Utangaç kul

 Bu konuyu sormam belki size ters gelecek. Ancak dinde utanma olmayacağından ve benim açımdan konu önemli ve hükmünü öğrenmem gerekiyor…………….  Ben yakın zamanda evlendim…………bu yüzden bazen aramızda tartışmalar çıkıyor………… Kısacası sizden oral sex in hükmünü öğrenmek istiyoruz.

 BİSMİHİ TEÂLÂ

 Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) bir hadis-i şeriflerinde ‘’ لِكُلِّ دِينٍ خُلُقٌ وَخُلُقُ الإِسْلاَمِ الْحَيَاءُ ’’ ‘’ Her dinin bir ahlâkı vardır. İslâm’ın ahlâkı da hayâdır.’’ (1) buyurmak suretiyle hayâ’nın müslüman açısından önemini vurgulamıştır. Zira hayâ insana verilen fıtri bir duygudur. İnsan bu duygu sayesinde günah işlemekten uzaklaşır. Bu da ‘’ الْحَيَاءُ شُعْبَةٌ مِنَ الإِيمَانِ ’’ ‘’ Hayâ imandan bir şubedir’’ (2) hadis-i şerifinin işaret ettiği gibi hayâ insan ile günah arasına giren imani bir fonksiyondur. Zira netice olarak iman, ALLAH’ın (Celle celalühü) emirlerine uymak yasaklarından kaçınmak olarak zahire yansır. İnsanı günah işlemekten alıkoyan hayâ böylece imanın bir şubesi olmuş olur.

 İnsan içinde bulunduğu her durumun ilmihalini öğrenmekle mükelleftir. Nitekim resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) ‘’ طَلَبُ الْعِلْمِ فَرِيضَةٌ عَلَى كُلِّ مُسْلِمٍ’’ ‘’ İlmi talep etmek her Müslüman üzerine farzdır’’ (3) buyurmak suretiyle insanların her durum da ilmi öğrenmelerinin lüzumuna işaret etmiştir. Bu durumda erkekler ve kadınlar arasında fark bulunmamaktadır. Nitekim resulullah’ (Sallallahu aleyhi ve sellem) sahabe’nin (radıyallahu anhum) erkekleri gibi hanımlarının sorularına usulüne göre cevaplar veriyordu. Sahabe’nin kadınlarının dini bilgileri öğrenme konusunda utangaçlık yapmamaları hususunda Hz. Aişe’nin (radıyallahu anha) ‘’ نِعْمَ النِّسَاءُ نِسَاءُ الأَنْصَارِ لَمْ يَكُنْ يَمْنَعُهُنَّ الْحَيَاءُ أَنْ يَتَفَقَّهْنَ فِى الدِّينِ’’ ‘’Ensar kadınları ne iyi kadınlardır. Haya duyguları onların dinlerini iyice öğrenmelerine mani olmadı.’’ (4) sözü meşhurdur. Bu kısa bilgiden sonra:

 Oral sex hususu iki noktadan incelenmesi gereken husustur. 1) Tıp ve sağlık, 2) şer’i (dini) yönü. Bu iki yönü bilmeden bir şey demek zorlama bir şey olur. Onun için meseleyi ilk önce tıp yönünden incelemek gerekir. Zira bu gibi ilişkide çeşitli hastalıkların bulaşması mümkündür.  Oral sex’te ilk akla gelecek soru eşlerden birinin cinsel hastalıklar (bu gibi hastalıkları daha önceden geçirip geçirmediği) yönünden emin olup olmadığıdır. Zira bu gibi ilişkide erkeğin ve kadının cinsel uzuvlarından meninin gelmemesi mümkün değildir. Ki, meni’nin necis olduğu ve necis bir şeyin yutulması haram olduğu düşünülürse bu gibi ilişki de % 100 bir güvenlikten söz etmek mümkün değildir. Bu ilişkide sadece cinsel hastalıkların bulaşmasından söz etmekte mümkün değil. Doktorlar bu ilişkiden bulaşması mümkün hastalıkları bazılarını şöyle sıralamaktadırlar:

  1) Diş eti hastalıkları,

2) Dudaklar da uçukluk,

3) Bakteriyel enfeksiyonlar,

4) Kadınlar da rahim hastalığı ve bu hastalığa bağlı tüp ve yumurtalıklarda enfeksiyon,

5) Hepatit’in A, B ve C türleri v.s gibi…

 Oral sex’in insan sağlığına zararları göz önüne alındığın da, sağlık açısından faydalı olduğunu söylemek mümkün gözükmemektedir.

 Peki!… dinin oral sex’e bakışı nasıl?….

 Öncelikle şunu söylemek gerek, din cinselliği bir tabu olarak görmez. Cinsellikle ilgili bilgilerde özellikle evli çiftlerin öğrenmeleri farz olan ilim sınıfındandır. Unutulmamalıdır ki resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) ümmetine her şeyi öğretmiştir. Hatta helâ adabını dahi öğretmiştir. Nitekim

 

إِنِّي أَرَى صَاحِبَكُمْ يُعَلِّمُكُمْ حَتَّى يُعَلِّمَكُمْ الْخِرَاءَةَ فَقَالَ أَجَلْ

 

‘’ Müşriklerden biri gelerek alayvari bir şekilde <görüyorum ki arkadaşınız (Muhammed (Sallallahu aleyhi ve sellem) size her şeyi öğretiyor, hatta helada nasıl oturacağınızı bile> şeklinde konuşunca Selmani Farisi (radıyallahu anh) ‘’Evet o bize her şeyi ( hatta helada nasıl oturacağımızı bile) öğretti…..’’ (5) hadis-i şerifi bu manayı işaret etmektedir. Dolayısıyla resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) cinsellikle ilgili hususları da öğretmiştir.(6) Doğal olarak cinsellikle ilgili ilimlerin öğrenilmesi (hatta zamanı geldiğinde anne ve babanın çocuklarına bunları öğretmesi) farz olan ilimlerden olup, bu konuda dinin hükümlerinin öğrenilmesinde utanma olmayacağı aşikârdır. Zira insanın dünyada hiçbir şey de sınırsız bir şekilde davranması mümkün olmadığı gibi, cinsellikle ilgili hususlarda da sınırsız davranması mümkün değildir. Bundan sonra;

 Şer’i hükümler açısından oral sex’i yasaklayan bir nass bulunduğunu söyleyemeyiz. Zira ne kur’an da, ne de hadisilerde (7) lehinde ve aleyhinde herhangi bir şey geçmemektedir. Ancak nass’larda hüküm bulunmamasına rağmen oral sex’te hiç mahzur yok manasına da gelmez. Zira bu muamele esnasında erkeğin ve kadının cinsel uzuvların da mezi veya pislikler bulunabilir. Cinsel uzuvdaki mezi ve diğer pislikler dört mezhebe göre necistir, necis olan şeyler ise teb’an iğrenctir ve ALLAH (Celle celalühü) ويحرم عليهم الخبائث  ‘’ (peygamber) pis ve murdar şeyleri onlara haram kılar’’ (8) ayeti ile pislikleri haram kılmıştır. Aynı şekil de eğer bu esna da erkeğin ve kadının uzvundaki pislik eşinin ağzına bulaşırsa buda haramdır ve eşler bundan men edilmişlerdir. Bu duruma sebebiyet verenler günah işlemiş olurlar.

 Hem mutekaddim hem de müteahhir ulema oral sex hususunda ihtilaf etmişlerdir. Mezheblerin bu husustaki görüşlerini kısaca şöyle izah edebiliriz.

 Hanefi mezhebi: Hanefi fıkıh kitabların da bu mesele genel olarak kocanın hanımından faydalanması olarak izah edilir ve hepside faydalanmanın caiz olduğunu ifade ederler. Kuduri’nin eserine şerh yazan El-Meydani (rahmetullahi aleyhima) ” Erkek, kendisine cinsi münasebet helal olan cariyesi ve hanımının avret mahalline bakar”  cümlesini izah ederken bunu bütün bedenine bakmasının caiz olduğuna bağlarken delil olarak resulullah’ın (Sallallahu aleyhi ve sellem) ”Karın ve cariyen müstesna gözünü koru” hadisini delil getirmekte ve dokunmanın ve cinsi münasebetin mübah olmasından dolayı olduğunu ifade eder. (9) İmam-ı Kasani’ de (rahmetullahi aleyh) faydalanmanın caiz olmasının sebeb ve hikmetini ‘’ Nikâhın hükümleri’’ bölümünde sahih nikahın cinsel birleşmeyi helal kıldığını bunun meşruiyetinin kitab ve sünnet ile sabit olduğunu ve kocanın tasarrufunun kur’an da nikah ve evlilik sözleri ile sabit olduğunu zira nikahtan önce ki hürriyet (bekarlik) dönenimde kocanın böyle bir tasaruf yapmaya yetkili olmadığını izah ettikten sonra (10) eşlerin bir birlerinden faydalanmada müşterek olduğunu kadının da kocasından istediği zaman ilişki kurabileceğini ve kocanın bu isteğe uymasının vacip olduğunu (11) izah ettikten sonra şöyle der: ‘’ Koca istediği zaman hanımı ile cinsel ilişkiye girme hakkına sahiptir. Ancak, hayz, nifas, ihram v.s gibi şer’i engeller varken bunu istemeye hakkı yoktur….. Ve kocanın hayatı boyunca hanımın başından ayaklarına kadar bakması ve dokunması helaldir. Çünkü cinsel ilişki bakmanın ve dokunmanın üstündedir ve cinsel ilişki helal olunca, bakmak ve dokunmak evveliyet yönünden daha helaldir.’’ (12)  Hanefi mezhebine göre eşlerin birbirlerinin avret yerlerine bakmaları caiz olmakla beraber evla olan bakmamalarıdır.  İbn-i  Abidin (rahmetullahi aleyh) bunu izah ederken ‘’ Hidaye’de denilmiştir ki, evla olan eşlerden her birinin diğerinin avret mahalline bakmayı terk etmeleridir. Zira resulullah (Sallallahu aleyhi ve selem):

 

إِذَا أَتَى أَحَدُكُمْ أَهْلَهُ فَلْيَسْتَتِرْ وَلَا يَتَجَرَّدْ تَجَرُّدَ الْعَيْرَيْنِ

 

‘’ Sizden biriniz karısına yaklaşmak istediğinde (ilişki kurmak istediğinde) örtünsün(ler) ve yabani eşeklerin çıplaklığı gibi soyunmasın(lar) (13) buyurmuştur. Zira bu unutkanlığa sebebtir. İbn-i Ömer’in (radıyallahu anhuma) (Lezzet manasının daha çok olması için eşlerin birbirlerinin avretlerine bakmaları daha evladır) dediği rivayet edilmesine rağmen ayni’nin şerhinde İbn-i ömer’den (radıyallahu anhuma) bu şekilde bir rivayetin ne sahih nede zayıf bir senedle sabit olmadığı belirtilmiştir.

 Ebu Yusuf’tan (rahmetullahi aleyh) rivayet edildiğine göre kendisi İmam-ı Azam’a (rahmetullahi aleyhima) ‘’ Erkeğin karısının, karısının da erkeğin avret mahallerini daha fazla hareketlenmesi için dokunmalarında beis var mıdır’’ diye sorması üzerine İmam-ı Azam (rahmetullahi aleyh) ‘’ Hayır bir beis yok, bilakis daha çok sevab kazanmalarını umarım’’şeklinde cevap vermiştir.’’ (14) demektedir. Hanefi Mezhebinin fıkıh kitablarında oral sex hakkında şunları da görmekteyiz:

 ‘’ En-Nevazil isimli kitabta denilmektedir ki, erkek cinsel organını hanımının ağzına soksa bunun mekruh olduğu söylenmiştir.  Bunun hilafı da (mekruh olmadığıda) söylenmiştir. Ez-Zahire’de de bu şekildedir.’’ (15) Aynı şekil de Hanefi fakihlerinden Burhaneddin el-Merginani ‘’ El-Muhit el-Burhani’’ isimli eserin de: Erkek cinsel organını hanımının ağzına soksa, bu mekruhtur denilmiştir. Zira ağız kur’an okuma mahallidir. Ve cinsel organın oraya sokulması layık değildir. Bunun aksine bir görüşte söylenmiştir.’’ (16) demektedir.

 Şafii Mezhebi: Şafii mezhebine göre erkeğin hanımın ve cariyesinin göbek ve diz arası haricinde her yerine bakması caizdir. İhtiyaç duyulmadan hanımının ve cariyesinin avret yerlerine bakması adaba aykırı olduğu için mekruhtur. Nitekim Hz. Aişe’den (radıyallahu anha) rivayet edilen bir hadiste: ‘’Ne ben peygamberin (Sallallahu aleyhi ve sellem) avret mahallini, ne de o benim avret mahallimi görmüştür.’’ buyrulmuştur. (17) Şafii fukahasından Şirazi (rahmetullahi aleyh) kadının cinsel organına bakma hususunda şunları söylemektedir:  ‘’ Kim bir kadın ile evlenir veya bir cariyeye sahip olursa onunla ilişki kurmaya ve cinsel organı hariç bütün vücuduna bakmaya hak sahibi olur. Cinsel organa bakabilir mi? Sorusunda iki vecih bulunmaktadır.

1) Bakması caiz değildir. Zira resulullah (Sallallahu aleyhi ve selem) ‘’avret mahalline bakmak körlüğe sebep olur’’ buyurmuştur.

2) Bakması caizdir, sahih olan da budur. Zira avret mahallinden faydalanması meşrudur ve uyluğuna bakması caiz olduğu gibi avret mahalline bakması da caizdir. (18)

 Şafii fukahası oral sex hususunda Hanefilerin aksine daha geniş ve açık biçimde izahatta bulunmaktadırlar:

 Şafii fukahasından Abdulaziz el malibari (rahmetullahi aleyh)  kendi kitabı ‘’ Kurratul ayn bi mühimmatiddin’’ isimli eserine yapmış olduğu ‘’ fethu’l muin’’ isimli şerhinde: ‘’ Anüs (dübür) haricinde erkeğin hanımından her türlü faydalanması, klitorisini emmek veya hanımın eliyle istimna yapmak caizdir.’’(19) derken,

Yine Şafii fukahasından Ebu Bekr ed-dimyadi (rahmetullahi aleyh) ‘’ Fethu’l muin’’e yaptığı haşiye’de El- Malibari’nin (rahmetullahi aleyh) sözlerini  izah kabilinden: ‘’ Yani hanımdan faydalanma onun klitorisini emmek suretiyle bile olsa caizdir.’’ (20) demektedir.

 Hanbelî mezhebi: Hanbelî mezhebine göre kadının yüzü, elleri ve ayakları haricinde bir yerine bakılmaz. Zira resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) ‘’kadın avrettir’’ buyurmuştur. (21) Hanbelî fukahasından Şerafeddin haccavi’nin  (rahmetullahi aleyh) oral sex hakkında ki yorumu şöyledir: ‘’ Kişi zekerini anal deliğe dâhil etmeden kadının arka yanaklarından faydalanıp lezzet alabilir. Kişi yatarken onun izni olmadan kadının onun uzvunu içine alamaz. Ancak onu şehvetle öpüp okşayabilir. Kadı (Ebu ya’la rahmetullahi aleyh) şöyle dedi: ‘’ Cinsi ilişkiden önce kadının vajinasının öpülmesi caizdir. Cinsi ilişkiden sonra öpülmesi ise mekruhtur.’’ (22)   

 Maliki mezhebi: Maliki mezhebin den Ahmed ed-deredir (rahmetullahi aleyh) avret mahalline bakma hususunda ‘’ Eşlerden her birinin sahih nikâh ile diğerinden faydalanması ve cinsel ilişki kurması helal olur. Ve eşlerden her biri diğerinin avret mahalli de dâhil vücudunun her yerine bakabilir. Bu konuda varid olan ‘’ Kim avret mahaline bakarsa kör olur’’ sözünün aslı yoktur.’’  (23) Maliki mezhebinin ünlü müfessiri İmam-ı Kurtubi (rahmetullahi aleyh) meşhur tefsirinde şöyle demektedir: ‘’ Âlimlerimizden el-eşbağ şöyle demiştir: ‘’ Kişinin kadının vajinasını diliyle yalaması caizdir.’’ (24)

 Mutekaddim ulemanın oral sex hakkında ki görüşleri genel hatları ile bu şekildedir. Her ne kadar bu gibi meseleler insanlar arasında hoş karşılanmasa da, İslâm dini evli iki kişinin cinsel münasebetlerin ve hallerin hükümlerinin bilinmesini gerekli görür ve bu konuda utanmak suretiyle cahil kalınmasını doğru bulmaz. Ancak burada mutekaddim ulemanın sözlerini farklı anlaşılmaması gerektiğinin altını çizmek gerekiyor. Zira ulema meseleleri izah ederken kitab ve sünnetten elde ettikleri delillere göre davranırlar. Eğer kitab ve sünnette bir delil bulamazlarsa kendi ictihad ve insanların maslahatını gözeterek hükümleri ortaya koyarlar. Mesela Maliki’ler den Esbağ’ın (rahmetullahi aleyh) sözünü ele almak gerekirse, bu sözü umumi olarak anlamamak gerekir. Yani Esbağ (rahmetullahi aleyh) bunu söylerken bunu çok normal olarak kabul ediyor ve görüyor bunu yapmakta hiç bir problem yok demek istemiyor, bunu böyle anlamamak gerekir.  

Zira diğer kitablar bu gibi ifadeleri gerektiği zaman izah etmişlerdir. Mesela Esbağ’ın (rahmetullahi aleyh) bu sözünü Maliki’lerin meşhur ‘’ El-Muhtasar’’ kitabına şerh yapan Abdurrahman el-Hattab (rahmetullahi aleyh) izah etmektedir:

  ‘’ Esbağ (rahmetullahi aleyh) dedi: Kim kadının avret yerine bakmayı mekruh görürse, bunu şer’i ilme istinaden değil, sadece tıbbı görüşten dolayı mekruh görür. Bunda hiçbir beis yoktur, mekruhta değildir. El-Kubbab ‘’ kişilerin kadınlara bakması’’ babında dedi ki:  (Bir mesele) Eğer kadın, kişiye cinsi münasebet için helal olan bir kadınsa, (o zaman o kadına bakmanın caiz olmasında) hiç bir söz (yani itiraz) yoktur, sadece onun kadının ‘’ferc’’ine bakmasında itiraz olabilir. Zira bu üzerinde ihtilaf edilen bir konudur, Maliki’ler bunu caiz görürler. Esbağ (rahmetullahi aleyh) dedi: Bazıları bunun mekruh olduğunu diyorlar. Bunu mekruh gören şer’i ilme dayanarak değil, sadece tıbbı yönden mekruh görüp demektedir, bunda hiçbir beis yoktur, mekruhta değildir. Malik’ten (rahmetullahi aleyh) rivayet olundu ki, o, ‘’cinsi münasebet’’ zamanı kadının fercine bakmasında hiçbir beis yoktur.’’ demiştir. Bir başka rivayette ‘’ Onun (yani fercini) dili ile de yalayabilir.’’ sözlerini ilave etmiştir. Burada kast olunan bir şeyin mübah olmasını mübalağa ile izah etmektir, yoksa zahir manası kast olunmuyor. (25)

 Yani sözün zahiri manasından anlaşılan odur ki, yalamakta hiçbir beis yoktur, yani hiçbir sorun görülmüyor. El-Hattab (rahmetullahi aleyh) ise bunun böyle olmadığını, bunun hiçte normal olmadığına işaret etmektedir. Bunu daha sonra ki ifadelerinden daha güzel anlamaktayız: 

 ‘’ Dedi: Evet yalayabilir’’ El-Utbi (rahmetullahi aleyh) ise ‘’yalaya bilir’’ sözünü kabul etmemiştir, zira bunu iğrenç olarak saymıştır. İbn-i Mavvaz’ın (rahmetullahi aleyh) kitabında ise, ‘’ Onu diliyle yalayabilir’’ sözü gelmiştir, bu ise daha iğrençtir. Ancak ulema bunu izah etmek isteği ile caiz sayarlar, bir de haram olmayan bir şeyi haram etmemek için böyle demektedirler. Zira avam insanların birçoğu kadının avret mahalline bakmanın hiçbir halde erkek için caiz olmadığına inanıyorlar. Biri bundan bana da sordu ve bunun caiz olmasını garip karşıladı. Aynı şey cinsi münasebet esnasında kişinin kadın ile konuşmasında da vardır ve bunun caiz olmasında hiçbir problem yoktur ve bunun mekruh olmasının dayanağı da yoktur. Ancak kişinin cinsi münasebet esnasında homurdanmasına gelince, bu iğrenç bir şeydir ve insanların yaptıkları amellerden değildir. Kasım b. Muhammed (rahmetullahi aleyh) ise ona soru soran kişi bunda kaldıysa, bununla bu işin haram olmadığını kast etmiştir. Doğrusunu ALLAH(Celle celalühü) bilir. (26)  

 Başka bir Maliki âlimi olan Muhammed el-Haraşi (rahmetullahi aleyh) ‘’ Muhtasarul halil’’ e yaptığı şerhin haşiyesin de Esbağ’ın (rahmetullahi aleyh) sözü hakkında ‘’ Esbağ (rahmetullahi aleyh) (kadının avret mahalline bakma hususunda) kendisine sorulan sorunun tahkikinde, soruyu soranın sözüne karşılık ‘’ Evet, yalayabilir’’ sözü ile mübalağa ile yol vermiştir, yoksa sözün asıl manasını kast etmemiştir. Zira kadının avret mahallinin yalanması güzel bir ahlak değildir.’’ (27) demektedir.

 Hulasa: Eşler için diğerinin vücudundan faydalanmak caizdir. Ancak burada iki tane şeye riayet etmek gerekir.

 1) Hakkında haram olduğuna dair nass olan a) kadına arkadan yaklaşmayacak, zira bu büyük günahlardandır ve liva’tanın nevilerindendir, b) hayız esnasında kadına yaklaşmamak, gibi yasaklardan sakınacak,

 2) Kadınlarla iyi geçinme ve ondan faydalanma islâmın edeb dairesi ve güzel ahlak içerisinde olacak.

 Her ne kadar bu ilişki hakkında haramlığına dair bir nass bulunmamaktaysa da, bu gibi fiillerin islâmi edebe uygun olduğu da söylenemez. Zira bu gibi fiil de necasetten uzak durmak mümkün değildir. Dolayısıyla hem sağlık yönünden, hem de dini açıdan mahzurları  düşünüldüğünde bu fiilden sakınmak ve uzak durmak en faziletlisidir….. Evet her ne kadar ulema bu fiile kerhen cevaz verse dahi, mutekaddim ulemanın bu fiilin haram olduğuna dair bir delil olmadığı ve hakkında haramlığına delil olmayan bir şeyin haram olarak ilan edilemiyeceğinden dolayı kerhen cevaz verdikleri ortadadır.

  Kaynaklar:

1) Malik b. Enes, Muvatta, bab (47) husnü’l huluk hadis no:1 (1644)

2) Sünenü İbn-i Mace, iman babı, hadis no: 2 (57)

3)  Sünenü İbn-i Mace, Ulemanın fazileti ve ilmi talebe teşvik babı, hadis no: 5 (220)

4) Sahihu Müslim, Hayzdan yıkanmada misk kullanma babı, hadis no: 2 (500)

5)  Sahihu Müslim,  Sevgi babı, hadis no: 2 (386)

6) Bu konuda Buhari ve Müslim de hadisler bulunmaktadır. Bunlardan bir tanesi de ‘’ sizden hiç biriniz eşiyle hayvanlar gibi sevişmeden cinsi münasebette bulunmasın, araya elçi koysun.’’ Aradaki elçi nedir diye sorulduğunda ‘’aşk fısıltıları ve öpüşmedir’’ hadis-i şerifidir.

7) Bu konuda ehl-i sünnet âlimlerinin eserlerinde hadis bulunmamasına karşı Şii muhaddislerden El- Kuleyni’nin kafi’sin de ‘’sahabenin biri peygamberimize (Sallallahu aleyhi ve sellem) karımın cinsel organını öpebilir miyim diye sorması üzerine. Resulullah’da (Sallallahu aleyhi ve sellem) bir sakınca olmadığını söylemiştir.‘‘ şeklin de bir rivayet bulunmaktadır. Ancak ehl-i sünnet alimlerinin eserlerinde bu şekilde bir rivayet bulunmamaktadır.

8 ) Enfal suresi, ayet 157

9) El-Meydani, El-Lübab fi şerhi’l kitab, c: 4 sh:164

10) İmam-ı Kasani, bediu’s-senai, c: 6 sh: 156

11) İmam-ı Kasani, bediu’s-senai, c: 6 sh: 157

12)  İmam-ı Kasani, bediu’s-senai, c: 6 sh: 158

13) Sünenü İbn-i Mace, Nikah, ilişkide örtünmeye riayet babı hadis no: 2 (1921)

14) İbn-i Abidin, durrul muhtar, c:5 sh: 322

15) Feteva-i hindiye, c: 5 sh: 453

16) Burhaneddin el-Merginani, El-Muhit el-Burhani, c: 5 sh: 297

17) Kadı ebu şuca, gayetu’l ihtisar sh: 158

18) Şirazi, El-Muhazzeb, c: 2 sh: 35

( ”Avret yerine bakmak körlük yapar” şeklinde ki haberi  İbn-ü Hibban (rahmetullahi aleyh), rivayet etmiştir. Muhaddislerden bir kısmı bu haberi zayıf rivayetler arasında sayarken, İbn-i Cevzi’nin de (rahmetullahi aleyh) aralarında olduğu bir kısmı bu haberi mevzular arasında zikreder ve münker bir hadistir, aslı yoktur derler.) ( Zeylai, Nasbu’r-raye, c: 4 sh: 248)

19) Abdulaziz el malibari, Fethu’l muin bi şerhi kurratu’l ayn c: 3 sh:340

20) Ebu Bekr ed-Dimyadi, İanetu’t-talibin, c: 3 sh: 340

21) İbn-i Kuddame, el-muğni, c: 15 sh: 69,83

22) Şerafeddin el-haccavi, El-ikna fi fıkhi’l imamı Ahmed .b Hanbel, c: 3 sh: 240

23) Ahmed ed-deredir, Şerhu’l kebir, c: 2 sh: 215

24) İmam-ı Kurtubi, El camiu li ahkami’l kur’an, c: 12 sh: 232

25) Abdurrahman el-Hattab, mevahibu’l celil li-şerhi muhtasarı’l Halil, c: 5 sh: 23

26)    Abdurrahman el-Hattab, mevahibu’l celil li-şerhi muhtasarı’l Halil, c: 5 sh: 24

27) Muhammed el-Haraşi, şerhu’l Halil, c: 10 sh: 262

BİSMİHİ TEALA

Günümüz Müslümanlarının temel sorunlarından bir tanesi de hangi ilimler farz hangileri farz değil sorunudur. Müctehid imamlar (rahmetullahi aleyhim) ilmi tarif ederlerken ‘’ malûm olanın olduğu hal üzere bilinmesine ilim denir.’’ (Nesefi, Bahrû’l kelam sh:15) tarifini esas almışlardır. Resulullah’ta (Sallallahu aleyhi ve sellem) şer’i ilimleri üç esas üzere tarif etmektedir: الْعِلْمُ ثَلاَثَةٌ فَمَا وَرَاءَ ذَلِكَ فَهُوَ فَضْلٌ آيَةٌ مُحْكَمَةٌ أَوْ سُنَّةٌ قَائِمَةٌ أَوْ فَرِيضَةٌ عَادِلَةٌ ’’ İlim üç kısımdır. Bunun dışında kalanlar fazilettir. ALLAH’ın (Celle celalühü) muhkem emirleri, nesh olmamış sünnet, (kitab ve sünneten çıkarılmış) şer’i hükümler.’’ (İbn-i Mace, hadis no: 54) Resululah’ın (Sallallahu aleyhi ve sellem) tarif ettiği esaslar üzerine düşünüldüğü zaman müslümanın öğrenmesi gereken ilimlerin hangileri olduğu anlaşılmaktadır. Bundan dolayı bu ilimlerin önceliği hususunda her hangi birinin tercih hakkı bulunamaz. İnsan önce kendisine farz olan bu ilimleri tahsil edecek, bundan sonra sosyal durumuna göre diğer ilimlere bakılacaktır.

 İmam-ı Şafii (rahmetullahi aleyh) ilimlerin tasnifi esnasın da iki tasnife yer vermektedir. ‘’ Birincisi umumi ilimdir. Bu sınıfa dâhil olan ilim ALLAH’ın (Celle celalühü) kitabın da nass olarak veya genellikle müslümanlar arasında bulunmaktadır. Bu ilim nesilden nesile tevatür yoluyla aktarılmıştır. Bunda nakil veya vucûb bakımından Müslümanlar arasında ihtilaf bulunmamaktadır. Bu ilim tevatürle gelmiştir. Bundan dolayı bu umumi ilimde, haber bakımından yanlışlığın, te’vilin, ihtilafın olması mümkün değildir.

 İlmin ikinci kısmı ise: hakların da ne kur’a-ı kerim’de nass bulunmayan ve bunların subûtu sünnet ile de sabit olmayan fer’i hükümlerdir. Bununla beraber eğer bu hükümlerden biri hakkında sünnetten bir şey bulunsa, bu yine de has haberlerden olup umumi ilimlerin arasına girmez. Ve bu kısım ilim de te’vil ve kıyas mümkündür.’’ (Risale, mad: 961,968)

 Dolayısıyla farz olan ilimler ve farz-ı kifaye olan ilimler bu tasnife göre değer kazanır. Farz olan ilimlerin tahsili hususun da, her mükellef bunların tahsilinde mazeret belirmeden kolaylıkla bunları tahsil edebilir.  Bu konu da her hangi bir mazeret kabul edilemez. Farz-ı kifaye ilimler ise, ulemanın şer’i delilleri esas almak suretiyle ortaya koydukları fer’i meselelerdir.

 İnsanlar ilmi üç yol ile tahsil ederler.

 1) Haberi sadık: Bu da ya ALlAH’ın (Celle celalühü) indirdiği bir vahiy veya insanların peygamber’den (Sallallahu aleyhi ve sellem) duyduklarını birbirlerine naklettikleri bilgilerdir ki, buna genel olarak haber denilmektedir. Haber, mütevatir haber ve haberi resul olmak üzere iki kısımdır.  

 2) İnsanların duyu organları vasıtasıyla öğrendikleri ilim.

 3) Akıl yürütme ile öğrendikleri ilim. ( Muhammed pezdevi, ehl-i sünnet akaidi, sh: 9)

 İslâm’da ilim ya insanların dünyevi ve uhrevi maslahatlarını celbetmek veya Zaralarını def etmek gayesine dayanır. Nitekim İmam-ı Gazali (rahmetullahi aleyh) maslahat izah derken şöyle demektedir.

 ‘’ Menfaatleri celp ve zararları defetmek, hakkın gayesini ve maksatlarını elde etmede halkın faydası demektir. Biz maslahat sözü ile şeriatın gayesini korumayı kast ediyoruz. Şeriatın insanlardan korunmasını istediği maslahat beş tanedir. İnsanların dinlerini, canlarını, akıllarını, nesillerini ve mallarını korumak. Bu beş aslın korunmasına yardımcı olan her şey maslahat, bunların ortadan kaldırılmasına sebeb olan her şey ise mefsedettir. Ve bunların ortadan kaldırılması maslahattır. Bu beş aslın korunması zaruriyyat mertebesindedir.’’  (el mustasfa, c:1 sh: 286,287)

 Burhaneddin ez Zernuci (rahmetullahi aleyh) ilmin faziletlerinden söz ederken ‘’ İslâm dini ilim dinidir. Dünya üzerinde ilk defa okuma yazma seferberliğini kur’an-ı kerim yapmıştır. Resulullah’a (Sallallahu aleyhi ve sellem) ALLAH (Celle celalühü) tarafından gönderilen ilk vahyin, ilk ayeti ‘’ oku ‘’ diye başlamaktadır. Daha sonra ki ayeti kerime de ise ilmin bizzat ALLAH (Celle celalühü) tarafından levh-i mahfuzda öğretildiği ifade edilmektedir…….. Okuma yazmayı insanoğluna Cebrail (aleyhi’s-selam) vasıtası ile o öğretmiştir. Bundan dolayı müslümanın birinci derecede ki görevi, ilim öğrenmek ve yazı yazmak ile kendini cehalet karanlığından kurtarmaktır.’’ (Ta’lim’ül müteallim, sh: 28)

 Hanefi fakihlerine göre, bulûğ çağına gelen her erkek ve kadının ilim öğrenmeleri farz-ı ayn’dır. Burada akla ilk gelen soru şudur: ‘’ Her türlü ilmi öğrenmek farz mıdır?’’ Burhaneddin ez zarnuci (rahmetullahi aleyh) bu konuda şunları demektedir. ‘’ Bil ki, her ilmi elde etmek, her Müslüman üzerine farz değildir. Her Müslüman üzerine ‘’ilmihal’’ bilgisini elde etmek farzdır. Nitekim şöyle denilmiştir: ‘’ İlimlerin en üstünü ilmihal bilgisidir, amellerin en üstünü de bulunduğun hali muhafaza etmektir. Hangi durum da olursa olsun, bulunduğu halde, meydana gelen işlerle ilgili bilgileri edinmek her müslümana farzdır.’’ (Ta’lim’ül müteallim, sh:9)

 Ancak burada bir parantez açmak gerekirse, özellikle günümüzde Müslümanları tehdit altında bırakan birçok ideolojik bilgi çöplüğün de içerisin de bulunurken, öğrenilmesi gereken farz olan ilmi sadece ‘’ilmihal’’ ile sınırlandırmak mümkün olmasa gerektir. Müslüman, çevre kültürünün etkisi altın da bulunurken, itikadı durumunu tehlikeye sokacak birçok tehlikeli fikirler ortada cirit atarken, sadece abdest, namaz v.s gibi ilmihal bilgileri farzdır diye ortalıklarda dolaşmak müslümana yakışan bir durum değildir. Zira farz olan ilmihal bilgisi içerisine itikadına zarar verecek ideolojik akımlara karşı olan ilimleri öğrenmekte günümüzde zaruridir. Ancak günümüzde yazılan ilmihallerin hiç birisin de sosyalizm, komünizm, liberalizm, kapitalizm v.s gibi müslümanın öğrenmesi gereken ideolojik akımlarla ilgili bir şeyi bulmak pek kolay değil. 

 Günümüz cemaatle namaz kılan Müslümanlar içerisin de hem müslümanım diyen, hem de sosyalizme veya laik olduğuna inanan birçok insan bulunmaktadır. Bunların itikadı durumlarının ne olduğunu bunlara öğretilmesi gerekmektedir. Bizden önce ki ulemanın eserleri incelendiğin de kendi dönemlerin de bulunan mutezile, cebriye, havariciler ve dehriyyunculara karşı zamanlarında ki insanları uyarmak için akaid türü eserlerine bunlarla ilgili bilgileri koymuşlardır. Günümüzde bu gibi akımların yanına sosyalizm, komünizm v.s gibi ideolojik akımlar da eklenmiştir. Dolayısıyla bu gibi fikri akımların da öğrenilmesi Müslüman için farz-ı ayn durumuna gelmiştir.

 Hanefi fakihleri farz-ı ayn olan ilimleri izah ederlerken beş ana başlık altında toplamıştırlar.

 1) İtikada ait bilgiler: Bu grupta başlıca insanı küfre götüren sözler, ehl-i sünnet akaidi ve bid’at’leri sayabiliriz.

 2) İbadete ait bilgiler: Günlük namaz ve oruca ait bilgiler ile üzerlerine zekât ve hacc farz olan Müslümanların öğrenmeleri farz olan bilgileri bu grupta sayabiliriz.

 3) Ahlâki bilgiler: Ahlaki ve ibadet ile iç içe girmiş hased, kibir, riya, tevazu ve dünyanın mahiyeti ile ilgili bilgileri bu grupta sayabiliriz.

 4) Müslümanların uhuvvet ve beşeri ilişkiler ile ilgili bilgileri de bu grupta sayabiliriz.

 5) İnsanın mesleki ve rızklarını temin ettikleri bölümlerle ilgili bilgileri de bu grupta sayabiliriz. ( İbn-i Abidin, reddul muhtar, c: 1 sh:29/ Serahsi, Mebsud, c: 1 sh:5)

 Ayrıca Hanefi fakihleri çocuğun eğitiminin öncelikle aile içerisinde olması gerektiğini bunun da erkeğin aile reisi olmasından dolayı ilk öncelikle onun görevi olduğunun, babasının olmadığı durumlarda babadan sonra velayete hakkı olanın bu görevi üstenmesi gerektiğinin, hiç velisinin olmadığı durumda ise bu işin İslâmi devletin görevi olduğunun altını çizmektedirler. (Kasani, Bediu’s-sanai, c: 4 sh: 41)

 İslâmi devlet ile Türkiye gibi kendisini sözde laik olarak nitelendiren devlet arasında farz-ı ayn olan ilimlerin tahsilinde de doğal olarak farklılık kaçınılmaz olacaktır. Zira Türkiye gibi sözde laik olan devletler de mecburi eğitim belli yaşlar arasın da sınırlı olmakla beraber, İslâmi bir devlette farz-ı ayn olan ilimlerin tahsili çocuğun bulûğ çağında başlar ölümüne kadar devam eder. Doğal olarak mecburi olan ilk eğitim insanların zihni faaliyetlerini esas alırken, İslâmi devlette ise, insan her yeni durum da üzerine farz olan ilimleri öğrenmekle mükelleftir. Ayrıca Türkiye gibi daru’l harb olan yerlerde müslümanların daru’l harb fıkhını da öğrenmeleri bir zaruret durumundadır.

BİSMİHİ TEALA

 

Hüküm, Ha-ke-me fiilinin mastarı olup, lügat ta ‘’ karar vermek, bir şeyi diğer bir şeye ispat veya neyf suretiyle isnad etmek, güç ve tehakküm’’ gibi manalara gelmektedir. Arapların atı gemlemeye ‘’hukm’’ demelerinden dolayı ‘’kontrol altına almak, terbiye etmek, boyun eğdirmek’’ gibi manalara da gelmektedir.  Nitekim günlük hayatımızda sık sık kullandığımız mahkeme ve hakem gibi kelimeler de aynı kökten gelmektedir.

 

Istılahı olarak ise, ‘’ mükellefin fiillerini gerektiren talep, değiştirme veya tavsiye eden ilahi hitapların eserine hüküm denilir.’’ manasındadır. Hükümlerin dereceleri bulunmaktadır. Mesela; bir mesele hakkında delaleti ve subut-i kat’i nass bulunmakta ise, bu delaleti ve subut-i kat’i nass ile ‘’farz’’ veya ‘’haram’’ gibi hükümler meydana gelir. Nitekim muhkem ayetler ve mütevatir sünnetlerden meydana gelen hükümler bunun en güzel misalidir. Eğer bir mesele hakkında ki hükümler delaleti ve subut-i kat’i bir şekilde değilde, delaletive subut-i zanni bir şekilde ise, o zaman bununla vacip, müstehab veya mekruh söz konusu olur.

 

 

Kerahat ise lügat ta, ‘’iğrenme, tiksinme, istemeyerek ve baskı altın da amel etme’’ gibi manalara gelmektedir. Usulü fıkıh’ta ki tarifi ise, ‘’Bir halin veya hareketin açık ve kat’i delili bulunmayıp, bazı nassların delaleti ile yasak edilmesi’’ (Feteva-i hindiye, c:5, sh: 308) olarak tarif edilmiştir.

 

Ö. N. Bilmen (rahmetullahi aleyh) kamusun da kerahati şöyle tarif etmektedir: ‘’ terki gerekli olup, yapılması hakkın da kesin bir yasaklama bulunmayan bir fiildir ki; yapılmaması övülmüş, yapılması ise zemmedilmiştir.’’ ( Istılahati fıkhiyye kamusu, c:1, sh: 34)

 

Usul uleması, ‘’ Mekruh, hakkında bir yasaklama delili olmayan. Mesela, bir vacibin veya sünnetin terk edilmesi durumunda mekruh ortaya çıkmaktadır. Burada vacibin terki, ‘’tahrimen mekruh’’ sünnetin terki ise ‘’tenzihen mekruh’’ olarak söylenebilir. Bunun tespit edilmesi için delillerin iyi bilinmesi gerekir.’’ Hükmünü benimsemişlerdir.

 

Hanefi mezhebinin birçok muteber eserin de kerahat şu şekil de tarifi edilmiştir. ‘’ Kerahat-ı tahrimiye ile mekruh olan şey, imam-ı Muhammed’e (rahmetullahi aleyh) göre haramdır. Hakkında kesin nass bulunmadığı için haram ifadesi kullanılmamıştır. İmam-ı Azam ve imam-ı Yusuf’a (rahmetullahi aleyhima) göre ise, ‘’ kerahat-ı tahrimiye’’ harama yakın, ancak haram değildir. Kerahat-ı tahrimiye ile mekruh olan şeyin harama yakınlığı, vacibin farza yakınlığı gibidir. Kerahat-ı tenzihiye ile mekruh olan ise, helale daha yakındır.’’ (Merginani, El- Hidaye, c:4, sh: 78)