Haz-6-08

garanik hadisesi

BİSMİHİ TEALA

Biz senden evvel hiçbir resul, hiçbir nebi göndermedik ki o, arzu ettiği zaman şeytan, onun dileği hakkında bir fitne atmış olmasın. Nihayet ALLAH, şeytanın ilki edeceği (o fitneyi) giderir, ibtal eder. Yine ALLAH ayetlerini sabit kılar. ALLAH, hakkıyla bilendir, tam hüküm ve hikmet sahibidir. Şeytanın atacağı (fitneyi), kalblerinde bir maraz bulunanlara, yürekleri katılaşmış bulunanlara bir imtihan (vesilesi) yapmak içindir. Hiç şüphe yok ki o zalimler, derin bir ayrılık içindedirler. Bir de bu, kendilerine ilim verilenlerin, onun muhakkak Rabbinden olan bir gerçek olduğunu bilip de ona, iman etmeleri ve kalblerinde tam bir itminan hasıl olması içindir. Şüphesiz ki ALLAH, iman edenleri doğru bir yola iletir, inkâr edenler ise, kendilerine o saat ansızın gelinceye, yahut kısır bir günün azabı çatmcaya kadar, onun hakkında devamlı bir şek içinde kalırlar. O gün mülk, ALLAH’ındır. Aralarında o hükmeder. Artık iman edenler güzel güzel ameller işleyenler naim cennetlerinin içindedirler. Kafir olup da bizim ayetlerimizi yalan sayanlar ise işte onlar; onlar için ise, hor kılıcı bir azâb vardır” (Hacc. 52-57).

Ayetin Nüzul Sebebi

Müfessirler bu ayetin sebeb-i nüzulü hususunda şunu nakletmişlerdır: Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve sellem ) kavminin kendisinden yüz çevirdiğini görüp, onların kendilerine getirdiği şeyden uzaklaştıklarını müşahede etmesi ona ağır gelince, (içinden) ALLAH’ın (Celle celaluhu)) kendisiyle kavminin arasını uzlaştıracak bu iki tarafı birbirine yaklaştıracak bir şey getirmesini temenni etti. Bu da onun, onların iman etmesini çokça arzulamasından ileri geliyordu.

Derken bir gün cemaati kalabalık olan Kureyş edişlerinden birinde oturdu. Ve o gün ALLAH’dan (Celle celaluhu) kendisine, onları kendisinden uzaklaştıracak bir şeyin gelmemesini arzu ve temenni etti. Ama derken, ALLAH (Celle celaluhu) Necm sûresini inzal buyurdu.

Bunun üzerine de Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve sellem) bu sûreyi okumaya başladı.” Lât, Uzzâ ve üçüncüsü olan diğer Menât… Söyleyin bize”necm, -20) ifadelerine gelince şeytan onun diline “O putlar yüce kuğulardır işte onların şefaat etmeleri umulur” ifadelerini kattı.

Kureyş bunu duyar duymaz sevindiler.

Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve sellem) ayetleri okumayı sürdürdü; derken sûrenin tamamını okudu.

Müteakiben de, hem kendisi hem o secde ettiği için mûslümanlar, hem de, (o gün) Kabe’de bulunan müşrikler secdeye kapandılar.

Derken, Velîd İbn Muğire ile Ebû hayha, yani Said İbnu’l-Asi hariç, Mescid’de bulunan bütün mümin kafir herkes secde etti.

Zira bu ikisi çok ihtiyar oldukları ve secde edemedikleri için, yerden bir avuç toprak almışlar, onu alınlarına kaldırmış ve toprağa secde etmişlerdi.

Derken duydukları bu şeyden ötürü sevinçli olarak Kureyşliler dağılmış ve, “MUHAMMED (Sallallahu aleyhi ve sellem) (putlarınızı) en güzel bir biçimde andı” demişlerdir.

Akşam olunca, Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve sellem)’e Cebrail (a.s) gelmiş ve:

“Ne yaptın? Benim, ALLAH’dan (Celle celaluhu) sana getirmediğimi ve sana söylemediğimi, sen o Kureyş’e okudun!” demiş, bunun üzerinede Hz. Peygamber (Sallahu aleyhi ve sellem) alabildiğine kederlenmiş ve ALLAH’dan (Celle celaluhu) çok korkmuştur.

Derken işte, Cenâb-ı Hakk’ın “Biz senden evvel hiçbir resul, hiçbir nebi göndermedik (ki)”ayeti nazil olmuştur. Bu, zahire tutunan müfessirlerin tamamının söylediği rivayettir

Garanik Rivayetinin Asılsızlığı, Ayetlerden Deliller

Tahkik erbabına gelince onlar, bu rivayetin asılsız uydurma olduğunu söylemişler”ve bu hususta Kur’ân’dan, sünnetten ve akıldan delil getirmişlerdir.”

Kur’ân’dan getirilen deliller şunlardır:

1) “Eğer (peygamber söylemediğimiz) bazı sözleri bize karşı kendiliğinden uydurmuş olsaydı, elbette onun sağ elini kapıverir, sonra da muhakkak ki, onun kalb damarını kapardık” (Hakka / 44-46) ayeti.

2) “De ki: onu kendiliğinden değiştirmem benim için olmayacak şeydir. Bu, vahyoluna gelenden başkasına uymam”

3) O’nun, “Kendi nevasından söylemez o. O, kendisine ilkâ edilegelen bir vahyden başkası değildir” (Necm, 3-4) ayetidir.

Binâenaleyh şayet Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve sellem) bu ayetin hemen peşinden, “O putlar, yüce kuğulardır” sözünü söylemiş olsaydı, o zaman o anda, Cenâb-ı Hak yalancı olmuş olurdu ki iddia eden hiçbir müslüman yoktur.

4) “Onlar sana vahyettiğimizden başkasını uydurup bize iftira edesin diye seni bile nerdeyse fitneye düşüreceklerdi, o takdirde seni dost edineceklerdi” ( ayetidir. Bazılarına göre (kâde) fiilinin manası, iş henüz meydana gelmediği halde, o işin öyle olmasının yaklaşıverdiğini bildirmektir. (Ayette bu tabir kullanıldığına göre, demek ki bu iş gerçekleşmemiştir).

5) “Eğer sana sebat vermiş olmasaydık, sen onlara biraz meyledecekdin” ayetidir. (Levlâ) kelimesi başka bir şeyin bulunmaması sebebiyle herhangi bir şeyin vücud bulmadığını ifade eder. Binâenaleyh bu ifade, bu azıcık meylin dahi bulunmadığına delâlet eder.

6) “Biz onu senin kalbine iyice yerleştirmek için böyle (yaptık)” (Furkân / 32) ayetidir.

7) “Sana okuyacağız da, (asla) unutmayacaksın”ayetidir

Sünnetten Deliller

Sünnetten delillere gelince şunlardır:

Muhammed İbn İshâk İbn Huzeymeden rivayet edildiğine göre, olan bu hadise sorulduğunda o: “Bu, zındıkların bir uydurmasıdır” dedi ve bu hususta bir kitâb tasnif etti.

İmâm Ebu Bekir Ahmed İbn Hüseyin el-Beyhaki ise;

“Böyle bir hadise, nakl cihetinden sabit ve kesin değildir” demiş, sonra da bu hadisenin ravileri hakkında konuşmaya başlayarak onların “ta’n” edilmiş kimseler olduğunu belirtmiştir.

Hem Buharl (r.a), Sahih’inde, Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve sellem)’in, Necm sûresini okuduğunu, orada bulunan müslüman-müşrik, ins-cins herkesin secde ettiğini rivayet etmiş, ama onun bu rivayetinde Garanik Kıssası yer almamıştır.

Bu hadis, kendisinde Garanik Kıssası asla bulunmaksızın, daha pekçok tarikten rivayet edilmiştir.

Akli delillere gelince, bunlar da pekçok yöndendir.

1) Hz. Peygamber ( Sallallhu aleyhi ve sellem)’in, putlara saygı duyduğunu söyleyen herkes, kâfir olur. Çünkü, o nun en büyük gayretinin, putperestliği kaldırma hususunda olduğu zaruri

2) Hz. Peygamber ( Sallallahu aleyhi ve sellem)’in, nübüvvetinin ilk anlarında, müşriklerin her durumda kendisine sataşıp el uzattığı bir dönemde, onların eziyyetinden güven içinde, Ka’be’de Kur’ân okuyup namaz kılması mümkün değildir. O ancak Ka’be’de onların bulunmadığı gece vakti boş bir zamanda namaz kılabiliyordu. Binâenaleyh, işte bu durum zahire tutunan müfessirlerin bu açıklamasını ibtâl eder.

3) Müşriklerin Hz. Peygamber ( Sallallahu aleyhi ve sellem)’e düşmanlıkları öylesine ileri bir derecede o iki, işin aslını araştırıp emin olmaksızın sırf bir cümleyi işitmiş olmakla yetineceklerini kabul etmek mümkün değildir. Binâenaleyh, müşrikler nezdinde, Hz. Peygamber ( Sallallahu aleyhi ve sellem)’in kendilerine muvafakat ettiği dahi henüz anlaşılmamışken, daha nasıl onlar Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve sellem)’in onların ilâhlarını ululadığında ittifak etmiş ve böylece de secdeye kapanmış olabilirler. (Böyle bir şey olamaz).

4) Dördüncü delil, “Nihayet ALLAH,(Celle celaluhu) şeytanın ilkâ edeceği (o fitneyi) giderir, ibtal eder. Yine ALLAH,(Celle celaluhu) ayetlerini sabit kılar” ayetidir. Bu böyledir, zira ALLAH’ın,(Celle celaluhu) şeytanın ilkâ ettiğini, kattığını, peygamberden izâle etmek suretiyle ayetlerini sabit kılıp sağlamlaştırması, beraberine şüphenin kaldığı bu ayetlerle onu neshetmesinden daha Kuvvetlidir. Binâenaleyh, Cenâb-ı Hak, Kur’ân’a Kur’ân olmayanın karışmaması için, ayetlerini sağlamlaştırmak istediğine göre, şeytanı bundan men edip, böyle bir şeye asia yaklaştırmaması, öncelikle gerekir.

5) Bu hususta yapılan izahların en kuvvetlisi olan bu açıklamaya göre şayet biz, bunun olabileceğini söylemiş olsaydık, o zaman onun şeriatına dair güven ortadan kalkar ve biz, herbir hüküm ve kanun hususunda da böylesi bir ihtimalin geçerli olabileceğini tecviz etmiş olurduk. Ayrıca bu, Cenâb-ı Hakk’ın “Ey peygamber. Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer yapmazsan, elçiliğini tebliğ etmiş olmazsın. ALLAH seni insandan koruyacaktır’ (Maide,67) buyruğunu da iptal ederdi. Çünkü, vahyi eksiltmekle onu artırmak, ilâvede bulunmak arasında bir fark bulunmamaktadır.

Bütün bu izahlar sayesinde, kısaca bu kıssanın uydurulmuş olduğunu anlamış bulunuyoruz.

Bu mevzuda en ileri derecede söylenebilecek söz şudur:

Bir kısım müfessirler bu hadiseyi zikretmiştir, ancak ne var ki onların sayısı tevatür derecesine aşmamıştır.

Haber-i vahid ise, mütevatir olan aklî ve naklî delillere karşı duramaz

Gonderen Karasahin
Kategori : Tefsir
Tags: ,

Yorumlar (0)