Alıntı:
arzuhalim Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
 selamun aleyküm hocam ben almanyada yasiyorum acizane 2 sorum olacak 1.si darul harb te faiz cekmek vardiyen hocalari duyuyorum bunu aciklarmisiniz

BİSMİHİ TEALA

We aleykümü’s-selam

Daru’l harb’te faiz alınabileceğine dair görüş sadece İmam-ı Azam ve İmam-ı Muhammed’e (rahmetullahi aleyhima) ait bir görüştür. Bunların dayandıkları delil Hz. Mehhul’den (radıyalalhu anh) rivayet edilen: ‚‘ لَا رِبَا بين الْمُسْلِمِ وَالْحَرْبِيِّ في دَارِ الْحَرْبِ‚‘Daru’l harb’te müslüman ile harbi arasında faiz yoktur.‘‘ hadis-i şerifidir. Bu hadis hakkında ulema ihtilafa düşmüşlerdir. Hidaye’nin hadislerini tahriç eden İmam-ı Zeylai (rahmetullahi aleyh) bun hadis hakkın da ‚‘ garib hadis‘‘ demiştir. (nasbu’r-raye,c:4, sh:44) İmam-ı Şafii (rahmetullahi aleyh) ‚‘ Bu hadis sabit değildir. Bunun delil olacak bir yanı yoktur.‘‘ (Beyheki, marife)
derlerken, İmam-ı Serahsi (rahmetullahi aleyh) ‚‘ Bu hadis mürsel bir hadistir. Hz. Mekhul’de rahmetullahi aleyh) güvenilir (sıka) biridir. Bu gibilerin mürseli kabul edilir.‘‘ (Fethu’l kadir, c:7 sh:38,39) ifadesini kullanmıştır.

Bu iki imama (rahmetullahi aleyhima) göre aralarında aldatma olmadığı müddetce hangi yolla olursa olsun harbilerin ülkelerin de onların mallarını almak mubahtır.

Daru’l harb’te faiz alınabileceğine dair başka bir delil ise hicretten önce persliler (iran) ile rumlar arasında yapılan savaşta rumların yenilmesi üzerine Mekkeli müşriklerin müslümanlarla ‚‘ putperes olan persler ehl-i kitab olan rumları yendiler‘‘ şeklindeki alaylarından sonra ‚‘rumlar yakın bir gelecekte galip olacak‘‘ (Rum/ 1) ayeti üzerine Ebu Bekir (radıyalalhu anh) mekkeli müşriklerle resulullah’ın (Sallallahu aleyhi ve sellem) izni ile iddia’ya girmesi hadisesidir. Bu esnada Mekke daru’l harb’ti. Bu hadise de aralarında aldatma olmadığı müddetce daru’l harb’te harbilerden faiz alınabileceğine delildir.

İmam-ı Azam ve İmam-ı Muhammed (rahetullahi aleyhima) bu hükmü verirken, parayı iktisadî bir silâh olarak düşünüp, müslümanın onu kafirin ülkesinde ve onun rızasıyla, herhangi bir yolla alabileceğini, böylece onu iktisaden zayıf düşüreceğini, müslümanın hiçbir surette faiz veremeyeceğini, yani fazlalığı müslümanın alması halinde bunun caiz olabileceğini kastettiklerini, arkadaşları olan imamlar açıklamışlardır. Yani İmam-ı Azam ile İmam-ı Muhammed’in (rahmetullahi aleyhima) bu fetvaları ile Müslümanların bu şekil de yapmak suretiyle onların ekonomilerini zayıflatmak amacını gütmelerini amaçlamışlardır. Zira Avrupa’da yaşayan bir müslüman haram olmasına rağmen onların bankalarına para yatırsa ve onların verdikleri faiz’i almasa onlara iyilik mi yapmıştır? Yoksa kötülük mü?

Bundan dolayı İmâm-ı Âzam ile İmâm-ı Muhammed’e (rahmetullahi aleyhima) göre küfür diyarında yaşayan bir müslümanın gayr-i müslimden faiz almasında beis yoktur. Çünkü onlara göre faiz almak hiyânet sayılmaz, normaldir. (mezahibi’l erbaa, c: 1 sh:340) Ancak bununla beraber bu iki imama göre de daru’l harb’te dahi olsa müslümanların gayr-i müslimlerin mallarını çalması veya onları aldatmak suretiyle mallarını alması caiz değildir.

Araların da İmam-ı Yusuf, İmam-ı Şafii’nin (rahmetullahi aleyhima) olduğu cumhur ulema faiz’i haram kılan ayeti kerime de ülkeler arasında ayırım yapılmadığı ve faiz ayetinin amm (genel) bir nass olması sebebiyle daru’l harb’te dahi olsa müslüman ile gayr-i müslim arasında faiz müessesesinin işlemesinin haram olduğunu söyleyerek İmam-ı Azam ve imam-ı Muhammed’e (rahmetullahi aleyhima) muhalefet etmişlerdir.

BİSMİHİ TEALA

Soru : – Faizsiz fînans kurumları da müşterilerine belli miktarda fazla para veriyor, sanki faizli bankadan bir farkları olmuyor gibi görünüyorlar. Bankanın verdiği neden faiz oluyor da fînans kurumunun verdiği aynı miktara yakın fazlalık kâr sayılıyor? O da faiz değil mi?

Cevap : Efendim, fînans kurumunu işletenler elbette piyasa şartlarını düşünecek, faizli kurumlarla rekabet edecek bir kâr miktarıyla çalışacaklardır. Yoksa rekabet etme kabiliyetlerini kaybetmiş olur, piyasadan silinmeye mahkum hale gelirler. Bunun için kâr nispetlerini piyasa şartlarına göre ayarlamak zorundalar.

Bu sebeple, bankayla fînans kurumunu aynı saymak mümkün değildir. Çünkü baştaki akit (anlaşma) ikisini de birbirinden kesin çizgiyle ayırmaktadır. Şöyle ki:

– Bankalar parayı, vereceği miktar kesin olan faizle alır, verilecek yere de yine miktarı kesin olan faizle verirler. Yani para hep faizde çalışır. Zaten parayı yatıran da faiz alma şartıyla yatırır, teslim alan da faiz verme şartıyla teslim alır. Yani baştaki anlaşma, faiz anlaşmasıdır.

Finans kurumundaki anlaşma ise bunun tam aksinedir. Kâr-zarar ortaklığında çalıştırılmak şartıyla para verilir, alan da kâr-zarar ortaklığında çalıştırmak şartıyla alır. Bu da bir kâr-zarar ortaklığı anlaşmasıdır.

Demek ki: ikisi aynı değildir. Biri kâr-zarar ortaklığı anlaşmasıdır. Öteki de faizli anlaşmadır.
Bu sebeple kâr ve zararı esas alan fînans kurumu, faizi esas alan bankayla aynı sayılamaz. İkisinin de verdiği aynıdır, denemez. Çünkü, anlaşma şartları ikisini birbirinden kesin çizgileriyle ayırmış olur.

Bankaya para yatıran, ben miktarı belli olmayan kâr değil, kesin olan faiz istiyorum demiş olur. Finansa para yatıran da, ben miktarı kesin de olsa faiz istemiyorum, riskli de olsa kâr ortaklığı istiyorum, demiş olur. Gayet tabiidir ki, kim neyi istemişse onun sorumlusu ve muhatabı olacaktır. Bundan daha makul bir sonuç beklenilemez.

Prof.Dr. Hamdi Döndüren:İslami Ölçülerle Ticaret Rehber

Gonderen Karasahin
Kategori : Fıkıh
Tags: , , , ,

Yorumlar (0)