BİSMİHİ TEALA

 İslâm dini insanların çevrelerine yük olmadan gerek şahsının, gerek aile fertlerinin ve gerekse bakmakla yükümlü olduğu kişilerin maişetlerini temin etmelerini ana görev olarak belirlemiştir. Bununla beraber farklı sebeblerden dolayı insanların çevresinde ki insanlarla yardımlaşma içerisine girmesi kaçınılmaz olmaktadır. Bundan dolayıdır ki, İslâm insanların birbirleri ile yardımlaşlasını emretmiş, ve bu yardımlaşmanın bir çeşiti olan borçlanmayı da meşru olarak kabul etmiştir. Hatta ‘‘ Bir malı (parayı) ödünç olarak vermek, sadaka olarak vermekten daha hayırlıdır‘‘ prensibiyle ödünç vermeyi teşvik dahi etmiştir. Ancak, ödünç vermeyi teşvik etmesine rağmen, zaruri bir durum yokken ödünç almayı teşvik etmeyip bilakis zaruretsiz ödünç almanın karşısında olmuştur.

 İnsanın nafakasını temin etmesi, iş kurması, ev alması veya hastalıktan dolayı tedavi olması haricin de borç alması islâmın temel prensibleri ile bağdaşmaz. Zira gereksiz borçlanma, insanın çevresine yük olmasından öte, insanın hem dünyasını hem de ahiretini olumsuz yönden etkileme sebebidir. Nitekim resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) ‘‘ Huzur içerisinde yaşarken, borçlanma sebebiyle nefislerinizi tedirğin etmeyin.‘‘ (Mecmau’z-zevaid, c:4 sh:126) hadisi şerifiyle bunu ifade etmektedir. Zira borçlanma insan hayatını etkileyen bir husustur. Özellikle günümüzde borçlanma pek çok dezavantaji beraberinde getirmektedir. Mesela:

 1) Borç, insanın kafasını devamlı meşgul, kalbi ise tedirgin eder. Zira  borçlanma insanı devamlı yalan söyleyen, verdiği sözleri tutamayan biri haline getirir. Devamlı yalan söylemek ve verdiği sözleri yerine getirememek kişinin islâmi şahsiyetini ayaklar altına almak demektir. Bunun yanında ahiret hayatına zarar verir. Nitekim resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem):

 

لا تشتروا بالدين فانه ينقص من الدين والحسب

 

‘‘ (Gereksiz olarak) borçlanarak (bir şeyi) satın almayın. Zira borçlanma dindarlığı ve şahsiyeti noksanlaştırır.‘‘ (Keşfü’l hafa, c:2 hadis no: 3000) buyurmak suretiyle buna işaret etmektedir.

İnsan elinde para olmadan borç yapmak suretiyle alışveriş yaptığı zaman karşılığın da mutlaka bir şeyi kefil göstermesi gerekir. Bu bazen insan, bazen gayrı menkul, bazen de farklı şeyler olur. Bir müslüman borçlandığı zaman genellikle muhatabı onun müslüman olduğunu düşünerek kendisini aldatmayacağına inanarak borç verir. Bu durumda borç alan dinini aldığı borça karşı kefil olarak göstermiş olur. Nitekim

 

لا تشتروا بالدين فإن اشتريتم ضمنتم ما اشتريتم بالدين

” Borçla bir şey almayın. Zira borçla bir şey aldığınız da dininizi aldığınız şeye kefil yaparsınız.” (Abdurrezzak, musannef, hadis no: 15124) hadis-i şerifi buna işaret etmektedir.

 2) Özellikle günümüzde bir çok madde de yapılmakta olan taksitli alış verişler insanları israf ve lükse yöneltmesinin yanın da faizli sistemin meşruliyetine de onay vermek manasına gelmektedir. Zira taksitlendirme demek faiz ekonomisini desteklemek demektir. Dolayısıyla ‘‘ Bir şeye sebeb olan o şeyi yapan gibidir‘‘ mecelle maddesinden dolayı, faizli sistemi desteklemek insanların haram işlemelerine sebeb olmaktadır.

 3) Bunun yanında Türkiye gibi ekonomisini faizli sisteme göre idare eden yerlerde enflasyon kaçılınmaz olduğundan, para olarak alınan borç tamam olarak ödense de, paranın kaybettiği değer göz önüne alınırsa alacaklı olanın hakkı tamamen ödenmemiş olur ki, bu da ALLAH (Celle celalühü) için borç verenin zarara uğramasına sebeb olur.

 4) Borçlanmanın bir diğer önemli sorunlarından birisi de, gerek işsiz kalma, hastalanma, veya iflas gibi sebeblerden ötürü borçunu ödeyememe durumudur. Ve  bu durum da bir insanın aniden ölmesi durumun da aldığı borçlanın ödenememesi, borçun ortada kalmasına sebeb olabilir. Bu ise ahiret âhkamı açısından insanın hüsranına sebeb olabilir. Nitekim nass’ların ifade ettiğine göre İslâm açısından çok yüksek mertebe olan şehidlik halinde bile kul hakkı olan borçun ödenmemesi vebalini düşürmez. Bu durum da kişi Cennetlik olsa dahi varisleri tarafından ödenmedikçe ruhu hapsedilir. Nitekim Tirmizi’nin Hz. Ebu Hureyre’den (radıyallahu anh) rivayet ettiği hadis-i şerifte:

 

نَفْسُ الْمُؤْمِنِ مُعَلَّقَةٌ بِدَيْنِهِ حَتَّى يُقْضَى عَنْهُ

 

‘‘ (Ölen) mü’min‘in ruhu, zimmetinde ki borç ödeninceye kadar borçluluğundan dolayı tutukludur.‘‘ (Tirmizi, 998) denilmektedir. İmam-ı Suyuti (rahmetullahi aleyh)  hadiste ki tutukluluğun borçlu ölen bir mü’min’in borcu ödeninceye kadar Cennet’te ki makamından alıkonulacağını şeklinde izah ederken, El-Iraki (rahmetullahi aleyh) ise borçlu ölen bir mü’min’in borçu ödeninceye kadar Cennetlik veya Cehennemlik hükmü verilemiyeceği şeklinde izah etmektedir.

 Borçlu olmanın insanı üzdüğü, haramlara düşmesine sebeb olduğu, faizli sisteme destek olduğu ve ahiret hayatın da mutluluğuna enğel olduğu düşünüldüğün de resulullah‘ın (Sallallahu aleyhi ve sellem) dua’ların da borçtan ALLAH’a (Celle celalühü) sığınmasının hikmeti daha iyi anlaşılmaktadır. Bunun yanın da bir hadis’lerinde de borç ile kafirliği eşit tutarak ikisinden de ALLAH’a (Celle celalühü) sığındığını duyan birisinin ‘‘ Ya resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) kafirliği borça eşit mi tutuyorsunuz?‘‘ şeklin de ki sorusuna ‘‘ Evet‘‘ (eşit tutuyorum) (Nesei, c:8, 264) şeklin de cevap vermesi zaruret olmadıkça borçlanılmaması gerektiğini ifade etmektedir.

 Bütün  bunlar düşünüldüğün de zaruret olarak kabul edilen nafakanın temini, ev alma veya tedavi gibi zaruretler haricinde gereksiz olarak borçlanmaların islâm tarafından güzel karşılanmayacağı anlaşılmaktadır. Bu ölcülere göre borçlanmanın güzel görülmediği durumlar diğer insanlara yük olanacağı şeklinde anlaşılmaktadır. Ve resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) ‘‘ولا تكونوا كلا على الناس‘‘ (İnsanlara yük olmayın) (Kenzu‘l ummal, 6334) buyurarak insanlara yük olunmamasını istemiştir.

 

Alıntı:
elektirik suyu zamanında ödeyemez sek faiz geliyoooo bu gelen faizi ödememiz caiz mi ?

 BİSMİHİ TEALA

 

Öncelikle tespit edilmesi gereken husus, resmi dairelerin (tel, elektrik, su v.s) geçikmiş faturalara tahakkuk ettirdikleri şey geçikme faizi mi? Yoksa geçikme cezası mı? Olduğunun bilinmesi gerekir. Eğer bunlara tahakkuk ettirilen şey faiz adı altında tahakkuk ettiriliyorsa bu faizdir, dolayısıyla bu gibi faturaları kasten geçikmeye bırakmamak en güzel davranış biçimidir. Bazı sebeblerden dolayı geçikmeye bırakılıyorsa Mevla (Celle celalühü) inşeALLAH sorumlu tutmaz.

Eğer bu faturalara tahakkuk ettirilen şey geçikme cezası ise, bu gibi durumlar devletin kanun zoru ile tahakkuk ettirdiği bir çeşit para cezasıdır. 

 

Türkiye gibi enflasyon belasına müptela olmuş ülkelerde kullanılan kağıt para çeşitli sebeblerden dolayı değer kaybı yaşadığın da bu gibi sorunlarla karşılaşılması kaçınılmazdır. Nitekim bu durum osmanlı devletin de 1840’lı yıllarda oraya çıktığın da osmanlı devleti ‚‘ kaime‘‘  (günümüzde ki kağıt paranın bir çeşidi) ismi altın  da değerli bir kağıt çıkarmıştır. Bu ‚‘kaime‘‘ yedi gram ağırlığın da olan altın liraya endeskli 100 kuruştan ibaretti. Ancak o zaman da insanlar bu paraya itibar etmediklerin de ötürü, altın karşısın da değer kaybederek bir kaç yıl sonra 100 altın lira 450 kaimeye denk hale düşmüştü. Bunun üzerine osmanlı devleti 1879 yılında çıkardığı bir kararname ile, borçlar kaime ile ödenirken 450 kuruşluk kaime veya onun yerine yedi gram olan bir altın lira verilmesini kararlaştırmıştır. Yine borçları ödeme günü de, bir altın kaime ne kadar yaparsa, o kadar kaime ödenmesini kararlaştırmıştır. Burada yapılmış olan,  geçikme cezasının altın kuru üzerinden hesaplanmasıdır. Bu şekil de 100 altın lira yerine, 450 kaime olarak ödenince, aradaki 350 kaimelik fazlalık faiz olarak değerlendirilmemiştir.

 

Aynı şekil de 1860 yılın da çıkarılan ticaret kanun ve nizameyesin de  mağşuş (karışık para) gümüş paralarla (akçe) borçlanmalar da, aylık %1 geçikme zammı alınmasını kararlaştırmıştır. Nitekim bu durum 1879 tarihli osmanlı usûli muakeme kanununun 112 maddesinde şu şekilde denilmektedir: ‚‘ Akçe ödenmesini gerektiren taahhütlerin icrasının geçikmesinden dolayı, gerekli tazminat olarak yanlız ve anaparanın aylık %1 faizini ifasına hükmolunur.‘‘ (ahmet akgündüz, türk hukuk tarihi, c:1 sh: 366)

 

  Hulasa bu durumda yapılacak en güzel şey, şahıslara olan borçlanmalarımız da alınan borçun altına  çevirilmesin de olduğu gibi, devlete olan borçlarımızın da altın kuruna çevrilerek altın kuru üzerinde hesaplanması, bu şekil de faiz şüphesinden kurtulunmasıdır.