BİSMİHİ TEALA

 Bir memlekette cihadın farz olabilmesi için düşman ordularının o memleketi istila etmeleri gerekir. Dolayısıyla düşman ordularının girdiği bir memlekette ‘’nefir-i amm’’ (genel seferbellik) ve cihad farz-ı ayn olur. Hanefi mezhebinin zahiri rivayetlerinin toplandığı ‘’ El- İhtiyar’’ isimli eserde ‘’nefir-i amm’’ (genel seferbellik): ‘’ Nefir-i amm, bütün müslümanlara muhtaç olunmasıdır.’’ (Mavsili, el-ihtiyar, c:4 sh: 117) Şeklinde tarif edilmektedir.

 İmam-ı Serahsi’de (rahmetullahi aleyh) ‘’El-Mebsud’’ isimli eserin de ‘’ Nefir-i amm’da cihad edebilecek baliğ olmayan çocukların cihada çıkıp savaşmalarında bir beis yoktur.’’ (c:11 sh:484) demek suretiyle bir inceliğe işaret etmektedir.

 Düşmanla savaş esnasında düşmanı öldürme, veya yaralama, veya hezimete uğratılacağı bilinen durumlarda kendisinin de öldürüleceğini bilen bir mücahidin tek başına düşman saflarına hücüm etmesinde bir beis bulunmamaktadır. Nitekim Uhud savaşı esnasında resulullah’ın (Sallallahu aleyhi ve sellem) huzurunda sahabe-i kiram’dan (radıyallahu anhum) bir cemaat bu şekilde yapmışlardır. (İbn-i Abidin, reddul muhtar, c:8 sh:381)

 Nitekim İmam-ı Muhammed (rahmetullahi aleyh) ‘’Siyer-i kebir’’ isimli eserin de Hz. Seleme b. Ekva’dan (radıyallahu anh) rivayet ettiği bir hadiste bu şekilde düşmana saldıran ve neticesinde ölen Amr b. Sinan’ın (radıyallahu anh) kazandığı ecir şöyle anlatılmaktadır:

 ‘’ Amr b. Sinan (radıyallahu anh) bir yahudiye vurarak kılınçı ile ayağını kesti. Ancak kılınç, yahudinin ayağını kestikten sonra sıyırarak kendi ayağını kesti ve yaralandı. Amr (radıyallahu anh) bu yaradan dolayı öldü. Bunun üzerine ‘’ Ya resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) Useyd b. Hudayr, Amr b. Sinan (radıyallahu anhuma) için ameli boşa gitti diyor. Ne dersiniz?’’ diye resulullah’a (Sallallahu aleyh ve sellem) sordum. Bunun üzerine resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem):

 Ameli boşa gitti diyen yalan söylemiştir. Bilakis onun için katkat sevap vardır. Zira o hem yaradan dolayı sabretmiştir, hemde mücahiddir. O kurbağa yavrusunun  suda yüzüşü gibi (cennetin ırmaklarında) yüzecektir.’’ buyurdu. Bizde aynı görüşteyiz ve başına gelenlerden dolayı sevap alacağı kanaatindeyiz. Zira kendisi kafirlerle cihadda o kadar hızlıydı ki, kafirin ayağını kesen kılınç sıyırarak kendi ayağın da yaralamıştır. Ölünceye kadar o, sabırla buna tahammül etmiştir. Böylece o hem cihad, hem de sabır sevabı alan bir kimsedir.’’ (Siyer-i Kebir, c: 1 sh: 119)

 Nitekim son zamanın ilim ehlinden olan Abdullah ibn cibrin ‘’fetvalar’’ isimli eserinde bu konuda şöyle demektedir:

 ‘’ ALLAH’ın (Celle celalühü) ve resulünün (Sallallahu aleyhi ve sellem) düşmanları ve islâmın ve müslümanların düşmanları olan yahudilerin Filistin de müslümanlara yaptıkları zulüm, alçatma ve hakaretler herkesin malumudur. Yahudiler katlediyor, evleri yıkıyor, müslümanları tahkir ediyorlar. Öyle ki onlar, bütün bu hakaretler ile kendilerini ve evlatlarını ve zürriyetlerini bu azabtan uzakta rahat ettirmek istiyorlar. Bu maksatla müslümanlar bu intihar saldırılarını yapmak suretiyle, yahudilerin müslümanlara karşı yaptıkları bu vahşi amellerinden vazgeçirmek istiyorlar.

 Bize göre böyle bir intihar caizdir ve bunu yapan kişinin şehid olması ümit edilir. Zira bu amelle bir çok yahudi öldürülür,onları zelil eder ve korkutur. Bu şekilde davranan biri ALLAH’ın (Celle celalühü) şu ayetinin kapsamına girer. ‘’ Onlara karşı gücünüz yettiği kadar kuvvet ve savaş atları hazırlayın. Onlarla ALLAH’ın düşmanını, sizin düşmanınızı ve bunlardan başka sizin bilmediğiniz ama ALLAH’ın bildiği diğer düşmanları korkutursunuz.’’  (Enfal/60)

 Müslümanların yaptığı bu korkutma işte bu ayetin hükmüne dahildir. Daha önceden de müslümanlar kafirlerle karşılaştıkları zaman kılınç ile birlikte düşmanın saflarına girer, ve o bilirdi ki neticede öldürülecek, lakin ölmeden önce onlardan da çok sayıda kişiyi öldürür ve diğerlerini de yaralardı. Aynı şekilde de intihar eylemcisi patlayıcı maddeleri kendi vücuduna sabitlemek suretiyle sertleştirir ve düşmanın saflarına girerek patlatması sonucu öldürdüler ve öldürüldüler. Mümkündür ki onlar: ‘’ALLAH cennet karşılığında mü’minlerin canlarını ve mallarını satın almıştır.’’ (Tevbe/111) ayetinin hükmüne dahil olurlar. (Fetava, 5580 nolu fetva)

 Bütünbu ibarelerden anlaşılan karşıdaki düşman güçlerine zarar verileceği, düşmanın morallerinin ve maneviyatlarının bozulacağı, gerek savaş gücü ve araç güçlerine zarar verileceği biliniyor ve bu intihar saldırısı başında ki komutanın emri ile yapılıyorsa caiz, ve bu şekilde ölen intihar eylemciside şehid olur inşeALLAH.

 

BİSMİHİ TEALA

 1) Zekatın verilmesi caiz olan sınıflar hangileridir?

 Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) zekatın her isteyene verilmemesi gerektiği hususunda dikkat çekmiştir. Nitekim Ebu davud’un Ziyad b. Haris’ten (radıyallahu anh) bir hadiste

 فَأَتَاهُ رَجُلٌ فَقَالَ أَعْطِنِى مِنَ الصَّدَقَةِ. فَقَالَ لَهُ رَسُولُ اللَّهِ -صلى الله عليه وسلم- « إِنَّ اللَّهَ تَعَالَى لَمْ يَرْضَ بِحُكْمِ نَبِىٍّ وَلاَ غَيْرِهِ فِى الصَّدَقَاتِ حَتَّى حَكَمَ فِيهَا هُوَ فَجَزَّأَهَا ثَمَانِيَةَ أَجْزَاءٍ فَإِنْ كُنْتَ مِنْ تِلْكَ الأَجْزَاءِ أَعْطَيْتُكَ حَقَّكَ

 Adamın biri resulullah’a (Sallallahu aleyhi ve sellem) gelerek ‘’ Bana zekat ver’’ dedi. Bunun üzerine resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem)

 ‘’ Şüphesiz ALLAH (Celle celalühü) zekatın verileceği yerler hususunda ne bir peygamberin, ne de başka birinin hükmüne razı olmayarak zekatın nerelere verileceğine dair hükmü kendisi verdi. ALLAH (Celle celalühü) zekatın sekiz kısma taksim etti. Eğer sende onlardan birisiysen hakkını sana veririm.’’ (Ebu davud, 1632) buyurmak suretiyle bu hususa dikkat çekmiştir.

 Nitekim zekatın verilebileceği yerleri ALLAH (Celle celalühü) tevbe suresinde şöyle beyan etmektedir.

 إِنَّمَا ٱلصَّدَقَـٰتُ لِلۡفُقَرَآءِ وَٱلۡمَسَـٰكِينِ وَٱلۡعَـٰمِلِينَ عَلَيۡہَا وَٱلۡمُؤَلَّفَةِ قُلُوبُہُمۡ وَفِى ٱلرِّقَابِ وَٱلۡغَـٰرِمِينَ وَفِى سَبِيلِ ٱللَّهِ وَٱبۡنِ ٱلسَّبِيلِ‌ۖ فَرِيضَةً۬ مِّنَ ٱللَّهِ‌ۗ وَٱللَّهُ عَلِيمٌ حَڪِيمٌ۬

 ‘’ Sadakalar (zekatlar) ALLAH’tan bir farz olarak ancak, yoksullara,miskinlere, (zekat toplayan) memurlara, kalpleri (islâma) ısındıralacak olanlara, (hürriyetlerini satın almaya çalışan) kölelere, borçlulara, ALLAH yolunda cihad edene ve yolcuya mahsustur. ALLAH en iyi bilen ve hikmet sahibidir.’’ (Tevbe/60)   

 2) Ayeti kerimede ki fakir ve miskin den murad kimdir?

 Hanefi mezhebine göre fakir, nisap miktarı mala sahip olamayan kişi, miskin ise, hiçbir şeyi olmayan kişidir. Bu tarife göre miskin fakirden daha ihtiyaç sahibidir. Şafii mezhebine göre, fakir hiç bir malı ve kazancı olmayan kişi, miskin ise, malı ve kazancı olan ancak yeterli gelmeyen kişidir. Bu tarife göre ise fakir miskinden daha ihtiyaç sahibi kişidir.

 Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) ise miskinin tarifini şöyle yapmaktadır.

 لَيْسَ الْمِسْكِينُ الَّذِى تَرُدُّهُ التَّمْرَةُ وَالتَّمْرَتَانِ وَالأُكْلَةُ وَالأُكْلَتَانِ وَلَكِنَّ الْمِسْكِينَ الَّذِى لاَ يَسْأَلُ النَّاسَ شَيْئًا وَلاَ يَفْطِنُونَ بِهِ فَيُعْطُونَهُ

 ‘’ Miskin, bir iki hurma veya bir iki lokma ile geri çevrilen kişi değildir. Asıl miskin, insanlardan bir şey istemediği için onlar tarafından durumu bilinmeyen ve bu suretle kendisine bir şey verilmeyen kişidir.’’ (Ebu davud, 1633)

 3) Zekat toplamakla memur olan kişiden murad kimdir?

 Zekat toplamakla memur olan, devlet başkanın ALLAH’ın (Celle celalühü) farz kıldığı zekatı müslüman zenginlerden toplaması için görevlendirdiği kişidir. Bu memurlar bütün zamanlarını zenginlere giderek zekatı onlardan tahsil etmeye harçadıkları için, devlet başkanı onlara bu işlerinin karşılığı olarak zekat mallarından verir.

 4) Köleden murad kimdir?

 Köleden murad, köle statüsüne sahip olup, sahibi ile belli bir para karşılığında hürriyetine kavuşmak için antlaşma yapan kişidir.

 Ancak günümüzde bilinen anlamı ile köle statüsü bulunmadığından zamanımızda köle sınıfı zekat verilebilecekler arasından çıkarılmıştır. Daha sonra eğer bu sınıf tekrar ortaya çıkarsa bu sınıf tekrar zekat verilebilecekler arasına katılır.

 5) Borçludan murad kimdir?

 Hanefi mezhebine göre borçlu, borçu olupta elindeki mal  borçunu ödemeye kafi gelmeyen kişidir.

 6) ALLAH (Celle celalühü) yolunda cihad edenlerden murad kimdir?

 Dince mukaddes sayılan yer ve mekanları korumak ve ALLAH’ın (Celle celalühü) dinini yüceltmek maksadı ile savaşa çıkıp memleketlerinden ve herşeyden uzaktan olan kişidir. Bunlar nafakaya muhtaç durumdadırlar.

 7) Yolcudan murad kimdir?

 Yolcudan murad, herhangi bir sebepten dolayı vatanlarından uzaklaşıp yolda parasızlıktan dolayı mahzur kalanlardır. Bunların vatanlarında malları bulunsa, zengin olsalar dahi o an parasızlıktan sebeb muhtaç durumda olduklarında zekat verilir

 8) Müellefe-i kulub (kalplari islâma ısındırılacak olanlar) dan murad kimdir?

 Bunlardan murad, resulullah’ın (Sallallahu aleyhi ve sellem) müslüman olmaları için zekat mallarından verdiği bazı kabilelerin liderleridir.

İbn-i Hümam (rahmetullahi aleyh) ‘’fethu’l kadir’’ isimli eserinde  buların hakkında şunları demektedir.’’ Bunlar üç kısım insanlardır. 1) Bunlar kafir olup resululah (Sallallahu aleyhi ve sellem) kalplerini islâma ısındırmak gayesi ile zekat verdiği kişilerdir. 2) Şerlerinden emin olmak maksadı ile zekat verilen kişilerdir. 3) Müslüman olup gerek fakir ve zayıf olmaları sebebiyle, gerekse farklı sebeblerden dolayı kalplerinin islâma tam manası ile ısındırılıp müslümanlıkta sepat edilmesi murad edilen kişilerdir.

  O  zamanın adeti kabileler liderlerini takıp ettiklerinden, bir kabilenin lideri bir dine girdiğinde kabilenin diğer insanları da o dine giriyorlardı. O zamanlar islâm yeteri kadar güçlü olmadığından bu gibi kişilere kalplerini islâma ısındırmak için zekat verilmekteydi. Ancak daha sonra islâm kuvvetlenip izzet sahibi olunca resulullah’tan (Sallallahu aleyhi ve sellem)  sonra bunlar zekat verilecekler sınıfından çıkarılarak,zekat verilmediler.

 Dolayısıyla günümüzde müellefe-i kulub sınıfıda köle sınıfı gibi bulunmadığından zekat verilecekler arasından çıkarılmıştır.

 9) Zekat verecek kişi bu sınıflardan hepsine zekatını verebilir mi? Yoksa sınıflar dan bazılarına mı verebilir?

 Zekat verecek kişi bu sınıflar içinden sadece bir kişiye zekat verebileceği gibi, birden fazla kişiye veya birden fazla sınıflara vermesi caizdir.

 10) Müslüman olmayan miskin ve fakire zekat verilmesi caiz midir?

 Zekat malının islâm dininden olmayan kişilere verilmesi caiz değildir. Bu kişi ister zimmi olsun, isterse farklı olsun farketmez.

 11) Zekat parası ile bir ölüyü kefenlemek, mescid veya medrese yapmak, köprü veya insanların yürümesi için yo yapmak caiz midir?

 Zekat demek, ihtiyaç sahibi birinin zekat ile temlik olunması demektir. Yani ihtiyaç sahibi eline zekatı alacak ve harcayacak durumda olması demektir. Dolayısıyla zekat parası ile ölünün kefenlenmesi, mescid, köprü ve yol gibi şeylerin yapılması, zekatın bu yerlere harcanması caiz değildir. Buna rağmen zekat bu gibi yerlere, derneklere v.s yerlere verilirse zekatın tekrar verilmesi gerekir.

 12) Zekatı bir medreseye veya medresenin hocasına vermek caiz midir?

 Eğer zekat verilirken hoca, medresede bulunan muhtac sahibi talebelere vermek için vekil tayin edilir, ve hoca bu zekat mallarını muhtaç durumdaki talebelere verirse bu caizdir. Ancak insanların verdiği zekat malı ile talebelere yemek yapılması, medresenin tamir ve tadilatında kullanılması, hoca ve görevlilerin maaşlarının ödenmesi v.s gibi yerlere  harcanması caiz değildir.

 13) Zekat parası verilmesi caiz olanlar dışında farklı yerde kullanılsa (mesela bir köle satın alıp azad etse) bu durumda zekat verilmiş olur mu?

 Zekat parası verilmesi caiz olan yerler haricinde, farklı yerlerde kullanıldığında o zekatın yeniden verilmesi gerekir.

 14) Zekatı fakir olan akrabalara vermek caiz midir?

 Akrabalar iki kısımdır. 1) Zekat verecek kişi ile doğuma bağlı akraba olanlar. Ki, bunlar anne, baba, dede,nine, çocuk ve torunlardır. 2) zekat verecek kişi ile doğuma bağlı akraba olmayanlar. Bunlar da erkek ve kız kardeşler, Hala, Teyze, Amca v.s ve bunların çocuklarıdır.

 Eğer zekat birinci sınıftan bir akrabaya, yani kız ve erkek çocuğa, veya toruna, veya anne babasından birine, veya dedesi ve nenesinden birine (bunlar istediği kadar üste çıksın veya alta insin fark etmez) verildiğinde zekat verilmiş olmaz.

 İkinci sınıftan herhangi birine zekatın verilmesi caiz, hatta bunda hem zekat hem de sıla-i rahim sevabı vardır.

 15) Eğer zekatı akrabalara verirken ‘’ bu benim zekatım’’ denildiğinde akraba zekatı almazsa ne yapmak gerekir?

 Zekatı verirken zekat olduğunu söylemeye gerek yoktur. Zekat verilirken zekatı veren niyet ederek verirse yeterlidir. Eğer zekat verilecek akraba muhtac durumdaysa, zekatı verirken hediye diyerek verilmesi caizdir.

 16) Koca karısına veya kadın kocasına zekat verebilir mi?

 İmam-ı Azam’a (rahmetullahi aleyh) göre koca karısına veya kadın kocasına zekat verdiğin de verilen zekattan eşlerinde faydalanması olduğundan bu durumda zekat verilmiş sayılmaz. İmameyn’ne (rahmetullahi aleyhima) göre ise, kadın kocasına zekat verebilir.

 17) Zekatın zengin birine veya zengin birinin oğluna verilmesi caiz midir?

 Zekatın nisab miktarı mala sahip olan, veya havace-i asliyesinden başka artıcı özelliği bulunan mal sahibine yani zengine verilmesi caiz değildir. Yine aynı şekilde zengin birinin akıl baliğ olmamış küçük çocuğuna da zekat verilmesi caiz değildir. Ancak bu zengin kişinin oğlu büyük akıl baliğ olmuş ve ihtiyaç sahibi nisap miktarı mala sahip değil ise bu durumda buna zekat verilir.

 18) Fakir ve miskin oldukları halde kendilerine zekatın verilmesinin caiz olmadığı kimseler var mı?

 Evet fakir ve miskin oldukları halde beni Haşim çocuklarına zekat verilemez.

 Beni Haşim çocukları ihtiyaç sahibi iseler, o zaman onlara zekat ve vacip sadakalar dışında başka mallar vererek yardımda bulunulabilinir.

 19) Bir adam zekatını, zekat verilecek sınıflardan birisi zannıyla birisine verdikten sonra zekatını verdiği kişinin kafir, zengin, veya Beni haşim oğullarından veya fakirlere zulmeden biri olduğunu öğrenirse ne olur?

 Bu durumda imam-ı Azam ve imam-ı Muhammed’e (rahmetullahi aleyhima) zekatını vermiş sayılır, yeniden zekat vermesine gerek yoktur. İmam-ı Yusuf’a (rahmetullahi aleyh) göre ise bu durum da  zekatın yeniden verilmesi gerekir.

 20) Sağlık ve sıhhatı yerinde olup çalışıp kazanmaya güçü yeten ancak nisap miktarı malı olmayan birisine zekat verilebilir mi?

 Sıhhat durumunda bir sorunu olmayan, güçü kuvveti yerinde, çalışabilecek ama nisap mıktarı malı olmayan birisine zekat verilmesi caizdir.

 21) Zekatın kişinin bulunduğu şehirden başka yerlerde ki ihtiyaç sahiplerine gönderilmesi caiz midir?

 Zekatta asıl olması gereken, her beldenin kendi zekat sistemine sahip olup, kendi beldesinde ki ihtiyaç sahiplerini gözetlemesidir. Dolayısıyla zekat verecek kişinin başka şehirlere zekat göndermesi Hanefi mezhebinde mekruhtur. Ancak gönderilecek şehirde ki insanlar kendi şehrindekilerden daha muhtaç bir durumdaysa o zaman gönderilebilir.

BİSMİHİ TEALA

Bir hadis-i şerifin de resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) ” 

لَا يَقْبَلُ اللَّهُ لِصَاحِبِ بِدْعَةٍ صَوْمًا وَلَا صَلَاةً وَلَا صَدَقَةً وَلَا حَجًّا وَلَا عُمْرَةً وَلَا جِهَادًا وَلَا صَرْفًا وَلَا عَدْلًا يَخْرُجُ مِنْ الْإِسْلَامِ كَمَا تَخْرُجُ الشَّعَرَةُ مِنْ الْعَجِينِ” ALLAH (Celle celalühü)bid’at sahibinin orucunu, namazını, sadakasını, haccını umresini, cihadını, sarfını ne de adaletini kabul etmez. Bid’at sahibi kılın hamurdan çıktığı gibi dinden çıkar” (ibn-i mace, 48) buyurmakta. Burada bid’at ehlinden kasıt kimdir?

Bid’at sahibi kişinin ibadetleri makbul müdür, değil midir? Meselesini anlamak için öncelikle burada ki bid’at’tan kasıt nedir? Sorusuna cevap bulmak gerek.Ulema bid’at ehlini çeşitli isimler ile vasıflandırmıştır. Bunların en meşhurları bid’at ehli, dalalet ehli, tefrika ehli, şüphe ehli, heva ehli gibi isimlerdir. İsimler farklı olsa da kastedilen mana birdir. Bid’at ehli, kitab ve sünnete muhalefet ederek ümmetin ve selef-i salih’nin yapmadıklarını yapan, onların söylemediği, anlamadığı gibi dini anlayan ve amel eden kimselere denilir. Dolayısıyla ilim ehlini, bid’at ehli ile insanların bid’at ehli anlayışları birbirinden biraz farklı mahiyettedir.Istılahi olarak bid’at ehli, ALLAH ve resulü’nün (Sallallahu aleyhi ve sellem) ortaya koymadığı, farz ve müstehablığı hususunda delil olmayan, resulüllah’ın (Sallallahu aleyhi ve sellem) bunlar hakkında emri olmayan şeylerdir.

İmam-ı Şatibi (rahmetullahi aleyh) bid’at ehline ‘’heva ehli’’ denilmesi hususunda şunları söylemektedir. ‘’ Bid’at ehli şer’i delilleri onlara gerek duyulan bir yol ve bu delilleri esas alan bir üslup ile ele almadılar. Bilakis kendi hevalarını şer’i delillerin önüne geçirerek kendi görüşlerine itimat ederek güvendiler. Hatta o kadar ileri gittiler ki, şer’i delilleri kendi hevalarına göre değerlendirme mertebesinde gördüler.’’ (El- i’tisam, c: 2, sh: 176)

Hattabi (rahmetullahi aleyh) ‘’el- minhacü’s-sünne’’ isimli eserinde meselenin farklı bir noktasına temas ederek şu şekilde izah etmektedir. ‘’ Sünnet ve ehl-i hadis dışında ki bütün fırkalar hadis imamlarından sahih olan bir görüş ile ayrılmış değildirler. Bununla beraber bu fırkaların islâmın hak olan bazı yönlerine sahip olmaları da kaçınılmazdır. Bunun için bir şüphe oluşmuştur. Yoksa saf bir batıl hakkında kimsenin şüphesi yoktur. Bunun için bid’at ehl-ine ‘’heva ehl-i’’ denilmiştir. Bununla birlikte onlara, ‘’ onlar, hakkı batıla karıştıranlar’’ da denilmektedir.’’ (Minhacü’s-sünne, c: 5 sh: 167)

Dini hususlarda ayrılığa düşmek insanı tefrikaya, o tefrika da bir müddet sonra tefrikalara götürür. Bunun ana sebeplerinden birisi de heva’ya uymaktan dolayıdır. Nitekim ‘’ إِنَّ ٱلَّذِينَ فَرَّقُواْ دِينَہُمۡ وَكَانُواْ شِيَعً۬ا لَّسۡتَ مِنۡہُمۡ فِى شَىۡءٍ*ۚ‘‘ ( Dinlerini parça parça edip gruplara ayrılanlar var ya, senin onlarla hiçbir ilişkin yok.) (En’am /159) ayeti kerimesi resulullah’ı (Sallallahu aleyhi ve sellem) bu gibi dinlerini fırka fırka edinenlerden uzak durmasını emretmiş, dolayısıyla ümmetinin de fırkalara bölünmekten ve bölenlerden uzak durmamızı da istemiştir. İşte bu gibi kişiler hevalarına uymak suretiyle din de ALLAH’ın (Celle celalühü) ve resulünün (Sallallahu aleyhi ve sellem) izin vermedikleri hususlarda işlerine geldikleri gibi söz söyleyen kişilerdir.

Ulema bid’at sahibi kişilerin kim oldukları hususunu izah ederlerken genellikle Kaderiye, Hariciye, Rafiziyye ve Mürcie gibi fırkaların kur’an-ı kerime ve sünnete muhalif olan bid’at’larını gündeme getirmektedirler. Yani ulemaya göre ibadetleri kabul olunmayan bid’at sahibi kişiler bu fırkalar gibi hevalarına göre kur’an ve sünnette muhalif görüş sahibi olan kişilerdir. Yoksa insanlar arasında kur’an ve sünnete bir bakımdan uymakla beraber dine sonradan dâhil edilen günlük hayatımızda her gün gördüğümüz bid’at işleyen kişiler kasıt değildir.

Ama bu tür bid’at’ların iyi olduklarını söylemek mümkün değildir. Zira resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) ‘’Her bid’at delalettir’’ buyururken bu tür bid’atları kastetmektedir.

 
 

 

 
 

 

 

 

Gonderen Karasahin
Kategori : Akaid
Tags: , , , , , , , , , , , , , , ,

Yorumlar (0)