BİSMİHİ TEALA

Bir insanın hayatı boyunca muayyen bir müçtehidi taklit etmesi ve her meselede onun hükmüyle amel etmesi vacip değil caizdir.

Mukallit isterse ömür boyu bir müçtehidi taklit edebilir. Mukallit yine isterse bir meselede bir müçtehidi diğer bir meselede bir başka müçtehidi taklit edebilir.

Meselâ namaz hususunda Hanefileri, oruç husunda Malikileri, zekat hususunda Şafiileri ve nikah hususunda ise Hanbelileri taklit edebilir. Çünkü bunlar ayrı ayrı meselelerdir.[1]

Fukahadan bir zümre-i kalile bunu (bir mezhebi iltizam etmenin şart olmaması) caiz görmeyip, müçtehit olmayıp mukallit olan kimseler için tekarrur eden mezheplerden (dört mezhep) birini iltizam ile onda devam etmek lazımdır demişlerdir. İmâm-ı Gazali bunlardandır. Lakin bu fikir bir delili şer’iyye ye müstenit olmadığı için cumhuru fukaha indinde kabul görmemiştir.[2]

Yeni Müslüman olmuş bir kişinin mezheplerden istediğini seçebileceğine dair icma vardır. Fakat o kişi karşılaştığı hadiselerin her birinde farklı mezheplerin görüşlerini alabilme salahiyetine sahip değildir. Bir mezhebi seçip onun usulünde yürümesi gerekir.[3]

Eğer dini hususlarda herkes ammenin kabulüne mazhar olmuş bulunan muhterem bir müçtehide tabii olmazda kendi düşüncesine göre söz söylecek olursa hak dinin ulvi mahiyetini kaybetmiş, büyük bir dalalet içinde kalmış olur. İşte bunun içindir ki, birine tabi olmuş onu rehber ittihaz etmiştir.

Velhasıl dört müçtehidin büyüklüğünde ve onlara mensup dört mezhebin hakkıyyetinde cumhuru müsliminin ittifakı vardır.

Bu dört mezhepten başkasına uyulmaması hakkında da yine ammei müslimi ittifakı münakit olmuştur. Ara sıra yüz gösterecek bazı hadiselerin, meselelerin hükümlerinin tayini hususunda ise bu dört müçtehidden birinin takib etmiş olduğu esasa, vaz’ü iltizam etmiş olduğu usule müracaat kafidir.[4] Dört mezhepten birine tabi olmak kitap ve sünnete tabi olmaktan başka bir şey değildir.

Bir kimse bir fakihi bir meselede taklîd ettikten sonra, başka bir fakihe rücû edebilir mi?

Bu meselenin iki şekli vardır:

1. Şâfiî, Ebu Hanife (rahmetullahi aleyhima) ve başka müctehidlerden birinin mezhebini -kül hâlinde- benimsememiş olmak.

2. Benimsemiş ve “ben filân mezhebe bağlı ve tâbiim” demiş olmak.

Birinci şekilde:

İbn Hâcib (rahmetullahi aleyh) der ki:

Bir müctehidi bir meselede taklîd eden şahıs, aynı meselede dönüp başkasını taklîd edemez; bu mevzuda ittifak vardır. Fakat başka bir meselede -muhtâr olan reye göre- taklîd edebilir.

Çünkü ALLAH (Celle celalühü): “Bilemezseniz âlimlere sorun…” buyuruyor. Şİmdi bir kimsenin daima önce taklîd ettiği kişiye müracaat edip sorma mecburiyeti ileri sürülürse bu, nassı (âyeti) kayıtlamak olur ki usûl ilminde sâbit olduğu üzere bu da nesih yerine geçer.[5]

Efendimiz de (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Ashabım yıldızlar gibidir; hangisine uysanız doğru yolu bulursunuz.”

Ayrıca selefin âlim olmayan kısmı fakihlerden rastgele fetva sorarlar, dâima birisine sormayı iltizam etmezlerdi. Buna bir itiraz da vâki olmadığından câiz olduğunda ittifak edilmiş gibi olmuştur (Şerhu-İbni’l-Hâcib).

İkinci şekilde:

Şâfiî, Ebu Hanife (rahmetullahi aleyhima) ve benzerlerinden bir âlimin mezhebine bağlanan kimseler hakkında âlimlerin üç farklı görüş ileri sürdüklerini yine İbn Hâcib söylüyor:

a) Asla câiz değildir.

b) Mutlak olarak câizdir.

c) Önceki şekil ile bunda hüküm aynıdır:

Bir meselede taklîd ve amel ettikten sonra aynı mesele ve amelde rücû edip, başkasını taklîdi câiz değildir. Bundan başka durumlarda ise câizdir.

[1] Fetâval İmâm Nevevi S.236, Reddülmuhtar C.1 S.75
[2] Medhal S.306
[3] Tahrir C.3 S.354 – İbn-i Hümam
[4] Büyük İslâm İlmihali – Ömer Nasuhi Bilmen S.39
[5] Halbuki nassı ancak ALLAH (Celle celalühü) neshedebilir

Gonderen Karasahin
Kategori : Fıkıh
Tags:

Yorumlar (0)