BİSMİHİ TEALA

Sekizinci delil: Bir ayeti kerime de şöyle buyrulmaktadır:

 

وَإِنَّہُمۡ عِندَنَا لَمِنَ ٱلۡمُصۡطَفَيۡنَ ٱلۡأَخۡيَارِ

‘’ Şüphesiz onlar bizim yanımızda şeçkin ve iyi kimselerdendir.’’ (Sad / 47)  Ayeti kerime deki iki cümle yani (ٱلۡمُصۡطَفَيۡنَ) ve (ٱلۡأَخۡيَارِ) cümleleri yapılması gereken ve terk edilmesi gereken fiilleri kapsamaktadır. Her ne kadar ayeti kerime de istisna cevazına delil varsa da, yani ‘’ şekçin ve iyi kimselerden falancası şöyle şöyle’’ denilmesi mümkündür. O zaman istisna edilen kişi veya kısım genel hükmün dışında kalır. Türkçe de buna ‘’ İstisnalar kaideye bozmaz’’ denir. Bu ayeti kerime peygamberlerin (aleyhimu’s-selatu ve’s-selam) her iş ve her hususta şeçkin ve iyi insanlar olduklarına delalet etmektedir. Buda onlardan günahın sadır olmasına münafidir. Bu ayeti kerimeye benzeyen diğer ayetler de şöyledir:

 

ٱللَّهُ يَصۡطَفِى مِنَ ٱلۡمَلَـٰٓٮِٕڪَةِ رُسُلاً۬ وَمِنَ ٱلنَّاسِ

‘’ ALLAH meleklerden de insanlardan da elçiler seçer’’ (Hacc /75)

 

إِنَّ ٱللَّهَ ٱصۡطَفَىٰٓ ءَادَمَ وَنُوحً۬ا وَءَالَ إِبۡرَٲهِيمَ وَءَالَ عِمۡرَٲنَ عَلَى ٱلۡعَـٰلَمِينَ

‘’ ALLAH (birbirlerinden gelme nesil olarak) Âdemi, Nuh’u, İbrahim’in ailesini ve İmran’ın ailesini âlemlere üstün kılmıştır.’’ ( Al-i İmran / 33)

 

وَلَقَدِ ٱصۡطَفَيۡنَـٰهُ فِى ٱلدُّنۡيَا‌ۖ وَإِنَّهُ ۥ فِى ٱلۡأَخِرَةِ لَمِنَ ٱلصَّـٰلِحِينَ

‘’ And olsun ki biz onu dünya da (peygamber) olarak şetçik, şüphesiz o ahirette de Salihlerden dir.’’ (Bakara / 130) Musa (aleyhi’s-selam) hakkında da şöyle denilmektedir:

 

إِنِّى ٱصۡطَفَيۡتُكَ عَلَى ٱلنَّاسِ بِرِسَـٰلَـٰتِى وَبِكَلَـٰمِى

‘’ Ben risaletimle (sana verdiğim görevlerle) ve sözlerimle seni insanların başına şetçim.’’ ( A’raf /144)

 

إِنَّآ أَخۡلَصۡنَـٰهُم بِخَالِصَةٍ۬ ذِڪۡرَى ٱلدَّارِ

‘’ Şüphesiz biz onları, ahiret yurdunu düşünme özelliği ile (temizleyip) ihlâslı kimseler kıldık.’’ (Sad /46) Bütün bu ayeti kerimeler peygamberlerin (aleyhimu’s-selatu ve’s-selam) şekçin ve iyi kişiler olduklarının delilleridir. Burada ‘’Seçilmiş olmak günah işlemeye engel değildir.’’ Diye itiraz edip söz söylemek mümkün değildir. Zira başka bir ayeti kerimede de şöyle:

 

ثُمَّ أَوۡرَثۡنَا ٱلۡكِتَـٰبَ ٱلَّذِينَ ٱصۡطَفَيۡنَا مِنۡ عِبَادِنَاۖ فَمِنۡهُمۡ ظَالِمٌ۬ لِّنَفۡسِهِۦ وَمِنۡہُم مُّقۡتَصِدٌ۬ وَمِنۡہُمۡ سَابِقُۢ بِٱلۡخَيۡرَٲتِ بِإِذۡنِ ٱللَّهِۚ

‘’ Sonra kitabı kullarımız arasından şetçiklerimize verdik. Onlardan (insanlardan) kimi kendine zulmeder, kimi ortadadır, kimi de ALLAH’ın izniyle hayırlarda öne geçmek için yarışır.’’(  Fatır /32) buyrulmaktadır. Ayeti kerime de seçilmişlerin zalim, ortada ve ileri gidenler olarak taksim edilmesi söylediğimiz manaya münafi değildir. Zira ‘’onlardan’’ (فَمِنۡهُمۡ) ifadesindeki zamir’in ‘’kullarımızdan’’ (مِنۡ عِبَادِنَا) sözüne raci olduğunu söylüyoruz ‘’şeçilmiş kişilerin’’ (ٱلَّذِينَ ٱصۡطَفَيۡنَا) sözüne raci olduğunu değil. Zira zamirlerin en yakınındaki kelimeye atfedilmesi vaciptir.

 

Dokuzuncu delil: ALLAH (Celle celalühü) İblis’in halinden söz ederken onun şu ifadesini bize nakletmektedir:

 

قَالَ فَبِعِزَّتِكَ لَأُغۡوِيَنَّهُمۡ أَجۡمَعِينَ  إِلَّا عِبَادَكَ مِنۡهُمُ ٱلۡمُخۡلَصِينَ

‘’ İblis senin kudretine yemin ederim ki onlardan ihlâslı olanlar hariç elbette hepsini yoldan çıkaracağım dedi’’ ( Sad /82,83) Ayeti kerime de İblis’in iğva ve sapıklıklarından ihlas sahibi kulların etkilenmeyeceği ifade edilmektedir. Diğer bir ayeti kerime de: (إِنَّآ أَخۡلَصۡنَـٰهُم بِخَالِصَةٍ۬) ‘’ Şüphesiz biz onları ihlaslı kullar’’ yaptık demek suretiyle İbrahim, İshak ve Yakub’un (aleyhimu’s-selatu ve’s-selam) ihlaslı olduklarına şehadet etmektedir. Bir başka ayeti kerime de Yusuf (aleyhi’s-selam) hakkında şöyle demektedir:

 

                                       إِنَّهُ ۥ مِنۡ عِبَادِنَا ٱلۡمُخۡلَصِينَ       

‘’ Şüphesiz o bizim ihlaslı kullarımızdandır.’’ (Yusuf /34) İblis, ALLAH’ın (Celle celalühü) ihlas sahibi kullarını yoldan çıkaramayacağını ikrar etmesi ve ALLAH’ın (Celle celalühü)  peygamberlerin  (aleyhimu’s-selatu ve’s-selam) ihlas sahiplerini olduklarına dair şehadet etmesiyle İblisin onları yoldan çıkaramayacağı sabit olmuştur. Bu da onlardan günahın sadır olmasının mümkün olmadığını göstermektedir.

 

Onuncu delil: Bir ayeti kerime de şöyle buyrulmaktadır:

 

وَلَقَدۡ صَدَّقَ عَلَيۡہِمۡ إِبۡلِيسُ ظَنَّهُ ۥ فَٱتَّبَعُوهُ إِلَّا فَرِيقً۬ا مِّنَ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ

‘’Andolsun iblis, onlar hakkında ki tahminini doğruya çıkardı. Mü’minlerden bir zümre dışında hepsi ona uydular.’’ (Sebe /20) Ayeti kerime deki ‘’Mü’minlerden bir zümre’’ den kasıt peygamberlerdir (aleyhimu’s-selatu ve’s-selam). Eğer burada: ‘’ Ayeti kerime buna açık olarak işaret etmiyor. O mü’minlerden maksat peygamberler de  (aleyhimu’s-selatu ve’s-selam) olabilir, başkaları da’’ şeklinde itiraz edilirse. Biz deriz ki: ‘’ Eğer ayeti kerimede ki maksat peygamberler (aleyhimu’s-selatu ve’s-selam) haricinde başkaları ise, o zaman o kişiler peygamberlerden (aleyhimu’s-selatu ve’s-selam) daha efdaldirler. Zira ayeti kerime de:

 

إِنَّ أَڪۡرَمَكُمۡ عِندَ ٱللَّهِ أَتۡقَٮٰكُمۡ‌ۚ

‘’ Muhakkak ki ALLAH katında en değerliniz, ALLAH’tan en çok korkanınızdır.’’ Buyrulmaktadır. Başkalarını peygamberlerden (aleyhimu’s-selatu ve’s-selam) efdal yapmak icma ile batıldır. Dolayısıyla İblis’in yoluna uymayanların peygamberler (aleyhimu’s-selatu ve’s-selam) olduğu kesinlik kazanmıştır. Her günah işleyen İblis’in yoluna tabi olmuştur. Bu da açıkca delalet etmektedir ki, peygamberler (aleyhimu’s-selatu ve’s-selam) günah işlemezler.

 

On birinci delil: Bir ayeti kerime de ALLAH (Celle celalühü) insanları iki sınıfa ayırmaktadır. Birinci grup:

 

أُوْلَـٰٓٮِٕكَ حِزۡبُ ٱلشَّيۡطَـٰنِ‌ۚ أَلَآ إِنَّ حِزۡبَ ٱلشَّيۡطَـٰنِ هُمُ ٱلۡخَـٰسِرُونَ

‘’ İşte onlar Şeytan’ın yandaşlarıdırlar.  Dikkat edin Şeytan’ın yandaşları hüsrana uğrayanlardır.’’ (Mücadele /19) Ayeti kerimesi ile Şeytan’ın yandaşları. Diğeri ise:

 

أُوْلَـٰٓٮِٕكَ حِزۡبُ ٱللَّهِ‌ۚ أَلَآ إِنَّ حِزۡبَ ٱللَّهِ هُمُ ٱلۡمُفۡلِحُونَ

‘’ İşte onlar ALLAH’ın yandaşlarıdırlar. Dikkat edin ALLAH’ın yandaşları kurtuluşa erenlerdir.’’ (Mücadele /22) Ayeti kerimesi ile ALLAH’ın (Celle celalühü)  yandaşları.

 

Şüphe yok ki Şeytan’ın yandaşları, Şeytan’ın kendilerinden yapılmasını istediği şeyleri yapan ve onun emirlerini dinleyenlerdir. Eğer peygamberlerden (aleyhimu’s-selatu ve’s-selam) günah sadır olduğunu kabul edersek, o zaman peygamberlerin  (aleyhimu’s-selatu ve’s-selam) Şeytanın yandaşlarından olduklarını söylememiz gerekir. Ayeti kerime de ‘’ إِنَّ حِزۡبَ ٱلشَّيۡطَـٰنِ هُمُ ٱلۡخَـٰسِرُونَ’’ (Dikkat edin Şeytanın yandaşları hüsrana uğrayanlardandır.)  demektedir. Bununla beraber peygamberin (Sallallahu aleyhi ve sellem) ümmetinden mütteki ve zahid bir kulun ayetin ifadesi ile ALLAH’ın (Celle celalühü) yandaşı olduğu ve (ٓ إِنَّ حِزۡبَ ٱللَّهِ هُمُ ٱلۡمُفۡلِحُونَ ) ‘’ Dikkat edin ALLAH’ın yandaşları kurtuluşa erenlerdir’’ ayeti kerimesi ile kurtuluşa erdiğini kabul etmek durumunda kalırız. O zaman da peygamberin (Sallallahu aleyhi ve sellem) ümmetinden herhangi mütteki ve zahid bir kulun birçok peygamber den (aleyhimu’s-selatu ve’s-selam) daha faziletli olduğunu kabul etmek durumunda kalırız ki, bu da batıldır.

 

On ikinci delil: Ehl-i Sünnet ve’l cemaat uleması peygamberlerin (aleyhimu’s-selatu ve’s-selam) Meleklerden efdal oldukları hususunda icma etmişlerdir. Delillerin delaletiyle Meleklerin hiç günah işlemedikleri sabittir. Eğer peygamberlerden (aleyhimu’s-selatu ve’s-selam)  günah sadır olduğunu kabul etmiş olursak, peygamberlerin (aleyhimu’s-selatu ve’s-selam) Meleklerden daha efdal olmadığını ifade etmiş oluruz. Zira ayeti kerime de:

 

 

أَمۡ نَجۡعَلُ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ كَٱلۡمُفۡسِدِينَ فِى ٱلۡأَرۡضِ أَمۡ نَجۡعَلُ ٱلۡمُتَّقِينَ كَٱلۡفُجَّارِ

‘’ Yoksa biz, iman edip Salih amel işleyenleri, yeryüzünde bozgunculuk yapanlar gibi mi tutacağız? Veya ALLAH’tan korkanları yoldan çıkanlar gibi mi sayacağız?’’ ( Sad /28) buyrulmaktadır.

 

On üçüncü delil: ALLAH (Celle celalühü) İbrahim (aleyhi’s-selam) hakkında söz ederken bir ayeti kerime de şöyle buyurmaktadır:

 

 

إِنِّى جَاعِلُكَ لِلنَّاسِ إِمَامً۬ا

‘’ Ben seni insanlara önder (imam) yapacağım’’ (Bakara /124) buyurmaktadır. İmam demek kendisine her konuda tabi olunan kişi demektir. Eğer İbrahim’in (aleyhi’s-selam) günah işlediğini kabul edersek, o zaman insanların İbrahim’in (aleyhi’s-selam) işlediği o günahı yapmaları vacip olması gerekir. Takdir edilir ki bu da batıldır.

 

On dördüncü delil: Bir ayeti kerime de:

 

لَا يَنَالُ عَهۡدِى ٱلظَّـٰلِمِينَ

‘’ Benim ahdim zalimlere ulaşmaz ( onlar için söz vermem)’’ (Bakara / 124) buyurmaktadır. Günah işleyen herkes kendisine zulüm etmektedir. Zira ayeti kerime de:  (فَمِنۡهُمۡ ظَالِمٌ۬ لِّنَفۡسِهِۦ) ‘’ onlardan bir kısmı kendine zulüm eder’’ buyurmaktadır. Bu böyle bilindiği zaman deriz ki: ALLAH’ın (Celle celalühü) zalimlere ulaşmaz diye hüküm verdiği bu ahid ya risalet ahdidir veya imamet ahdidir. Birincisinin (nübüvet ahdi) olması daha makuldür. Ama İmamet ahdinin olması da mümkündür. Zira imamet ahdi, risalet ahdinden bir derece düşüktür. İmamet ahdinin ulaşmadığı günahkâr ve asi bir kula risalet ahdinin ulaşmaması daha evladır.

 

Kaynaklar

1)     Fahreddin razi, Tefsiri kebir

2)     Mecmau’t-tefasir

3)     Tarık abdul halim, Cevabul müfid fi hükmü cahili’t-tevhid

4)     İmamı Şatibi, El i’tisam

5)     İmamı Nesefi, Akidetü’t-tahaviye

6)     Fahreddin razi, İsmetul enbiya

7)     Aliyyul kari, Şerhu fıkhı ekber

8 )     Muhammed bin abdurrahman hammas, usulü’d-din

9)     Emedi, Gayetul meram fi ilmi kelam

 

Gonderen Karasahin
Kategori : Akaid
Tags: , , , , ,

Yorumlar (0)

BİSMİHİ TEALA

 

Peygamberlik müessesesi ALLAH’ın (Celle celalühü) insanoğluna vermiş olduğu nimetlerin en büyüklerinden birisidir. Peygamberlere (aleyhimu’s-selatu ve’s-selam) iman İslâmın temel inançlarından birisi olması hasebiyle peygambere (aleyhimu’s-selatu ve’s-selam) ait bütün meseleler inanç meseleleridir. Peygamberin (aleyhimu’s-selatu ve’s-selam) kendilerine has sıfatları vardır. Bedensel ayıplardan salim olmaları, korkusuz olmaları, doğru sözlü olmaları, keskin ve kıvrak zekâya sahip olmaları, tesirli ve tatlı konuşmaları gibi birçok sıfatla muttasıftırlar. Peygamberlerin (aleyhimu’s-selatu ve’s-selam) sıfatlarından bir tanesi de ‘’İsmet’’ sıfatıdır. Yani peygamberler (aleyhimu’s-selatu ve’s-selam) günah işler mi? Bu konu hakkında ki deliller çoğunlukla akli delillere dayanmaktadır. Çünkü risalet gönderildikleri insanlar tarafından hissedilebilir mucizelere dayanan bir delille aklen sabittir. Bu nedenle peygamberlerin (aleyhimu’s-selatu ve’s-selam)   günah işlememeleri hususu da aklen sabit olmalıdır. Çünkü günah işlememek, Rasüllerin ve Nebilerin nübüvvetinin sabit olmasının gerektirdiklerindendir. Peygamberlerin (aleyhimu’s-selatu ve’s-selam) günahsız olup olmadıkları veya günah işleyip işlemedikleri hususunda dört farklı görüş bulunmaktadır.

 

Birinci görüş: İtikada (inanca) ait hususlarda:

 

Ümmet peygamberlerin (aleyhimu’s-selatu ve’s-selam) küfür ve bid’at işlemekten masum oldukları üzerine icma etmişlerdir. Sadece Haricilerden Fudeyliye buna muhalefet etmiştir. Zira Hariciler peygamberler (aleyhimu’s-selatu ve’s-selam) üzerine küfrü caiz görürler. Bunun sebebi de onların her günahı küfür kabul etmelerinden dolayıdır. Bunun için peygamberlerden (aleyhimu’s-selatu ve’s-selam) küfrün sadır olmasına cevaz verirler. Rafızîler ise takiyye yolu ile peygamberlerden küfür kelimesinin sadır olmasını caiz görürler.

 

İkinci görüş: ALLAH’ın (Celle celalühü) indirdiği hükümler ve şeraitlere (tebliğe) ait hususlar:

 

ALLAH’ın (Celle celalühü) indirdiği hükümleri ve gönderdiği şeriatları peygamberlerin (aleyhimu’s-selatu ve’s-selam) bilerek veya bilmeyerek tahrif etmeyecekleri husussunda icma oluşmuştur. Zira böyle bir tahrif olması halinde şeriatlara itimat ve güven ortadan kalkar.

 

Üçüncü görüş: Fetva vermeye ait hususlar:

 

Peygamberlerin (aleyhimu’s-selatu ve’s-selam) bilerek kasden yanlış fetva vermeyecekleri hususunda icma oluşmuştur. Hata ve yanlışlık sonucu fetva verme hususunda ihtilaf bulunmaktadır.

 

Dördüncü görüş: Peygamberlerin  (aleyhimu’s-selatu ve’s-selam) halleri ve fiillerine ait hususlar:

 

Bu hususta da beş görüş bulunmaktadır:

 

Birinci görüş: Bu görüş sahiplerine göre peygamberlerin (aleyhimu’s-selatu ve’s-selam) büyük ve küçük günah işlemeleri caizdir.

 

İkinci görüş: Bu görüş sahiplerine göre peygamberlerin (aleyhimu’s-selatu ve’s-selam) bilerek kasten büyük günah işlemeleri caiz değildir. Küçük günah işlemeleri ise insanlarda nefret hissi uyandıracak bir husus olmadıktan sonra caizdir. Eğer insanlarda nefret hissi uyandıracak bir şey ise caiz değildir. Mutezilenin ekserisi bu görüştedir.

 

Üçüncü görüş: Bu görüş sahiplerine göre peygamberlerin kasten bilerek büyük ve küçük günah işlemeleri caiz değildir. Ancak Hata ve tevil yoluyla büyük ve küçük günah işlemeleri caizdir.

 

Dördüncü görüş: Bu görüş sahiplerine göre peygamberlerin (aleyhimu’s-selatu ve’s-selam) kasden bilerek büyük ve küçük günah işlemeleri caiz olmadığı gibi hata ve tevil yoluyla da büyük ve küçük günah işlemeleri caiz değildir. Ancak yanılarak ve unutarak büyük ve küçük günah işlemeleri caizdir. Ancak böyle bir durumda peygamberler (aleyhimu’s-selatu ve’s-selam) hemen ikaz edilirler. Bundan dolayı ilim yönünden insanlardan en mükemmeli durumunda olan peygamberlerin (aleyhimu’s-selatu ve’s-selam) daima her zaman uyanık olmaları gerekir.

 

Beşinci görüş: Bu görüş sahiplerine göre peygamberlerin (aleyhimu’s-selatu ve’s-selam) bilerek, bilmeyerek, kasten, hata ile veya unutarak büyük ve küçük günah işlemeleri caiz değildir. Şiiler bu görüştedir.

 

Peygamberlerde (aleyhimu’s-selatu ve’s-selam) bulunan ismet sıfatının vakti hususunda da ihtilaf edilmiştir. Bir kısım ulemaya göre peygamberlerde ki (aleyhimu’s-selatu ve’s-selam) ismet sıfatı onların doğumu ile başlar ömürlerinin sonuna kadar devam eder.  İkinci görüş sahiplerine göre ise peygamberlerin (aleyhimu’s-selatu ve’s-selam) ismet sıfatı onlarda peygamberlik görevi başladığı zaman vacip olup diğer zamanlarda vacip değildir. Ehli sünnet ve’l cemaat’ın görüşü bu yöndedir. Peygamberler (aleyhimu’s-selatu ve’s-selam) nübüvvet zamanı kasden büyük ve küçük günahlardan masumdurlar. Ancak hata ile küçük küçük günah işlemeleri caizdir. Peygamberin masumiyetine dair birçok delil getirilebilir.

 

Birinci delil: Eğer peygamberlerden (aleyhimu’s-selatu ve’s-selam) günah sadır olsaydı, onlar bundan dolayı hemen ikaz edilirler, ceza görmeleri tehir edilmek birlikte onların cezalarının ümmetlerinde ki günahkârlardan daha ağır bir ceza ile cezalandırılmaları gerekir ki, bu da onlardan günah sadır olması gibi batıldır. Zira ALLAH’ın (Celle celalühü) insanlara verdiği en büyük nimet peygamberlik nimetidir. Peygamberlik nimeti ile nimetlenen bir kulun diğer insanlar gibi günah işlemesi gibi bir düşünce hem çirkin hem de günah işlediği zaman bu onun durumunda noksanlık meydana getireceği için böyle bir şey mümkün görülmemiş ve aklıselim de bunu kabul etmiştir. Bu görüşü üç yönden nakil ile de destekleyebiliriz.

 

Birinci yön: Peygamberimizin (Sallallahu aleyhi ve sellem) hanımları hakkında ALLAH (Celle celalühü) ayeti kerime de şöyle buyurmaktadır:

 

يَـٰنِسَآءَ ٱلنَّبِىِّ لَسۡتُنَّ ڪَأَحَدٍ۬ مِّنَ ٱلنِّسَآءِۚ

‘’ Ey peygamber hanımları! Siz, kadınlardan herhangi biri gibi değilsiniz’’ (Ahzab / 32) başka bir ayette ise:

 

يَـٰنِسَآءَ ٱلنَّبِىِّ مَن يَأۡتِ مِنكُنَّ بِفَـٰحِشَةٍ۬ مُّبَيِّنَةٍ۬ يُضَـٰعَفۡ لَهَا ٱلۡعَذَابُ ضِعۡفَيۡنِ‌ۚ

‘’ Ey peygamber hanımları! Sizden kim açık bir hayâsızlık yaparsa onun cezası iki katına çıkarılır.’’ (Ahzab /30)

 

İkinci yön: Ümmetinden evli bir kadın veya erkek zina suçu işlediği zaman onun ceza recim, bekâr bir kadın ve erkek işlediği zaman ise dayak ve sürgündür.

 

Üçüncü yön: Bir köle bir suç işlediği zaman onun alacağı ceza hür insanın yarısı kadardır.

 

Daha önce ifade edildiği gibi eğer peygamberlerden (aleyhimu’s-selatu ve’s-selam) günah sadır olsaydı onlar bundan dolayı hemen ikaza müstahak olurlar, ceza görmeleri tehir edilmek birlikte onların cezalarının ümmetlerinde ki günahkârlardan daha ağır bir ceza ile cezalandırılmaları icab ederdi ki bu da icma ile batıldır. Zira böyle bir durum da bir kişi ‘’ Peygamber ALLAH’ın (Celle celalühü) yanında en kâmil bir biçim de olmasına karşın, onun değeri insanlardan daha düşüktür’’  gibi bir iddia ve söz söyleye bilir ki, böyle bir söz caiz değildir bu sebepten dolayı peygamberlerden (aleyhimu’s-selatu ve’s-selam) günah sadır olmaz.

 

İkinci delil: Eğer peygamberlerden (aleyhimu’s-selatu ve’s-selam) günah sadır olsaydı, şahitliklerinin kabul edilmemesi gerekirdi. Zira bir ayeti kerime de:

 

يَـٰٓأَيُّہَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓاْ إِن جَآءَكُمۡ فَاسِقُۢ بِنَبَإٍ۬ فَتَبَيَّنُوٓاْ

‘’ Ey iman edenler! Eğer bir fâsık size bir haber getirirse onun doğruluğunu araştırın.’’ (Hucurat /6) buyrulmaktadır. Bu ayet fâsık birinin getirdiği haber hususunda şahitliğinin kabul edilmemesine delalet eden kesin bir hükümdür. Bu sebepten dolayı peygamberlerden (aleyhimu’s-selatu ve’s-selam) günahın sadır olması batıldır. Zira bu dünya da şahitliği kabul edilmeyen birisinin Ahirette diğer dinler üzerine şahitliği nasıl kabul edilebilir? Zira peygamber (Sallallahu aleyhi ve sellem) efendimizin Kıyamet gününde bütün peygamberlere (aleyhimu’s-selatu ve’s-selam) şahit olacağı

 

وَكَذَٲلِكَ جَعَلۡنَـٰكُمۡ أُمَّةً۬ وَسَطً۬ا لِّتَڪُونُواْ شُہَدَآءَ عَلَى ٱلنَّاسِ وَيَكُونَ ٱلرَّسُولُ عَلَيۡكُمۡ شَهِيدً۬ا‌ۗ

‘’ İşte böylece sizin diğer insanlara şahit olmanız, Resûlünde sizin üzerinize şahit olması için sizi orta bir ümmet yaptık.’’ (Bakara / 143) ayeti kerimesi ile haber verilmiştir. Ahirette bütün peygamberlere şahit olacak birisinin dünyada şahitliğinin kabul edilmemesi mümkün mü?

 

Üçüncü delil: Eğer peygamberlerden (aleyhimu’s-selatu ve’s-selam) günah sadır olsaydı, hemen kınanmaları gerekirdi. Zira emri bi’l ma’ruf ve nehyi ani’l münker’in vacip olduğuna delalet eden deliller açıktır. O zaman insanların yaptıkları günahlardan dolayı peygamberleri (aleyhimu’s-selatu ve’s-selam) kınamaları gerekirdi ki, bu da caiz değildir. Zira bir ayeti kerime de:

 

إِنَّ ٱلَّذِينَ يُؤۡذُونَ ٱللَّهَ وَرَسُولَهُ ۥ لَعَنَہُمُ ٱللَّهُ فِى ٱلدُّنۡيَا وَٱلۡأَخِرَةِ

‘’ ALLAH ve resulüne sıkıntı verenlere ALLAH dünya da ve ahirette lanet etmiştir.’’ (Ahzab/ 57) buyrularak peygambere eziyet (sıkıntı, kınama) yasaklamıştır. Bu yüzden peygamberlerden (aleyhimu’s-selatu ve’s-selam) günah sadır olmaz.

 

Dördüncü delil: Şayet peygamberlerden (aleyhimu’s-selatu ve’s-selam) bir fısk (günah) sadır olsaydı, aynı fıskı bizim de yapmamız gerekirdi. Zira peygamberlere (aleyhimu’s-selatu ve’s-selam) tabi olmamız bize emrolunmuştur ki, fasık birine uymak caiz değildir. Bu sebebten dolayı ona uymamız caiz olmazdı. Veya ona uymamakla emrolunurduk ki, bu da batıldır. Zira bir ayeti kerime de:

 

قُلۡ إِن كُنتُمۡ تُحِبُّونَ ٱللَّهَ فَٱتَّبِعُونِى يُحۡبِبۡكُمُ ٱللَّهُ

‘’ (resulüm) deki! Eğer ALLAH’ı seviyorsanız bana tabi olun ki ALLAH da sizi sevsin’’ (Al-i İmran /31)  buyrulmuştur. Eğer peygamberlerden (aleyhimu’s-selatu ve’s-selam) günah sadır olsaydı böyle bir emir verilmesi saçma olmaz mıydı? Bu yüzden peygamberlerden (aleyhimu’s-selatu ve’s-selam)  günah sadır olması imkânsızdır.

 

Beşinci delil: Şayet peygamberlerden (aleyhimu’s-selatu ve’s-selam) günah sadır olsaydı, ALLAH’ın (Celle celalühü) onları cehennem azabı ile azapla nacaklarının vacip olacağını bildiren bir va’din olması gerekirdi. Zira bir ayeti kerime de:

 

وَمَن يَعۡصِ ٱللَّهَ وَرَسُولَهُ ۥ وَيَتَعَدَّ حُدُودَهُ ۥ يُدۡخِلۡهُ نَارًا خَـٰلِدً۬ا فِيهَا وَلَهُ ۥ عَذَابٌ۬ مُّهِينٌ۬

’ Kim ALLAH’a ve resulüne karşı isyan eder ve haddi aşarsa ALLAH onu, devamlı kalacağı bir ateşe sokar ve onun için alçaltıcı bir azap vardır.’’ (Nisa /14) buyrulmuştur. Yine aynı şekilde günah sadır olan bir peygamberin (aleyhimu’s-selatu ve’s-selam) lanete müstehak olması gerekirdi. Zira ayeti kerime de:

 

أَلَا لَعۡنَةُ ٱللَّهِ عَلَى ٱلظَّـٰلِمِينَ

‘’ Dikkat edin ALLAH’ın laneti zalimlerin üzerinedir.’’ (Hud / 18) buyrulmuştur. Ümmetin icması ile böyle bir şeyin olması batıldır. Bu yüzden peygamberlerden (aleyhimu’s-selatu ve’s-selam) günahın sadır olması da batıldır.

 

Altıncı delil: Muhakkakki peygamberlerin (aleyhimu’s-selatu ve’s-selam) insanlara iyiliği emredip kötülüklerden sakındırmaktır gönderilmişlerdir. Şayet iyiliği terk edip günah işleselerdi şu ayetlerin tehdidin altına girerlerdi:

 

يَـٰٓأَيُّہَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ لِمَ تَقُولُونَ مَا لَا تَفۡعَلُونَ  ڪَبُرَ مَقۡتًا عِندَ ٱللَّهِ أَن تَقُولُواْ مَا لَا تَفۡعَلُونَ

‘’  Ey iman edenler! Yapmayacağınız şeyleri neden söylüyorsunuz? Yapmayacağınız şeyleri söylemeniz ALLAH katından büyük günahtır.’’ (Saff / 2,3) Başka bir ayette de şöyle buyrulmaktadır:

 

أَتَأۡمُرُونَ ٱلنَّاسَ بِٱلۡبِرِّ وَتَنسَوۡنَ أَنفُسَكُمۡ

‘’ İnsanlara iyiliği emredip kendinizi unutuyor musunuz?’’ ( Bakara /44) Bir peygamberin insanlara iyiliği emredip kendisinin günah işlemesi ne kadar kötü bir şeydir. Bunun çirkinliğini ALLAH (Celle celalühü) Şuayb’ın (aleyhi’s-selam) ağzından şu şekilde ifade etmektedir.

 

 

وَمَآ أُرِيدُ أَنۡ أُخَالِفَكُمۡ إِلَىٰ مَآ أَنۡهَٮٰڪُمۡ عَنۡهُ‌ۚ

‘’ Ey kavmim size yasakladığım şeyleri, yapmak suretiyle size muhalefet etmek istemiyorum.’’ ( Hud /88)

 

Yedinci delil: ALLAH (Celle celalühü) İbrahim, İshak ve Yakub’un (aleyhimu’s-selatu ve’s-selam) sıfatlarından söz ederken şu ifadeleri kullanmaktadır:

 

إِنَّهُمۡ ڪَانُواْ يُسَـٰرِعُونَ فِى ٱلۡخَيۡرَٲتِ

‘’ Onlar (bütün bu peygamberler) hayır işlerinde yarışırlar.’’ ( Enbiya / 90) Ayeti kerimenin cemi (ٱلۡخَيۡرَٲتِ ) sığasında ki Elif ve Lam umumiyet ifade etmektedir. Ayrıca (ٱلۡخَيۡرَٲتِ) ayetinin ifade altına yapılması ve terk edilmesi gereken her şey girer. Bundan dolayı peygamberler (aleyhimu’s-selatu ve’s-selam) yapılması gereken her şeyi yaparlar ve yapılmaması gereken her günahı da terk ederler.

BİSMİHİ TEALA

Kur’an-ı Kerim’de ALLAH (Celle celalühü) aynı konuyu farklı yerlerde müteaddit şekillerde ele almaktadır. Bir konuyu bir yerde ele aldıktan sonra müteaddit yerlerde ele almasında ki gaye birkaç bakımdan önem arz etmektedir. Mesela bir yerde mücmel (kısa) olarak ele aldığı bir konuyu başka bir yerde mufassal (geniş) olarak izah etmektedir. Veya bir yerde mutlak (genel) olarak ele aldığı bir konuyu başka bir de mukayyet (kayıtlı) olarak açıklamaktadır.

 

Tefsir uleması bütün bunları mana ve beyanlarına bakarak ve her biri farklı bir yönden ele alarak izah ederler. Zira bunların her biri Kur’an’ın manalarını anlamayı kolaylaştırır ve böylece Kur’an’ın farklı yorumlarına ulaşılmış, tek bir mana ve yoruma bağlı kalınmamış olur. Müfessirler farklı farklı yorumlarla bunları izah eder ve açıklarlar. Zaten tefsir’in manası da bu değil midir? Yani Kur’an’ın kapalı ayetlerini manalandırmak ve açıklayıp beyan etmek değil midir?

 

 İbn-i Teymiye bu konuda şöyle demektedir:

 

‘’ Kur’an-ı kerim’in tefsir etmede takip edilecek en güzel ve sahih yol Kur’an-ı, Kur’an ile tefsir etmektir. Zira bir yerde mücmel olarak ele aldığı bir konuyu başka bir yerde izah etmiş, bir yerde muhtasar olarak ele aldığını başka bir yerde geniş olarak izah etmektedir.’’ (mukaddemetu fi usulu’t-tefsir, sh: 93)

 

Bu konuyu örnekler ile izah etmek gerekirse:

 

Mesela Fatiha suresinin:

 

صِرَٲطَ ٱلَّذِينَ أَنۡعَمۡتَ عَلَيۡهِمۡ غَيۡرِ ٱلۡمَغۡضُوبِ عَلَيۡهِمۡ وَلَا ٱلضَّآلِّينَ

 

‘’ Kendilerine lütuf ve ikramda bulunduğun kimselerin yoluna; gazaba uğramışların ve sapmışların yoluna değil’’ (Fatiha / 7)  ayeti kerimesinde  (أَنۡعَمۡتَ) ‘’ Kendilerine nimet verilenler’’ ayetinde kimlerin kasd olundukları bilinmemektedir. Burada ‘’kendilerine nimet verilenler’in’’ kimler olduklarını bize:

 

وَمَن يُطِعِ ٱللَّهَ وَٱلرَّسُولَ فَأُوْلَـٰٓٮِٕكَ مَعَ ٱلَّذِينَ أَنۡعَمَ ٱللَّهُ عَلَيۡہِم مِّنَ ٱلنَّبِيِّـۧنَ وَٱلصِّدِّيقِينَ وَٱلشُّہَدَآءِ وَٱلصَّـٰلِحِينَ‌ۚ وَحَسُنَ أُوْلَـٰٓٮِٕكَ رَفِيقً۬ا

 

‘’ Kim ALLAH’a ve resulüne itaat ederse işte onlar, ALLAH’ın kendilerine lütuflarda bulunduğu, peygamberler, sıddıklar, şehidler ve Salih kişilerle beraberdir. Bunlar ne güzel arkadaştır’’ (Nisa / 69) ayeti kerimesi izah etmektedir.

 

Yine Kur’an’ı kerim’de

 

فَتَلَقَّىٰٓ ءَادَمُ مِن رَّبِّهِۦ كَلِمَـٰتٍ۬ فَتَابَ عَلَيۡهِ‌ۚ إِنَّهُ ۥ هُوَ ٱلتَّوَّابُ ٱلرَّحِيمُ

 

‘’ Böylece Âdem rabbinden bir takım kelimeler aldı (öğrendi, bu kelimelerle) tövbe etti, (ALLAH Celle celalühü) onun tevbesini kabul etti). Zira ALLAH tövbeleri kabul eden, merhameti bol olandır. (Bakara / 37) ayeti kerimesinde Âdem’in (aleyhi’s-selam) Cennet’ten çıkarılmasına sebeb olan zellesi sebebiyle tövbe etmek için bir takım kelimeler öğrendiğini ifade etmektedir. Ancak ayeti kerime bu sözlerin neler olduğunu söylememektedir. Bu kelimeleri bize haber veren:

 

قَالَا رَبَّنَا ظَلَمۡنَآ أَنفُسَنَا وَإِن لَّمۡ تَغۡفِرۡ لَنَا وَتَرۡحَمۡنَا لَنَكُونَنَّ مِنَ ٱلۡخَـٰسِرِينَ

 

‘’ ( Âdem ve eşi) dediler ki: Ey rabbimiz biz kendimize zulüm ettik! Eğer bizi bağışlamaz ve bize merhamet etmezsen elbette hüsrana uğrayanlardan oluruz’’ (Araf / 23)  ayeti kerimesidir.

 

Yine ALLAH (Celle celalühü):

 

 

يَـٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓاْ أَوۡفُواْ بِٱلۡعُقُودِ‌ۚ أُحِلَّتۡ لَكُم بَہِيمَةُ ٱلۡأَنۡعَـٰمِ إِلَّا مَا يُتۡلَىٰ عَلَيۡكُمۡ غَيۡرَ مُحِلِّى ٱلصَّيۡدِ وَأَنتُمۡ حُرُمٌ‌ۗ إِنَّ ٱللَّهَ يَحۡكُمُ مَا يُرِيدُ

 

‘’ Ey iman edenler! Akidlerinizi (sözlerinizi) yerine getirin. İhramlı iken avlanmayı helal saymamanız şartıyla, çeşitli hayvanlar size helal kılındı. Ancak haram oldukları size okunacaklar olanlar müstesna. Şüphesiz ALLAH dilediği hükmü verir.’’ (Maide / 1) ayeti kerimesindeki istisna (yani < Ancak haram oldukları size okunacaklar olanlar müstesna>) sebebiyle bazı hayvanları yememizi bize haram kılmaktadır. Bu hayvanların hangileri olduklarını:

 

حُرِّمَتۡ عَلَيۡكُمُ ٱلۡمَيۡتَةُ وَٱلدَّمُ وَلَحۡمُ ٱلۡخِنزِيرِ وَمَآ أُهِلَّ لِغَيۡرِ ٱللَّهِ بِهِۦ وَٱلۡمُنۡخَنِقَةُ وَٱلۡمَوۡقُوذَةُ وَٱلۡمُتَرَدِّيَةُ وَٱلنَّطِيحَةُ وَمَآ أَكَلَ ٱلسَّبُعُ إِلَّا مَا ذَكَّيۡتُمۡ وَمَا ذُبِحَ عَلَى ٱلنُّصُبِ

 

‘’ Leş, kan, domuz eti, ALLAH’tan başkasının adı anılarak kesilen, boğulmuş, (taş, odun vb ile) vurulup öldürülmüş, yukarıdan düşüp ölmüş, boynuzlanıp ölmüş (hayvanlar ile),  canavarların (vahşi hayvanların) yedikleri hayvanlar (ölmeden yetişip kestikleriniz müstesna), dikili taşlar (putlar) üzerine boğazlanan hayvanlar …. Size haram kılındı’’ (Maide /3) yine:

 

إِنَّمَا حَرَّمَ عَلَيۡڪُمُ ٱلۡمَيۡتَةَ وَٱلدَّمَ وَلَحۡمَ ٱلۡخِنزِيرِ وَمَآ أُهِلَّ بِهِۦ لِغَيۡرِ ٱللَّهِ‌ۖ فَمَنِ ٱضۡطُرَّ غَيۡرَ بَاغٍ۬ وَلَا عَادٍ۬ فَلَآ إِثۡمَ عَلَيۡهِ‌ۚ إِنَّ ٱللَّهَ غَفُورٌ۬ رَّحِيمٌ

 

‘’ ALLAH size ancak ölüyü (leşi), kanı, domuz etini ve ALLAH’tan başkası adına kesileni haram kıldı. Kim bunlardan yemeye mecbur kalırsa, başkasının hakkına saldırmadan ve haddi aşmadan yemesinde bir günah yoktur. Şüphesiz ALLAH çok bağışlayan ve esirğeyendir.’’ (Bakara /173) ve:

 

قُل لَّآ أَجِدُ فِى مَآ أُوحِىَ إِلَىَّ مُحَرَّمًا عَلَىٰ طَاعِمٍ۬ يَطۡعَمُهُ ۥۤ إِلَّآ أَن يَكُونَ مَيۡتَةً أَوۡ دَمً۬ا مَّسۡفُوحًا أَوۡ لَحۡمَ خِنزِيرٍ۬ فَإِنَّهُ ۥ رِجۡسٌ أَوۡ فِسۡقًا أُهِلَّ لِغَيۡرِ ٱللَّهِ بِهِۦ‌ۚ فَمَنِ ٱضۡطُرَّ غَيۡرَ بَاغٍ۬ وَلَا عَادٍ۬ فَإِنَّ رَبَّكَ غَفُورٌ۬ رَّحِيمٌ۬

‘’ De ki: bana vahyolunanda, leş ve akıtılmış kan yahut domuz eti ki pisliğin kendisidir ya da günah işlenerek ALLAH’tan başkası adına kesilmiş bir hayvandan başka, yiyecek kimseye haram kılınmış bulamıyorum. Başkasına zarar vermemek ve sınırı aşmamak üzere kim (bunlardan) yemek zorunda kalırsa bilsin ki rabbin bağışlayan ve esirgeyendir.’’ (En’am / 145) ayetlerinden öğrenmekteyiz.

 

وَكُنتُمۡ أَزۡوَٲجً۬ا ثَلَـٰثَةً۬

‘’ Ve sizler üç sınıf olduğunuz zaman’’ (Vakıa / 7) Ahiret hallerini anlatan bu ayeti kerime de ALLAH (Celle celalühü)  mücmel (kapalı) bir ifade kullanmaktadır. Bu üç sınıfın kimler olduğunu, vasıfları nelerdir, neden üç sınıf olarak ayrılmıştır soruları çoğaltmak mümkün. Bütün soruların cevapları müteakip ayetlerden öğrenmekteyiz:

 

فَأَصۡحَـٰبُ ٱلۡمَيۡمَنَةِ مَآ أَصۡحَـٰبُ ٱلۡمَيۡمَنَةِ  وَأَصۡحَـٰبُ ٱلۡمَشۡـَٔمَةِ مَآ أَصۡحَـٰبُ ٱلۡمَشۡـَٔمَةِ  وَٱلسَّـٰبِقُونَ ٱلسَّـٰبِقُونَ  أُوْلَـٰٓٮِٕكَ ٱلۡمُقَرَّبُونَ

‘’ Sağdakiler, ne mutlu o sağdakilere!, soldakiler, ne bahtsızdır o soldakiler!, (hayırda) önde olanlar (ecirde de) öndedirler.’’ (Vakıa / 8,11) Bu ayetler ilk ayetteki mücmel ifadeyi izah ederek insanların Kıyamet günü kitapları sağdan verilenler, kitapları soldan verilenler ve sabikunlar olarak üç zümreye ayrılacaklarını ifade etmektedir.

 

إِنَّ ٱلۡإِنسَـٰنَ خُلِقَ هَلُوعًا

‘’ Gerçekten insan pek hırslı (ve sabırsız) yaratılmıştır.’’ ( Meariç / 19) ALLAH (Celle celalühü) bu ayeti kerime de de mücmel ifade kullanmıştır. Bu mücmelliği bunu takip eden ayetler izah etmektedir:

 

إِذَا مَسَّهُ ٱلشَّرُّ جَزُوعً۬ا  وَإِذَا مَسَّهُ ٱلۡخَيۡرُ مَنُوعًا

‘’ Kendisine kötülük isabet ettiğinde sızlanır, bağırır, ona imkan verildiğinde ise pinti kesilir.’’ ( Meariç / 20, 21)

 

 

وَعِندَهُ ۥ مَفَاتِحُ ٱلۡغَيۡبِ لَا يَعۡلَمُهَآ إِلَّا هُوَ‌ۚ

‘’ Gaybın anahtarları ALLAH’ın yanındadır; onları ondan başkası bilmez.’’ (En’am / 59) Bu ayette kendisinden başkasının bilemeyeceği şeyler hususunda bir bilgi mevcut değil. Kimsenin bilemeyeceği şeyler nelerdir?

 

 

إِنَّ ٱللَّهَ عِندَهُ ۥ عِلۡمُ ٱلسَّاعَةِ وَيُنَزِّلُ ٱلۡغَيۡثَ وَيَعۡلَمُ مَا فِى ٱلۡأَرۡحَامِ‌ۖ وَمَا تَدۡرِى نَفۡسٌ۬ مَّاذَا تَڪۡسِبُ غَدً۬ا‌ۖ وَمَا تَدۡرِى نَفۡسُۢ بِأَىِّ أَرۡضٍ۬ تَمُوتُ‌ۚ إِنَّ ٱللَّهَ عَلِيمٌ خَبِيرُۢ

 

‘’ Kıyamet vakti hakkındaki bilgi, ancak ALLAH’ın katındadır. Yağmuru o yağdırır, rahimlerde olanı o bilir. Hiç kimse yarın ne kazanacağını bilemez. Yine hiç kimse nerede öleceğini bilemez. Şüphesiz ALLAH her şeyi bilendir, her şeyden haberdardır.’’ (Lokman / 35)

 

وَعَلَى ٱلَّذِينَ هَادُواْ حَرَّمۡنَا مَا قَصَصۡنَا عَلَيۡكَ مِن قَبۡلُ‌ۖ

‘’ Sana anlattıklarımızı, daha önce Yahudi olanlara da haram kılmıştık.’’ (Nalh / 118) Bu ayeti kerime de ALLAH (Celle celalühü) Yahudilere bir takım şeyleri haram kıldığından söz ediyor ama neler olduğu hususuna değinmiyor. Yahudilere haram kılınan şeyler nelerdir?

 

 

وَعَلَى ٱلَّذِينَ هَادُواْ حَرَّمۡنَا ڪُلَّ ذِى ظُفُرٍ۬‌ۖ وَمِنَ ٱلۡبَقَرِ وَٱلۡغَنَمِ حَرَّمۡنَا عَلَيۡهِمۡ شُحُومَهُمَآ إِلَّا مَا حَمَلَتۡ ظُهُورُهُمَآ أَوِ ٱلۡحَوَايَآ أَوۡ مَا ٱخۡتَلَطَ بِعَظۡمٍ۬‌ۚ ذَٲلِكَ جَزَيۡنَـٰهُم بِبَغۡيِہِمۡ‌ۖ وَإِنَّا لَصَـٰدِقُونَ

 

‘’ Yahudilere bütün tırnaklı hayvanları haram kıldık. Sırtlarında veya bağırsaklarında taşıdıkları ya da kemiğe karışan yağlar hariç olmak üzere sığır ve koyunun iç yağlarını da onlara haram kıldık. Bu, zulümleri yüzünden onlara verdiğimiz cezadır. Biz elbette doğru söyleyeniz.’’ (En’am / 146)

 

Görüldüğü üzere Kur’an’ı kerim aynı meselelere farklı yerlerde değinmek suretiyle, bir yerde açıklamadığı şeyleri başka yerlerde ayetlerle izah etmektedir. Mütekaddim müfessirlerden İbn-i Kesir, ve müteahhir müfessirlerden Şankıtı (rahmetullahi aleyhima)  gibi bir çok müfessir de Kur’an’ın bu metodunu takip ederek ayetleri ayetler ile tefsir etmek yoluna gitmişlerdir.

 

Gonderen Karasahin
Kategori : Usulü tefsir
Tags: , , , ,

Yorumlar (0)