Meçhul adam

 Benim size sorum muska ile ilgili olacak. Birçok hoca muska takmanın İslam da olmadığını çünkü peygamberin ‘’ rukye, temime ve tivale takmak şirk’’ olarak vasıflandırdığını, bunun için bu gibi şeylerin caiz olamayacağını söylemektedir. Bunun yanın da bazı kişiler ise bu konuda alimlerin izin verdiğini söylemektedirler.

 Bu konuda ister istemez ikilem arasında kalınmakta. Zira bir yanda peygamberin sözü, diğer yanda alimlerin sözü, bu durumda nasıl davranmak gerekir?

 BİSMİHİ TEALA

 Öncelikle resulullah’ın (Sallallahu aleyhi ve sellem) birbirinden farklı hadislerinin olduğunu, bu durum da nasıl davranılması gerektiğini iyi bilmek gerekir. Zira (zahiren de olsa) birbiri ile çelişen hadislerin olduğu konularda peygamberin (Sallallahu aleyhi ve sellem) varisleri durumun da olan ulemanın sözlerine uymak gerekmektedir.

Usul ulemasının aralarında ihtilaf ettiği konulardan birisi de, zahiren birbiri ile çelişen hadislerin halli konusudur. Zira ulemanın fıkhi konularda ki farklı görüşlerinin temelinde bu yatmaktadır. Bundan dolayı hadisleri anlamak için usulü hadis’in iyi bilinmesi gerekir. Çünkü hadisler içerisinden bir hadisi alarak, diğer hadisleri göz ardı etmek ve bütün olayı bir hadis üzerinden hükme bağlamak gerek hadislerde, gerekse konularda yanlış hükme varmanın yolunu açar.

 Zahiren birbiri ile çelişen hadislerin ‘’Nesh’’ ile alakası olduğundan sadece hadis ilminin bilinmesi yanında diğer ilimlerin de bilinmesi gerekmektedir. Nitekim Tecrid sahibi Ahmed Naim (rahmetullahi aleyh) ‘’ Böyle mühim bir işi başarabilenler ekser-i ulumda; bahusus hadis, fıkıh, usul ve kelamda beraat-i tammesi olan eimme-i a’lamdır ki, bunlar hadis ile fıkıh sınaatlerini bi-hakkın cami’, mânia-i dakika sayyadları ve ilim dalgıçlarıdırlar.’’ (Tecrid, Mukaddime, sh:251) gibi veciz söylerle bunu izah etmektedir. Bu kısa izahtan sonra….

 Muska takmak ile alakalı hususların hikmetini iyi anlamak zorundayız. Zira resulullah’ın (Sallallahu aleyhi ve sellem) ‘’Şirk’’ olarak vasıflandırdığı ‘’Temaim’’ ve ‘’ Tivele’’ farklı şeylerdir ‘’İstirka’’ farklı bir şeydir. Öncelikle kelimelerin kısa manalarını izah edelim.

İstirka: Baskasının üzerine okuması demektir.

Temaim: Temime’nin çoğulu olup muska ve boncuk demektir.

Tivele: Genellikle Temime ile eş manada kullanılmakla beraber, bazı lügat ehline göre sihir için kullanılan muska ve boncuk demektir.

 

Nitekim ‘’ إِنَّ الرُّقَى وَالتَّمَائِمَ وَالتِّوَلَةَ شِرْكٌ ’’ Şüphesiz rukye, temaim ve tileve takmak şirktir’’ (Ebu davud, 3879) hadisinin şerhin de Azimabadi (rahmetullahi aleyh) şöyle demektedir:

 ‘’ Hattabi (rahmetullahi aleyh) şöyle demektedir. ”Rukye’ye gelince o yasaklanmıştır. Rukye arabca dili haricinde başka bir dil ile yazılınca içeriğinin ne olduğu bilinemez, onun sihir veya küfür üzerine bir şey olduğu umulabilir. Ancak içeriği bilinir veya içeriğinde ALLAH’ın (Celle celalühü) zikri olursa, o zaman bu şekildeki bir rukye mustehabtır ve onunla teberrük edilebilir.

Temaim ‘’Temime’’ni çoğulu olup, bunda ALLAH’ın  (Celle celalühü) isimlerinden bir isim veya ayetlerden bir ayet veya resulullah’tan (Sallallahu aleyhi ve selem) tavsiye edilen duaların bulunmadığı ve çocuklara takılan şeydir. ‘’Tivele’’ hakkında ise Hattabi (rahmetullahi aleyh) ‘’ Bu sihirden bir parçadır’’ demektedir. Esmai (rahmetullahi aleyh) ise, ‘’kadının kocası için kendisini sevsin diye yapılan bir şeydir’’ demiştir.

 ….. Bunlar sihir için okunan ve muhabbet olması için yazılan şeylerdir.  Bunlar insanı gizli ve açık şirke götürür. Ve bunların şirk olarak vasıflandırılması bunları tesir edici olduklarına inanıldıkları ve takıldıkları için şirk olarak vasıflandırılmışlardır.’’ (Azimabadi, Avnul ma’bud c:10 sh: 293)

 Azimabadi’nin (rahmetullahi aleyh) izah ettiği gibi ‘’Temaim’’ ve ‘’Tivele’’ içlerinde ALLAH’ın (Celle celalühü) ismi, kur’an-ı kerim’den ayet ve resulullah’ın (Sallallahu aleyhi ve sellem) tavsiye ettiği dua’ların bulunulmadı ve şifa verici olarak bunların kabul edildiği şeylerdendir. Cahiliye devrinde bunların belaları kendilerinden uzaklaştırdığına inanıldıkları ve itikad edildikleri için takılan şeyler olduğundan, İslâm onların bu batıl itikadlarını iptal etmiş ve resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) bunları yasaklamıştır.

 Eğer takılan muska da manası anlaşılamayan yazılar bulunur, ALLAH’ın (Celle celalühü) isimleri ve resulullah’ın (Sallallahu aleyhi ve sellem) tavsiye ettiği dua’lar bulunmaz ve mavi boncuk, ip v.s gibi şeyler belalardan, nazardan korur inancıyla takılırsa bunlar haramdır. Nitekim

 

أَنَّهُ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ أَبْصَرَ عَلَى عَضُدِ رَجُلٍ حَلْقَةً  فَقَال : وَيْحَكَ مَا هَذِهِ ؟ قَال : مِنَ الْوَاهِنَةِ . قَال أَمَّا إِنَّهَا لاَ تَزِيدُكَ إِلاَّ وَهْنًا ، انْبِذْهَا عَنْكَ فَإِنَّكَ لَوْ مِتَّ وَهِيَ عَلَيْكَ مَا أَفْلَحْتَ أَبَدًا

 

 

‘’ Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem)  bir adamın pazusunda bağlı bir halka görünce ‘’ Yazıklar olsun sana, bu nedir?’’  diye sorar. Bunun üzerine adam ‘’ çok zayıf olmam sebebiyle taktım.’’ deyince, resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem):

 ‘’ Bu sendeki zayıflığı artırmaktan başka bir işe yaramaz. Çıkar at onu. Eğer o şey üzerindeyken ölürsen asla iflah olmazsın.’’ diye cevap verir. (Ahmed b. Hanbel, c: 4 sh: 445) hadis-i şerifi buna işaret etmektedir. (Burada bir parantez açmak gerekir. İnsan bir şeyi hatırlamak için parmağına ip v.s bağlamasını hadis-i şerifteki hadiseyle karıştırmamak gerekir. Zira parmağa bağlanan ip unutulan birşeyi hatırlamak veya bir şeyi unutmamak amacıyla bağlanmaktadır ki bu caiz olan bir şeydir.)

 Bununla beraber takılan muskada ki yazılar manası anlaşılıyor, resulullah’ın (Sallallahu aleyhi ve sellem) tavsiye ettiği dua’lardan oluşuyorsa resulullah’ın (Sallallahu aleyhi ve selem) bunlara izin verdiği rivayet edilmekte hatta bunlarla teberrük dahi edilebilmektedir. Hattabi’de (rahmetullahi aleyh) buna işaret etmektedir. Nitekim Tirmizi’nin Enes’ten (radıyallahu anh) rivayet ettiği

 

أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ -صلى الله عليه وسلم- رَخَّصَ فِى الرُّقْيَةِ مِنَ الْحُمَةِ وَالْعَيْنِ وَالنَّمْلَةِ.

 

 ‘’ Muhakkak ki resulullah (Sallallahu aleyhi ve selem) zehirli hayvan sokmasından, nazar değmesinden ve vücutta çıkan yaralardan dolayı rukyeye izin verdi.’’ (Tirmizi, 2195) hadis-i şerifi bunun beyandadır. Hakim’in Mustedrek’in de Hz. Aişe’den (radıyallahu anha) rivayet ettiği

 

ليست التميمة ما تعلق به بعد البلاء إنما التميمة ما تعلق به قبل البلاء

 

‘’ Musibetin gelmesinden sonra asılan şey temime değildir. Ancak temime, musibet gelmeden önce takılan şeydir’’ (c:4 sh: 242 hadis no: 7506) hadis-i şerifi musibetten sonra takılan muskanın temime olarak değerlendirilmediğine işaret etmektedir. Yine Ebu Nuaym’ın Hz. Aişe’den (radıyallahu anha), Deyleminin Hz. Enes’ten (radıyallahu anh) rivayet ettikleri

 

لا بأس بتعليق التعويذ من القرآن قبل نزول البلاء وبعد نزول البلاء

 

‘’ Musibet gelmeden önce de, geldikten sonra kur’an’dan yazılı olan muskaların takılmasında beis yoktur.’’ (Deylemi, 16018) şeklinde ki hadis-i şerifte muskaların takılmasının caiz olduklarına delildirler.

 Sahabe’den Abdullah b. Amr’ın (radıyallahu anh) temyiz yaşında ki çocuklara ıstirka’yı öğrettiği, temyiz yaşından küçük çocuklara ise yazarak boyunlarına astığını bilinmektedir. (Ebu davud,3395)

 Hanefi mezhebi’nin fetva kitablarından ‘’ Feteva-i hindiye’’ de bu konuda şu fetvayı görmekteyiz.

 

وَاخْتُلِفَ فِي الِاسْتِرْقَاءِ بِالْقُرْآنِ نَحْوَ أَنْ يَقْرَأَ عَلَى الْمَرِيضِ وَالْمَلْدُوغِ أَوْ يُكْتَبَ

فِي وَرَقٍ وَيُعَلَّقَ أَوْ يُكْتَبَ فِي طَسْتٍ فَيُغْسَلَ وَيُسْقَى الْمَرِيضَ فَأَبَاحَهُ عَطَاءٌ

وَمُجَاهِدٌ وَأَبُو قِلَابَةَ وَكَرِهَهُ النَّخَعِيّ وَالْبَصْرِيُّ كَذَا فِي خِزَانَةِ الْفَتَاوَى .

وَلَا بَأْسَ بِتَعْلِيقِ التَّعْوِيذِ وَلَكِنْ يَنْزِعُهُ عِنْدَ الْخَلَاءِ وَالْقُرْبَانِ كَذَا فِي الْغَرَائِبِ

 

 

‘’ Hasta üzerine veya zehirli hayvanlar tarafından sokulana okumak veya kâğıda yazarak asmak veya bir kâse’nin içerisine yazarak o kâse’den yıkanmak veya kâse’den hastaya su içirmek hususunda kur’an ile yapılan istirka hakkında ihtilaf edilmiştir. Ata, Mücahid ve Ebu Kilabe bunu muhab görmüşler, Nehai ve Hasani basri (rahmetullahi aleyhim) ise mekruh görmüşlerdir. Feteva-i  Hizane’de de böyledir.

 Muskayı asmakta beis yoktur. Ancak helâ’ya girerken ve cinsi münasebet esnasında çıkarmak gerekir. Garaib’te de böyledir. (Feteva-i hindiye, c:5 sh:356)

 Hulasa, yapılan muska eğer içerisinde manası anlaşılmayan yazılardan, ALLAH’ın (Celle celalühü) esma ve sıfatlarından veya resulullah’ın(Sallallahu aleyhi ve sellem) okunmasını tavsiye ettiği dualardan yazılmadıysa ve bu muskanın kendisini her türlü bela, musibet ve nazardan koruyacağına inanır ve itikad edilir ve yapılan muska kadın ve erkeğin arasında muhabbet oluşması için yapılırsa bu muska islâm’ın yasakladığı ve takılması haram olan muska çeşididir.

 Ancak içerisinde ALLAH’ın (Celle celalühü) isim ve esmasının olduğu, resululah’ın (Sallallahu aleyhi ve sellem) okunmasını tavsiye ettiği duaların yazıldığı ve muskanın her türlü beladan, nazardan kendisini koruma gibi bir vasfının olmadığına inanılan bir muska, hela’ya girerken ve cinsi münasebet esnasında çıkarılmak şartıyla takılmasına ulemanın cevaz verdiği muska çeşididir.    

BİSMİHİ TEALA

Gurre

Aklık, parlaklık; atın alnındaki beyazlık; akıtma, kamerî ayların ilk gecesi ve günü. Çoğulu gurer’dir. Bir terim olarak ana karnındaki cenînin  suç işleme yoluyla düşmesine sebep olan kimsenin ödeyeceği tazminat demektir.

İslâm’da insanın mal, can, ırz dokunulmazlığı gibi temel hakları vardır. Yaşama hakkı en başta gelir. Bu yüzden çocuk ana karnına düştüğü andan itibaren koruma altına alınmış, ona zarar verene bazı dünyevî veya uhrevî cezalar konulmuştur. Bir kimse ana, baba veya bunlardan başkası olsun hâmile bir kadının karnına veya sırtına veya yanlarına yahut başına yahut uzuvlarından bir uzvuna vurduğu veya onu dövmek, öldürmek, azarlamakla korkuttuğu zaman, kadın çocuğunu düşürürse iki durum akla gelir: Çocuk ya ölü yahut diri olarak düşmüştür.

Cenîn, annesinden ölü olarak ayrıldığı zaman düşmesine sebep olanın cezası cenînin diyetidir. Cenînin diyeti ise erkek olsun dişi olsun, suç kasden veya hata yolu ile işlenmiş bulunsun; gurredir. Gurrenin miktarı beş deve yani diyetin yirmide biri veya buna denk olan nakit para olup, bu da Hanefîlere göre 50 dinar (200 gr. altın para) veya 500 dirhem (1400 gr. gümüş para)dır. Diğer çoğunluk hukukçulara göre ise, 600 dirhem (1680 gr. gümüş)dür (el-Kâsânî, Bedâyiu’s-Sanâyi’, V, 325; İbn Kudâme, el-Muğnî, V, 799; İbn Rüşd Bidâyetü’l-Müctehid, II, 407).

Ebû Hüreyre’den, şöyle dediği nakledilmiştir: “Hüzeyl kabîlesinden iki kadın kavga ettiler. Bunlardan birisi diğerine bir taş attı, karnındaki cenîni öldürdü. Allah Resulu’nun önünde mahkemeleştiler. Hz. Peygamber kadının akilesinin cenînin diyeti olan gurreyi ödemesine hükmetti” (Müslim, Kasâme, 36; Buhârî, Tıb, 468, Ebû Dâvûd, Diyât, 19; Nesâî, Kasâme, 39; Ahmed b. Hanbel, II-274, 535; ed-Dârimî, Diyât, 21).

Cenînin düşmesine kasden sebep olan suçlunun gurreyi kendi malından ödemesi gerekir. Cinsi altın veya gümüşten olur. Kastı yalnız Mâlikiler mümkün görür. Hata yoluyla öldürmede, suçlunun diyetinin üçte bir ve daha fazla olması hâlinde ise gurre âkıleye aittir.

İslâm hukukçularının çoğunluğuna göre bu konudaki suç, hata veya “şibh amd” (kaste benzer) yoluyla işlenebilir ve diyeti âkile yüklenir. Burada cumhûra göre suçlu âkileden biridir. Hanefîlere göre anne, cenîni ilaçla veya bazı fiillerle kocasının izni olmaksızın düşürdüğü zaman gurreyi âkilenin tazmin etmesi gerekir. Eğer koca, cenîni düşürmek için izin vermiş olur veya kadının kasdı bulunmazsa, haddi tecavüz olmadığı için gurre gerekmez (İbn Kudâme, el-Muğnî, VII, 716; Vehbe ez-Zühaylî, el-Fıkhu’l-İslâmî, VI, 364). Gurre cezası bir yılda, diyet üç yılda; zimmînin diyeti gibi, müslümanın diyetinin üçte bir miktarındaki diyet ise bir yılda ödenir.

Dört mezheb imamı da gurrenin asabe ve ashab-ı ferâiz kabîlinden cenînin hısımlarına miras hisselerine göre paylaştırılacağı konusunda görüş birliği etmişlerdir. Ancak suçlu baba olursa gurreden bir pay alamaz. Çünkü haksız olarak öldüren durumundadır. Kâtil ise öldürdüğü kimseden miras alamaz (Ebû Dâvûd, Diyât, 18; Tirmizî, Ferâiz, 17; Ahmed b. Hanbel, I, 49).

Hanefîlere göre burada yaratılışı tamamlanmış cenîn ölü olarak düştüğü zaman suçluya keffâret gerekmez; ancak, kendi isteği ile Allah’a yaklaşmak için gücünün yettiği ölçüde hayır yapıp Allah’a istiğfâr etmesi uygun görülmüştür (el-Kâsânî, Bedâyiu’s-Sanâyî, VII, 326, İbn Âbidîn, Reddû’l-Muhtâr, V. 418).

Cenîn ana karnından diri olarak ayrıldıktan sonra, suç sayılan fiil sebebiyle ölse, Hanefilere göre bu fiil kasten yapılmış kabul edilmez; “Şibh-i amd” (kasta bemer) veya hata yoluyla işlenmiş sayılır. Çünkü kasta kadar, cenînin meydana gelmesi ve yaşaması gerçekleşmez. Bu yüzden tam diyet cezası gerekir ve suçlu, diyetten bir paya vâris olamaz. Hanefiler bu durumda ayrıca keffâret cezasını gerekli görürler. Cenîn ikiz, üçüz olursa diyet de buna göre katlanır. Anne, vurmadan dolayı cenînin ölümünden sonra ölse yahut cenîn, annenin ölümünden sonra diri olarak çıkıp sonra ölse, suçluya iki diyet gerekir. Birisi anne, diğeri cenîn için. Cenîn annenin ölümünden sonra ölü olarak çıkarsa suçluya yalnız annenin diyeti gerekir; Cenîn için birşey gerekmez, sadece ta’zir cezası uygulanır. Çünkü suçun, cenînin ölümü veya düşmesine yol açtığını gösteren kesin bir delil yoktur. Üstelik cenînin, annenin ölümü sebebiyle ölmesi muhtemeldir. Bu taktirde cenîn annenin bir uzvu mesâbesinde sayılır (el-Kâsânî, Bedâyiu’s-Sanâyî, VII, 326, VIII, 326; İbn Abi, dîn, Reddü’l-Muhtâr, V, 417; İbn Kudâme, el-Muğnî, VIII, 811 İbn Rüşd, Bidâyetü’l-Müctehid, II, 408).

Hanefilere göre, gayr-i müslim kadının çocuğu için de gurre cezası uygulanır. Çünkü kâfirin diyeti müslümanın diyeti gibidir.

 

Hamdi DÖNDÜREN

Ağu-3-08

çocuk Ve Din

BİSMİHİ TEALA

 

Din, insana hayatını düzene koymak için bazı ilkeler kazandırır. İnsana verilen din eğitimi ona ALLAH (Celle celalühü) inancını öğreterek hayatının değerini ve üstünlüğünü anlatır. İnsana, bedensel zevklerini ve ihtiyaçlarını gidermesi yanında ruhunun isteklerini de dikkate almasını öğretir. Din sosyal gruba iyi ve doğru hedefler gösterir.(Haluk yavuzer Çocuğu Tanımak Anlamak, s:70,71)

Din duygusu evlat olma duygusudur Bu duygunun çocuktaki ilk konusu ana babadır. Çocuk onlarda bütün ilahi yetkinliklerini bulur. Fakat hayattaki denemeler,çocuğu, din değilse bile tanrı değiştirmeye, ilkin ana babasına yüklediği üstün özellikleri uzak bir varlığa geçirmeyi zorunlu kılar.(Yurdagül mehmedoğlu, Çocuk ahlak ve Din, s: 30-56)

 

 

 

H. Ayhan’a göre din konularını zamanından önce ya da sonra yanlış öğretirsek, hangi yaşta olursa olsun çocuğa veya yetişkin insana iyilik yerine kötülük yapmış oluruz
Çocuk 4 yaş dolaylarında ALLAH (Celle celalühü) hakkında fikir yürütmeye başlar Bu yaş çocuklarının ALLAH (Celle celalühü) tasavvuru, gelişim özelliklerine ve zihinsel kapasitelerine uygun olarak ALLAH’ı (Celle celalühü)  insana benzetme,insani vasıflarla düşünme şeklindedir.(Haluk yavuzer Çocuğu Tanımak Anlamak, s:70,71)
Din ve ALLAH (Celle celalühü)  ile ilgili kavramlar yaklaşık 4 yaşlarından itibaren soru kalıbı haline getirilirler Her ne kadar bu yaşta sorulanların da tam bir bilinç ile sorulmadığını anlasak da, sorularda gerçekten anlamak arzusunun bulunduğunu görürüz. 4 yaş çocuğunun din ile ilgili sorabileceği ve merak içeren cümlelerden bazı örnekler verebiliriz:

“ALLAH’ın (Celle celalühü)  boyu ne kadar?”

“ALLAH’ın (Celle celalühü)  arkadaşları var mı?”

“Her şeyi ALLAH’mı (Celle celalühü)  yapıyor?”

“ALLAH’ı (Celle celalühü)  neden göremiyoruz?”

“Biz de ALLAH (Celle celalühü)  olamaz mıyız? Keşke biz de ALLAH (Celle celalühü)  olsaydık”

“ALLAH’ı (Celle celalühü)  neden göremiyoruz? Sen ALLAH’ı (Celle celalühü)  gördün mü?”

Sınırlı düşünce yapısından dolayı, herkesin çok kullandığı ve bilindiğini zannettiği ALLAH (Celle celalühü)  kavramını da sınırlı imkanlarıyla kavramaya çalışır. Özellikle 4 yaşlarında başlayan ilginin oldukça şaşırtıcı olduğu, ailelerin bildiği bir gerçektir. (Yurdagül mehmedoğlu, Çocuk ahlak ve Din, s: 30-56) Çocuğun kafasında güçlü ve büyük sıfatlarıyla özdeşleştirdiği ve çevresinde bu sıfatları taşıyan kişilerle somutlaştırdığı bir ALLAH (Celle celalühü) tasavvuru oluşur. (Haluk yavuzer Çocuğu Tanımak Anlamak, s:70,71)

5-6 yaşlarındaki çocukların kafalarındaki tanrı düşüncesi bir insan gibi tasavvur edilse de onun diğer insanlardan farklı olması gerektiğine ilişkin gizli bir inanç da taşırlar ‘’İnsan gibi olsa da, en büyük insan olmalı” diye düşünebilirler

Okul öncesi dönemde çocuğa göre ALLAH (Celle celalühü), yaşlı bir erkek olarak, canlı ve hareketli ve bu dünyada olan her şeyle ilişkili biçimde çocukların yararına göre, çocuklar sevinsin diye dünyayı tıpkı bir ustanın yaptığı gibi biçimlendirmiştir

Çocuklar ALLAH’ın (Celle celalühü) gücünü anlayabilmek için ebeveynlerin muktedir olma gücünü ölçüt olarak alırlar Onlara göre. ALLAH (Celle celalühü) cennette ya da yukarılarda bir yerde oturan birisidir. Yaşlıdır ve bütün organları insanlarınkine kıyasla büyüktür. Bir Süpermen gibi istediği şeyi yapabilir

Bazılarına göre ALLAH (Celle celalühü) yalnız yaşar, bazılarına göre ALLAH (Celle celalühü) ile beraber yaşıyor olabilir. Okul öncesi çocukları eğer yakına gelirse -ki gelme ihtimali vardır- o zaman ALLAH’ı (Celle celalühü) görebilir ya da çok iri olması görünmesine mani oluyordur

Özetlersek çocuk anlayışı için ALLAH (Celle celalühü);
Gökyüzünde bir yerde asılı duruyor olabilir. Eğer çok büyükse inmesi tehlikeli olabilir. Çoğunlukla yalnız yaşar ve çoğunlukla erkektir
1993 yılında 44 çocuk ve anneleri ile yapılan bir araştırma, okulöncesinde bulunan çocukların kendilerini seven dost bir ALLAH’a (Celle celalühü) inanmak istediklerini göstermektedir. Bu yaş grubu çocuklarına göre ALLAH’ın (Celle celalühü) çocukları sevme nedeni, anne ve babalarının onlardan bekledikleri ile yakından ilgilidir. Anneleri gibi ALLAH’da (Celle celalühü) onlardan, yemek yemelerini, uslu durmalarını beklemektedir. (Yurdagül mehmedoğlu, Çocuk ahlak ve Din, s: 30-56)
7-9 yaş grubu çocuklarda ALLAH (Celle celalühü) arayışı 10-12 yaş grubuna göre daha etkin görünmektedir. 7 yaşından itibaren çocuklar, ALLAH’ı (Celle celalühü)  kendisinin ve yakınlarının yaratıcısı çok yüce bir varlık olarak tasavvur ederken hala onun gökte olduğunu düşünürler. Ancak 11 yaşından itibaren çocuklar soyut bir yaklaşımla ALLAH’ın (Celle celalühü)  her zaman her yerde olduğuna inanırlar. Bu biliMsel gelişime koşut olarak, çocuğun getirdiği açıklamalarda, hiç şüphe yok ki anne ve baba modelinin rolü çok büyüktür Anne ve baba, dini inanç, düşünce ve uygulamalarıyla öncelikle sağlıklı bir model oluşturmalıdır

Çocuğun soruları yukarıda belirtilen gelişim aşamaları göz önünde tutularak basit fakat doğru ve sade bir dille cevaplandırılmalıdır. (Haluk yavuzer Çocuğu Tanımak Anlamak, s:70,71)

Diyelim ki 4 yaşındaki bir çocuk bir gün “Keşke ALLAH (Celle celalühü)   olsaydık” Şeklinde bir ifadeyi diline doladı. Dini inançlarınız gereği içinizden gelecek tepki “Hayır, böyle bir şey olamaz!” şeklinde olabilir. Fakat bunu dile getirmeniz, çocuğunuzun size en azından olmak istedikleri konusunda bir daha açılmamasına neden olabilir. Bunun yerine “Vay canına, demek güçlü olmak istiyorsun” veya “Demek görünmez olmak istiyorsun” diye karşılamak gerekir
Çocuğunuzun ısrarla “ALLAH’ı (Celle celalühü) neden göremiyoruz?” dediğinde , “Bizim gözlerimiz küçük, ALLAH  (Celle celalühü) ise çok büyük Bu yüzden göremiyoruz” diyebiliriz. Konuya onun açısından bildiği kavramlarla ifade ederek bakmış oluruz. Görülmeyen şeyleri anlatmak için, nefes üfleme deneyi yapabilirsiniz “Nefesini üfle” deyip görüp görmediğini sorabilir böylece ona bazı şeylerin görülmeden de var olabileceğini anlatabilirsiniz.(Yurdagül mehmedoğlu, Çocuk ahlak ve Din, s: 30-56)
ALLAH’ın (Celle celalühü)  esirgeyen, her şeyi yaratan ve koruyan bir yüce varlık olduğu anlatılmalı ve çocuğa ALLAH (Celle celalühü)korkusu yerine ALLAH (Celle celalühü)  sevgisi aşılanmalıdır. Eğer çocuk ALLAH (Celle celalühü)  sevgisine ulaşan bir insan olabilirse, başta insanlar olmak üzere her türlü varlıkları sevecektir. Bu sevgi ise, ona her türlü güçlüğü yenmesine yardımcı olacaktır. İnsanları sevme ve saymanın ALLAH’a (Celle celalühü) yaklaşma demek olduğu anlatılmalıdır
ALLAH (Celle celalühü) inancı gelişen çocuk kafasındaki sorulara yanıt bulan güven duygusu gelişmiş, dingin, huzurlu bir birey olmaya başlar. Bu nedenle özellikle 7 yaşından başlayarak din konusunda ihtiyacı olan bilgiyi vermek ve olumlu bir model oluşturmak suretiyle çocuğu desteklemek, ebeveynin başlıca görevi olmalıdır
ALLAH (Celle celalühü)  korkusu terbiye aracı olarak kullanılmalı mıdır?

ALLAH (Celle celalühü)  hakkında henüz hiçbir bilgisi olmayan çocuklara, ALLAH’ın (Celle celalühü)  ceza verici ve korkutucu olduğunu telkin etmek çok yanlış sonuçlar doğurur

Bazı aileler, ALLAH (Celle celalühü) korkusunu yanlış bir şekilde terbiye aracı olarak kullanmakta ve bu korkuyu “Annesinin sözünü dinlemeyeni ALLAH (Celle celalühü)  taş yapar!”, “Yemeğini yemeyeni cehennemde yakar!”, “Yalan söyleyenin dilini keser!” gibi cümlelerle çocuğun kafasına sokmaya çalışmaktadır. Bunun sonucunda yanlış bir ALLAH (Celle celalühü)  tasavvuru oluşmakla kalmaz, aynı zamanda sürekli kendini suçlayan ve aşağılayan bu çocuğun ruh sağlığı da bozulur

Nitekim Mualla Öztürk , aşırı derecede gelişmiş “ALLAH (Celle celalühü)  korkusu” nun ortaya çıkardığı bir takım rahatsızlıkları ele almakta ve çocuğun zamanla yenemediği mikrop, hastalık, ölüm gibi korkularının içinde ve başında ALLAH  (Celle celalühü) korkusunun olduğunu söylemektedir

Dodurgalı’ya göre, bu duruma meydan vermekten kaçınılmalıdır Hatta ALLAH’ın (Celle celalühü) çocuklar için günah yazmadığı sık sık vurgulanarak çocuğun ALLAH’a (Celle celalühü)  yaklaşması temin edilmelidir Kısaca, çocuğun ALLAH (Celle celalühü)  korkusu yerine ALLAH (Celle celalühü)  sevgisiyle yetişmesi gerekmektedir

Çocuk, ALLAH’ın(Celle celalühü)  seven, koruyan, hoş gören, affeden, cezadan çok ödüllendiren bir varlık olduğunu öğrenmelidir.( Haluk yavuzer Çocuğu Tanımak Anlamak, s:70,71)


 
 
 

 

 

Gonderen Karasahin
Kategori : İslam ve aile
Tags: , , , , ,

Yorumlar (0)