Kas-29-10

Hatim caiz midir?

İsmail

 Bir hoca efendi bir yazısın da islamiyette hatim diye bir şeyin olmadığını, peygamber efendimizden bu konuda hiçbir rivayetin bulunmadığını, bunun sonucu olarak hatim diye bir ibadetin olamayacağından söz ederek hatimin bid’at olduğunu söyledi. Gerçekten de peygamber efendimizden hatim ile ilgili bir hadis bulunma maktamıdır? Ve hatim bid’at mıdır?

 BİSMİHİ TEALA

 Öncelikle hatim diye bir ibadet yoktur. Zira ‘’hatim yapın’’ diye bir emir bulunmamaktadır. Kur’an-ı kerim hatim yapmak için okunmaz, zira kur’an’ın inzal gayesi kendi ifadesi ile ‘’uyarmak’’ içindir. Yani içerisinde ki emirleri yaşamak suretiyle onu rehber kabul eder, emir ve yasaklarına uyarsa dünya ve ahiret’te kurtuluşa onun sayesinde ulaşır.

 Meselenin bir ikinci yönü de ‘’okumanın mı?’’ yoksa ‘’dinlemenin mi?’’ daha sevap olduğu noktasındadır. Zira ulema kur’an-ı kerim’i dinlemenin, okumaktan daha sevap olduğunu söylemektedir. Okumak sevaptır, zira okumak kur’an’ı anlamaya sebep olması gayesiyle sevaptır. Ama dinlemek, okumaktan (anlamak gayesi ile) daha etkilidir. Zira okuyan insan aynı anda hem hatasız ve düzgün okumaya, hem de anlamak için konsantre olmaya çalışır. Ama dinleyen insan bütün dikkatini anlamaya verdiği için, daha iyi anlar. Bu kısa bilgiden sonra……

 ‘’ Hatim’’ lügat’te mühürlemek, bitirmek, nihayete erdirmek gibi anlamlara gelir. Istılahta ise Kur’an-ı kerim’i başından sonuna kadar okuyup bitirmek demektir. Nitekim resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) ‘’ افضل العبادة قراءة القرآن’’ (Ümmetimin ibadetinin en faziletlisi kur’an’ı okumaktır.) (Suyuti, camiu’s-sağır, hadis no: 1382) buyurmak suretiyle kur’an-ı kerimi okumaya teşvik etmiştir. Kur’an-ı kerim’i okumanın fazileti hususunda birçok hadis bulunmaktadır.

 Kur’an-ı kerimi hatmetmek isteyen insan Fatiha suresinden başlayarak Nas suresini olmak suretiyle hatim yapmış olur. Nitekim bu mana da resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmaktadır.

 عن أبي هريرة رضي الله عنه قال : قام رجل إلى النبي صلى الله عليه و سلم فقال : يا رسول الله أي العمل أفضل أو أي العمل أحب إلى الله ؟ قال الحال المرتحل الذي يفتح القرآن و يختمه صاحب القرآن يضرب من أوله إلى آخره و من آخره إلى أوله كلما حل ارتحل

 

 

 ‘’ Ebu Hureyre’den (radıyallahu anh) rivayet edildiğine göre bir adam kalkarak ‘’ Ya resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) hangi amel daha faziletlidir veya hangi amel ALLAH’a (Celle celalühü) daha sevimlidir?’’ diye sorar. Bunun üzerine resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) :

 ‘’ Konup göcendir ki, Kur’an sahibi başından başlar ve sonuna kadar okur. Sonundan başlar evveline döner, böylece o hatmetmiş olur. Bu şekil de o her zaman konup göçer.’’ ( Hakim, Mustedrek, sh:757 hadis no: 2090) buyurmuştur.

 Ayrıca resulullah’ın (Sallallahu aleyhi ve sellem) her ramazan da Cebrail’e (aleyhi’s-selam) kur’an-ı kerimi okuması da hatimin meşru bir amel olduğunun delilidir. Resulullah (Sallalalhu aleyhi ve sellem) başka bir hadislerin de şöyle buyurmaktadır.

 من ختم القرآن اول النهار صلت عليه الملائكة حتى يمسى و من ختمه اخرا النهار صلت عليه الملائكة حتى يصبح

 

‘’ Kim kur’an’ı gündüzün başında hatmederse, akşam oluncaya kadar melekler ona dua eder. Ve kim kur’an’ı gündüzün sonunda hatmederse, sabah oluncaya kadar melekler ona dua eder.’’ (Camiu’s-sağır, 8655)

BİSMİHİ TEALA

 Bir memlekette cihadın farz olabilmesi için düşman ordularının o memleketi istila etmeleri gerekir. Dolayısıyla düşman ordularının girdiği bir memlekette ‘’nefir-i amm’’ (genel seferbellik) ve cihad farz-ı ayn olur. Hanefi mezhebinin zahiri rivayetlerinin toplandığı ‘’ El- İhtiyar’’ isimli eserde ‘’nefir-i amm’’ (genel seferbellik): ‘’ Nefir-i amm, bütün müslümanlara muhtaç olunmasıdır.’’ (Mavsili, el-ihtiyar, c:4 sh: 117) Şeklinde tarif edilmektedir.

 İmam-ı Serahsi’de (rahmetullahi aleyh) ‘’El-Mebsud’’ isimli eserin de ‘’ Nefir-i amm’da cihad edebilecek baliğ olmayan çocukların cihada çıkıp savaşmalarında bir beis yoktur.’’ (c:11 sh:484) demek suretiyle bir inceliğe işaret etmektedir.

 Düşmanla savaş esnasında düşmanı öldürme, veya yaralama, veya hezimete uğratılacağı bilinen durumlarda kendisinin de öldürüleceğini bilen bir mücahidin tek başına düşman saflarına hücüm etmesinde bir beis bulunmamaktadır. Nitekim Uhud savaşı esnasında resulullah’ın (Sallallahu aleyhi ve sellem) huzurunda sahabe-i kiram’dan (radıyallahu anhum) bir cemaat bu şekilde yapmışlardır. (İbn-i Abidin, reddul muhtar, c:8 sh:381)

 Nitekim İmam-ı Muhammed (rahmetullahi aleyh) ‘’Siyer-i kebir’’ isimli eserin de Hz. Seleme b. Ekva’dan (radıyallahu anh) rivayet ettiği bir hadiste bu şekilde düşmana saldıran ve neticesinde ölen Amr b. Sinan’ın (radıyallahu anh) kazandığı ecir şöyle anlatılmaktadır:

 ‘’ Amr b. Sinan (radıyallahu anh) bir yahudiye vurarak kılınçı ile ayağını kesti. Ancak kılınç, yahudinin ayağını kestikten sonra sıyırarak kendi ayağını kesti ve yaralandı. Amr (radıyallahu anh) bu yaradan dolayı öldü. Bunun üzerine ‘’ Ya resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) Useyd b. Hudayr, Amr b. Sinan (radıyallahu anhuma) için ameli boşa gitti diyor. Ne dersiniz?’’ diye resulullah’a (Sallallahu aleyh ve sellem) sordum. Bunun üzerine resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem):

 Ameli boşa gitti diyen yalan söylemiştir. Bilakis onun için katkat sevap vardır. Zira o hem yaradan dolayı sabretmiştir, hemde mücahiddir. O kurbağa yavrusunun  suda yüzüşü gibi (cennetin ırmaklarında) yüzecektir.’’ buyurdu. Bizde aynı görüşteyiz ve başına gelenlerden dolayı sevap alacağı kanaatindeyiz. Zira kendisi kafirlerle cihadda o kadar hızlıydı ki, kafirin ayağını kesen kılınç sıyırarak kendi ayağın da yaralamıştır. Ölünceye kadar o, sabırla buna tahammül etmiştir. Böylece o hem cihad, hem de sabır sevabı alan bir kimsedir.’’ (Siyer-i Kebir, c: 1 sh: 119)

 Nitekim son zamanın ilim ehlinden olan Abdullah ibn cibrin ‘’fetvalar’’ isimli eserinde bu konuda şöyle demektedir:

 ‘’ ALLAH’ın (Celle celalühü) ve resulünün (Sallallahu aleyhi ve sellem) düşmanları ve islâmın ve müslümanların düşmanları olan yahudilerin Filistin de müslümanlara yaptıkları zulüm, alçatma ve hakaretler herkesin malumudur. Yahudiler katlediyor, evleri yıkıyor, müslümanları tahkir ediyorlar. Öyle ki onlar, bütün bu hakaretler ile kendilerini ve evlatlarını ve zürriyetlerini bu azabtan uzakta rahat ettirmek istiyorlar. Bu maksatla müslümanlar bu intihar saldırılarını yapmak suretiyle, yahudilerin müslümanlara karşı yaptıkları bu vahşi amellerinden vazgeçirmek istiyorlar.

 Bize göre böyle bir intihar caizdir ve bunu yapan kişinin şehid olması ümit edilir. Zira bu amelle bir çok yahudi öldürülür,onları zelil eder ve korkutur. Bu şekilde davranan biri ALLAH’ın (Celle celalühü) şu ayetinin kapsamına girer. ‘’ Onlara karşı gücünüz yettiği kadar kuvvet ve savaş atları hazırlayın. Onlarla ALLAH’ın düşmanını, sizin düşmanınızı ve bunlardan başka sizin bilmediğiniz ama ALLAH’ın bildiği diğer düşmanları korkutursunuz.’’  (Enfal/60)

 Müslümanların yaptığı bu korkutma işte bu ayetin hükmüne dahildir. Daha önceden de müslümanlar kafirlerle karşılaştıkları zaman kılınç ile birlikte düşmanın saflarına girer, ve o bilirdi ki neticede öldürülecek, lakin ölmeden önce onlardan da çok sayıda kişiyi öldürür ve diğerlerini de yaralardı. Aynı şekilde de intihar eylemcisi patlayıcı maddeleri kendi vücuduna sabitlemek suretiyle sertleştirir ve düşmanın saflarına girerek patlatması sonucu öldürdüler ve öldürüldüler. Mümkündür ki onlar: ‘’ALLAH cennet karşılığında mü’minlerin canlarını ve mallarını satın almıştır.’’ (Tevbe/111) ayetinin hükmüne dahil olurlar. (Fetava, 5580 nolu fetva)

 Bütünbu ibarelerden anlaşılan karşıdaki düşman güçlerine zarar verileceği, düşmanın morallerinin ve maneviyatlarının bozulacağı, gerek savaş gücü ve araç güçlerine zarar verileceği biliniyor ve bu intihar saldırısı başında ki komutanın emri ile yapılıyorsa caiz, ve bu şekilde ölen intihar eylemciside şehid olur inşeALLAH.

 

BİSMİHİ TEALA

Üzerinde durulması gerekli olan meselelerden biride zayıf hadisle amel konusudur.
Bazıları zayıf hadisin hiçbir şekilde delil olamayacağını belirtir.
Ancak ilim ehli bunu açıklamışlardır. Peki, zayıf hadis nerede delil olarak alınabilir nerede alınamaz?


Bu konuda imam-ı Nevevi (rahmetullahi aleyh) “El Ezkar min Kelami Seyyidil Ebrar” isimli eserine başlarken şunları söyler:

فصل‏:‏ اعلم أنه ينبغي لمن بلغه شيء في فضائل الأعمال أن يعمل به ولو مرّة واحدة ليكون من أهله، ولا ينبغي أن يتركه مطلقاً بل يأتي بما تيسر منه، لقول النبي صلى اللّه عليه وسلم في الحديث المتفق على صحته‏:‏

“‏إذَا أَمَرْتُكُمْ بَشَيءٍ فأْتُوا مِنْهُ ما اسْتَطعْتُمْ‏”‏ ‏

فصل‏:‏ قال العلماءُ من المحدّثين والفقهاء وغيرهم‏:‏ يجوز ويُستحبّ العمل في الفضائل والترغيب والترهيب بالحديث الضعيف ما لم يكن موضوعاً‏، وأما الأحكام كالحلال والحرام والبيع والنكاح والطلاق وغير ذلك فلا يُعمل فيها إلا بالحديث الصحيح أو الحسن إلا أن يكون في احتياطٍ في شيء من ذلك، كما إذا وردَ حديثٌ ضعيفٌ بكراهة بعض البيوع أو الأنكحة، فإن المستحبَّ أن يتنزّه عنه ولكن لا يجب‏.‏ وإنما ذكرتُ هذا الفصل لأنه يجيءُ في هذا الكتاب أحاديثُ أنصُّ على صحتها أو حسنها أو ضعفها، أو أسكتُ عنها لذهول عن ذلك أو غيره، فأردتُ أن تتقرّر هذه القاعدة عند مُطالِع هذا الكتاب‏.‏

““Fasıl: Bil ki, amellerin fazileti hakkında kime bir hadis ulaşırsa onunla bir defa olsa bile amel etmesi gereklidir ki, o amelin sahiplerinden sayılsın. Onu tamamen terk etmemeli, aksine aksine gücünün yettiğince yapmalıdır(onunla amel etmelidir).

Çünkü ALLAH Resulü (Sallallahu aleyhi ve sellem) sahihliği noktasında ittifak edilmiş bir hadiste şöyle buyurur:

“Size bir şey emir ettiğim zaman, ona gücünüz yettiğince yapın.”

Fasıl: Muhaddis, fakih ve diğerlerinden ibaret olan âlimler dediler ki: Mevzu/uydurma olmadığı müddetçe amellerin fazileti, özendirme ve korkutma konularında zayıf hadisle amel etmek caiz ve müstehabdır.
Helal, haram, alışveriş, nikâh, talak ve diğer hükümlere gelince bu konularda sahih ve ya hasen mertebesinde olan hadisten başkasıyla amel edilmez. Lakin bu işlerde ihtiyat (yani şüphede kalmamak) için olursa bu müstesnadır. Öyle ki bazı alışveriş ve nikâhların keraheti hakkında zayıf hadis bulunduğu zaman bundan çekinmesi müstehabdır, lakin vacip değildir.

Benim bu faslı anlatma sebebim şudur ki, bu kitapta (El Ezkar) sahihliğine, hasenliğine ve ya zayıflığına işaret edeceğim ya da hakkındaki bazı illetlerle sükût edeceğim hadisler olacak ve bu sebeple bu kaidenin kitabımın başında iyice bilinmesini istedim.” ( Nevevi, El Ezkar, C:1, SH:10,11)

 İbnu’s-Salah’da (rahmetullahi aleyh) “Ulumul Hadis” isimli eserin de bu konu hakkında şöyle demektedir:

 İbnu’s-Salah’da (rahmetullahi aleyh) “Ulumul Hadis” isimli eserin de bu konu hakkında şöyle demektedir:

يجوز عند أهل الحديث وغيرهم التساهل في الأسانيد ورواية ما سوى الموضوع من أنواع الأحاديث الضعيفة من غير اهتمام ببيان ضعفها فيما سوى صفات الله تعالى وأحكام الشريعة من الحلال والحرام وغيرهما . وذلك كالمواعظ والقصص وفضائل الأعمال وسائر فنون الترغيب والترهيب وسائر ما لا تعلق له بالأحكام والعقائد وممن روينا عنه التنصيص على التساهل في نحو ذلك : عبد الرحمن بن مهدي و أحمد بن حنبل رضي الله عنهما

“Hadis ehli ve diğerlerine göre: ALLAH’ın (Celle celalühü) sıfatları, helal ve haram vb. gibi Şeriat ahkâmları müstesna, isnatlarda geniş davranmak, uydurma hadisten başka zayıf hadisin diğer çeşitlerini zayıflığını açıklamaya önem vermeden rivayet etmek caizdir.
Mesela: Öğütler, ibretli kıssalar, amellerin fazileti, özendirme ve sakındırma(terğib ve terhib) gibi yerlerde ve akide ve ahkâmla ilgili olmayan diğer yerlerde(rivayet etmek caizdir).

Bu gibi yerlerde hadisleri senedinde geniş davranarak düzenlemeleri Abdur Rahman bin Mehdi ve Ahmed bin Hanbel (rahmetullahi aleyhima) ve diğerlerinden bize aktarılmıştır.”

(İbn Es Salah, Ulumul Hadis, sh: 113) 

Büyük hadis alimlerinden Şemseddin Es Sahavi’de (rahmetullahi aleyh) “El Kavlul Bedi fis Salati alel Habibiş Şafi” isimli eserin de İbn Hacer El Askalanin (rahmetullahi aleyh) konumuzla ilgili görüşünü nakleder:

Büyük hadis alimlerinden Şemseddin Es Sahavi’de (rahmetullahi aleyh) “El Kavlul Bedi fis Salati alel Habibiş Şafi” isimli eserin de İbn Hacer El Askalanin (rahmetullahi aleyh) konumuzla ilgili görüşünü nakleder:

سمعت شيخنا مراراً يقول ، وكتب لي بخطه : إن شرائط العمل بالضعيف ثلاثة :

الأول : متفق عليه أن يكون الضعف غير شديد ، فيخرج مَن انفرد مِن الكذَّابين ، والمتهمين بالكذب ، ومن فحُش غلطه .

الثاني : أن يكون مندرجاً تحت أصل عام ، فيخرج ما يُخترَع ، بحيث لا يكون له أصلٌ أصلاً .

الثالث : ألا يُعتقد عند العمل به بثبوته ، لئلا يُنسَب إلى النَّبىِّ صلَّى الله عليه وسلَّم ما لمْ يقله.

قال : والأخيران عن ابن عبد السلام وعن صاحبه ابن دقيق العيد ، والأول نقل العلائي الإتفاق عليه

“Bir defa şeyhimizden (yani İbn Hacer El Askalani’den <rahmetullahi aleyh>) şöyle dediğini – bunu benim için kendi el yazısıyla da yazmıştı – duydum:

Zayıf hadisle amel etmenin şartı üçtür:

1. Hadisin zaafının şiddetli olmaması. Hadis, yalancıların, yalancılıkla itham edilmiş olanların veya rivayetlerinde aşırı yanılma (fuhşu’l-galat) gösterenlerin tek kaldığı rivayetlerden olmamalıdır.

2. Zayıf hadisin bildirdiği hüküm, Şer’î bir asla dayanmalı, bahse konu hadis, Şer’î bir asla dayanmayan yeni bir hüküm getirmemelidir.

3. Kendisiyle amel edilirken sabit bir hadis olduğu kanaati taşınmamalıdır ki Hz. Peygamber’e (Sallallahu aleyhi ve sellem), söylemediği bir şey isnat edilmiş olmasın.

İbn Hacer (rahmetullahi aleyh) bu son iki şartın İzzuddîn b. Abdisselâm ve İbn Dakîk el-Iyd’den (rahmetullahi aleyhima) nakledildiğini söylemiştir.Birinci şarta gelince ise (Selahaddin) El Aleni (rahmetullahi aleyh) bunun üzerinde ittifak olduğunu nakletmiştir

 (Muhammed Es Sahavi, El Kavlul Bedi, sh:362,363)