerini dondurmak demektir. Bu tür bir mantıkta Kur’an’ın ruhuna muhaliftir. Dolayısıyla bizim anlayamadığımız nassları bize açıklayacak başta peygamber’e (Sallallahu aleyhi ve selem) ve onun varisleri olan âlimlere olan ihtiyacımız kıyamete kadar devem edecektir. Aksi bir düşünce ve davranış peygamber’in (Salllahu aleyhi ve selem) sünnetini, dolayısıyla peygamber’i (Sallallahu aleyhi ve selem) kabul etmemektir. Bunu iddia edenler ya İslâm düşmanıdırlar veya başka bir niyetleri var demektir ki, her ikisi de ret olunmuşlardır. Unutulmamalıdır ki sünnet islâm’ın ikinci kaynağıdır.
Ehl-i sünnet âlimlerinin güvenilir olmaları onların, ilmi elde etmeleri, yorumlama ve aktarmaları kendi içlerinde olan bütünlükten dolayıdır. Zira âlimler, ilimlerini müteselsil olarak resûlullah’a (Sallallahu aleyhi ve selem) kadar dayanan sağlam bir silsileden almaktadırlar. İlmi sadece okudukları üç-beş kitabtan zannederek kendilerini Kaf dağında zanneden, ama aslında ilimden nasipsiz olan, ‘’benim ilmim, benim fikrim, benim aklım’’ diyerek İslâm âlimlerine uymayı bir zillet olarak görenin içerisinde bulunduğu gaflet çukurunda debelenmeleri onların güvenilmez olduklarının açık bir belirtisidir. Zira 1430 yıllık İslâm geleneğinde hiçbir İslâm âlimi zıt fikir ve düşüncede olsa dahi başka bir âlimi reddetmez, arı fikir ve düşüncede olsalar bile birbirlerine karşı daima saygı çerçevesi içerisinde bulunmuşlardır.
Hz. Ömer’den (radıyallahu anh) rivayet edilen bir hadis-i şerif’te peygamber (Sallallahu aleyhi ve selem) şöyle buyurmaktadır: ‘’ Öyle bir zaman gelir ki İslam galip olur, hatta tacirler korkmadan deniz aşırı ticaret yaparlar ve süvariler ALLAH (Celle celalühü) yolunda savaşırlar. Sonra bir topluluk (kavim) çıkar Kur’an okurlar ve söyle derler: (Kim, bizden daha iyi âlimdir? Kim, bizden daha iyi Kur’an okur? Kim, bizden daha iyi fıkıh bilgisine sahiptir?) İşte bunlar içinizden bu ümmettendirler ve onlar cehennem yakıtıdırlar.’’ ( Taberani, Bezzar)
Kur’an’ın tek başına yeterli olabilmesi için onun bütün incelik ve ayrıntılarının bilinmesi gerekir. Buda peygamber’e (Sallallahu aleyhi ve selem) bırakılmış bir haslettir. Bundan dolayıdır ki sünnete olan ihtiyacımız inkâr edilemez bir hususiyettir. Tabiun uleması’ndan Mekhul (rahmetullahi aleyh) şöyle demektedir: ‘’ Kur’an’ın sünnete olan ihtiyacı (insanların anlaması için), Sünnet’in Kur’an’a olan ihtiyacından daha fazladır.’’ Bununla beraber sünnet hiçbir zaman ALLAH’ın (Celle celalühü) kitabının yerini tutamaz. Zira Kur’an vahiydir, ALLAH (Celle celalühü) kelamı, sünnet ise beşer kelamıdır.
‘’Ey insanlar! Size iki şey bırakıyorum. Onlara sımsıkı sarılırsanız, hiçbir zaman delalete düşmezsiniz. Onlar; ALLAH’ın (Celle celalühü) kitabı ve resulünün sünnetidir.’’ (Tirmizi)
Assalamualeykum!
Rehimli ve Baghishlayan ALLAHIN adi ile!
BAKARA 2. O kitap (Kur’an); onda asla şüphe yoktur. O, müttakîler (sakınanlar ve arınmak isteyenler) için bir yol göstericidir.
BAKARA 3. Onlar gayba inanırlar, namaz kılarlar, kendilerine verdiğimiz mallardan Allah yolunda harcarlar.
BAKARA 4. Yine onlar, sana indirilene ve senden önce indirilene iman ederler; ahiret gününe de kesinkes inanırlar.
BAKARA 5. İşte onlar, Rablerinden gelen bir hidayet üzeredirler ve kurtuluşa erenler de ancak onlardır.
Hormetli Kardeslerim nasil olur da Kurani Kerim Bunlari deyir. Ve deyir ki, Bunlara inananlar kurtulusa erenlerdir. Amma sizin iddiyalariniza gore ve bir iki alimden getirdiginiz sitatlara gore hadislere inanmayan yalniz kurani kerimle haraket edenler Batil ve sapiqdir. ALLAH her seyi bilendir ve gorendir.
Nasil olur da Kurani Kerimde apacik gelen ayeni, kimligini bele yakindan tanimadiginiz bir alimin sozu ile inkar edirsiniz.?
Nasil olur, Peygamber efendimizin zamaninda mezhebmi var idi ki, indi de mezhebsizligi basibosluk hesab edirsiniz?
1. bu hadisler deyilmi islami mezheplere bolen, islami ayiran?
2. Buharinin omru 600 minlik hadisi arastirmak ucun nasil yetdi?
3. Bu deyilmi sehihi Buhari dediyimiz alimin arastiraraq yazdigi hadis? -Mominler tanisin deye ayagini onlara gosterecek?Ve ya Allah guler,teecublener.Allahin iki eli,iki ayagi ve bes barmagi vardir,birinci barmagina goyleri,ikinci barmagina yerleri ve ucuncu barmagina agaclari,dorduncu barmagina su ile torpagi ve besinci barmagina ise diger varliqlari qoymusdur..Sehihi Buxari ,c6s157-158 ve c9 s.181
Allahin icinde yasadigi evi var ve Hz.Muhammed(s.a.v) onun evine girmek ucun 3 defe icaze alir.
Sehihi Buxari ,c9,s 161;Sehih-i Muslim,c1,s181,h.322
Buharinin hakkina girmem. Ola bilsin ki, kim ise Buharinin hayatini yazdiginda bele kufurlere yol vermish(En dogrsunu ALLAH bilir). Cunki 600.000 hadisin icinden 7000den cok hadisi arashtirarak yazmaya ve onun Kurana istinadi olub olmadigini arashdirmaya insan hayati yetmez. Bu sebepden de Kurana muhalif hadisleri bulunmaktadir. Lutfen bunu kabullanalim.
Ama Rabbim buyurmusdur-
ŞÛRA 11. O, gökleri ve yeri yoktan yaratandır. Size kendinizden eşler, hayvanlardan da (kendilerine) eşler yaratmıştır. Bu suretle çoğalmanızı sağlamıştır. O’nun benzeri hiçbir şey yoktur. O işitendir, görendir.
Hatta
RAbbim Kuranin Kiyamete kadar kendi tarafindan muhafaza edilecegini bildirmis. Hani Hadislerin de Kiyamete kadar korunacagi hakkinda bir bilgi varmi? ve ya Kurani Kerimden baska bir seye inanmak hakkinda bir bilgi varmi? Lutfen hadislerden deyil de, Kurani Kerimden Ayet getirin. Cunki insanlarimizin kadimlerden buyana hep mif ve nagillara inanan bir toplum oldugunu anlayip da hadiseri siyasilesdirenler mutlaka olmusdur. Hep nagillara inandirmislar insanlarimizi.
Shimdi derinden dusunelim! Insanlari hep parcalayan hadisler`mi yoksa Insanlari hep birlikde tutan Kurani kerim`mi?
Kardesler meni dogru anlayin. Men Peygamberin dediklerine deyil, insanlari hep parcalamakda olan hadislere karsiyam. yadinizdan cikarmayin ki, insanlarin bazilari hadisleri mantiklarina gore, bazilari eqide ve mezhebe gore, bezileri ise kalblarina gore kabul ediyorlar. Bu sebepden insanlar parcalanmaktadirlar. Amma Kurani Kerim soyle deyil. Kurani Kerim muslimanlarin kimliyinden ve mantikindan asili olmayarak hep hamisini bir arada tutmaktadir. cunki Hepimizin var olan ve yalniz olan bir kitabidir.
Hakkinizi Halal edin.
[17/36] İSRA 36. Hakkında bilgin bulunmayan şeyin ardına düşme. Çünkü kulak, göz ve gönül, bunların hepsi ondan sorumludur.
Rabbim Asagidaki ayede buyurmusdur: Bildiginiz kadar o dovr cahiliyyet dovru oldugundan insanlarin suurlari o kadar iyi degildir. Bu sebepden hepisinin anlamasi icin apacik ayeler lazim idi ki, Rabbim de bunu Peygamber efendimiz vasitasila bildirmishtir.
Apacik Nuru nasil olur da anlamaya zorlaniyoruz?
Hep birlikde dusunelim.
[4/174] NİSA 174. Ey insanlar! Şüphesiz size Rabbinizden kesin bir delil geldi ve size apaçık bir nur indirdik.
[3/105] ALİ İMRAN 105. Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra parçalanıp ayrılığa düşenler gibi olmayın. İşte bunlar için büyük bir azap vardır.
Vallahi Billahi ve TAllahi ki, bunlari bura yazdigimda ne kururumu kullanmadim ne de muhalif olsun deye yazmadim. Yalniz dusunub hep aydinlashdirmak icin yazdim.
Allaha Emanet olun.
Saygilarimla,
BİSMİHİ TEALA
We aleykümü’s-selam
Muhterem kardeşim uzun yazınızı üzülerek okudum. Zira takdir edersiniz ki bir müslümanın görevi nass’ları (ayet ve hadisleri) birbiri ile çarpıştırmak olamaz. Zira gerek kur’an-ı kerim gerekse sünnet (hadis-i şerifler) bize islâmı anlatan iki kaynaktır. Ve kaynaklar arasında birbiri ile tearuz eden nass’ları anlamak hususunda kusuru kaynaklarda aramak en hafif tabiri ile havanda su dövmekten farksızdır. Zira tearuz eden nass’ların anlaşılmasın da (eğer varsa) kusur tamamen bizim nass‘ları anlayışımızdan kaynaklanan kusurdur. Dolayısıyla yazınızda savunduğunuz fikirler sizin anlayışınızdan kaynaklanan hususlardır. Ve başka insanların sizin düşündüğünüz gibi düşünmesini istemek islâmın fikir özgürlüğü ilkesine taban tabana zıttır. Bununla beraber sizin anlayışınıza karşılık bu fakirin anlayışını ana hatları ile beyan etmek bir görev olmuştur.
1) Kur’an-ı kerim islâmı öğrenmede ana kaynaktır. Bununla beraber kur’an-ı kerim gerek zamanın, gerekse insanların ihtiyaçlarının değişmesinden ötürü her mesele de çözüm ürete bilecek bir durumda olamaz. Bize sadece Kur’an yeter demek kur’an-ı tamamen pasifize etmekten, zamanın değişmesi ile beraber insanların ihtiyaçları ve içerisin de bulundukları meselelerin farklılaşması karşısında kur’an çözüm üretemez konumuna düşürmekten farksızdır. Zira zamanın değişmesi ile beraber insanların karşılaştıkları meseleler de farklılaşmış ve kur’an ve sünnette bulunmayan meselerin halli konusunda içtihada gereksinim duyulmuştur.
Bununla beraber resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) zamanında da kuran-ı kerim de bulunmayan meselelerin halli konusun da sahabe-i kiram (radıyallahu anhum ecmain) resulullah‘a (Sallallahu aleyhi ve sellem) giderek onun fikrine başvurmuşlar ve meselelerini halletmişlerdir. Mesela kadının hayz döneminde oruç tutması, kasten ramazan orucunu bozmanın cezası meselesi, dedenin mirasta ki payı hususunda detaylı bilgi bulunmamış ve sahabe-i kiram (radıyallahu anhum ecmain) resulullah’a (Sallallahu aleyhi ve sellem) gelerek bunlar hususunda ki hükümleri ondan öğrenmişlerdir.
Zira dini bir mesele de resulullah’ın (Sallallahu aleyhi ve sellem) hükmüne uymak bize kur’anın emridir. Nitekim bu konuda ki ayeti kerime de ‘‘ و ما كان لمؤمن و لا مؤمنة اذا قضى الله و رسوله امرا ان يكون لهم الخيرة من امرهم و من يعص الله و رسوله فقد ضل ضلالا مبينا ‘‘ ( Bununla beraber ALLAH ve resulü bir işe hükmettiği zaman, gerek mü’min bir erkek ve gerekse mü’min bir kadın için, o işlerinde başka bir tercih hakkı yoktur. Her kim ALLAH ve resulüne asi olursa apaçık bir sapıklık etmiş olur.) (Ahzab/36) buyrulmaktadır. (ayrıca, Nisa, 80/ Ahzab, 21/ Haşr, 7/ Tevbe,29/ Nisa,14 v.s ayetlerine bakılabilir)
Kaldı ki kur’an-ı kerim ‘‘ و ما ينطق عن الهوى ان هو الا وحى يوحى ‘‘ O (peygamber) nefsinden konuşmaz. O’nun konuştuğu vahiyden başka bir şey değildir.‘‘ (Necm, 3-4) buyurmak suretiyle resulullah’ın (Sallallahu aleyhi ve sellem) dini hükümlerde kendi görüşüne göre konuşmadığını açıkca ifade etmektedir.
Bu ve buna benzer diger nass’lar sünnetin kur’an’ın açıklayıcı bölümü olduğuna delalet etmektedir. Zira resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) kur’an da olmayan hususları bizzat, resulullah’tan (Sallallahu aleyhi ve sellem) sonra ki dönemlerde ulema kur’an da bulamadıkları hususları sünnette, sünnette bulamadıkları hususları sahabe’nin icmalarından yola çıkarak ve ictihad ederek bildirmişlerdir. Kısaca izah etmeye çalıştığımız bu ve bunun gibi nass‘lar resulullah‘ın (Sallallahu aleyhi ve sellem) kur’an’ı ve islâmı gerek hadisleri ile gerekse yaşantısı ile bizlere açıklamakta, ve islâmı anlamamız konusunda sadece kur’anın yeterli olmadığını belirtmektedirler.
2) Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) dönemin de mezheb yoktu, sözü artık güncelliğini tamamen yitirmiş ve çocukların dahi güldükleri basit bir iddiadır. Zira o dönemde dini bir müşkili olan kişiler resulullah’a (Sallallahu aleyhi ve sellem) gelerek meselelerini ona anlatıyorlar, resulullah’ta (Sallallahu aleyhi ve sellem) o konuda hükmünü veriyordu. Eğer arz edilen mesele yeni ve hakkında herhangi bir ayet nazil olmamış bir mesele ise, ALLAH’ın (Celle celalühü) bir hüküm bildirmesi ile resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) bunu izah ediyordu.
Resulullah’ın (Sallallahu aleyhi ve sellem) irtihali ile beraber vahiy ve peygamberlik dönemi bitmiş, yeni çıkan meseleler hakkında vahyin gelmesi imkansızlaşmıştı. Resulullah’tan (Sallallahu aleyhi ve sellem) sonra veya günümüzde de bir çok yeni meseleler ortaya çıkmış ve kıyamete kadar da çıkmaya devam edecektir. Bu meseleler hakkında islâmın bir hükmünün olmamasını düşünmek ve iddia etmek islâmın eksik olduğunu söylemekten başka bir şey değildir. Böyle bir iddia kur’ana zıt olan bir şeydir. Zira ‘‘الْيَوْمَ أَكْمَلْتُ لَكُمْ دِينَكُمْ‘‘ ( Bu gün dininizi ikmal ettim) (Maide,4) ayeti kerimesiyle dinde hiç bir şeyin noksan bırakılmadığı kesin olarak belirtilmektedir.
3) Sahihi Buhari ve Müslim hakkında ki iddialarınıza karşılık Buhari’nin kendi önsözünde ifade ettiği ‘‘ Ben kitabıma aldığım her hadis hakkında istihare yaparak aldım‘‘ sözünü yeterli bir cevap olarak görüyorum. Bizim inancımız bu şekildedir. Siz buna ister inanırsınız, isterseniz inanmazsınız. Bu tamamen sizinle alakalı bir husustur.
Her iki hadis kitabı ehl-i sünnet uleması tarafından kur’an’dan sonra en güvenilir kaynaklar arasında kabul edilmiştir. Buna inanmak veya inanmamakta sizinle alakalıdır.
Her ikisinde yer alan müteşabih hadisler hususunda size Al-i İmran suresi 7. ayeti kerimesini iyi tefekkür etmenizi tavsiye ederim. Zira kur’an-ı kerim’de de müteşabih ayet-i kerimeler bulunmakta ve bunların te’villeri hususunda ulema gerekli izahatı yapmışlardır.
Yorum Ekle