Mücahit

Ben kırtasiye dükkanım da cep telefonları için yükleme yapmaktayım. Bundan önce kartların satışı sırasın da müşteriye kart verip karşılığın da ücret alıyordum. Ara sıra tanıdıklara veresiye de yapmaktaydım. Ancak şirketlerin kart satmaktan vazgeçip direk yükleme yaptırmaların dan sonra bir arkadaşım bu şekilde ki alış verişin doğru olmadığını söyleyerek içime kuşku düşürdü.

Bu şekilde cep telefonlarına yükleme ve veresiye  yapmak nedir?

BİSMİHİ TEALA

Söz konusu muamele İslâm fıkhın da sarf olarak adlandırılır. Sarf lüğatta fazlalık manasına gelir. Bu muameleye sarf denilmesinden maksat, bu muamele ile biaynihi menfaatleşme kastedilmez, ancak fazlalıklar kastedilir.

Sarf ıstılahatta şer’an semeni semen ile satmak demektir. Yani semeniyet (bedel) için yaratılmış olan Altın ve gümüşü, ister aynı cinsleri ile ister farklı cinsler ile alışverişi konu etmektir.

Feteva-ı Hindiyye’de: “Semen cinsinden olan (altın, gümüş gibi) bir nakdi, diğer bir nakidle alıp satmaktır. Fethû’l Kadir’de de böyledir. Bu işleme “para bozmak” da denir. Bu işlerle meşgul olanlara “Sarraf” denilir. (Feteva-i hindiyye, c:2 sh: 23)

Sahabe-i kiram zamanın da Zeyd b. Erkam ve Ber’a b. Azib‘in (radıy u anhuma) sarraflık yaptıkları bilinmektedir. Parayı para ile değiştiren kişiler bulundukları meclisten ayrılmadan alış verişi bitirmeleri gerekir.

Alimler Altını altınla veya gümüşü gümüş ile satma işine Müratala, altını gümüş veya gümüşü altın ile satmaya sarf ismini vermekmektedirler.

Parayı para ile satmada riayet edilmesi mgereken şartlar bulunmaktadır. Eğer bu şartlar yerine getirilmezse akit yerine gelmiş olmaz. Bu şartlar kısaca şu şekildedir.

1) Sarf‘ın sahih olması için, taraflar birbirlerinden ayrılmadan nakdi birbirlerine vermeleri şarttır.

2) Sarf akdinde; tarafların birbirlerinden ayrılmadan ‚‘ şu kadar altını, şu kadar paraya satın aldım. Ama üç gün muhayyerlik hakkım var‘‘ diyerek muhayyerlik hakkı kullanamazlar.

3) Sarf akdin de bedelde te’cil (erteleme) yapılamaz. Yani ‚‘20 gr altın (veya altın bilezik) bana ver, yarısını şimdi, diğer yarısını yarın vereyim‘‘ şeklinde ki ifadeler sarfı bozar.

4) Altını altın veya gümüşü gümüş ile satıldığı zaman aralarında cins birliği olmasından dolayı vezinleri ( tartı bakımından) aynı olması şarttır, zira fazlalık faizdir. Ama altını gümüş ile satıldığın da cins birliği olmadığından müsavi olmaları aranmaz.

Bu bilgiler ışığın da köntör alımı esnasın da ki, bu artık bir yönü ile paranın para ile satılmasına benzer. Zira her  ne kadar da bayii bu esnada para satmıyorsa da telefona yüklenen şeyi sanal para olarak görebiliriz. Bu bir yönü ile kredi kartı ile muamele yapmaya benzemektedir.  Zira kredi kartın da da satıcıya burada ki gibi sanal para transferi yapılmakta.   

Kaldı ki telefon şirketleri de yüklenen şeyi para olarak görmekte ve muamelelerin de daha önce ”şu kadar kontör kaldı”  derlerken, şimdi ” şu kadar liranız kaldı” demeleride bu yüklemeyi para olarak değerlendirmelerinin bir ölcüsü olarak kabul edilebilir.

 Dolayısıyla bu alış veriş gerek telefon şirketleri, gerekse insanlar arasında para yüklemek olarak algılandığı ve kabul edildiği için, kredi kartı veya parasını yarın veririm gibi ifadelerle kontör alınması veya yüklenmesi caiz değildir.

BİSMİHİ TEALA

Zekat lügatta temizlik ve artış manalarına gelmektedir.Istılahi olarak ise,Nisab miktarı mala sahib olan kişinin menfaatlenmenin her türlüsünü keserek ALLAH (Celle celalühü) rızası için fakir bir müslümanı mal sahibi yapmasıdır.

Zekat tarif edilirken kamil nisabtan kasıt,mütekaddim ulemaya göre (ki asırlardır tatbik edilen usul budur) 90 gr altın ( takriben 2600 Ytl),veya buna denk gümüş ve ticaret malıdır.Ancak zamanımızdaki bazı islam alimlerine göre zamanımızda bu miktar takriben (asgari olarak) 15000 ytl olması gerektigini ifade etmektedirler.Buna delil olarakta, bir devlet  memurunun maaşının 2000 ytl civarında olduğu   düşünüldüğünde bu maaşı alan herkesin zekat vermesi gerekebileceği şeklinde ki değerlendirmeleridir.

 

Malların zekâtı, mal olarak verilebileceği gibi değerleri para olarak da verilebilir.

Zekâtı birkaç fakire azar azar vermekten, bir fakire topluca verip onu ihtiyaçtan kurtarmak daha iyidir. Ancak bir fakire nisap miktarını bulacak şekilde fazla zekât vermek mekruhtur.

Zengin bir kimse, evinde kiracı olarak oturan fakirden ücret almayıp bunu zekâtına saysa, zekâtını ödemiş olmaz. Çünkü zekâtta mal ve paranın fakirin eline geçmesi şarttır. Burada ise faydalanma varsa da, fakirin eline geçen bir şey yoktur.

Yetime yedirilen yemek zekâta sayılmaz. Fakat kendisine verilen yiyecek maddesi ve giyecekler zekât niyetiyle verilirse zekât yerine geçer. Bayramlarda ve diğer günlerde muhtaç olan hizmetçilere ve çocuklara veya bir müjde haberi getiren fakirlere verilen ödüller zekât niyetiyle verilebilir.

Zengin bir kimse, bir fakire önce borç para verip sonra bunu zekâta saymak istese; borç olarak verdiği para fakirin elinde olup henüz bunu harcamamış ise, verdiği parayı zekâta niyet edebilir. Fakir parayı harcamış ise, artık bu paranın zekâta niyet edilmesi sahih olmaz.

Fakirdeki alacağını zekâta saymak isteyen kimse, alacağı kadar parayı fakire zekât olarak verir, fakir de aldığı bu parayı borcunu ödemek üzere alacaklıya iade eder. Böylece zengin zekâtını vermiş, fakir de borcunu ödemiş olur.

Haram mal için zekât vermek gerekmez. Haram malın (sahibi mevcut ise) sahibine verilmesi, sahibi mevcut değilse fakirlere dağıtılması gerekir.

Helal olan mala, haram mal karışıp bunu ayırmak mümkün olmazsa, hepsinin zekâtını vermek lazımdır.

Evi olmayan bir kimse, ev almak için biriktirdiği nisap miktarındaki paranın üzerinden bir sene geçer de henüz ev almamış olursa bu paranın zekâtını vermesi icap eder.

Zekâtta kadın da erkek gibidir. Kadın, sahip olduğu nisap miktarı altın ve gümüşün zekâtını vermesi lazımdır. Altın ve gümüş dışında inci, zümrüt ve yakut gibi süs eşyası ve mücevherattan zekât verilmez. Ancak bunlar ticaret için olursa zekâtlarını vermek gerekir.

Bir kimse, karısının diğer kocasından olan fakir çocuklarına zekât verebilir. Verilen zekâttan geri dönülmez.

Koyun sürüsüne ortak olan iki kişinin 80 koyunu olsa, her birinin hissesine 40 koyun düştüğünden ikisinin de birer koyun zekât vermesi gerekir.

Ortak olan iki kişiden biri, diğer ortağının emri olmadan malların tamamının zekâtını verse, ödediği zekât yalnız kendi hissesine düşen malın zekâtına sayılır ve ortağının parasını ödemesi gerekir. Çünkü ortaklar ibadette birbirinin vekili değildirler.

Eğer ortaklardan biri, ötekini zekât vermek hususunda vekil eder, ortağı da bütün malın zekâtını verirse o zaman her ikisinin de zekâtı ödenmiş olur.

Bir fakirin borcunu, fakirin isteği üzerine bir başkası zekâtına mahsuben ödese zekat yerine geçer. Çünkü burada alacaklı, borçlu olan fakirin vekili olarak zekâtı almıştır. Borçlu olan fakirin isteği olmadan borç ödense zekât yerine geçmez.

Nisap miktarı malı ve parası olan kimse. bunların üzerinden bir yıl geçmeden önce zekâtını verebilir. Hatta birkaç yıllık zekâtını önceden vermesi de caizdir. Ancak malı ve parası nisap miktarından az ise. verdiği para zekât yerine geçmez, sadaka olur.

Fakir zannedilerek zekât verilen kimsenin sonradan zengin olduğu anlaşılsa zekât geri alınmaz.

Bir kimse. araştırma yaparak fakir olduğu kanaatine vardığı bir kişiye zekâtını verdikten sonra, zekât verdiği kişinin zengin olduğu anlaşılırsa, zekâtını tekrar vermesi gerekmez. Eğer araştırma yapmadan zekâtı verir de bilâhare bu kişinin zengin olduğu anlaşılırsa zekâtın yeniden verilmesi lâzımdır.

Bir kimse, başkasındaki alacağını. elindeki malın zekatına saymak üzere bir fakire verse ve o kişiden bunu almasını istese. fakirin aldığı bu para o kimsenin zekâtı yerine geçer.

Zekât borcu olan kimse, zekâtını vermeden ölse. niyet olmadığı için malından zekât alınmaz. Ancak vasiyet etmiş ise malının üçte birinden ödenir.

Nisab miktarı malı olan ancak bununla beraber borçu olan kişinin durumuna bakılır,eğer borçu malının tamamını kapsıyorsa bu kişiye zekat gerekmez.Ancak malı borçundan fazla olursa,ve borçundan fazla olan malı nisab miktarına ulaşıyorsa o zaman bu kişinin zekat vermesi gereklidir.

Zekat farz olduktan sonra elinde olmadan nisab miktarı olan malı eksilse o zaman bu kişiden zekat düşer.Eğer hepsi değil de bir miktar eksilirse eksilen miktar zekattan düşülür.

Ancak kişi zekat vermemek için malını çeşitli yollarla nisab miktarının altına düşürürse  bu kişiden zekat farziyeti düşmez (zekat vermesi farzdır).

Elindeki bütün malı zekat niyeti ile veren kişiden zekat düşer.

 

 

Gonderen Karasahin
Kategori : Fıkıh
Tags: , , , , , , ,

Yorumlar (0)

BİSMİHİ TEALA

Soru: Sünnet merasiminde gelen hediyeler çocuğa mı aittir? Yoksa anne babaya mı? Takılan altınları anne ve baba kendileri (veya ev) için harcaya bilirler mi?

Cevap: Sünnet merasiminde gelen hediyeler genel kapsamlı (yani hem anne babanın hemde çocuğun) kullanabileceği bir hediye ise eğer hediyeyi veren kişi ‘’Bu çocuğun veya annenin veya babanın’’ derse hangisini söyledi ise hediye onun hakkıdır. Eğer böyle bir ifade kullanılmadıysa ve bunu araştırıp sorma imkânı yoksa oranın adet ve geleneğine göre davranılır.( Mecelle,876)

Gelen hediye (mesela) bir saat veya tabak takımı veya bilezik ise anne veya babanın ‘’çocuk bu hediyeyi ne yapacak?’’ diye konuşması doğru değildir. Zira hediyede şart olan hediyenin ‘’mal’’ cinsinden bir şey olması olup, hediye edilen kişini onun kullanıp kullanmama durumunda olması hediyenin şartlarından değildir.

Eğer hediyeyi veren kişi isim söylemediyse bunu araştırıp öğrenme imkanı varsa hediyeyi getiren kişiye sorulur ve kime getirdiğini söylerse onun sözü kabul edilir. (Feteva-i hindiyye)

Eğer bunu araştırıp öğrenme imkanı yoksa Mecelle’nin  (العادة محكمة= Adet muhkemdir) kaidesi geregi oranın adet ve geleneğine göre davranılır.

Gelen hediye çocuğun kullanabileceği bir top veya bir bebek veya çocuk elbisesi veya çocuğun oynaya bileceği bir şey ise adetten o hediye çocuğa gelmiş kabul edilir.

Gelen hediye erkeklerin kullana bileceği bir eşya ise kravat gibi,pantolon gibi hediye babanındır,ama gelen hediye kadınların kullanabileceği bir şey ise etek gibi veya mücevherat gibi hediye annenindir.Gelen hediye para gibi,çatal tabak takımı gibi veya saat gibi genel bir hediye ise,hediyeyi getiren erkeğin akraba tarafından ise hediye erkeğin,kadının akraba tarafından ise kadınındır.Hediyeyi kimin getirdiği bilinmiyor ise aksi ispatlanmadığı müdetce adet ve geleneğe göre muamele edilir. (Bahru’l muhit,fetava-i cedidiyye,tahtavi)

Gelen hediye yiyecek cinsinden bir şey olursa ve çocuğun bunu yemesi gibi bir zorunluluk yoksa veya çabuk bozulan bir yiyecek olursa,anne ve baba fakir iseler bunu yiyebilirler ancak başka bir fakire veremezler.

Gelen hediye para cinsinde olursa anne ve baba fakir olmadıkları müddetce onu harcayamaz ve çocuktan kendilerine hediye etmesini isteyemezler.Zira  akıl ve baliğ olmak hediye vermenin şartlarından olduğu ve çocukta da bu şartlar bulunmadığı için çocuğun hediye verme yetkisi yoktur. (Redd-ül muhtar)