Eyl-29-09

KABİR AZABI

BİSMİHİ TEALA 

 

İnsanın gaibi meselelere iman etmesi imanının alametlerindendir. Zira insan aklı sayesinde bildikleri ve öğrendikleri kısıtlıdır. Bunun içindir ki Ahiret ve Ahiret yaşamı ile ilgili bildikleri sadece Kur’an-ı kerim ve hadis-i şeriflerde nakledilen bilgiler ile kısıtlıdır. Ve bunların hepsi de gaibi olduğu içindir ki müslüman bunlara oldukları gibi iman eder.

 

İnsan dünya hayatının sonuna geldiği zaman kıyamet kopuncaya kadar dünya ile Ahiret arasında bir âlemde durur ki bu âleme ‘’Berzah âlemi’’ denilmektedir. ‘’ برزخ’’ Lügat ta ‘’ İki şeyi ayıran engel, iki karayı birleştiren, kıstak’’ gibi manalara gelmektedir. Istılahı olarak ise ‘’ Madde âlemi ile mana âlemi (ruhlar âlemi), ruhlar âlemi yani ölümden sonra ruhların kıyamete kadar kalacakları âlem, ya da kabir âleminin adıdır.’’ (Şerif cürcani, Et- Târifat, sh: 38/ Ragıp isfehani, el- müfredat, sh:56) Nitekim Kur’an-ı kerim’de bu durum şöyle ifade edilmektedir:

 

 حَتَّى إِذَا جَاءَ أَحَدَهُمُ الْمَوْتُ قَالَ رَبِّ ارْجِعُونِ  لَعَلِّي أَعْمَلُ صَالِحًا فِيمَا تَرَكْتُ كَلَّا إِنَّهَا كَلِمَةٌ هُوَ قَائِلُهَا وَمِنْ وَرَائِهِمْ بَرْزَخٌ إِلَى يَوْمِ يُبْعَثُونَ

 

 

 

“Nihayet onlardan (müşriklerden) birine ölüm gelip çattığında; ‘Rabbim, der, lütfen beni (dünyaya) geri gönder, ta ki, boşa geçirdiğim dünyada iyi iş (ve hareketler) yapayım.’ Hayır! Onun söylediği bu söz (boş) laftan ibarettir. Onların gerisinde ise, yeniden dirilecekleri güne kadar (süren) bir berzah vardır.”(Mü’minûn, 99,100)

 

Berzah hayatının keyfiyeti konusunda insanların kafalarının karışmasına esas sebep, bazılarının kabir azabının olmadığını iddia etmelerinden dolayıdır. Bunlara göre kabir azabının olduğunu söyleyen ayetlerde ve hadislerde bu konuda net ifadeler bulunmamaktadır. Yani bunlara göre ölüm bir yok oluş olmaktadır. Peki, ölüm gerçekten bir yok oluş mudur? Berzah (kabir) âleminde azab yok mudur?

 

Kitab ve sünnet’te berzah (kabir) âlemin deki azabın varlığına dair birçok nass bulunmaktadır ki bunlar kat’i haberlerdir. Bir kısım ulemaya göre kabir azabı kâfirlere olup mü’minler hakkında kabir azabı bulunmamaktadır. Bu görüşte olanlar Tirmizi’nin Ebu Hureyre’den (radıyallahu anh) rivayet ettiği şu hadisini delil getirmektedirler:

 

 

نم كنومة العروس الذي لا يوقظه إلا أحب أهله إليه حتى يبعثه الله من مضجعه

 

‘’Gelinler gibi uyuyun. Gelin çok sevildikçe rahat uyur. ALLAH (Celle celalühü) bu uykudan uyandırıncaya kadar gelinler gibi uyurlar.’’ (Tirmizi, cenaiz,71)

 

Kabir azabının varlığına delalet eden bazı ayet-i kerimeler şunlardır:

 

Birinci olarak ALLAH (Celle celalühü) Firavun’un kavminden söz ederken:

 

فَوَقَاهُ اللَّهُ سَيِّئَاتِ مَا مَكَرُوا وَحَاقَ بِآَلِ فِرْعَوْنَ سُوءُ الْعَذَابِ  النَّارُ يُعْرَضُونَ عَلَيْهَا غُدُوًّا وَعَشِيًّا وَيَوْمَ تَقُومُ السَّاعَةُ أَدْخِلُوا آَلَ فِرْعَوْنَ أَشَدَّ الْعَذَابِ

 

 

“ALLAH o mümini, onların kurdukları tuzakların kötülüklerinden korudu. Firavun’un adamlarını ise, o kötü azab kuşattı. Onlar, sabah akşam ateşe arz olunurlar. Kıyamet kopacağı gün de: “Firavun hanedanını azabın en şiddetlisine tıkın!” (denilecektir).”(Gafir (Mümin)45,46) buyurmaktadır.

 

Yani Firavun ve ehli sabah ve akşam kabirlerin de azaba uğramaktadırlar. Her ne kadar kabir azabını inkâr edenler buradaki ‘’nar’’ ın cehennem ateşi olduğunu söyleseler dahi ikinci ayeti kerime onlar bu iddialarını red etmektedir. Zira ikinci ayeti kerime ‘’ Kıyamet günü Firavunun ehlinin azabını en şiddetlisine sokun’’ denilecektir. Bu da kıyametin henüz kopmadığını ve ilk azabın kabir azabı olduğuna delalet eder.

 

İbn-i Kesir (rahmetullahi aleyh) bu ayeti tefsir ederken: ‘’ Bu ayet-i Kerime ehl-i sünnetin kabirde berzah azabının olacağına dair delil olarak kabul ettiği en önemli dayanaklardan biridir.” (c:3 sh:244) buyurmaktadır. Bu ayetteki ifadeden dünya var olduğu sürece sabah ve akşam bu azabın devam edeceği anlaşılmaktadır.

 

Kabir azabının varlığına delalet eden ayetlerden bir diğeri Mevla’nın (Celle celalühü) Nuh’un (aleyhi’s-selam) kavminden söz ettiği ayeti kerimedir:

مِمَّا خَطِيئَاتِهِمْ أُغْرِقُوا فَأُدْخِلُوا نَارًا فَلَمْ يَجِدُوا لَهُمْ مِنْ دُونِ اللَّهِ أَنْصَارًا

 

 “Hatalarından dolayı boğuldular, ateşe sokuldular, kendilerine ALLAH’a karşı yardımcılar da bulamadılar.”(Nuh,25)

 

Burada ateşten kasıt kabir ateşi ve berzah azabıdır, cehennem ateşi değildir, çünkü “fa” ile atfedilmiştir. “Fa” atıf harfi, Arap dilinde takiple beraber tertip ifade eder. Ayette yanmaları, boğulmalarından sonra zikredilmiştir. Yani azgınlıkları ve şeni cürümleri sebebiyle malum tufan ile gark edildiler(boğuldular), hemen ardından da büyük ve korkunç bir ateşe sokuldular ki o da kabir ateşidir.

 

Kabir azabına delalet eden bir başka ayeti kerime de Mevla’nın (Celle celalühü) kâfir ve facirler hakkındaki şu ayetidir:

 

وَلَنُذِيقَنَّهُمْ مِنَ الْعَذَابِ الْأَدْنَى دُونَ الْعَذَابِ الْأَكْبَرِ لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ

 

“(Ahirette ki) en büyük azaptan önce, onlara mutlaka (dünyada) en yakın azaptan tattıracağız; olur ki dönerler.”(Secde,21)

Burada yakın azaptan kasıt kabir azabıdır, çünkü ahiret azabı henüz gelmemiştir ancak kıyamet günü gelecektir.

 

Bu manada ki diğer ayetleri burada zikretmenin gereği yok. Zira kıllet (azlık) kesrete (çoğula) delalet eder. Kabir azabının sahihliğine delalet eden bazı hadis-i şerifler de şunlardır:

 

Hz. Enes (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdular ki:

 

 

العبد إذا وضع في قبره وتولي وذهب أصحابه حتى إنه ليسمع قرع نعالهم أتاه ملكان فأقعداه فيقولان له ما كنت تقول في هذا الرجل محمد صلى الله عليه وسلم ؟ فيقول أشهد أنه عبد الله ورسوله فيقال انظر إلى مقعدك في النار أبدلك الله به مقعدا من الجنة ) . قال النبي صلى الله عليه وسلم ( فيراهما جميعا وأما الكافر أو المنافق فيقول لا أدري كنت أقول ما يقول الناس . فيقال لا دريت ولا تليت ثم يضرب بطرقة من حديد ضربة بين أذنيه فيصيح صيحة يسمعها من يليه إلا الثقلين

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

“Kul kabre konulup, yakınları da ondan ayrılınca -ki o, geri dönenlerin ayak seslerini işitir- kendisine iki melek gelir. Onu oturtup: MUHAMMED (Sallallahu aleyhi ve sellem) denen kimse hakkında ne diyordun?” diye sorarlar. Mü’min kimse bu soruya: “Şehadet ederim ki, O, ALLAH’ın (Celle celalühü) kulu ve elçisidir!” diye cevap verir. Ona: “Cehennemdeki yerine bak! ALLAH (Celle celalühü) orayı cennette bir mekâna tebdil etti” denilir. (Adam bakar) her ikisini de görür. Sonra ona, kabri geniş ve rahat hale getirilir.

 

 Eğer ölen münafık ve kâfir ise: “Sizin içinizde gönderilmiş bu kişi MUHAMMED  (Sallallahu aleyhi ve sellem) hakkında ne diyordun? denilir. “(Sorduğunuz zatı) bilmiyorum. Ben de herkesin söylediğini söylüyordum!” diye cevap verir. Kendisine: “(ALLAH Rasülü’nün (Sallallahu aleyhi ve sellem) getirdiklerini) Anlamadın ve (ALLAH’ın (Celle celalühü) Kitabını) okumadın!” denilir. Sonra demirden sopalarla vurulur. (Sopanın acısıyla) öyle bir çığlık atar ki, onu (insan ve cinlerden ibaret olan) sekaleyn dışında ona yakın olan bütün (kulak sahibi) varlıklar işitir.” (Buhari, cenaiz, 66)

Bera bin Âzib’in (radıyallahu anh) anlattığına göre:

 

خرج النبي صلى الله عليه وسلم وقد وجبت الشمس فسمع صوتا فقال ( يهود تعذب في قبورها

 

 

 

Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem)  bir gün güneşin battığı sırada dışarı çıkmıştı ki bir ses işitti.

 

“Bunlar Yahudiler! Kabirlerinde azap çekiyorlar” buyurdu. (Buhari, cenaiz, 86)

Görüyoruz ki Rasulullah  (Sallallahu aleyhi ve sellem) Yahudilerin kabirlerinde uğradıkları azap neticesinde çıkardıkları sesleri işitiyor ve bu seslerin kaynağını ashabına haber veriyor. Bu da kabir azabının varlığına apaçık, kati bir delildir.

 

Yine Bera bin Âzib’ten (radıyallahu anh) naklettiğine göre Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:

 

إذا أقعد المؤمن في قبره أتي ثم شهد أن لا إله إلا الله وأن محمدا رسول الله فذلك قوله { يثبت الله الذين آمنوا بالقول الثابت

 

 

 

 

“Mümin kabrinde oturtulur, (melekler sorgu için) ona gelirler, sonra o ALLAH’tan (Celle celalühü) başka ilah olmadığına MUHAMMED’ın (Sallallahu aleyhi ve sellem)  O’nun Resulü olduğuna şahadet eder. Bu, Cenab-ı Hakk’ın (Celle celalühü) şu kavl-i şerifi ile ifade edilmektedir: “ALLAH, iman edenleri, dünya hayatında da, ahirette de sağlam bir söz üzerinde tutar; zalimleri de saptırır ve ALLAH, dilediğini yapar.” (İbrahim,27) (Buhari, cenazi, 85)

 

Abdullah bin Ömer’in (radıyallahu anhüma) naklettiğine göre Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:

 

 

إن أحدكم إذا مات عرض عليه مقعده بالغداة والعشي إن كان من أهل الجنة فمن أهل الجنة وإن كان من أهل النار فمن أهل النار فيقال هذا مقعدك حتى يبعثك الله يوم القيامة

 

 

 

 

“Sizden birisi öldüğü (ve kabre konulduğu zaman) sabah akşam kendisine gideceği yer gösterilir. Cennet ehlinden ise cennet ehli olarak yok eğer cehennem ehlinden ise cehennem ehli olarak. Yani cennet ehlinden olacaksa cenneti görür ve kabri cennet bahçelerinden bir bahçe haline gelir. Şayet cehennem ehlinden olacaksa ona da kabrinde iken cehennem gösterilir de bu şekilde kabri cehennem çukurlarından bir çukur haline gelir. Sonra kendisine denilir ki: Kıyamet gününde ALLAH (Celle celalühü) seni diriltip haşr edinceye kadar kalacağın yer işte burasıdır.” (Buhari, cenaiz,88)

Enes’den (radıyallahu anh) rivayet edildiğine göre:

 

سمع صوتا من قبر فقال متى مات هذا قالوا مات في الجاهلية فسر بذلك وقال لولا أن لا تدافنوا لدعوت الله أن يسمعكم عذاب القبر

 

 

 

Peygamberimiz  (Sallallahu aleyhi ve sellem) bir gün bir kabir den bir ses işitince: ‘’ Bu (kabir de yatan) ne zaman öldü’’ diye sorar. Bunun üzerine oradakiler: ‘’Cahiliye (dönemin) de öldü’’  dedikleri zaman peygamber (Sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:

 

“Sizler birbirinizi defnediyor olmasaydınız kabir azabını size işittirtmesi için ALLAH’a (Celle celalühü) dua ederdim.” (Nesai, cenaiz, 114)

 

Kabir azabının varlığına delalet eden hususlardan birisi de peygamber’in (Sallallahu aleyhi ve sellem): ‘’ Allahım (Celle celalühü), kabir azabından, cehennem azabından, hayatın ve ölümün fitnelerinden, Deccal fitnesinden sana sığınıyorum.’’ şeklinde ki namazların akabinde etmiş olduğu duadır.

 

Kabir azabının varlığından şüphe duyanların takıldıkları en çok noktalardan birisi de ‘’ Kabir denilen küçük ve dar bir mekânda nasıl olurda iki tane melek insanın karşısında oturur ve onlara soru sorar ve cevap alırlar. Üstüne üstelik bir de demirden demir sopalarla ölüye vururlar. Üstü toprak ile kapatılan dar bir alanda bunun olması mümkün müdür?’’ şeklinde ki mantıksal yaklaşımlarıdır.

 

Bu tür yaklaşım sahiplerinin en büyük yanılgı noktaları berzah âlemini dünya ile kıyas etmelerinden dolayı ALLAH’ın (Celle celalühü) kudretinden gafil olmalarıdır. Onların bu yanlış ve hatalı kıyaslarının en büyük sebeplerinden birisi ahiret ve ölümün mahiyetini tam olarak idrak edememeleri sebebiyledir. Ölüm bir yok oluş olmayıp bilakis bir âlemden başka bir âleme geçiştir. Nasıl ki anne karnındaki bir çocuk, anne karnında yemek yer, su içer, nefes alır ama bunları farklı bir yolla yapar. Biz insanı dünya hayatından tekrar daha önce yaşadığı anne karnına, o daracık mekâna geri çevirmek, o hayat şartlarında yaşatmak istesek ve ağız yoluyla yeme içmesini kessek, onun göbek bağı vasıtasıyla beslenmesini istesek muhakkak boğulup ölecektir. Bu kıyas apaçık ortada iken berzah (kabir) âlemi dünya âlemine nasıl kıyas edilebilir?

Gonderen Karasahin
Kategori : Akaid
Tags: , , , , ,

Yorumlar (0)
Tem-8-08

Ölüm

BİSMİHİ TEALA

Dünyanın zevk ve sefasından hoşlanan, ona aldanarak meyleden kimsenin ölümden bahsedildiği zaman, ondan nefret duyacağını unutma! Böyle kimseler hakkında ALLAH (Celle celaluhu) buyuruyor ki;

 

قُلْ إِنَّ الْمَوْتَ الَّذِي تَفِرُّونَ مِنْهُ فَإِنَّهُ مُلَاقِيكُمْ ثُمَّ تُرَدُّونَ إِلَى عَالِمِ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ فَيُنَبِّئُكُم بِمَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ

[ (Ey Resulum) de ki: -Haberiniz olsun ki, önünden kaçıp durmakta olduğunuz ölüm, günün birinde (aniden) mutlaka size gelip kavuşacaktır.Sonra gizli ve açık bütün şeyleri bilen ALLAH’a döndürüleceksiniz de o bütün yaptıklarınızı bir bir haber verecektir.”] (cum’a /8 )

İnsanlar 3 bölümdür

a) Tamamen Dünyaya Dalıp Gidenler
b) Yeni Tövbe Edip Haka Yönelenler
c) Kemale Erenler

a)Dünyaya dalmış olanlar, ölümü hatırlamazlar, hatırlasalar bile dünyadan nasıl kopacaklarına üzüldükleri için hatırlarlar.bu sebepler ölümü zemmederler..Bu kimselerin bu gaye ile ölümü hatırlamaları, kendilerine ALLAH (Celle celaluhu)’tan uzaklaşmaktan başka bir fayda temin etmez.

b) Daha yeni tövbe edenlerin durumu; Onların Ölümü daha çok hatırlaması, tövbeye devam etmesi ve korkusunun artması için gereklidir..Çünkü bu adam ALLAH’a (Celle celaluhu) kavuşmayı kötü görmediği gibi, ölmeyide kötü görmüyor..Kusurlarını ve eksiklerini gidermeye çalışıyor…Bu aynen sevdiğine kavuşabilmek için onun hoşuna gidecek şekilde giyinip hazırlanabilmek için zaman kazanmak isteyenlerin haline benzer..Bu kavuşmayı kötü görüyor ve kavuşmak istemiyor anlamına gelmez..Bunun alameti de devamlı ona hazırlıkla meşkul olmaktır..Böyle olmazsa o kimse dünyaya bağlanmış demektir..

c)Kemale erenler, ariflerin durumu; Onlar devamlı olarak ölümü anarlar.Çünkü ölüm onların nazarında sevgiliye kavuşmak vaktidir.Seven kimse sevgilisiyle buluşacağı günü hiç aklından çıkarabilirmi? Asla, öyle ki geç kalması onun canının sıkılmasına yol açar.Bu isyan mahalli olan dünyadan bir an önce kurtulmayı ve ALLAH’a (Celle celaluhu) kavuşmayı ister..Hatta ona can atar..

Şu halde hatalarını gidermek ve sermaye edinmek gayesiyle yeni tövbe eden kimsenin, ölümden hoşlanması, ölüme hazır olan kimsenin de ölümü sevmesi mazur görülebilir.Ancak bu iki rütbeden daha üstünü ise kendisi için ölümü ve yaşama taraflarından hiç birini tercih etmeden önce işi ALLAH’a (Celle celaluhu ) bırakmaktır..Çünkü ALLAH’a (Celle celaluhu) sevimli olan hangisi ise kendisi içinde sevimli olan odur..

Rıza ve teslim mertebesine aşırı derecedeki sevgi sayesinde çıkan kimsenin durumu işte budur ki; en yükset rütbedir..Ölümü her hal ve durumda anmakta, sevap ve fazilet vardır.Çünkü dünyaya bağlanan insan devamlı olarak ölümü hatırlarsa, dünyadan yavaş yavaş soğumaya ve dünyayı sevmemeye başlar.Çünkü ondan sonra dünyanın nimetleri ona ağır gelmeye ve onlardan zevk almamaya başlar..İnsanı dünyanın lezzet ve şehvetlerinden soğutan her şey, insanı selamet ve kurtuluşa erdiren sebeplerden sayılır…

Ölümü Anmak ve Hatırlamak ile ilgili Efendimiz (Sallallahu aleyhi ve sellem) den bazı hadisler:

“Zevkleri ortadan kaldıran ölümü çok hatırlayın”

“Hz.Aişe Rasulullah’a (Sallallahu aleyhi ve sellem) sordu ki; -Şehitlerle haşrolacak başka kimse var mı? Efendimiz (Sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdu: -Evet vardır günde 20 kez ölümü anan kimse şehitlerle birlikte haşrolunur.”

“Ölüm mü’minin hediyesidir”(çünkü dünya bir mahpus gibidir..nefsi ile daima mücadele eder ve şeytanın saldırılarına müdaafa eder Mü’min kendini..Ölüm ise onun bütün bu zorluklardan kurtulması demektir..)

“Ölümü çokça anın, çünkü o , (sizi) günah işlemekten alıkoyar ve dünyadan yüz çevirtir.”

“Ölümü hatırlayın ve dikkat edin, nefsim kudret elinde olan ALLAH’a (Celle celaluhu) and olsun ki, eğer benim bildiklerimi bilseydiniz, çok ağlar az gülerdiniz.”

Gonderen Karasahin
Kategori : İslami bilgiler
Tags: , , , ,

Yorumlar (0)