BİSMİHİ TEALA
Soru: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) altın yüzük ve akik taşlı yüzük takmış mıdır?
Cevab: Resulullah’ın (Sallallahu aleyhi ve sellem) Mekke dönemindeyken yüzük takmadığı sabittir. Zira resulullah’ın (Sallallahu aleyhi ve sellem) yüzük takmada ki ana amacı, yüzüğüne yazdırdığı محمد رسول الله yazısını mühür olarak kullanmaktı. Buhari’nin Enes b. Malik’ten (radıyallahu anh) rivayet ettiği
لَمَّا أَرَادَ النَّبِىُّ – صلى الله عليه وسلم – أَنْ يَكْتُبَ إِلَى الرُّومِ قِيلَ لَهُ إِنَّهُمْ لَنْ يَقْرَءُوا كِتَابَكَ إِذَا لَمْ يَكُنْ مَخْتُومًا . فَاتَّخَذَ خَاتَمًا مِنْ فِضَّةٍ ، وَنَقْشُهُ مُحَمَّدٌ رَسُولُ اللَّهِ .
‘’Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) Rum kralına mektub yazmak istediğinde ona ‘’ Eğer mektubunuz da mühür olmazsa onlar sizin mektubunuzu okumazlar’’ denilmesi üzerine gümşten bir yüzük aldı, ve Muhammedun rasulullah yazısını yazdırdı.’’ (Buhari, libas, 5875) rivayeti ile buna ihtiyaç duyma sebebini belirtilmektedir.
Muhammed hamidullah’ın ifade etiğine göre Medineli bir sanatkâra yaptırılan yüzük gümüşten iri, kalın ve iki cm çapında bir yüzüktü. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) ve ilk halifeler tarafından devlet mührü olarak kullanılmıştır. ( Vesaiku’s-siyasiye, sh: 100) Bu yüzük resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) vefat ettikten sonra parmağında ki mühür yüzük çıkartıldı, Hz. Ebu bekir (radıyallahu anh) halifelik makamına gelince yüzüğü teslim alarak, resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) gibi sol elinin serçe parmağına taktı, ve yazışmalarda devlet mührü olarak kullandı. Hz. Ebu Bekir’den sonra, sırası ile Hz. Ömer ve Hz. Osman’a (radıyallahu anhum) intikal eden yüzük, Hz. Osman (radıyallahu anh) döneminde kaybolmuştur. (vesaiku’s-siyasiye, sh:371)
Buhari Hz. Enes’ten (radıyallahu anh) rivayetle bu mühür yüzüğün kayboluşunu şu şekilde anlatmaktadır.
كَانَ خَاتَمُ النَّبِىِّ – صلى الله عليه وسلم – فِى يَدِهِ ، وَفِى يَدِ أَبِى بَكْرٍ بَعْدَهُ ، وَفِى يَدِ عُمَرَ بَعْدَ أَبِى بَكْرٍ ، فَلَمَّا كَانَ عُثْمَانُ جَلَسَ عَلَى بِئْرِ أَرِيسَ – قَالَ – فَأَخْرَجَ الْخَاتَمَ ، فَجَعَلَ يَعْبَثُ بِهِ فَسَقَطَ قَالَ فَاخْتَلَفْنَا ثَلاَثَةَ أَيَّامٍ مَعَ عُثْمَانَ فَنَنْزَحُ الْبِئْرَ فَلَمْ نَجِدْهُ
‘’ Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) vefat edene kadar yüzük onun elindeydi, ondan sonra Hz. Ebu Bekir’in (radıyallahu anh) eline geçti. Hz. Ebu Bekir’den sonra, Hz. Ömer’in (radıyallahu anhuma) eline geçti, ondan sonra Hz. Osman’a (radıyallahu anh) intikal etti. Bir gün Hz. Osman (radıyallahu anh) eris kuyusunun başına giderek, kuyunun başında oturmuştu. Bu esnada yüzügü parmağından çıkararak elinde çeviriyordu. Bu esnada yüzük kuyunun içerisine düştü. Hz. Osman başımızda durarak kuyunun suyunu üç gün çekerek boşaltmamıza rağmen yüzüğü bulamadık.’’ (Buhari, libas, 5879)
Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) Medine’ye geldiğinde gümüş yüzük almadan önce kısa bir müddet (bazı rivayetlerde bir gün veya yarısı) bu mührü altın yüzüğe yaptırmıştı. Nitekim Buhari’nin rivayeti şöyledir.
أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ – صلى الله عليه وسلم – اتَّخَذَ خَاتَمًا مِنْ ذَهَبٍ ، وَجَعَلَ فَصَّهُ مِمَّا يَلِى كَفَّهُ ، وَنَقَشَ فِيهِ مُحَمَّدٌ رَسُولُ اللَّهِ . فَاتَّخَذَ النَّاسُ مِثْلَهُ ، فَلَمَّا رَآهُمْ قَدِ اتَّخَذُوهَا رَمَى بِهِ ، وَقَالَ « لاَ أَلْبَسُهُ أَبَدًا » . ثُمَّ اتَّخَذَ خَاتَمًا مِنْ فِضَّةٍ ، فَاتَّخَذَ النَّاسُ خَوَاتِيمَ الْفِضَّ
‘’Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) altından bir yüzük taktı ve yüzüğün kaşını avucunun içerisine gelecek şekilde çevirdi. Ve muhammedün resulullah yazısını yazdırdı. Resulullah’ın (Sallallahu aleyhi ve sellem) altın yüzük taktığını görenlerde altın yüzük taktılar. İnsanların altın yüzük taktıklarını gören resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem), altın yüzüğü çıkararak ‘’ bir daha bunu asla takmayacağım’’ dedi. Bundan sonra gümüşten bir yüzük taktı. Ve insanlarda yüzüklerini gümüş yüzük ile değiştirdiler.’’ (Buhari, libas, 5866)
Ebu Davud’un Hz. Aişe’den (radıyallahu anha) rivayet ettiğine göre bu altın yüzük Habeşistana hicret edenler, geri dönerlerken yanlarında Habeşli elciler ve hediyelerle birlikte dönmüşlerdi. Bu hediyelerin arasında altın bir yüzük bulunmaktaydı. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) hediyeleri gönderen Habeş kralına verdiği değeri göstermek için bu yüzüğü takmış, daha sonra torunu Ümame’yi çağırarak ona vermiştir. (Ebu davud, hatem, 8 )
Resulullah (Sallalalhu aleyhi ve sellem) Habeş kralının gönderdiği hediyeleri kabul ettiğini göstermek için, hediyeler arasında ki altın yüzüğü sadece o güne mahsus olmak üzere bir kere takmış, daha sonra kız torununa vererek altının erkeklere haram, kadınlara helal olduğunu ‘’artık bundan sonra bu yüzüğü asla takmayacağım’’ demek suretiyle hem kavli hemde fiili sünneti ile ilan etmiştir.
Resulullah’’ın (Sallallahu aleyhi ve sellem) akik taşlı yüzük taktığına dair elimizde sağlam bir rivayet bulunmamaktadır. Bu konuda resulullahtan (Sallallahu aleyhi ve sellem) rivayet edilen bütün rivayetler gerek sıhhat gerekse subüt yönünden tenkid edilmişlerdir. Muhaddisler akik, zümrüt, yakut, zeberrec gibi değerli taşlarla gelen rivayetlerin sahih olmadıklarını izah etmişlerdir. (İbn-i Hibban, kitabu’l mecruhin, c:3sh,138/ ibn-i cevzi, ilelu’l mütenahiye, c: 2 sh, 693/ zehebi, mizan c:1 sh, 530)
Bu konuda ki yanılğılar تختموا بالعقيق ‘’ akik yüzük takın’’ şeklinde rivayet edilen rivayetten dolayıdır. (deylemi, müsnedi firdevs, c:2 sh, 57/ ukayli, duafa, c:4 sh,448) Ancak bu rivayetin hem isnad yönünden, hemde metin yönünden hatalı rivayet edildiği hadis müdakkikleri tarafından belirtilmektedir. Zira mudakkiklerin ifadelerine göre burada ki rivayetin aslı تخَيّمُوا بالعقيق ‘’akik vadisinde çadır kurun’’ şeklindedir. Bu hadisi rivayet eden ravinin ye harfini hata ile te olarak rivayet etmesi ile meydana gelmiştir.(aliyu’l kari, esraru’l merfua, sh: 94/ Münavi, feyzu’l kadir, c:3 sh, 236/ Acluni, keşfu’l hafa, c:1 sh, 356)
Hadisin hatalı olarak rivayet edilmesi akik taşı mübarektir, bereket kaynağıdır, fakirliği ve sıkıntıyı giderir şeklinde hatalı bir biçimde yorumlanmasına sebeb olmuştur. Zira bu hadisteki esas kasıt Medine’nin yakınlarında akik vadisidir. Ravi hata ile ye harfini te olarak nakletmesi sebebiyle esas kasıt olan akik vadisi, akik taşı olarak yorumlanmıştır.
BİSMİHİ TEALA
İslâm’ın prensip olarak kadının yerinin evi olduğunu kabul etmesi doğru olmakla birlikte, kadının sosyal hayatın içerisinden koparmak olarak anlaşılması ve bilinmesi anlamına gelmez. Zira resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) ne annelerimizi(radıyallahu anhunne) , ne de sahabe-i kiram’ın (radıyallahu anhum) hanımlarını sosyal hayatı içerisine girmekten men etmemiştir. Hatta tam tersine özellikle resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) annelerimiz (radıyallahu anhunne) arasında kur’a çekmek suretiyle savaş alanlarına götürerek geri hizmette faal olmalarını istemiştir. Şimdi savaş meydanı gibi ölümün kol gezdiği bir yere annelerimiz (radıyallahu anhunne) götürülüyorsa, islâmın kadınları sosyal hayatın içerisinden kopardığı iddia edilebilir mi?
İslâm kadının nafakasını karşılamayı erkek’e farz kıldığı için, normal şartlarda kadının sosyal hayatın içerisin de çalışmasına sıcak bakmayabilir. Ancak bu İslâm da kadının çalışmasını haram kılacak bir nass olduğu anlamına gelmez. Zira İslâm erkek’e tanıdığı hak ve Özgürlükler noktasında, kadına da aynı hak ve özgürlükleri tanımıştır. Nitekim bunun en güzel örneğini resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) kadınlardan biat almak suretiyle onların Özgür iradelerinin bağımsızlığını göstermiştir.
İslâm prensip olarak kadının ev işleri ile meşgul olmasını tavsiye eder. Nitekim resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) evin iç işlerini Hz. Fatıma’ya (radıyallahu anha) verirken, dış işleri de Hz. Ali’ye (radıyallahu anh) vermek suretiyle bunu göstermiştir.( ibn-i şeybe, musannef, c:10 sh:165)
İslâm erkek’e mal mülkiyeti hakkını tanıdığı gibi, kadına da mal mülkiyeti hakkı tanımıştır. Dolayısıyla bir kadın zengin olduğun da önünde üç yol bulunur;
1) Ya parasını yastık altın da saklayacak (ki İslâm paranın yastık altında saklanmasına rıza göstermez),
2) Ya parasını güvendiği birine vermek suretiyle ortak olacak,
3) Ya da parası ile bir iş yeri açarak iş hayatına atılacak…
Birinci ve ikinci maddeler konumuz değil. Onun için onları bir kenarda bırakalım. Kadın parasını ya iş yeri açmak suretiyle değerlendirme yoluna gider ve iş hayatına atılır ve o zaman bu kadının erkeklerle beraber çalışması caiz olmayacağı için en azından bir sekretere ihtiyaç duyduğunu varsayarsak ( ki nasıl erkek bir patronun kadın sekreter çalıştırması caiz değilse) o zaman bu kadın işverenin erkek sekreter çalıştırması caiz olmayacağına göre mutlaka bir kadın sekretere ihtiyaç duyacaktır. İslâm kadın ve erkek’in bir arada beraber çalışmalarına (gerekli ortam sağlanmadığı müddetçe) rıza göstermez. Dolayısıyla erkeklerin bulunmadığı bir ortam da kadının çalışmasına karşı çıkmaz. Tıpkı kadının evinde çalışması gibi değerlendirilir. (El- fıkh’ alel’ mezahibi’l Erbaa, c:3 sh:125)
Bu meselenin kadının zengin olması ile alakalı durumu. Bir de meselenin kadının ihtiyaç sahibi ve dul olması ile alakalı yönü bulunmaktadır. Kadın kocası ölse ve ihtiyaç içerisin de olsa, bu kadın ya açlıktan sefil olup sürünmek durumun da kalır. (ki, normal İslâmi hükümlerin tatbik edildiği bir yerde bu kadının bakımı devlete aittir) Veya dilencilik yapmak zorunda kalır. İslâm her iki duruma da rıza göstermez. Nitekim resulullah (Sallallahu aleyhive sellem) ‘’ لأَنْ يَحْتَطِبَ أَحَدُكُمْ حُزْمَةً عَلَى ظَهْرِهِ خَيْرٌ مِنْ أَنْ يَسْأَلَ أَحَدًا‘‘ ‘’Sizden herhangi birinizin ipini alarak dağdan bir bağ odunu sırtına yüklenerek getirip satması, dilenmesinden daha hayırlıdır.’’ (Buhari, buyû 2074) buyurması sadece erkek’e has olmayıp, kadının da dilenmek hususunda erkek gibi olduğuna işaret etmektedir.
Dolayısıyla İslâm kadının zor durumda kalması, kendisine bakacak birinci dereceden erkek akrabasının olmaması halinde, kadın ve erkek’in karışık veya beraber olmayacakları bir durum da veya tesettürüne riayet edildiği ve erkek ile zaruri durumlarda muhatap olacağı şekilde bir çalışma ortamına neden izin vermesin ki?
Nitekim ‘’ لِّلرِّجَالِ نَصِيبٌ۬ مِّمَّا ٱڪۡتَسَبُواْۖ وَلِلنِّسَآءِ نَصِيبٌ۬ مِّمَّا ٱكۡتَسَبۡنَۚ وَسۡـَٔلُواْ ٱللَّهَ مِن فَضۡلِهِۦۤۗ‘‘ ’’Erkeklere kazandıklarından bir pay vardır; kadınlara da kazandıklarından bir pay vardır. ALLAH’ın lütfünden nasibinizi isteyin.’’ (Nisa/32) ayeti kerimesini yorumlayan birçok müfessir kadının islâmın kadın ve erkek’in beraber olmamak kaydıyla çalışmasına izin verebileceğine işaret etmektedirler.