Şub-2-11
Borç alma ve verme
BİSMİHİ TEALA
İslâm dini insanların çevrelerine yük olmadan gerek şahsının, gerek aile fertlerinin ve gerekse bakmakla yükümlü olduğu kişilerin maişetlerini temin etmelerini ana görev olarak belirlemiştir. Bununla beraber farklı sebeblerden dolayı insanların çevresinde ki insanlarla yardımlaşma içerisine girmesi kaçınılmaz olmaktadır. Bundan dolayıdır ki, İslâm insanların birbirleri ile yardımlaşlasını emretmiş, ve bu yardımlaşmanın bir çeşiti olan borçlanmayı da meşru olarak kabul etmiştir. Hatta ‘‘ Bir malı (parayı) ödünç olarak vermek, sadaka olarak vermekten daha hayırlıdır‘‘ prensibiyle ödünç vermeyi teşvik dahi etmiştir. Ancak, ödünç vermeyi teşvik etmesine rağmen, zaruri bir durum yokken ödünç almayı teşvik etmeyip bilakis zaruretsiz ödünç almanın karşısında olmuştur.
İnsanın nafakasını temin etmesi, iş kurması, ev alması veya hastalıktan dolayı tedavi olması haricin de borç alması islâmın temel prensibleri ile bağdaşmaz. Zira gereksiz borçlanma, insanın çevresine yük olmasından öte, insanın hem dünyasını hem de ahiretini olumsuz yönden etkileme sebebidir. Nitekim resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) ‘‘ Huzur içerisinde yaşarken, borçlanma sebebiyle nefislerinizi tedirğin etmeyin.‘‘ (Mecmau’z-zevaid, c:4 sh:126) hadisi şerifiyle bunu ifade etmektedir. Zira borçlanma insan hayatını etkileyen bir husustur. Özellikle günümüzde borçlanma pek çok dezavantaji beraberinde getirmektedir. Mesela:
1) Borç, insanın kafasını devamlı meşgul, kalbi ise tedirgin eder. Zira borçlanma insanı devamlı yalan söyleyen, verdiği sözleri tutamayan biri haline getirir. Devamlı yalan söylemek ve verdiği sözleri yerine getirememek kişinin islâmi şahsiyetini ayaklar altına almak demektir. Bunun yanında ahiret hayatına zarar verir. Nitekim resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem):
لا تشتروا بالدين فانه ينقص من الدين والحسب
‘‘ (Gereksiz olarak) borçlanarak (bir şeyi) satın almayın. Zira borçlanma dindarlığı ve şahsiyeti noksanlaştırır.‘‘ (Keşfü’l hafa, c:2 hadis no: 3000) buyurmak suretiyle buna işaret etmektedir.
İnsan elinde para olmadan borç yapmak suretiyle alışveriş yaptığı zaman karşılığın da mutlaka bir şeyi kefil göstermesi gerekir. Bu bazen insan, bazen gayrı menkul, bazen de farklı şeyler olur. Bir müslüman borçlandığı zaman genellikle muhatabı onun müslüman olduğunu düşünerek kendisini aldatmayacağına inanarak borç verir. Bu durumda borç alan dinini aldığı borça karşı kefil olarak göstermiş olur. Nitekim
لا تشتروا بالدين فإن اشتريتم ضمنتم ما اشتريتم بالدين
” Borçla bir şey almayın. Zira borçla bir şey aldığınız da dininizi aldığınız şeye kefil yaparsınız.” (Abdurrezzak, musannef, hadis no: 15124) hadis-i şerifi buna işaret etmektedir.
2) Özellikle günümüzde bir çok madde de yapılmakta olan taksitli alış verişler insanları israf ve lükse yöneltmesinin yanın da faizli sistemin meşruliyetine de onay vermek manasına gelmektedir. Zira taksitlendirme demek faiz ekonomisini desteklemek demektir. Dolayısıyla ‘‘ Bir şeye sebeb olan o şeyi yapan gibidir‘‘ mecelle maddesinden dolayı, faizli sistemi desteklemek insanların haram işlemelerine sebeb olmaktadır.
3) Bunun yanında Türkiye gibi ekonomisini faizli sisteme göre idare eden yerlerde enflasyon kaçılınmaz olduğundan, para olarak alınan borç tamam olarak ödense de, paranın kaybettiği değer göz önüne alınırsa alacaklı olanın hakkı tamamen ödenmemiş olur ki, bu da ALLAH (Celle celalühü) için borç verenin zarara uğramasına sebeb olur.
4) Borçlanmanın bir diğer önemli sorunlarından birisi de, gerek işsiz kalma, hastalanma, veya iflas gibi sebeblerden ötürü borçunu ödeyememe durumudur. Ve bu durum da bir insanın aniden ölmesi durumun da aldığı borçlanın ödenememesi, borçun ortada kalmasına sebeb olabilir. Bu ise ahiret âhkamı açısından insanın hüsranına sebeb olabilir. Nitekim nass’ların ifade ettiğine göre İslâm açısından çok yüksek mertebe olan şehidlik halinde bile kul hakkı olan borçun ödenmemesi vebalini düşürmez. Bu durum da kişi Cennetlik olsa dahi varisleri tarafından ödenmedikçe ruhu hapsedilir. Nitekim Tirmizi’nin Hz. Ebu Hureyre’den (radıyallahu anh) rivayet ettiği hadis-i şerifte:
نَفْسُ الْمُؤْمِنِ مُعَلَّقَةٌ بِدَيْنِهِ حَتَّى يُقْضَى عَنْهُ