BİSMİHİ TEALA

ALLAH (Celle celalühü) Hucurat suresi 10.ayeti kerimesinde:

 

إِنَّمَا ٱلۡمُؤۡمِنُونَ إِخۡوَةٌ۬

‘’Mü’minler ancak kardeştirler’’ buyurmaktadır. Zira hepsi ebedi hayata sebeb olan iman esasında birleşir, din kardeşidirler. Mü’minler nerede ırkları, lisanları ne olursa olsun, nerede bulunursa bulunsunlar kardeşçe yaşayacaklar; biri diğerinin mal, can, ırz ve şerefine tecavüz etmeyecektir. İslâm şeriatı, ağır ve hafif cürüm ve kabahatlar için had ve cezalar tayin etmiş ve bunların oluşumundan önce bunlara mani olmak için nasihat ve kurallarla beraber mü’minleri iyilikle emir ve kötülükten men (emri bil ma’ruf ve nehyi anil münker) vazifesiyle mükellef kılmıştır ki bu umumi bir murakabe mahiyetindedir.

 

 Âli İmran suresinin 104. ayeti kerimesi:

 

وَلۡتَكُن مِّنكُمۡ أُمَّةٌ۬ يَدۡعُونَ إِلَى ٱلۡخَيۡرِ وَيَأۡمُرُونَ بِٱلۡمَعۡرُوفِ وَيَنۡهَوۡنَ عَنِ ٱلۡمُنكَرِ‌ۚ وَأُوْلَـٰٓٮِٕكَ هُمُ ٱلۡمُفۡلِحُونَ

‘’Sizden, hayra çağıran, iyiliği emredip kötülükten men eden bir topluluk bulunsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir.’’ Bu manadadır. Bu hususta başka ayeti kerimeler ve hadis-i şerifler bulunmaktadır. Bu yüzden İslâm cemiyetin salahına taalluk eden asıl ve esasları talim etmiştir. Bir cemiyet bu emir ve talimatlara riayet ettiği müddetçe mesuldür.

 

İbn-i Abdülberrin (rahmetullahi aleyh) beyanına göre sahabe-i kiram (rıdvanullahi aleyhim ecmain) arasında tesis edilen kardeşlik kurumu ikidir. Birincisi Mekke’de hassaten Muhacirler arasında kurulmuştur. Diğeri ise Medine’de Muhacir ve Ensar arasında tesis edilmiştir. Resulü Ekrem (Sallallahu aleyhi ve sellem) Müslümanlar arasında samimiyeti takviye etmek ve bir ayrılık tehlikesine imkân bırakmamak için Muhacir ve Ensar arasında bir kardeşlik kurmayı düşündü. Hicretin 7. ayında ve mescidi saadetin bitmesinden sonra peygamber (Sallallahu aleyhi ve sellem) Muhacir ve Ensardan  kırkbeşerden doksan kişiyi Enes bin Malik’in (radıyallahu anh) evine davet etti. Buhari’nin Hz. Enes’ten (radıyallahu anh) rivayetine göre Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) ‘’İslâm’da hilf ( yemine dayalı dostluk) yoktur, din kardeşliği vardır.’’ Buyurarak bu doksan kişi arasında ikişer ikişer kardeşlik oluşturdu.

 

Ebul ferec (rahmetullahi aleyh) bu kardeşliğin tesisine iki sebeb bildirmektedir. Birincisi: Cahiliye devrinde geçerli olup arap kavmi arasında geçerli olan hilfin yerine kaim olmasıdır.Bunlar arasında verased câri idi.Cahiliye dönemine ait kabileler arasında tesis edilmiş bir çok sözleşmeler bulunmaktadır.

 

İkinci sebeb: Muhacirler Mekke’de ki mallarını evlerini bırakarak Medine’ye ihtiyaç içerisinde gelmişlerdi. Ensar onları evlerine misafir olarak almışlardı. Ensarın bu misafir perverliği dini bir kardeşlik ile kuvvetlendirilmiş böylece hiçbir milletin tarihinde görülmemiş bir sosyal dayanışma sağlanmıştır.

 

Ensarın Muhacirlere karşı yapmış olduğu evlerine almak ve mallarından istifade ettirmek suretinde kalmayıp birbirlerine mirasçı yapacak kadar hiçbir millet tarihinde görülmemiş derecede bir fedakârlığa ulaşmıştır. Bu şekilde ki veraset Bedir savaşına kadar devam etmiş,Bedir savaşının ganimetleri elde edildikten sonra Enfal suresinin:

 

وَأُوْلُواْ ٱلۡأَرۡحَامِ بَعۡضُہُمۡ أَوۡلَىٰ بِبَعۡضٍ۬ فِى كِتَـٰبِ ٱللَّهِ‌ۗ

‘’ALLAH’ın kitabına göre yakın akrabalar birbirlerine (varis olmaya) daha uygundur.’’ (Enfal/ 75) ayeti kerimesinin inzal edilmesiyle kardeşlik kurumu ile beraber tesis edilmiş olan miras nesh edilmiştir.

 

İslâm’ın kendi bireyleri arasında gerçekleştirdiği eşi ve benzeri görülmemiş bu içtimai yardımlaşmanın İslâm tarihinde birçok misali bulunmaktadır. Mesela:

 

Huzeyfetü’l Adevi (rahmetullahi aleyh) şöyle anlatmaktadır:

 

Yermük harbinde amcamın oğlunu bulup yanımdaki sudan vermek için yaralıların arasına girdim. Kendi kendime şöyle diyordum ‘’Eğer ölmemiş ise ona su verir, yüzünü yıkarım ‘’ onun yanına varınca ‘’su vereyim mi?’’ diye sordum. Bana ‘’evet’’ diye işaret etti. O sırada başka bir yaralının ‘’su’’ diye inlediği duyuldu. Amcamın oğlu ‘’suyu ona götür’’ dedi. Hemen o yaralının yanına gittiğimde Hişam bin As (radıyallahu anh) olduğunu gördüm. Ona da ‘’su vereyim mi?’’ diye sordum o esnada başka bir inilti duyuldu. Hişam bin As (radıyalalhu anh) ‘’suyu ona götür’’ dedi. Bende suyu üçüncü yaralının yanına götürdüğümde ölmüştü. Sonra Hişam bin As (radıyallahu anh) yanına döndüm o da ölmüştü, sonra amcamın oğluna döndüm, o da ölmüştü.’’ (avarifü’l maarif, sa:279) işte Müslümanların mes’udlarının halleri, son anlarında bile din kardeşlerini düşünüyor, onları kendi nefislerine tercih ediyorlar.

 

İslâm’dan önce Arapların bir gün bir kelime etrafında toplandıkları ve bir ülke teşkil ettikleri bir din ile dindar oldukları görülmüş bir şey değildi. Tersine onlar birbirleri ile dövüşür, kan davası güder ve bu uğurda kan dökerlerdi. İslâm gelir gelmez onları ALLAH’ın (Celle celalühü) birliğinde sonra kardeşliğe, eşitliğe, karşılıklı şefkat ve merhamete çağırdı. Onlarda İslâm ile müşerref olunca, İslâm onları barıştırdı, kardeş yaptı. Onlarda islâm’ın yayılmasına canlarını feda ettiler.

 

Numan bin Beşir’in (radıyalalhu anh) rivayet ettiği şu hadis-i şerif İslâm kardeşliği rabıtasını en belirgin bir biçimde ifade etmektedir:

 

‘’Mü’minler (birbirlerini sevmede, birbirlerine acımakta ve birbirlerini korumakta) bir cesed gibidir.O cesedin bir azası rahatsızlandığı zaman diğer azalarda rahatsızlanır.’’ (Buhari, Müslim) Peygamber (Sallallahu aleyhi ve sellem) bu hadis-i şeriflerinde imanı bir cesede, iman sahiplerini de o cesedin azalarına benzetmek suretiyle bütün Müslümanları manevi bir şahsiyet altında birleştirmiş, eğer bu manevi şahsiyetin herhangi bir uzvu rahatsızlanırsa diğer uzuvların da rahatsızlanacağını,dolayısıyla herhangi bir müslümanın  hukukuna,canına,ırzına tecavüz halinde bütün Müslümanların bu durumdan rahatsız olacağını (olması gerektiğini) bu hadis-i şerifi ile ifade etmektedir.İşte asıl İslâm kardeşliği bu şekilde tecelli eder.Bugün dünyanın her tarafında bulunan Müslümanlar daha mes’ul bir hayata, müstakil bir idareye kavuşmak isterlerse aralarında ki din rabıtasından istifade ederek ilmen, fikren, iktisaden bu birliğin oluşmasına çalışmalıdırlar. (Delilül falihin, c:2 sh:5)

 

Tabari’nin Hz. Huzeyfe’den (radıyalalhu anh) yaptığı bir rivayette peygamber (Sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmaktadır:

 

‘’Kim Müslümanların işlerine ehemmiyet vermezse Müslümanlardan değildir. Sabah akşam ALLAH (Celle celalühü) için, resulü (Sallallahu aleyhi ve selem) için, Müslümanların liderleri ve bütün Müslümanlar için kalb ile, söz ile ve ameli ile nasihat etmez ise Müslümanlardan değildir.’’ (Ö. N. Bilmen,5000 hadis)

 

Yani, Müslümanların irşad ve talimine ve Müslümanların muhafazasına, aralarındaki husumetin giderilmesine, beyinsizlerini edeplendirmeye, tefrikanın izalesine, buğz ve düşmanlığın kaldırılmasına, Müslümanlardan bozulanların ıslahına gayret ve ehemmiyet vermeyen Müslümanlardan değildir.Yani kâmil bir Müslüman değildir. (tarikatı muhammediye şerhi, c:1 sh: 701)

 

Hz. Aişe’nin (radıyalalhu anha) naklattiği şu hadise bu durumu ne güzel teyid etmektedir:

 

‘’ Resulüllah (Sallallahu aleyhi ve sellem) vefat edince aşağı yukarı bütün Müslümanlar dinden çıkmaya yöneldi, nifak baş gösterdi. ALLAH (Celle celalühü) babama öyle sıkıntı ve belalar verdi ki, onların karşısında dağlar bile olsa erirdi. Ashab yağmurlu günde kurtların hücumuna uğramış koyun sürüsüne dönmüşlerdi. Yemin ederim ki ihtilafa düştükleri bir nokta oldumu babam onu halletmek için âdeta uçarcasına koşardı. Ebu Hureyre (radıyalalhu anh) bu gerçeği şu şekilde ifade etmektedir: ‘’Kendisinden başka ilah olmayan ALLAH’a (Celle celalühü) yemin ederim ki, eğer Ebu Bekir (radıyallahu anh) halife olmasaydı ALLAH’a (Celle celalühü) yeryüzünde şuurlu ibadet edilmezdi.’’ (En- Nedvi, yeniden İslâm, sh: 188)

 

Hz. Ömer’in (radıyalalhu anh) hilafetinde bir kıtlık olmuştu. Yeryüzü kapkara kesilmişti. Kıtlık 9 ay sürdü. Hz. Ömer (radıyalalhu anh) ALLAH (Celle celalühü) halka bir genişlik verinceye kadar zeytinyağından başka katık yemeyeceğine dair yemin etti.Et, yağ, süt gibi gıda maddelerini halka bıraktı. Renginin buğday renginde olmasına sebeb bu kıtlık devrinde çokça yediği zeytinyağıydı. Hz. Ömer (radıyalalhu anh) dışarı çıkarak evleri dolaşıyor, ‘’kimin ne ihtiyacı varsa bize gelsin’’, ‘’ALLAH’ım (Celle celalühü) ümmeti Muhammedin helâkını bana gösterme’’ diyordu. (Ettabakatül Kübra, c:1 sh: 18)

 

Ağu-3-08

çocuk Ve Din

BİSMİHİ TEALA

 

Din, insana hayatını düzene koymak için bazı ilkeler kazandırır. İnsana verilen din eğitimi ona ALLAH (Celle celalühü) inancını öğreterek hayatının değerini ve üstünlüğünü anlatır. İnsana, bedensel zevklerini ve ihtiyaçlarını gidermesi yanında ruhunun isteklerini de dikkate almasını öğretir. Din sosyal gruba iyi ve doğru hedefler gösterir.(Haluk yavuzer Çocuğu Tanımak Anlamak, s:70,71)

Din duygusu evlat olma duygusudur Bu duygunun çocuktaki ilk konusu ana babadır. Çocuk onlarda bütün ilahi yetkinliklerini bulur. Fakat hayattaki denemeler,çocuğu, din değilse bile tanrı değiştirmeye, ilkin ana babasına yüklediği üstün özellikleri uzak bir varlığa geçirmeyi zorunlu kılar.(Yurdagül mehmedoğlu, Çocuk ahlak ve Din, s: 30-56)

 

 

 

H. Ayhan’a göre din konularını zamanından önce ya da sonra yanlış öğretirsek, hangi yaşta olursa olsun çocuğa veya yetişkin insana iyilik yerine kötülük yapmış oluruz
Çocuk 4 yaş dolaylarında ALLAH (Celle celalühü) hakkında fikir yürütmeye başlar Bu yaş çocuklarının ALLAH (Celle celalühü) tasavvuru, gelişim özelliklerine ve zihinsel kapasitelerine uygun olarak ALLAH’ı (Celle celalühü)  insana benzetme,insani vasıflarla düşünme şeklindedir.(Haluk yavuzer Çocuğu Tanımak Anlamak, s:70,71)
Din ve ALLAH (Celle celalühü)  ile ilgili kavramlar yaklaşık 4 yaşlarından itibaren soru kalıbı haline getirilirler Her ne kadar bu yaşta sorulanların da tam bir bilinç ile sorulmadığını anlasak da, sorularda gerçekten anlamak arzusunun bulunduğunu görürüz. 4 yaş çocuğunun din ile ilgili sorabileceği ve merak içeren cümlelerden bazı örnekler verebiliriz:

“ALLAH’ın (Celle celalühü)  boyu ne kadar?”

“ALLAH’ın (Celle celalühü)  arkadaşları var mı?”

“Her şeyi ALLAH’mı (Celle celalühü)  yapıyor?”

“ALLAH’ı (Celle celalühü)  neden göremiyoruz?”

“Biz de ALLAH (Celle celalühü)  olamaz mıyız? Keşke biz de ALLAH (Celle celalühü)  olsaydık”

“ALLAH’ı (Celle celalühü)  neden göremiyoruz? Sen ALLAH’ı (Celle celalühü)  gördün mü?”

Sınırlı düşünce yapısından dolayı, herkesin çok kullandığı ve bilindiğini zannettiği ALLAH (Celle celalühü)  kavramını da sınırlı imkanlarıyla kavramaya çalışır. Özellikle 4 yaşlarında başlayan ilginin oldukça şaşırtıcı olduğu, ailelerin bildiği bir gerçektir. (Yurdagül mehmedoğlu, Çocuk ahlak ve Din, s: 30-56) Çocuğun kafasında güçlü ve büyük sıfatlarıyla özdeşleştirdiği ve çevresinde bu sıfatları taşıyan kişilerle somutlaştırdığı bir ALLAH (Celle celalühü) tasavvuru oluşur. (Haluk yavuzer Çocuğu Tanımak Anlamak, s:70,71)

5-6 yaşlarındaki çocukların kafalarındaki tanrı düşüncesi bir insan gibi tasavvur edilse de onun diğer insanlardan farklı olması gerektiğine ilişkin gizli bir inanç da taşırlar ‘’İnsan gibi olsa da, en büyük insan olmalı” diye düşünebilirler

Okul öncesi dönemde çocuğa göre ALLAH (Celle celalühü), yaşlı bir erkek olarak, canlı ve hareketli ve bu dünyada olan her şeyle ilişkili biçimde çocukların yararına göre, çocuklar sevinsin diye dünyayı tıpkı bir ustanın yaptığı gibi biçimlendirmiştir

Çocuklar ALLAH’ın (Celle celalühü) gücünü anlayabilmek için ebeveynlerin muktedir olma gücünü ölçüt olarak alırlar Onlara göre. ALLAH (Celle celalühü) cennette ya da yukarılarda bir yerde oturan birisidir. Yaşlıdır ve bütün organları insanlarınkine kıyasla büyüktür. Bir Süpermen gibi istediği şeyi yapabilir

Bazılarına göre ALLAH (Celle celalühü) yalnız yaşar, bazılarına göre ALLAH (Celle celalühü) ile beraber yaşıyor olabilir. Okul öncesi çocukları eğer yakına gelirse -ki gelme ihtimali vardır- o zaman ALLAH’ı (Celle celalühü) görebilir ya da çok iri olması görünmesine mani oluyordur

Özetlersek çocuk anlayışı için ALLAH (Celle celalühü);
Gökyüzünde bir yerde asılı duruyor olabilir. Eğer çok büyükse inmesi tehlikeli olabilir. Çoğunlukla yalnız yaşar ve çoğunlukla erkektir
1993 yılında 44 çocuk ve anneleri ile yapılan bir araştırma, okulöncesinde bulunan çocukların kendilerini seven dost bir ALLAH’a (Celle celalühü) inanmak istediklerini göstermektedir. Bu yaş grubu çocuklarına göre ALLAH’ın (Celle celalühü) çocukları sevme nedeni, anne ve babalarının onlardan bekledikleri ile yakından ilgilidir. Anneleri gibi ALLAH’da (Celle celalühü) onlardan, yemek yemelerini, uslu durmalarını beklemektedir. (Yurdagül mehmedoğlu, Çocuk ahlak ve Din, s: 30-56)
7-9 yaş grubu çocuklarda ALLAH (Celle celalühü) arayışı 10-12 yaş grubuna göre daha etkin görünmektedir. 7 yaşından itibaren çocuklar, ALLAH’ı (Celle celalühü)  kendisinin ve yakınlarının yaratıcısı çok yüce bir varlık olarak tasavvur ederken hala onun gökte olduğunu düşünürler. Ancak 11 yaşından itibaren çocuklar soyut bir yaklaşımla ALLAH’ın (Celle celalühü)  her zaman her yerde olduğuna inanırlar. Bu biliMsel gelişime koşut olarak, çocuğun getirdiği açıklamalarda, hiç şüphe yok ki anne ve baba modelinin rolü çok büyüktür Anne ve baba, dini inanç, düşünce ve uygulamalarıyla öncelikle sağlıklı bir model oluşturmalıdır

Çocuğun soruları yukarıda belirtilen gelişim aşamaları göz önünde tutularak basit fakat doğru ve sade bir dille cevaplandırılmalıdır. (Haluk yavuzer Çocuğu Tanımak Anlamak, s:70,71)

Diyelim ki 4 yaşındaki bir çocuk bir gün “Keşke ALLAH (Celle celalühü)   olsaydık” Şeklinde bir ifadeyi diline doladı. Dini inançlarınız gereği içinizden gelecek tepki “Hayır, böyle bir şey olamaz!” şeklinde olabilir. Fakat bunu dile getirmeniz, çocuğunuzun size en azından olmak istedikleri konusunda bir daha açılmamasına neden olabilir. Bunun yerine “Vay canına, demek güçlü olmak istiyorsun” veya “Demek görünmez olmak istiyorsun” diye karşılamak gerekir
Çocuğunuzun ısrarla “ALLAH’ı (Celle celalühü) neden göremiyoruz?” dediğinde , “Bizim gözlerimiz küçük, ALLAH  (Celle celalühü) ise çok büyük Bu yüzden göremiyoruz” diyebiliriz. Konuya onun açısından bildiği kavramlarla ifade ederek bakmış oluruz. Görülmeyen şeyleri anlatmak için, nefes üfleme deneyi yapabilirsiniz “Nefesini üfle” deyip görüp görmediğini sorabilir böylece ona bazı şeylerin görülmeden de var olabileceğini anlatabilirsiniz.(Yurdagül mehmedoğlu, Çocuk ahlak ve Din, s: 30-56)
ALLAH’ın (Celle celalühü)  esirgeyen, her şeyi yaratan ve koruyan bir yüce varlık olduğu anlatılmalı ve çocuğa ALLAH (Celle celalühü)korkusu yerine ALLAH (Celle celalühü)  sevgisi aşılanmalıdır. Eğer çocuk ALLAH (Celle celalühü)  sevgisine ulaşan bir insan olabilirse, başta insanlar olmak üzere her türlü varlıkları sevecektir. Bu sevgi ise, ona her türlü güçlüğü yenmesine yardımcı olacaktır. İnsanları sevme ve saymanın ALLAH’a (Celle celalühü) yaklaşma demek olduğu anlatılmalıdır
ALLAH (Celle celalühü) inancı gelişen çocuk kafasındaki sorulara yanıt bulan güven duygusu gelişmiş, dingin, huzurlu bir birey olmaya başlar. Bu nedenle özellikle 7 yaşından başlayarak din konusunda ihtiyacı olan bilgiyi vermek ve olumlu bir model oluşturmak suretiyle çocuğu desteklemek, ebeveynin başlıca görevi olmalıdır
ALLAH (Celle celalühü)  korkusu terbiye aracı olarak kullanılmalı mıdır?

ALLAH (Celle celalühü)  hakkında henüz hiçbir bilgisi olmayan çocuklara, ALLAH’ın (Celle celalühü)  ceza verici ve korkutucu olduğunu telkin etmek çok yanlış sonuçlar doğurur

Bazı aileler, ALLAH (Celle celalühü) korkusunu yanlış bir şekilde terbiye aracı olarak kullanmakta ve bu korkuyu “Annesinin sözünü dinlemeyeni ALLAH (Celle celalühü)  taş yapar!”, “Yemeğini yemeyeni cehennemde yakar!”, “Yalan söyleyenin dilini keser!” gibi cümlelerle çocuğun kafasına sokmaya çalışmaktadır. Bunun sonucunda yanlış bir ALLAH (Celle celalühü)  tasavvuru oluşmakla kalmaz, aynı zamanda sürekli kendini suçlayan ve aşağılayan bu çocuğun ruh sağlığı da bozulur

Nitekim Mualla Öztürk , aşırı derecede gelişmiş “ALLAH (Celle celalühü)  korkusu” nun ortaya çıkardığı bir takım rahatsızlıkları ele almakta ve çocuğun zamanla yenemediği mikrop, hastalık, ölüm gibi korkularının içinde ve başında ALLAH  (Celle celalühü) korkusunun olduğunu söylemektedir

Dodurgalı’ya göre, bu duruma meydan vermekten kaçınılmalıdır Hatta ALLAH’ın (Celle celalühü) çocuklar için günah yazmadığı sık sık vurgulanarak çocuğun ALLAH’a (Celle celalühü)  yaklaşması temin edilmelidir Kısaca, çocuğun ALLAH (Celle celalühü)  korkusu yerine ALLAH (Celle celalühü)  sevgisiyle yetişmesi gerekmektedir

Çocuk, ALLAH’ın(Celle celalühü)  seven, koruyan, hoş gören, affeden, cezadan çok ödüllendiren bir varlık olduğunu öğrenmelidir.( Haluk yavuzer Çocuğu Tanımak Anlamak, s:70,71)


 
 
 

 

 

Gonderen Karasahin
Kategori : İslam ve aile
Tags: , , , , ,

Yorumlar (0)

BİSMİHİ TEALA

Dünya’da herşeyin/ herkes’inbir kimliği olduğu gibi müslüman’ın da bir kimliği olmak zorundadır. Bu kimlik sayesinde Müslüman diğer insanlardan ayrılır,bu kimlik sayesinde öküz altında buzağı arayanların kalpleri ferahlayacak, çekebilirlerse bir oh diyebileceklerdir.Bakalım bir müslüman’ın kimliği nasıl olmalı.

1) Doğarken İslam fıtratı üzere doğup, adı ALLAH (Celle celaluhu) tarafından konulan,

هُوَ سَمَّاكُمُ الْمُسْلِمينَ مِن قَبْلُ وَفِي هَذَ

 O, gerek daha önce (gelmiş kitaplarda), gerekse bunda (Kur’an’da) size “müslümanlar” adını verdi. (hac / 78)  

2) Yapacağı bütün işler,vazifeler Kur’an tarafından açıklanarak,ciddi bir Müslüman olduğu gösterilen,

  

Müminler, ancak ALLAH’a ve Resûlüne gönülden inanmış kimselerdir. Onlar, o Peygamber ile ortak bir iş üzerindeyken ondan izin istemedikçe bırakıp gitmezler. (Resûlüm!) Şu senden izin isteyenler, hakikaten ALLAH’a ve Resûlüne iman etmiş kimselerdir. Öyle ise, bazı işleri için senden izin istediklerinde, sen de onlardan dilediğine izin ver; onlar için ALLAH’tan bağış dile; ALLAH mağfiret edicidir, merhametlidir. (Nur/62)

3) Peygamber’imizin (salllallahu aleyhi ve sellem) getirdiği her şeyi kabul edip,yasakladığu şeylerden kaçınan,

وَمَا آتَاكُمُ الرَّسُولُ فَخُذُوهُ وَمَا نَهَاكُمْ عَنْهُ فَانتَهُوا وَاتَّقُوا اللَّهَ إِنَّ اللَّهَ شَدِيدُ الْعِقَابِ

Peygamber size ne verdiyse onu alın, size ne yasakladıysa ondan da sakının. ALLAH’tan korkun. Çünkü ALLAH’ın azabı çetindir. (Haşr/7)

4) Sımsıkı tutulacak kulpun Kur’anı kerim olduğuna iman eden,

وَاعْتَصِمُواْ بِحَبْلِ اللّهِ جَمِيعًا وَلاَ تَفَرَّقُواْ

Hep birlikte ALLAH’ın ipine (İslâm’a) sımsıkı yapışın; parçalanmayın. (Al-i imran/103)

5) Nizalı, cekişmeli mes’elelerini, her türlü işlerini sadece ve sadece Kur’an ve sünnete götüren

فَإِن تَنَازَعْتُمْ فِي شَيْءٍ فَرُدُّوهُ إِلَى اللّهِ وَالرَّسُولِ إِن كُنتُمْ تُؤْمِنُونَ بِاللّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ

Eğer bir hususta anlaşmazlığa düşerseniz ALLAH’a ve ahirete gerçekten inanıyorsanız onu ALLAH’a ve Resûl’e götürün (onların talimatına göre halledin) (Nisa/59)

Hareketli, dinamik ruhlu istikbale ümitle bakan bir ALLAH (Celle celaluhu) adamıdır.

6) Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) den başka birini hakem olarak kabul etmeyen

Hayır, Rabbine andolsun ki aralarında çıkan anlaşmazlık hususunda seni hakem kılıp sonra da verdiğin hükümden içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın (onu) tam manasıyla kabullenmedikçe iman etmiş olmazlar. (Nisa/65)

7) Hakimiyet hakkının sadece ALLAH’a (Celle celaluhu) ait olduğunu kabul eden

إِنِ الْحُكْمُ إِلاَّ لِلّهِ

Hüküm sadece ALLAH’a aittir. (Yusuf/40)

8 ) Hiçbir cahiliyet hükmünü kabul etmeyip, itibar etmeyen

أَفَحُكْمَ الْجَاهِلِيَّةِ يَبْغُونَ وَمَنْ أَحْسَنُ مِنَ اللّهِ حُكْمًا لِّقَوْمٍ يُوقِنُونَ

Yoksa onlar  cahiliye idaresini mi arıyorlar? İyi anlayan bir topluma göre, hükümranlığı ALLAH’tan daha güzel kim vardır? (Maide/50) 

9 ) Emredici olarak sadece ALLAH’ı (Celle celaluhu) tanıyan

أَلاَ لَهُ الْخَلْقُ وَالأَمْرُ تَبَارَكَ اللّهُ رَبُّ الْعَالَمِينَ

Bilesiniz ki, yaratmak da emretmek de O’na mahsustur. Alemlerin Rabbi ALLAH ne yücedir! (A’raf/54)

10 ) Kitabın tamamına iman edip bütününün hayata hakim kılınmasını Hakk emri kabul eden

وَمِنَ النَّاسِ مَن يَقُولُ آمَنَّا بِاللّهِ وَبِالْيَوْمِ الآخِرِ وَمَا هُم بِمُؤْمِنِينَ

İnsanlardan bazıları da vardır ki, inanmadıkları halde “ALLAH’a ve ahiret gününe inandık” derler. (Bakara/8)

Temiz ruhlu, hoş kokulu ALLAH (Celle celaluhu) taraftarı olan biridir.

11 ) Siyonist güçleri, dost, emir, veli kabul etmeyen

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ لاَ تَتَّخِذُواْ الْيَهُودَ وَالنَّصَارَى أَوْلِيَاء

Ey iman edenler! Yahudileri ve hıristiyanları dost edinmeyin. (Maide/51)

12 ) Dinini oyuncak ve eğlence yerine koyanları reddeden

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ لاَ تَتَّخِذُواْ الَّذِينَ اتَّخَذُواْ دِينَكُمْ هُزُوًا وَلَعِبًا

Ey iman edenler! dininizi alay ve oyun konusu edinenleri dost edinmeyin.(Maide/57)

13 ) Tanrı ismini paravana edip o isim ile ALLAH’a (Celle celaluhu) dua etmeyen

وَلِلّهِ الأَسْمَاء الْحُسْنَى فَادْعُوهُ بِهَا وَذَرُواْ الَّذِينَ يُلْحِدُونَ فِي أَسْمَآئِهِ

En güzel isimler  ALLAH’ındır. O halde O’na o güzel isimlerle dua edin. Onun isimleri hakkında eğri yola gidenleri bırakın. (A’raf/180)

14 ) Hastalandığında şifa’yı sadece ALLAH’tan (Celle celaluhu) bekleyen (isteyen)

وَإِذَا مَرِضْتُ فَهُوَ يَشْفِينِ

Hastalandığım zaman bana şifa veren O’dur. (Şuara/80)

15 ) Tağuta kesinkes dua etmeyen

لِلَّذِينَ اسْتَجَابُواْ لِرَبِّهِمُ الْحُسْنَى

İşte Rablerinin emrine uyanlar için en güzel (mükâfat) vardır (Ra’d/18)

Hedefini tesbit etmiş,stratejisini çizmiş hedefe doğru yol alan bir ALLAH (Celle celaluhu) dostudur.

16 ) ALLAH (Celle celaluhu) yolundaki cihadı hiçbir şeye tercih etmeyen

 De ki: Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, hısım akrabanız kazandığınız mallar, kesada uğramasından korktuğunuz ticaret, hoşlandığınız meskenler size ALLAH’tan, Resûlünden ve ALLAH yolunda cihad etmekten daha sevgili ise, artık ALLAH emrini getirinceye kadar bekleyin. ALLAH fâsıklar topluluğunu hidayete erdirmez. (Tevbe/24)

17 ) Tağut’un önünde muhakeme olmayı reddeden (nisa / 60 )

Sana indirilene ve senden önce indirilenlere inandıklarını ileri sürenleri görmedin mi? Tâğut’a inanmamaları kendilerine emrolunduğu halde, Tâğut’un önünde muhakemeleşmek istiyorlar. Halbuki şeytan onları büsbütün saptırmak istiyor. (Nisa/60)

18 ) Sadece ALLAH’tan (Celle celaluhu ) korkan (çekinen)

وَيَخْشَوْنَهُ وَلَا يَخْشَوْنَ أَحَدًا

ALLAH’tan korkarlar ve O’ndan başka kimseden korkmazlar. (Ahzab/39)

19 ) ALLAH’ın (Celle celaluhu) hükmünü dinleyince dinledik ve itaat ettik diyen

إِنَّمَا كَانَ قَوْلَ الْمُؤْمِنِينَ إِذَا دُعُوا إِلَى اللَّهِ وَرَسُولِهِ لِيَحْكُمَ بَيْنَهُمْ أَن يَقُولُوا سَمِعْنَا وَأَطَعْنَا وَأُوْلَئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ

Aralarında hüküm vermesi için ALLAH’a ve Resûlüne davet edildiklerinde, müminlerin sözü ancak “İşittik ve itaat ettik” demeleridir. İşte asıl bunlar kurtuluşa erenlerdir. (Nur/51)

20 ) İslam’ın dışında kalmış bir yolla islam’a hizmet etmeyen ( al-i İmran / 85 )

وَمَن يَبْتَغِ غَيْرَ الإِسْلاَمِ دِينًا فَلَن يُقْبَلَ مِنْهُ

Kim, İslâm’dan başka bir din ararsa, bilsin ki kendisinden (böyle bir din) asla kabul edilmeyecek (Al-i imran/85)

Akıllı, nakle aklını teslim etmiş, vahyin gölgesinde yaşamak isteyen bir ALLAH (Celle celaluhu) kuludur.

21 ) ALLAH (Celle celaluhu) ve resulunün hükmüne itiraz etmeyi aklından bile geçirmeyen

وَمَا كَانَ لِمُؤْمِنٍ وَلَا مُؤْمِنَةٍ إِذَا قَضَى اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَمْرًا أَن يَكُونَ لَهُمُ الْخِيَرَةُ مِنْ أَمْرِهِمْ وَمَن يَعْصِ اللَّهَ وَرَسُولَهُ فَقَدْ ضَلَّ ضَلَالًا مُّبِينًا

ALLAH ve Resûlü bir işe hüküm verdiği zaman, inanmış bir erkek ve kadına o işi kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Her kim ALLAH ve Resûlüne karşı gelirse, apaçık bir sapıklığa düşmüş olur. (Ahzab/36)

22 ) İnandık demekle her türlü vazifesinin bittiğine inanmayan

أَحَسِبَ النَّاسُ أَن يُتْرَكُوا أَن يَقُولُوا آمَنَّا وَهُمْ لَا يُفْتَنُونَ

İnsanlar, imtihandan geçirilmeden, sadece “İman ettik” demeleriyle bırakılıvereceklerini mi sandılar? (Ankebut/2)

23 ) İmanını zulüm ve şirke bulaştırmayan

الَّذِينَ آمَنُواْ وَلَمْ يَلْبِسُواْ إِيمَانَهُم بِظُلْمٍ أُوْلَـئِكَ لَهُمُ الأَمْنُ وَهُم مُّهْتَدُونَ

İnanıp da imanlarına herhangi bir zulüm bulaştırmayanlar var ya, işte güven onlarındır ve onlar doğru yolu bulanlardır. (En’am/82)

24 ) Müslüman olmakla iftihar eden

وَمَنْ أَحْسَنُ قَوْلًا مِّمَّن دَعَا إِلَى اللَّهِ وَعَمِلَ صَالِحًا وَقَالَ إِنَّنِي مِنَ الْمُسْلِمِينَ

(İnsanları) ALLAH’a çağıran, iyi iş yapan ve “Ben müslümanlardanım” diyenden kimin sözü daha güzeldir? (Fussilet/33)

25 ) ALLAH (Celle celaluhu) ve resulü ile harb ilan eden faiz belasından uzak duran

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ اتَّقُواْ اللّهَ وَذَرُواْ مَا بَقِيَ مِنَ الرِّبَا إِن كُنتُم مُّؤْمِنِينَ

Ey iman edenler! ALLAH’tan korkun. Eğer gerçekten inanıyorsanız mevcut faiz alacaklarınızı terkedin. (Bakara/278)

Cihad ruhlu, ibn-i erkam evinin muhtevasına aşık bir garib kuldur.

26 ) Dünya’ya gönderilişin gerçek sebebini ibadette bulan

وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَالْإِنسَ إِلَّا لِيَعْبُدُونِ

Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk (ibadet) etsinler diye yarattım. (Zariat/56)

27 ) Din tamamen ALLAH’ın (Celle celaluhu) oluncaya kadar küfürle savaş içerisinde olan

 

Fitne ortadan kalkıncaya ve din tamamen ALLAH’ın oluncaya kadar onlarla savaşın! (İnkâra) son verirlerse şüphesiz ki ALLAH onların yaptıklarını çok iyi görür. (Enfal/39)

28 ) İyilerin ve iyiliklerin yanında kalıp, münkere ve münker davetçilerine meydan okuyan

وَلْتَكُن مِّنكُمْ أُمَّةٌ يَدْعُونَ إِلَى الْخَيْرِ وَيَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَيَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنكَرِ وَأُوْلَـئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ

Sizden, hayra çağıran, iyiliği emredip kötülüğü meneden bir topluluk bulunsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir. (Al-i imran/104)

29 ) Cahil,müşrik ve kafirlerin peşine ve fikrine takılmayan

وَإِن تُطِعْ أَكْثَرَ مَن فِي الأَرْضِ يُضِلُّوكَ عَن سَبِيلِ اللّهِ إِن يَتَّبِعُونَ إِلاَّ الظَّنَّ وَإِنْ هُمْ إِلاَّ يَخْرُصُونَ

Yeryüzünde bulunanların çoğuna uyacak olursan, seni ALLAH’ın yolundan saptırırlar. Onlar zandan başka bir şeye tâbi olmaz, yalandan başka söz de söylemezler. (En’am/116)

30 ) Yetimin malını koruyan

وَلاَ تَقْرَبُواْ مَالَ الْيَتِيمِ إِلاَّ بِالَّتِي هِيَ أَحْسَنُ

Yetimin malına, rüşdüne erinceye kadar, ancak en güzel bir niyetle yaklaşın. (İsra/34)

Beşinçi devrenin kapısının önünde bekleyen bir ALLAH (Celle celaluhu) askeridir.

31 ) Zan ve şüphe ile hareket etmeyen

وَمَا يَتَّبِعُ أَكْثَرُهُمْ إِلاَّ ظَنًّا إَنَّ الظَّنَّ لاَ يُغْنِي مِنَ الْحَقِّ شَيْئًا

Onların çoğu zandan başka bir şeye uymaz. Şüphesiz zan, haktan (ilimden) hiçbir şeyin yerini tutmaz. (Yunus/36)

32 ) Helal ve haram kılma yetkisinin sadece ALLAH’a (Celle celaluhu) ait olduğuna inanan

اتَّخَذُواْ أَحْبَارَهُمْ وَرُهْبَانَهُمْ أَرْبَابًا مِّن دُونِ اللّهِ

(Yahudiler) ALLAH’ı bırakıp bilginlerini (hahamlarını); (hıristiyanlar) da rahiplerini  rabler edindiler (Tevbe/31)

33 ) Mü’minleri bırakıp da kafirlerle dostluk kurup, işbirliği yapmayan

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ لاَ تَتَّخِذُواْ الْيَهُودَ وَالنَّصَارَى أَوْلِيَاء

Ey iman edenler! Yahudileri ve hıristiyanları dost edinmeyin. Zira onlar birbirinin dostudurlar (birbirinin tarafını tutarlar. (Maide/51)

34 ) Bey’at bağı boynunda olduğu halde Müslüman oluşunun ve Müslüman kalışının mücadelesini veren

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ أَطِيعُواْ اللّهَ وَأَطِيعُواْ الرَّسُولَ وَأُوْلِي الأَمْرِ مِنكُمْ

Ey iman edenler! ALLAH’a itaat edin. Peygamber’e ve sizden olan ülülemre  de itaat edin. (Nisa/59)

35 ) Tağutun yolunda savaşanlarla savaşan

فَقَاتِلُواْ أَوْلِيَاء الشَّيْطَانِ

O halde şeytanın dostlarına karşı savaşın (Nisa/76)

Dar’un nedve mahiyetinde olan her şeye karşı çıkan bir mücahid’dir.

36 ) Dininden dönerek mürted olmayan

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ مَن يَرْتَدَّ مِنكُمْ عَن دِينِهِ

 Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse (Maide/54)

37 ) ALLAH (Celle celaluhu) ve resulüne muhalefet eden hiçbir ferdi ve topluluğu sevmeyen

لَا تَجِدُ قَوْمًا يُؤْمِنُونَ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ يُوَادُّونَ مَنْ حَادَّ اللَّهَ وَرَسُولَهُ وَلَوْ كَانُوا آبَاءهُمْ أَوْ أَبْنَاءهُمْ أَوْ إِخْوَانَهُمْ أَوْ عَشِيرَتَهُمْ

ALLAH’a ve ahiret gününe inanan bir toplumun -babaları, oğulları, kardeşleri, yahut akrabaları da olsa- ALLAH’a ve Resûlüne düşman olanlarla dostluk ettiğini göremezsin (Mücadele/22)

38 ) Dost olarak ALLAH’ı (Celle celaluhu) resulünü (sallallahu aleyhi ve sellem) bir de ilahi emirleri ayırt etmeksizin hepsine boyun eğen mü’minleri seven

إِنَّمَا وَلِيُّكُمُ ٱللَّهُ وَرَسُولُهُ ۥ وَٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ ٱلَّذِينَ يُقِيمُونَ ٱلصَّلَوٰةَ وَيُؤۡتُونَ ٱلزَّكَوٰةَ وَهُمۡ رَٲكِعُونَ

Sizin dostunuz (veliniz) ancak ALLAH’tır, Resulüdür, iman edenlerdir; onlar ki ALLAH’ın emirlerine boyun eğerek namazı kılar, zekâtı verirler. (Maide/55)

39 ) Küfrü sevenlerden birini (velev küfrü seven babası dahi olsa) sezerse derhal irtibatı kesen

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ لاَ تَتَّخِذُواْ آبَاءكُمْ وَإِخْوَانَكُمْ أَوْلِيَاء

Ey iman edenler! Eğer küfrü imana tercih ediyorlarsa, babalarınızı ve kardeşlerinizi (bile) veli edinmeyin. (Tevbe/23)

40 ) Mü’min’lere karşı mütevazi, kafirlere karşı onurlu ve şiddetli olan

أَذِلَّةٍ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ أَعِزَّةٍ عَلَى الْكَافِرِينَ

 müminlere karşı alçak gönüllü (şefkatli), kâfirlere karşı onurlu (Maide/54)

Din, akıl, nesil, can, ve mal güvenliği sağlanmadıkça adalet ve huzurun gelemeyeceğine inanan bir ALLAH (Celle celaluhu) askeridir.

Özet ile, faaliyetleri ile, çevresi ve zemini ile bir Müslüman budur.Bizi böyle anlatan kitabımız KUR’AN’I KERİM’dir. Kimliğimizi tanıdığı halde bize fitne diyenler oluyorsa, uzatsınlar onların ellerini öpeceğiz!… Çünkü o ithamı alanlar ALLAH’a (Celle celaluhu) hamd etme makamında bulunurlar.