BİSMİHİ TEALA

Kur’an-ı Kerim’de ALLAH (Celle celalühü) aynı konuyu farklı yerlerde müteaddit şekillerde ele almaktadır. Bir konuyu bir yerde ele aldıktan sonra müteaddit yerlerde ele almasında ki gaye birkaç bakımdan önem arz etmektedir. Mesela bir yerde mücmel (kısa) olarak ele aldığı bir konuyu başka bir yerde mufassal (geniş) olarak izah etmektedir. Veya bir yerde mutlak (genel) olarak ele aldığı bir konuyu başka bir de mukayyet (kayıtlı) olarak açıklamaktadır.

 

Tefsir uleması bütün bunları mana ve beyanlarına bakarak ve her biri farklı bir yönden ele alarak izah ederler. Zira bunların her biri Kur’an’ın manalarını anlamayı kolaylaştırır ve böylece Kur’an’ın farklı yorumlarına ulaşılmış, tek bir mana ve yoruma bağlı kalınmamış olur. Müfessirler farklı farklı yorumlarla bunları izah eder ve açıklarlar. Zaten tefsir’in manası da bu değil midir? Yani Kur’an’ın kapalı ayetlerini manalandırmak ve açıklayıp beyan etmek değil midir?

 

 İbn-i Teymiye bu konuda şöyle demektedir:

 

‘’ Kur’an-ı kerim’in tefsir etmede takip edilecek en güzel ve sahih yol Kur’an-ı, Kur’an ile tefsir etmektir. Zira bir yerde mücmel olarak ele aldığı bir konuyu başka bir yerde izah etmiş, bir yerde muhtasar olarak ele aldığını başka bir yerde geniş olarak izah etmektedir.’’ (mukaddemetu fi usulu’t-tefsir, sh: 93)

 

Bu konuyu örnekler ile izah etmek gerekirse:

 

Mesela Fatiha suresinin:

 

صِرَٲطَ ٱلَّذِينَ أَنۡعَمۡتَ عَلَيۡهِمۡ غَيۡرِ ٱلۡمَغۡضُوبِ عَلَيۡهِمۡ وَلَا ٱلضَّآلِّينَ

 

‘’ Kendilerine lütuf ve ikramda bulunduğun kimselerin yoluna; gazaba uğramışların ve sapmışların yoluna değil’’ (Fatiha / 7)  ayeti kerimesinde  (أَنۡعَمۡتَ) ‘’ Kendilerine nimet verilenler’’ ayetinde kimlerin kasd olundukları bilinmemektedir. Burada ‘’kendilerine nimet verilenler’in’’ kimler olduklarını bize:

 

وَمَن يُطِعِ ٱللَّهَ وَٱلرَّسُولَ فَأُوْلَـٰٓٮِٕكَ مَعَ ٱلَّذِينَ أَنۡعَمَ ٱللَّهُ عَلَيۡہِم مِّنَ ٱلنَّبِيِّـۧنَ وَٱلصِّدِّيقِينَ وَٱلشُّہَدَآءِ وَٱلصَّـٰلِحِينَ‌ۚ وَحَسُنَ أُوْلَـٰٓٮِٕكَ رَفِيقً۬ا

 

‘’ Kim ALLAH’a ve resulüne itaat ederse işte onlar, ALLAH’ın kendilerine lütuflarda bulunduğu, peygamberler, sıddıklar, şehidler ve Salih kişilerle beraberdir. Bunlar ne güzel arkadaştır’’ (Nisa / 69) ayeti kerimesi izah etmektedir.

 

Yine Kur’an’ı kerim’de

 

فَتَلَقَّىٰٓ ءَادَمُ مِن رَّبِّهِۦ كَلِمَـٰتٍ۬ فَتَابَ عَلَيۡهِ‌ۚ إِنَّهُ ۥ هُوَ ٱلتَّوَّابُ ٱلرَّحِيمُ

 

‘’ Böylece Âdem rabbinden bir takım kelimeler aldı (öğrendi, bu kelimelerle) tövbe etti, (ALLAH Celle celalühü) onun tevbesini kabul etti). Zira ALLAH tövbeleri kabul eden, merhameti bol olandır. (Bakara / 37) ayeti kerimesinde Âdem’in (aleyhi’s-selam) Cennet’ten çıkarılmasına sebeb olan zellesi sebebiyle tövbe etmek için bir takım kelimeler öğrendiğini ifade etmektedir. Ancak ayeti kerime bu sözlerin neler olduğunu söylememektedir. Bu kelimeleri bize haber veren:

 

قَالَا رَبَّنَا ظَلَمۡنَآ أَنفُسَنَا وَإِن لَّمۡ تَغۡفِرۡ لَنَا وَتَرۡحَمۡنَا لَنَكُونَنَّ مِنَ ٱلۡخَـٰسِرِينَ

 

‘’ ( Âdem ve eşi) dediler ki: Ey rabbimiz biz kendimize zulüm ettik! Eğer bizi bağışlamaz ve bize merhamet etmezsen elbette hüsrana uğrayanlardan oluruz’’ (Araf / 23)  ayeti kerimesidir.

 

Yine ALLAH (Celle celalühü):

 

 

يَـٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓاْ أَوۡفُواْ بِٱلۡعُقُودِ‌ۚ أُحِلَّتۡ لَكُم بَہِيمَةُ ٱلۡأَنۡعَـٰمِ إِلَّا مَا يُتۡلَىٰ عَلَيۡكُمۡ غَيۡرَ مُحِلِّى ٱلصَّيۡدِ وَأَنتُمۡ حُرُمٌ‌ۗ إِنَّ ٱللَّهَ يَحۡكُمُ مَا يُرِيدُ

 

‘’ Ey iman edenler! Akidlerinizi (sözlerinizi) yerine getirin. İhramlı iken avlanmayı helal saymamanız şartıyla, çeşitli hayvanlar size helal kılındı. Ancak haram oldukları size okunacaklar olanlar müstesna. Şüphesiz ALLAH dilediği hükmü verir.’’ (Maide / 1) ayeti kerimesindeki istisna (yani < Ancak haram oldukları size okunacaklar olanlar müstesna>) sebebiyle bazı hayvanları yememizi bize haram kılmaktadır. Bu hayvanların hangileri olduklarını:

 

حُرِّمَتۡ عَلَيۡكُمُ ٱلۡمَيۡتَةُ وَٱلدَّمُ وَلَحۡمُ ٱلۡخِنزِيرِ وَمَآ أُهِلَّ لِغَيۡرِ ٱللَّهِ بِهِۦ وَٱلۡمُنۡخَنِقَةُ وَٱلۡمَوۡقُوذَةُ وَٱلۡمُتَرَدِّيَةُ وَٱلنَّطِيحَةُ وَمَآ أَكَلَ ٱلسَّبُعُ إِلَّا مَا ذَكَّيۡتُمۡ وَمَا ذُبِحَ عَلَى ٱلنُّصُبِ

 

‘’ Leş, kan, domuz eti, ALLAH’tan başkasının adı anılarak kesilen, boğulmuş, (taş, odun vb ile) vurulup öldürülmüş, yukarıdan düşüp ölmüş, boynuzlanıp ölmüş (hayvanlar ile),  canavarların (vahşi hayvanların) yedikleri hayvanlar (ölmeden yetişip kestikleriniz müstesna), dikili taşlar (putlar) üzerine boğazlanan hayvanlar …. Size haram kılındı’’ (Maide /3) yine:

 

إِنَّمَا حَرَّمَ عَلَيۡڪُمُ ٱلۡمَيۡتَةَ وَٱلدَّمَ وَلَحۡمَ ٱلۡخِنزِيرِ وَمَآ أُهِلَّ بِهِۦ لِغَيۡرِ ٱللَّهِ‌ۖ فَمَنِ ٱضۡطُرَّ غَيۡرَ بَاغٍ۬ وَلَا عَادٍ۬ فَلَآ إِثۡمَ عَلَيۡهِ‌ۚ إِنَّ ٱللَّهَ غَفُورٌ۬ رَّحِيمٌ

 

‘’ ALLAH size ancak ölüyü (leşi), kanı, domuz etini ve ALLAH’tan başkası adına kesileni haram kıldı. Kim bunlardan yemeye mecbur kalırsa, başkasının hakkına saldırmadan ve haddi aşmadan yemesinde bir günah yoktur. Şüphesiz ALLAH çok bağışlayan ve esirğeyendir.’’ (Bakara /173) ve:

 

قُل لَّآ أَجِدُ فِى مَآ أُوحِىَ إِلَىَّ مُحَرَّمًا عَلَىٰ طَاعِمٍ۬ يَطۡعَمُهُ ۥۤ إِلَّآ أَن يَكُونَ مَيۡتَةً أَوۡ دَمً۬ا مَّسۡفُوحًا أَوۡ لَحۡمَ خِنزِيرٍ۬ فَإِنَّهُ ۥ رِجۡسٌ أَوۡ فِسۡقًا أُهِلَّ لِغَيۡرِ ٱللَّهِ بِهِۦ‌ۚ فَمَنِ ٱضۡطُرَّ غَيۡرَ بَاغٍ۬ وَلَا عَادٍ۬ فَإِنَّ رَبَّكَ غَفُورٌ۬ رَّحِيمٌ۬

‘’ De ki: bana vahyolunanda, leş ve akıtılmış kan yahut domuz eti ki pisliğin kendisidir ya da günah işlenerek ALLAH’tan başkası adına kesilmiş bir hayvandan başka, yiyecek kimseye haram kılınmış bulamıyorum. Başkasına zarar vermemek ve sınırı aşmamak üzere kim (bunlardan) yemek zorunda kalırsa bilsin ki rabbin bağışlayan ve esirgeyendir.’’ (En’am / 145) ayetlerinden öğrenmekteyiz.

 

وَكُنتُمۡ أَزۡوَٲجً۬ا ثَلَـٰثَةً۬

‘’ Ve sizler üç sınıf olduğunuz zaman’’ (Vakıa / 7) Ahiret hallerini anlatan bu ayeti kerime de ALLAH (Celle celalühü)  mücmel (kapalı) bir ifade kullanmaktadır. Bu üç sınıfın kimler olduğunu, vasıfları nelerdir, neden üç sınıf olarak ayrılmıştır soruları çoğaltmak mümkün. Bütün soruların cevapları müteakip ayetlerden öğrenmekteyiz:

 

فَأَصۡحَـٰبُ ٱلۡمَيۡمَنَةِ مَآ أَصۡحَـٰبُ ٱلۡمَيۡمَنَةِ  وَأَصۡحَـٰبُ ٱلۡمَشۡـَٔمَةِ مَآ أَصۡحَـٰبُ ٱلۡمَشۡـَٔمَةِ  وَٱلسَّـٰبِقُونَ ٱلسَّـٰبِقُونَ  أُوْلَـٰٓٮِٕكَ ٱلۡمُقَرَّبُونَ

‘’ Sağdakiler, ne mutlu o sağdakilere!, soldakiler, ne bahtsızdır o soldakiler!, (hayırda) önde olanlar (ecirde de) öndedirler.’’ (Vakıa / 8,11) Bu ayetler ilk ayetteki mücmel ifadeyi izah ederek insanların Kıyamet günü kitapları sağdan verilenler, kitapları soldan verilenler ve sabikunlar olarak üç zümreye ayrılacaklarını ifade etmektedir.

 

إِنَّ ٱلۡإِنسَـٰنَ خُلِقَ هَلُوعًا

‘’ Gerçekten insan pek hırslı (ve sabırsız) yaratılmıştır.’’ ( Meariç / 19) ALLAH (Celle celalühü) bu ayeti kerime de de mücmel ifade kullanmıştır. Bu mücmelliği bunu takip eden ayetler izah etmektedir:

 

إِذَا مَسَّهُ ٱلشَّرُّ جَزُوعً۬ا  وَإِذَا مَسَّهُ ٱلۡخَيۡرُ مَنُوعًا

‘’ Kendisine kötülük isabet ettiğinde sızlanır, bağırır, ona imkan verildiğinde ise pinti kesilir.’’ ( Meariç / 20, 21)

 

 

وَعِندَهُ ۥ مَفَاتِحُ ٱلۡغَيۡبِ لَا يَعۡلَمُهَآ إِلَّا هُوَ‌ۚ

‘’ Gaybın anahtarları ALLAH’ın yanındadır; onları ondan başkası bilmez.’’ (En’am / 59) Bu ayette kendisinden başkasının bilemeyeceği şeyler hususunda bir bilgi mevcut değil. Kimsenin bilemeyeceği şeyler nelerdir?

 

 

إِنَّ ٱللَّهَ عِندَهُ ۥ عِلۡمُ ٱلسَّاعَةِ وَيُنَزِّلُ ٱلۡغَيۡثَ وَيَعۡلَمُ مَا فِى ٱلۡأَرۡحَامِ‌ۖ وَمَا تَدۡرِى نَفۡسٌ۬ مَّاذَا تَڪۡسِبُ غَدً۬ا‌ۖ وَمَا تَدۡرِى نَفۡسُۢ بِأَىِّ أَرۡضٍ۬ تَمُوتُ‌ۚ إِنَّ ٱللَّهَ عَلِيمٌ خَبِيرُۢ

 

‘’ Kıyamet vakti hakkındaki bilgi, ancak ALLAH’ın katındadır. Yağmuru o yağdırır, rahimlerde olanı o bilir. Hiç kimse yarın ne kazanacağını bilemez. Yine hiç kimse nerede öleceğini bilemez. Şüphesiz ALLAH her şeyi bilendir, her şeyden haberdardır.’’ (Lokman / 35)

 

وَعَلَى ٱلَّذِينَ هَادُواْ حَرَّمۡنَا مَا قَصَصۡنَا عَلَيۡكَ مِن قَبۡلُ‌ۖ

‘’ Sana anlattıklarımızı, daha önce Yahudi olanlara da haram kılmıştık.’’ (Nalh / 118) Bu ayeti kerime de ALLAH (Celle celalühü) Yahudilere bir takım şeyleri haram kıldığından söz ediyor ama neler olduğu hususuna değinmiyor. Yahudilere haram kılınan şeyler nelerdir?

 

 

وَعَلَى ٱلَّذِينَ هَادُواْ حَرَّمۡنَا ڪُلَّ ذِى ظُفُرٍ۬‌ۖ وَمِنَ ٱلۡبَقَرِ وَٱلۡغَنَمِ حَرَّمۡنَا عَلَيۡهِمۡ شُحُومَهُمَآ إِلَّا مَا حَمَلَتۡ ظُهُورُهُمَآ أَوِ ٱلۡحَوَايَآ أَوۡ مَا ٱخۡتَلَطَ بِعَظۡمٍ۬‌ۚ ذَٲلِكَ جَزَيۡنَـٰهُم بِبَغۡيِہِمۡ‌ۖ وَإِنَّا لَصَـٰدِقُونَ

 

‘’ Yahudilere bütün tırnaklı hayvanları haram kıldık. Sırtlarında veya bağırsaklarında taşıdıkları ya da kemiğe karışan yağlar hariç olmak üzere sığır ve koyunun iç yağlarını da onlara haram kıldık. Bu, zulümleri yüzünden onlara verdiğimiz cezadır. Biz elbette doğru söyleyeniz.’’ (En’am / 146)

 

Görüldüğü üzere Kur’an’ı kerim aynı meselelere farklı yerlerde değinmek suretiyle, bir yerde açıklamadığı şeyleri başka yerlerde ayetlerle izah etmektedir. Mütekaddim müfessirlerden İbn-i Kesir, ve müteahhir müfessirlerden Şankıtı (rahmetullahi aleyhima)  gibi bir çok müfessir de Kur’an’ın bu metodunu takip ederek ayetleri ayetler ile tefsir etmek yoluna gitmişlerdir.

 

Gonderen Karasahin
Kategori : Usulü tefsir
Tags: , , , ,

Yorumlar (0)

BİSMİHİ TEALA

Dünya’da herşeyin/ herkes’inbir kimliği olduğu gibi müslüman’ın da bir kimliği olmak zorundadır. Bu kimlik sayesinde Müslüman diğer insanlardan ayrılır,bu kimlik sayesinde öküz altında buzağı arayanların kalpleri ferahlayacak, çekebilirlerse bir oh diyebileceklerdir.Bakalım bir müslüman’ın kimliği nasıl olmalı.

1) Doğarken İslam fıtratı üzere doğup, adı ALLAH (Celle celaluhu) tarafından konulan,

هُوَ سَمَّاكُمُ الْمُسْلِمينَ مِن قَبْلُ وَفِي هَذَ

 O, gerek daha önce (gelmiş kitaplarda), gerekse bunda (Kur’an’da) size “müslümanlar” adını verdi. (hac / 78)  

2) Yapacağı bütün işler,vazifeler Kur’an tarafından açıklanarak,ciddi bir Müslüman olduğu gösterilen,

  

Müminler, ancak ALLAH’a ve Resûlüne gönülden inanmış kimselerdir. Onlar, o Peygamber ile ortak bir iş üzerindeyken ondan izin istemedikçe bırakıp gitmezler. (Resûlüm!) Şu senden izin isteyenler, hakikaten ALLAH’a ve Resûlüne iman etmiş kimselerdir. Öyle ise, bazı işleri için senden izin istediklerinde, sen de onlardan dilediğine izin ver; onlar için ALLAH’tan bağış dile; ALLAH mağfiret edicidir, merhametlidir. (Nur/62)

3) Peygamber’imizin (salllallahu aleyhi ve sellem) getirdiği her şeyi kabul edip,yasakladığu şeylerden kaçınan,

وَمَا آتَاكُمُ الرَّسُولُ فَخُذُوهُ وَمَا نَهَاكُمْ عَنْهُ فَانتَهُوا وَاتَّقُوا اللَّهَ إِنَّ اللَّهَ شَدِيدُ الْعِقَابِ

Peygamber size ne verdiyse onu alın, size ne yasakladıysa ondan da sakının. ALLAH’tan korkun. Çünkü ALLAH’ın azabı çetindir. (Haşr/7)

4) Sımsıkı tutulacak kulpun Kur’anı kerim olduğuna iman eden,

وَاعْتَصِمُواْ بِحَبْلِ اللّهِ جَمِيعًا وَلاَ تَفَرَّقُواْ

Hep birlikte ALLAH’ın ipine (İslâm’a) sımsıkı yapışın; parçalanmayın. (Al-i imran/103)

5) Nizalı, cekişmeli mes’elelerini, her türlü işlerini sadece ve sadece Kur’an ve sünnete götüren

فَإِن تَنَازَعْتُمْ فِي شَيْءٍ فَرُدُّوهُ إِلَى اللّهِ وَالرَّسُولِ إِن كُنتُمْ تُؤْمِنُونَ بِاللّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ

Eğer bir hususta anlaşmazlığa düşerseniz ALLAH’a ve ahirete gerçekten inanıyorsanız onu ALLAH’a ve Resûl’e götürün (onların talimatına göre halledin) (Nisa/59)

Hareketli, dinamik ruhlu istikbale ümitle bakan bir ALLAH (Celle celaluhu) adamıdır.

6) Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) den başka birini hakem olarak kabul etmeyen

Hayır, Rabbine andolsun ki aralarında çıkan anlaşmazlık hususunda seni hakem kılıp sonra da verdiğin hükümden içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın (onu) tam manasıyla kabullenmedikçe iman etmiş olmazlar. (Nisa/65)

7) Hakimiyet hakkının sadece ALLAH’a (Celle celaluhu) ait olduğunu kabul eden

إِنِ الْحُكْمُ إِلاَّ لِلّهِ

Hüküm sadece ALLAH’a aittir. (Yusuf/40)

8 ) Hiçbir cahiliyet hükmünü kabul etmeyip, itibar etmeyen

أَفَحُكْمَ الْجَاهِلِيَّةِ يَبْغُونَ وَمَنْ أَحْسَنُ مِنَ اللّهِ حُكْمًا لِّقَوْمٍ يُوقِنُونَ

Yoksa onlar  cahiliye idaresini mi arıyorlar? İyi anlayan bir topluma göre, hükümranlığı ALLAH’tan daha güzel kim vardır? (Maide/50) 

9 ) Emredici olarak sadece ALLAH’ı (Celle celaluhu) tanıyan

أَلاَ لَهُ الْخَلْقُ وَالأَمْرُ تَبَارَكَ اللّهُ رَبُّ الْعَالَمِينَ

Bilesiniz ki, yaratmak da emretmek de O’na mahsustur. Alemlerin Rabbi ALLAH ne yücedir! (A’raf/54)

10 ) Kitabın tamamına iman edip bütününün hayata hakim kılınmasını Hakk emri kabul eden

وَمِنَ النَّاسِ مَن يَقُولُ آمَنَّا بِاللّهِ وَبِالْيَوْمِ الآخِرِ وَمَا هُم بِمُؤْمِنِينَ

İnsanlardan bazıları da vardır ki, inanmadıkları halde “ALLAH’a ve ahiret gününe inandık” derler. (Bakara/8)

Temiz ruhlu, hoş kokulu ALLAH (Celle celaluhu) taraftarı olan biridir.

11 ) Siyonist güçleri, dost, emir, veli kabul etmeyen

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ لاَ تَتَّخِذُواْ الْيَهُودَ وَالنَّصَارَى أَوْلِيَاء

Ey iman edenler! Yahudileri ve hıristiyanları dost edinmeyin. (Maide/51)

12 ) Dinini oyuncak ve eğlence yerine koyanları reddeden

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ لاَ تَتَّخِذُواْ الَّذِينَ اتَّخَذُواْ دِينَكُمْ هُزُوًا وَلَعِبًا

Ey iman edenler! dininizi alay ve oyun konusu edinenleri dost edinmeyin.(Maide/57)

13 ) Tanrı ismini paravana edip o isim ile ALLAH’a (Celle celaluhu) dua etmeyen

وَلِلّهِ الأَسْمَاء الْحُسْنَى فَادْعُوهُ بِهَا وَذَرُواْ الَّذِينَ يُلْحِدُونَ فِي أَسْمَآئِهِ

En güzel isimler  ALLAH’ındır. O halde O’na o güzel isimlerle dua edin. Onun isimleri hakkında eğri yola gidenleri bırakın. (A’raf/180)

14 ) Hastalandığında şifa’yı sadece ALLAH’tan (Celle celaluhu) bekleyen (isteyen)

وَإِذَا مَرِضْتُ فَهُوَ يَشْفِينِ

Hastalandığım zaman bana şifa veren O’dur. (Şuara/80)

15 ) Tağuta kesinkes dua etmeyen

لِلَّذِينَ اسْتَجَابُواْ لِرَبِّهِمُ الْحُسْنَى

İşte Rablerinin emrine uyanlar için en güzel (mükâfat) vardır (Ra’d/18)

Hedefini tesbit etmiş,stratejisini çizmiş hedefe doğru yol alan bir ALLAH (Celle celaluhu) dostudur.

16 ) ALLAH (Celle celaluhu) yolundaki cihadı hiçbir şeye tercih etmeyen

 De ki: Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, hısım akrabanız kazandığınız mallar, kesada uğramasından korktuğunuz ticaret, hoşlandığınız meskenler size ALLAH’tan, Resûlünden ve ALLAH yolunda cihad etmekten daha sevgili ise, artık ALLAH emrini getirinceye kadar bekleyin. ALLAH fâsıklar topluluğunu hidayete erdirmez. (Tevbe/24)

17 ) Tağut’un önünde muhakeme olmayı reddeden (nisa / 60 )

Sana indirilene ve senden önce indirilenlere inandıklarını ileri sürenleri görmedin mi? Tâğut’a inanmamaları kendilerine emrolunduğu halde, Tâğut’un önünde muhakemeleşmek istiyorlar. Halbuki şeytan onları büsbütün saptırmak istiyor. (Nisa/60)

18 ) Sadece ALLAH’tan (Celle celaluhu ) korkan (çekinen)

وَيَخْشَوْنَهُ وَلَا يَخْشَوْنَ أَحَدًا

ALLAH’tan korkarlar ve O’ndan başka kimseden korkmazlar. (Ahzab/39)

19 ) ALLAH’ın (Celle celaluhu) hükmünü dinleyince dinledik ve itaat ettik diyen

إِنَّمَا كَانَ قَوْلَ الْمُؤْمِنِينَ إِذَا دُعُوا إِلَى اللَّهِ وَرَسُولِهِ لِيَحْكُمَ بَيْنَهُمْ أَن يَقُولُوا سَمِعْنَا وَأَطَعْنَا وَأُوْلَئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ

Aralarında hüküm vermesi için ALLAH’a ve Resûlüne davet edildiklerinde, müminlerin sözü ancak “İşittik ve itaat ettik” demeleridir. İşte asıl bunlar kurtuluşa erenlerdir. (Nur/51)

20 ) İslam’ın dışında kalmış bir yolla islam’a hizmet etmeyen ( al-i İmran / 85 )

وَمَن يَبْتَغِ غَيْرَ الإِسْلاَمِ دِينًا فَلَن يُقْبَلَ مِنْهُ

Kim, İslâm’dan başka bir din ararsa, bilsin ki kendisinden (böyle bir din) asla kabul edilmeyecek (Al-i imran/85)

Akıllı, nakle aklını teslim etmiş, vahyin gölgesinde yaşamak isteyen bir ALLAH (Celle celaluhu) kuludur.

21 ) ALLAH (Celle celaluhu) ve resulunün hükmüne itiraz etmeyi aklından bile geçirmeyen

وَمَا كَانَ لِمُؤْمِنٍ وَلَا مُؤْمِنَةٍ إِذَا قَضَى اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَمْرًا أَن يَكُونَ لَهُمُ الْخِيَرَةُ مِنْ أَمْرِهِمْ وَمَن يَعْصِ اللَّهَ وَرَسُولَهُ فَقَدْ ضَلَّ ضَلَالًا مُّبِينًا

ALLAH ve Resûlü bir işe hüküm verdiği zaman, inanmış bir erkek ve kadına o işi kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Her kim ALLAH ve Resûlüne karşı gelirse, apaçık bir sapıklığa düşmüş olur. (Ahzab/36)

22 ) İnandık demekle her türlü vazifesinin bittiğine inanmayan

أَحَسِبَ النَّاسُ أَن يُتْرَكُوا أَن يَقُولُوا آمَنَّا وَهُمْ لَا يُفْتَنُونَ

İnsanlar, imtihandan geçirilmeden, sadece “İman ettik” demeleriyle bırakılıvereceklerini mi sandılar? (Ankebut/2)

23 ) İmanını zulüm ve şirke bulaştırmayan

الَّذِينَ آمَنُواْ وَلَمْ يَلْبِسُواْ إِيمَانَهُم بِظُلْمٍ أُوْلَـئِكَ لَهُمُ الأَمْنُ وَهُم مُّهْتَدُونَ

İnanıp da imanlarına herhangi bir zulüm bulaştırmayanlar var ya, işte güven onlarındır ve onlar doğru yolu bulanlardır. (En’am/82)

24 ) Müslüman olmakla iftihar eden

وَمَنْ أَحْسَنُ قَوْلًا مِّمَّن دَعَا إِلَى اللَّهِ وَعَمِلَ صَالِحًا وَقَالَ إِنَّنِي مِنَ الْمُسْلِمِينَ

(İnsanları) ALLAH’a çağıran, iyi iş yapan ve “Ben müslümanlardanım” diyenden kimin sözü daha güzeldir? (Fussilet/33)

25 ) ALLAH (Celle celaluhu) ve resulü ile harb ilan eden faiz belasından uzak duran

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ اتَّقُواْ اللّهَ وَذَرُواْ مَا بَقِيَ مِنَ الرِّبَا إِن كُنتُم مُّؤْمِنِينَ

Ey iman edenler! ALLAH’tan korkun. Eğer gerçekten inanıyorsanız mevcut faiz alacaklarınızı terkedin. (Bakara/278)

Cihad ruhlu, ibn-i erkam evinin muhtevasına aşık bir garib kuldur.

26 ) Dünya’ya gönderilişin gerçek sebebini ibadette bulan

وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَالْإِنسَ إِلَّا لِيَعْبُدُونِ

Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk (ibadet) etsinler diye yarattım. (Zariat/56)

27 ) Din tamamen ALLAH’ın (Celle celaluhu) oluncaya kadar küfürle savaş içerisinde olan

 

Fitne ortadan kalkıncaya ve din tamamen ALLAH’ın oluncaya kadar onlarla savaşın! (İnkâra) son verirlerse şüphesiz ki ALLAH onların yaptıklarını çok iyi görür. (Enfal/39)

28 ) İyilerin ve iyiliklerin yanında kalıp, münkere ve münker davetçilerine meydan okuyan

وَلْتَكُن مِّنكُمْ أُمَّةٌ يَدْعُونَ إِلَى الْخَيْرِ وَيَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَيَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنكَرِ وَأُوْلَـئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ

Sizden, hayra çağıran, iyiliği emredip kötülüğü meneden bir topluluk bulunsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir. (Al-i imran/104)

29 ) Cahil,müşrik ve kafirlerin peşine ve fikrine takılmayan

وَإِن تُطِعْ أَكْثَرَ مَن فِي الأَرْضِ يُضِلُّوكَ عَن سَبِيلِ اللّهِ إِن يَتَّبِعُونَ إِلاَّ الظَّنَّ وَإِنْ هُمْ إِلاَّ يَخْرُصُونَ

Yeryüzünde bulunanların çoğuna uyacak olursan, seni ALLAH’ın yolundan saptırırlar. Onlar zandan başka bir şeye tâbi olmaz, yalandan başka söz de söylemezler. (En’am/116)

30 ) Yetimin malını koruyan

وَلاَ تَقْرَبُواْ مَالَ الْيَتِيمِ إِلاَّ بِالَّتِي هِيَ أَحْسَنُ

Yetimin malına, rüşdüne erinceye kadar, ancak en güzel bir niyetle yaklaşın. (İsra/34)

Beşinçi devrenin kapısının önünde bekleyen bir ALLAH (Celle celaluhu) askeridir.

31 ) Zan ve şüphe ile hareket etmeyen

وَمَا يَتَّبِعُ أَكْثَرُهُمْ إِلاَّ ظَنًّا إَنَّ الظَّنَّ لاَ يُغْنِي مِنَ الْحَقِّ شَيْئًا

Onların çoğu zandan başka bir şeye uymaz. Şüphesiz zan, haktan (ilimden) hiçbir şeyin yerini tutmaz. (Yunus/36)

32 ) Helal ve haram kılma yetkisinin sadece ALLAH’a (Celle celaluhu) ait olduğuna inanan

اتَّخَذُواْ أَحْبَارَهُمْ وَرُهْبَانَهُمْ أَرْبَابًا مِّن دُونِ اللّهِ

(Yahudiler) ALLAH’ı bırakıp bilginlerini (hahamlarını); (hıristiyanlar) da rahiplerini  rabler edindiler (Tevbe/31)

33 ) Mü’minleri bırakıp da kafirlerle dostluk kurup, işbirliği yapmayan

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ لاَ تَتَّخِذُواْ الْيَهُودَ وَالنَّصَارَى أَوْلِيَاء

Ey iman edenler! Yahudileri ve hıristiyanları dost edinmeyin. Zira onlar birbirinin dostudurlar (birbirinin tarafını tutarlar. (Maide/51)

34 ) Bey’at bağı boynunda olduğu halde Müslüman oluşunun ve Müslüman kalışının mücadelesini veren

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ أَطِيعُواْ اللّهَ وَأَطِيعُواْ الرَّسُولَ وَأُوْلِي الأَمْرِ مِنكُمْ

Ey iman edenler! ALLAH’a itaat edin. Peygamber’e ve sizden olan ülülemre  de itaat edin. (Nisa/59)

35 ) Tağutun yolunda savaşanlarla savaşan

فَقَاتِلُواْ أَوْلِيَاء الشَّيْطَانِ

O halde şeytanın dostlarına karşı savaşın (Nisa/76)

Dar’un nedve mahiyetinde olan her şeye karşı çıkan bir mücahid’dir.

36 ) Dininden dönerek mürted olmayan

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ مَن يَرْتَدَّ مِنكُمْ عَن دِينِهِ

 Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse (Maide/54)

37 ) ALLAH (Celle celaluhu) ve resulüne muhalefet eden hiçbir ferdi ve topluluğu sevmeyen

لَا تَجِدُ قَوْمًا يُؤْمِنُونَ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ يُوَادُّونَ مَنْ حَادَّ اللَّهَ وَرَسُولَهُ وَلَوْ كَانُوا آبَاءهُمْ أَوْ أَبْنَاءهُمْ أَوْ إِخْوَانَهُمْ أَوْ عَشِيرَتَهُمْ

ALLAH’a ve ahiret gününe inanan bir toplumun -babaları, oğulları, kardeşleri, yahut akrabaları da olsa- ALLAH’a ve Resûlüne düşman olanlarla dostluk ettiğini göremezsin (Mücadele/22)

38 ) Dost olarak ALLAH’ı (Celle celaluhu) resulünü (sallallahu aleyhi ve sellem) bir de ilahi emirleri ayırt etmeksizin hepsine boyun eğen mü’minleri seven

إِنَّمَا وَلِيُّكُمُ ٱللَّهُ وَرَسُولُهُ ۥ وَٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ ٱلَّذِينَ يُقِيمُونَ ٱلصَّلَوٰةَ وَيُؤۡتُونَ ٱلزَّكَوٰةَ وَهُمۡ رَٲكِعُونَ

Sizin dostunuz (veliniz) ancak ALLAH’tır, Resulüdür, iman edenlerdir; onlar ki ALLAH’ın emirlerine boyun eğerek namazı kılar, zekâtı verirler. (Maide/55)

39 ) Küfrü sevenlerden birini (velev küfrü seven babası dahi olsa) sezerse derhal irtibatı kesen

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ لاَ تَتَّخِذُواْ آبَاءكُمْ وَإِخْوَانَكُمْ أَوْلِيَاء

Ey iman edenler! Eğer küfrü imana tercih ediyorlarsa, babalarınızı ve kardeşlerinizi (bile) veli edinmeyin. (Tevbe/23)

40 ) Mü’min’lere karşı mütevazi, kafirlere karşı onurlu ve şiddetli olan

أَذِلَّةٍ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ أَعِزَّةٍ عَلَى الْكَافِرِينَ

 müminlere karşı alçak gönüllü (şefkatli), kâfirlere karşı onurlu (Maide/54)

Din, akıl, nesil, can, ve mal güvenliği sağlanmadıkça adalet ve huzurun gelemeyeceğine inanan bir ALLAH (Celle celaluhu) askeridir.

Özet ile, faaliyetleri ile, çevresi ve zemini ile bir Müslüman budur.Bizi böyle anlatan kitabımız KUR’AN’I KERİM’dir. Kimliğimizi tanıdığı halde bize fitne diyenler oluyorsa, uzatsınlar onların ellerini öpeceğiz!… Çünkü o ithamı alanlar ALLAH’a (Celle celaluhu) hamd etme makamında bulunurlar.

 

BİSMİHİ TEALA

Soru: İnsanlık için önemli buluşlara imza atan fakat gayr-i Müslim olarak ölen kişiler azab görecek mi?

Gayr-i müslim olarak ölen kişilerin cehenneme gireceği hususunda ittifak eden ulema, içlerinde insanlık adına faydalı işler yapanların cehennemde göreceği azabın hafifletilip-hafifletilmemesi noktasında ise ihtilaf etmişlerdir.

Birinci görüşe göre, yaptıkları iyi işler sebebiyle bazı kafirlerin azabı hafifletilecektir. Zira cehennem ehlinin göreceği azabın derecesi, onları cehenneme sokan amellerinin farklılığına göre olacaktır. Nitekim ALLAH (Celle celaluhu) şöyle buyurmaktadır:

 

وَلِكُلٍّ دَرَجَاتٌ مِّمَّا عَمِلُواْ

“Herkesin amellerine göre dereceleri vardır.” ( En’âm / 132 )

İkinci görüşe göre ise, kafir olarak ölen kişinin azabı hafiflemez. Yaptığı iyiliklerden de istifade edemez. Nitekim ALLAH (Celle celaluhu) şöyle buyurmaktadır:

وَقَدِمْنَا إِلَى مَا عَمِلُوا مِنْ عَمَلٍ فَجَعَلْنَاهُ هَبَاء مَّنثُورًا

 

“Onların yaptıkları bütün amellere yöneldik ve onları dağılmış zerreciklere çevirdik.” (Furkan / 23)

Müfessirler bu ayeti tefsir ederken, “kafirler amellerini ALLAH (Celle celaluhu) için yapmadıklarından onların tamamı geçersizdir.” (Tâberî, Cami’u’l-Beyan, IX, 380)

“küfürleri sebebiyle bütün amelleri iptal olmuştur.” demektedir. Başka bir ayette ise şöyle buyrulmaktadır:

 

وَالَّذِينَ كَفَرُوا أَعْمَالُهُمْ كَسَرَابٍ بِقِيعَةٍ يَحْسَبُهُ الظَّمْآنُ مَاء حَتَّى إِذَا جَاءهُ لَمْ يَجِدْهُ شَيْئًا

 “İnkar edenlere gelince; onların amelleri ıssız bir çöldeki serap gibidir. Susamış kimse onu su sanır. Yanına geldiğinde hiçbir şey bulamaz.” (Nûr / 39)

Tıpkı serap gören kişi gibi kafir de kıyamet günü yaptığı amellerden hiçbir şey elde edemez. Sonuç olarak şöyle söylenebilir: Yaşadıkları toplumlarda fakirlere yardımda bulunan, okul, yetimhane ya da darulaceze gibi hayır müessseleri inşa eden insanların niyetlerine göre mükafatları takdir edilir.

 Eğer kişi hayrı, ALLAH’ın (Celle celaluhu) rızasını kazanmak için yaparsa mutlaka karşılığını görür. Böyle bir amelde, yalan ve riya gibi vasıflar olmadığı gibi tam bir doğruluk ve samimiyet vardır. Bunun için mükafat görür. Zira Cenab-ı Hakk kimsenin hayrını zayi etmeyeceği gibi karşılığını da vereceğini bildirmektedir:

 

وَمَا تُنفِقُواْ مِنْ خَيْرٍ يُوَفَّ إِلَيْكُمْ

“Hayır olarak ne harcarsanız –hiç hakkınız yenmeden- karşılığı size tastamam verilecektir.” ( Bakara / 272)

Kafirler ALLAH’ın (celle celalühü) rızasını kazanmak gibi bir gayeye sahip olmadıklarından amellerinin karşılıklarını göremezler. Kafirler yaptıkları iyiliklerden dolayı bir ecir alamazlar fakat ilahi adaletin bir tecellisi olarak azablarının bir kısmı kendilerinden hafifletilir. Kul hakkına tecavüz edenlerle aynı derecede bir azab görmezler. Fakat mutlak olarak azabtan da kurtulamazlar. Nitekim Cenab-ı Hakk şöyle buyurmaktadır.

 

 

  1. ثُمَّ لَنَنزِعَنَّ مِن كُلِّ شِيعَةٍ أَيُّهُمْ أَشَدُّ عَلَى الرَّحْمَنِ عِتِيًّا

  2. ثُمَّ لَنَحْنُ أَعْلَمُ بِالَّذِينَ هُمْ أَوْلَى بِهَا صِلِيًّا

 

“Sonra her milletten, çok merhametli olan ALLAH’a daha çok asi olanlar hangileri ise onları çekip çıkaracağız. Sonra oraya girmeye en layık olanları muhakkak ki en iyi biz biliriz.” (Meryem / 69-70)