Eki-13-08

Sünneti Terketmek

BİSMİHİ TEALA

Hâkim “Müstedrek”inde, “İcma’ın Hüccet Olduğuna Dâir Delil” bölümünde Ebû Hureyre’den ( gelen bir rivayetinde Resûl-i Ekrem (Sallallahu aleyhi ve sellem):

“Farz olan namaz, kendisinden sonra gelen namazla arasındaki günahlara keffârettir. Cumalar ile ramazanlar, aralarındaki günah­lara keffârettirler, ancak üç şeye keffâret olamazlar: ALLAH’a (Celle celalühü) ortak koşmak, neks-i safaka (yâni adam ile bir yandan anlaşmaya varırken, öte yandan ilk fırsatta ahdi bozarak onu öldürmek) ve sünneti terketmek (yâni cemaata muhalefet ve toplumdan ayrılmaktır.)” buyurmuştur.

Hadîsi her ne kadar Buhârî ile Müslim almamışlarsa da, hadîs, onların aradıkları sıhhat şartlarına uygundur. Ahmed ve Ebû Dâvûd’un rivayetleri şöyledir:

“Cemaatten bir karış ayrılan kimse, İslâm bağını boynundan çı­karmıştır.” (Ebi Dâvûd, 4/241)

Celâl Belkinî, “Cemaatten ayrılmak demek, bid’atlere sapmak demektir.” demiştir. Yine Sahih olarak, “Bid’at icad ede­ne ALLAH (Celle celalühü) lanet etsin.” diye bir rivayet vardır.

Ayrıca Resûl-i Ekrem (Sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyur­muştur:

“Altı kimse vardır ki, ALLLAH (Celle celalühü), ben ve duası makbul her peygamber onları lanetlerler:ALLAH’ın (Celle celalühü) Kitabına ilâve yapan, ALLAH’ın (Celle celalühü) kaderini yalanlayan, ALLAH’ın (Celle celalühü) aziz kıldığını zelil ve zelil kıldığını aziz yapmak için kahr u ceberut ile insanlara musallat olan, ALLAH’ın (Celle celalühü) haram kıldığını helâl sayan ehli beytin hakkında ALLAH’ın (Celle celalühü) haram kıl­dığını helâl sayan ve sünneti terkedenlerdir.” (Tirmizi, 4/457)

Yine Sahih bir hadîsde Resûl-i Ekrem (Sallallahu aleyhi ve sellem):

“Sünnetimden yüz çeviren benden değildir.” (Buhari, K,Nikah) buyurmuş­tur.

Taberâni’nin rivayetinde Resûl-i Ekrem: (Sallallahu aleyhi ve sellem)

“Peygamberlerinden sonra dinlerinde bid’at ihdas eden hiç bir millet yoktur ki, o nisbette sünnetten kaybetmiş olmasınlar.” ( Mecmeu’z-Zevâid ve Menbeu’l-Fevâid. 1/188) buyurmuştur.

Yine Taberâni ve İbn Âsım’ın rivayetlerinde Resûl-i Ekrem (Sallallahu aleyhi ve sellem) şöy­le buyurmuştur:

“Gök kubbenin gölgesi altında ALLALH’tan (Celle celalühü) başka, arzularına uyu­lan hevâ-i nefis’ten daha büyük bir ilâh yoktur.” ( Mecmeu’z-Zevâid ve Menbeu’l-Fevaid, 1/188)

Tembih: Sünneti terketmenin büyük günahlardan olduğunu, Şeyhu’l-lslâm es-Salâh el-Alâî, Kavaid adlı eserinde sarahaten bildirmiştir.

Ayrıca Celâl Belkini ve diğer âlimler de bunu kebâirden saymışlardır.

Celâl Belkinî büyük günahları sayarken, “Büyük günahların on altıncısı bid’attir, zaten sünneti terkten maksad da bid’attir.” demiştir. Şüphesiz sünnetten murad, Ebû Mansûr Maturidî ve Ebû’l-Hasan el-Eş’ari’nin (rahmetullahi aleyhima) inançlarına uygun olan yoldur. Çün­kü bunlar, tamamen sünneti arayıp bulmuşlardır. îtikadda bid’at da bu iki imama uymayan diğer fırkaların görüşleridir. Bid’at sahiple­rini yeren pek çok hadisler vardır. Bunlardan bazıları şunlardır:

“Her kim bu dininizde olmayan bir şeyi icad ederse, o, merduttur.” (Müslim, 3/1343; Ebi Dâvûd, 4/200; İbn Mace, 1/7)

“Bundan sonra (derim ki) sözlerin en hayırlısı ALLAH’ın (Celle celalühü) Kitabı­dır, hidâyetlerin hayırlısı da MUHAMMED’in (Sallallahu aleyhi ve sellem) irşad ve hidâyetidir. (Dinde olmayan) şeylerin en fenası, son­radan uydurulan şeylerdir; her bid’at (sonradan uydurulan şey de) sapıklıktır.” ( Müslim, 2/592; S İbn Mâce, 1/17)

“Sizin için en çok korktuğum, mide ve fercinizdeki azgın şehvet ve hevâ-i nefsin sapıttırmalarıdır.” (Mecmeu’z-Zevâid ve Menbeu’l-Fevâid, 1/188)

“Aman, dindeki sonradan yapılan uydurmalardan sakının, zira sonradan uydurulan her bid’at sapıklıktır.” (Tirmizi, 5/44)

“ALLAH (Celle celalühü) her bid’at sahibinin tevbesini, bidatini terkedinceye kadar, perdeler (yâni tevbesini kabul etmez).” (Mecmeu’z-Zevâid ve Menbeu’l-Fevâid, 10/189)

“ALLAH (Celle celalühü), bid’atini terkedinceye kadar bid’at sahibinin tev­besini kabul etmez.” (İbn-i) Mâce, 1/19)

Yine İbn-i Mâce’nin diğer bir rivayeti de şöyledir:

“ALLAH (Celle celalühü) bid’at sahibinin oruç, namaz, sadaka, hac, umre,cihad, farz ve nafilesinden hiç bir ibadetini kabul etmez. O, hamur­dan kılın çıkması gibi İslâmdan çıkar.” (İbn Hacer El-Heytemi, “Ez’zevacir An İktirafil-Kebâir)

Gonderen Karasahin
Kategori : Fıkıh
Tags: , , , ,

Yorumlar (0)
Haz-28-08

tesbih kullanmak

BİSMİHİ TEALA

Soru:Namazlardan sonra çektiğimiz (dizili) tesbih bid’at mıdır?

Cevab:Takrîr-i Rasûl’e mebnî, tesbih ve zikirleri, sebha, taşlar veyahud iplerle yapmak meselesi:

Bunlar asla bid’at değil, müstehab hatta sünnettir. İbnu Sa’d'ın tahric ettiği bir esere göre, Sa’d bin Vakkas (radıyallahu anh), küçük çakıl taşlarıyla tesbihlerini sayardı. Abdullah bin İmam Ahmed’in de tahric ettiği bir esere göre, Ebû Hureyre (radıyallahu anh)’ın da kendisine mahsus, ikibin düğümlü bir ipi vardı; onunla tesbihlerini sayardı.

Deylemî’nin firdevsi’nden tahric ettiği Hazreti Ali’den (radıyallahu anh) gelen merfû’ bir hadiste şöyle buyrulur: ” Ne güzel hatırlayıcıdır şu sebha. ” Nasreddîn elbânî bu hadisin mevdu’ olduğunu söylemiştir; fakat Şeyh Abdullah Hererî Habeşî, reddiyesini yazmış olduğu risalede, bu hadisin mevdû’ olmadığını kaydetmiştir.

İmam Suyûtî (rahmetullahi aleyh) bu hususta El-Minha fisSebhâ adlı eserinde şöyle diyor:

Selef ve haleften hiçbir kimse sebhâ ile zikrin sayılmasını mekruh saymamıştır. Bilakis onlardan kısmi azamisi, zikirlerini sebhâ ile sayarlardı.

Ebû Dâvud’un şarihlerinden Muhammed Mahmud Hattab (rahmetullahi aleyh), el-Menhel’da; Şeyh halil Ahmed es-Sihâren-forî (rahmetullahi aleyh), Bezl’ul-Mechûd’da; ve Avn-ul-Ma’bûd’un yazarı, 1486 nolu hadisin şerhinde; ayrıca el-Mubarekfurî (rahmetullahi aleyh), Tirmizî’nin 3553. hadisinin şerhinde, Suyutî’nin (rahmetulahi aleyh) ibaresini naklettikten sonra; ” Sebha ile, taş ile, zikir ve tesbihlerin sayılmasını bid’at sayanların sözlerine asla bakılmaz. ” demişlerdir.

Bunda asıl, Ebû Dâvud ve başkalarının tahric ettikleri, Sa’d bin Vakkâs’ın (radıyallahu anh) hadisidir. Muşarun ileyh diyor ki:

Peygamber’le (sallallahu aleyhi ve sellem) birlikte bir kadının yanına gittim. Ne bakayım ki önünde hurma çekirdekleri (yahud ufak taşlar ) vardır; onlarla tesbihlerini sayıyordu. Peygamber (Sallallahu alryhi ve sellem) ona:

”Bundan daha kolayını ve daha faziletlisini sana söyleyeyim:

SubhânALLAHi adede mâ halaka fissemâi. subhânALLAHi adede mâ halaka fil’ardi ve SubhanALLAHi adede mâ halaka beyne zâlike ve SubhanALLAHi adede mâ huve Halikun Vallâhu Ekber mislü zâlike velhamdü lillahi mislü zâlike ve lâ ilâhe illâ Billâhi mislu zâlike buyurdu.”

Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) onu, taşlarla tesbih saymaktan men etmemiştir. Eğer mekruh olsaydı men ederdi. İşte bu hadiste, taşlarla, sebhâ ile tesbih ve zikrin sayılmasına delil vardır. Bu hadisi Tirmizi, Neseî, Ibnu Mâce, Hâkim’in ve daha başkaları tahric etmişlerdir. Kaldı ki, Elbânî’nin mevdu’ saydığı Deylemî’nin (hadisini, Şevkânî (rahmetullahi aleyh) de naklediyor. ve mevdû’dur demiyor.

Netice- i meram namaz tesbihlerini parmakla yapmak sünnettir, sebha da caizdir. Bid’at tarafı, sebhaya üfürmek ve dili kıpırdatmaksızın devretmektir.

Her halukarda hatme, teveccüh ve nefy u isbatın taşlarla, parmaklarla, tesbihle sayılması vârid olmuştur. Mesela Ebû Dâvud, Tirmizî ve Hâkim’in de tahric ettikleri ” Siz kadınlara tesbih, Tehlil ve Takdis gerek.. Parmaklarınızın eklemleri ile bunları sayınız. Çünkü onlar ( yaptıklarından ) sorumludurlar. Lehte ve aleyhte konuşucudurlar. Sakın ha, gaflete dalmayın; unutursunuz. ” mealindeki hadis-i şerif konuya delildir.

Münâvî (rahmetullahi aleyh) diyor ki. İmam Suyûtî, Celâleddîn Bulkî’nin (rahmetullahi aleyhima) muasırlarından şunu nakletmektedir. Bu hadisin zahirine göre, şaşırmaktan emin olan kimseye nezaran parmaklarla tesbih saymak, sebhâ ve taşla saymaktan daha efdaldir. Eğer emin olunmazsa sebhâ ile efdaldir.

Gerçekte birçok evliyanın ellerinde sebha bulunmuştur. Hatta Cüneyd Bağdâdî’ye (kuddise sırruhu): Sen de mi sebhayı eline alıyorsun, denilince: Evet, bununla Rabbim Teala’ya (Celle celalühü) kavuştum. Artık bu yoldan ayrılmam. ( Yahud ) Başlangıçta bunu kullandık; nihayette bırakmayız. Kaldı ki dilim, kalbim ve ellerimle zikretmeyi severim. ” demiştir.

Sebha’nın mendub olmasının şartları vardır: Dil ve kalb yahud cemiyetle zikretmek ve bunu çok gizli yapmak şarttır. Yoksa gaflet halinde elde sebhayı tutanın devretmesi; sebha tanelerini süslendirmek, çk pahalı tesbihi elde tutmak; kalb ve dil dünya ile meşgul iken şakır şakır devretmek, en çirkin bid’at ve mekruhtur.

Şeyh Ahmed Gümüşhânevî ve İmam Münâvî (rahmetullahi aleyhima) bu hadisin şerhinde yukardaki paragrafları özellikle yazmışlardır.

Bunlardan daha çirkin, zamanımızdaki adetlerdir. Görürsün adam, sağa sola baktığı halde kalbi çarşı pazarda gezerken, tevhid ve Tehlil hatmi diye birbirlerine taşları devrederler. bu mevtanın ruhuna okunan tehlilmiş.. bunun aslı esası yoktur. Para mukabilinde olursa daha çirkin bid’attir. Bunun için yapılan vasiyetin batıl olduğunu, Mevlanâ Hâlid’in (kuddise sırruhu) kahraman halifelerinden İbnu Âbidîn (rahmetullahi aleyh) de tasrih etmiştir.

Bir de namazdan sonra cemaat ferdleri veyahud imamın, tesbihleri dağıtmaları veya atmaları da çirkin bid’attir. Hele biri sebhayı alır, üfürür; dilini hiç kıpırdatmadığı halde aşağıya yukarıya devreder. Oyuncak!.. Hatta müezzin ” SubhânALLAH ” komutunu verir; bazı kere tecrübe olsun diye ” sub, sub ” dediğim halde yine zor yetiştiririm. Bir de insanların kapmaca tesbih çekmeleri yahud zikretmeleri, bid’atten de çıkarılmış bir bid’attir.

Gonderen Karasahin
Kategori : Fıkıh
Tags: , , ,

Yorumlar (0)

BİSMİHİ TEALA

Soru: Bazı insanlar peygamber’in (Sallallahu aleyhi ve sellem) doğum gününü kutlanmasını baz alarak  normal insanların da doğum günlerinin kutlanmasın da bir sakınca yoktur demektedirler.Buna kıyas ederek herhangi birinin doğum gününü kutlamanın bir mahzuru yoktur demek caiz midir?

 

Cevap:Bu soruda bir kaç yön bulunmaktadır.Öncelikle bir konu da caiz’dir demek usul yönünden yapılabilir demek anlamına gelip, bu konuda ALLAH’ın (Celle celalühü) her hangi bir yasaklaması yok dolayısıyla yapılabir anlamına  gelmektedir.Bunu anlayabilmemiz için öncelikle ”Edille’i şer’iyye” ye müracaat etmemiz gerekmektedir.

Başvuru kaynagımız Kur’an-ı Kerim’e baktığımız da bu konuda ne sarih olarak ne de gayri sarih olarak bir ifade bulmamız mümkün değildir.Her ne kadar sarahaten bir yasaklama bulamazsak da bazı ilim ehli

وَلَا تَتَّبِعۡ أَهۡوَآءَ ٱلَّذِينَ لَا يَعۡلَمُونَ 

 ”bilmeyenlerin isteklerine uyma” (Casiye /18) ayet-i kerimesine dayanarak müslümanları islam dışı insanlara uymaktan men ettiğini söyleyerek bu hususunda bu ayet-i kerimenin tehdidi altına girebileceğini ifade etmektedirler.Pek tabidir ki bu görüşü savunanlar bunun zımmi bir tehdit olduğunun farkındadırlar.Dolayısıyla bu hususun sarahaten açıklığı kavuşabilmesi için Sünnet-i resulûllaha  (Sallallahu aleyhi ve sellem) başvurulması kaçınılmaz olmaktadır.

 Bu hususta fiili resulûllah’ta (Sallallahu aleyhi ve sellem) Mekke-i mükerremeden Medine-i münevvereye hicret edildiği zaman oradaki Yahudilerin iki bayram yaptıklarını görüpte ”ALLAH (Celle celalühü) sizlere bunların yerine daha hayırlı iki bayram verdi” hadis-i şerifiyle müslümanları bu türlü bayram ve günleri kutlamaktan men ettiğini görürüz.

 

 

bazı insanlar burada söyle  itiraz ileri sürmektedirler.”Batılılar doğum gününü kutlamayı müslümanlardan öğrenmişlerdir.Dolayısıyla onların adetlerini almayıp orada yapılan meşru yönlerden doğum günü kutlama da mahzuru olmaz”

 

Tabi bu itirazı ileri sürenler öncelikle sahabe-i kiram’ın (radıyallahu anhum) bu bayramları gayri meşru olarak kutladıkları için mi yasaklandığı hususuna cevap vermeleri gerekmektedir.Dolayısıyla onların bu türlü itirazvari yaklaşımları kusur içermektedir.Bu yüzden kutlama esnasında yapılanların meşru olması kutlamayı meşrulaştırmaya yetmemektedir.

Bu kişilerin doğum günü kutlamayı peygamberi’in (Sallallahu aleyhi ve sellem) doğum gününe kıyas etmeleri de tartışmaya açık bir husustur.Zira her ne kadar İbn-i Abidin (rahmetullahi aleyh) ”Dürrül Muhtar”a yaptığı haşiyede (gecelerin en faziletlisi kadir ve beraat gecesinden sonra peygamberin (Sallallahu aleyhi ve sellem) doğum gecesini kutlamaktır) dese de bu husus ulema arasında ciddi olarak ihtilaflı bir hususturMevlid kandilini bid’at sayanlarda azımsanmayacak derece de çoktur.Dolayısıyla mevlid kandili bid’at şayibesinden kurtulabilmiş değildir.

Burada karşı bir olarak ”Kaldıki alemlere rahmet olarak gönderilmiş peygamberin (Sallallahu aleyhi ve sellem) gelişinde sevinmeye ve sevinç izhar etmeye dair büyük unsurlar var iken yarın nereye gideceği belli olmayan bir beşerin bir yılını geride bırakması hiç buna benzemez ve sevinecek tarafı yok” şeklinde bir itiraz da ileri sürülebilir.

Yine aynı kişiler hediyeleşmenin sünnet olduğunu ve doğum gününde de hediye verilmesi sebebiyle bunun bir yönden sünnet olabileceğini ileri sürmektedirler.

Buna da şu cevap verilebilir: Usulü fıkıh’ta ”Gayenin meşru olması gerektiği gibi o gayeye götüren yolunda meşru olamsı gerekir.” Kaidesi meşhurdur.Doğum günü kutlama adetinin İslâm’a ters düştüğü sabit olduktan sonra bu adet,sünnet ve vazifelere alet olamaz.

Bütün bunlardan sonra sonuç olarak: Cahiliye adetlerinden kalma doğum günü,bayramlara benzetildiğin de doğum günü kutlamanın caiz değil yasak olduğuna ve fiillerinin çirkin bid’at  sayılmasına hükmedilmesi gerekmektedir.

Gonderen Karasahin
Kategori : Fıkıh
Tags: , , , , , , ,

Yorumlar (0)