BİSMİHİ TEALA

Sahabe peygamber’i (Sallallahu aleyhi ve sellem) gören ve onun sohbetinde bulunan Müslümanlara verilen bir vasıftır. Temyiz yaşındaki çocuğun Müslüman olması ve bazı ibadetleri ( yedi yaşında namaz, on yaşında oruç vs) eda etmesi sahihtir. Bunu esas alan usûl âlimleri, ‘’ Bir kimsenin sahabi olabilmesi için buluğa ermiş olması şart değildir. Temyiz kabiliyetine sahip olan çocuklarda sahabi sayılırlar.’’ Demişlerdir. (Suyuti, tedribu’r-ravi, c:2, sh: 129)

 

Peygamber’i (Sallallahu aleyhi ve sellem) doğuştan veya ârizi sebeplerden dolayı göremeyen, fakat onun sohbetinde bulunanlarda sahabi olarak vasıflandırıllar. Mesela Ümmü Mektum (radıyallahu anh) ama olduğu için peygamber’i (Sallallahu aleyhi ve sellem) görememiştir. Ancak sahabe-i kiram’dan olduğu sabittir. (Suyuti, tedribu’r-ravi, c:2, sh:129)

 

Muhaddisler sahabe-i kiramı derece, itibar ve fazilet bakımından muhtelif tabakalara ayırmışlardır. Bunların en meşhur olanı Nisaburi’nin (rahmetullahi aleyh) yapmış olduğu tasniftir. Bu tasnife göre sahabe fazilet bakımından oniki tabakaya ayrılırlar. Bunlar sırasıyla şöyledir:

 

Birinci tabaka: Mekke’de ilk defa Müslüman olanlar.

 

İkinci tabaka: Daru’n-nedve üyesi olanlar.

 

Üçüncü tabaka: Habeşistan’a hicret edenler.

 

Dördüncü tabaka: Birinci Akabe bey’atında hazır olanlar.

 

Beşinci tabaka: İkinci Akabe’de peygamber’e (Sallallahu aleyhi ve sellem) bey’at edenler ki bunların çoğu ensardandır.

 

Altıncı tabaka: Hicret esnasında Kuba’da Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve sellem) Medine’ye girmeden önce mescidin inşası esnasında katılanlar.

 

Yedinci tabaka: Peygamber’in (Sallallahu aleyhi ve sellem) ‘’ İstediğinizi yapın muhakkak bağışlanacaksınız’’ müjdesine mazhar olan Bedir ashabı.

 

Sekizinci tabaka: Bedir ve Hudeybiye (Hudeybiye savaşından önce) arasında hicret edenler.

 

Dokuzuncu tabaka: Hudeybiye’de Bey’atu’r-rıdvana katılanlar.

 

Onuncu tabaka: Hudeybiye ile Mekke’nin fethi arasında hicret edenler.

 

Onbirinci tabaka: Mekke’nin feth edildiği gün Müslüman olanlar.

 

Onikinci tabaka: Mekkenin fethi, Veda haccı ve diğer zamanlarda peygamber’i (Sallallahu aleyhi ve sellem) gören çocuklar ve diğerleri. (Nisaburi, Ma’rifetu ulumil hadis, sh: 14,15)

 

Muhaddislerin yaptıkları ikinci tasnif ise rivayet ettikleri hadis sayısına göredir. Bunlar da iki gruba ayrılırlar:

 

Birincisi: En çok hadis rivayet edenler. Bunlarda:

 

5374 hadis ile Ebu Hureyre, 2630 hadis ile Abdullah b. Ömer, 2286 hadis ile Enes b. Malik, 2210 hadis ile Hz. Aişe, 1660 hadis ile Abdullah b. Abbas, 1540 hadis ile Cabir b. Abdullah, 1170 hadis ile Ebu Said el Hudridir. (radıyallahu anhum ecmain) (Suyuti, tedribu’r-ravi) Bunlara ‘’Maksirun’’denilir.

 

İkincisi: Bunların dışında kalan ve daha az hadis rivayet eden sahabilerdir.

 

BİSMİHİ TEALA

Hanefi mezhebi haberi vâhid ile amel edilebilmesi için şu şartları aramaktadır:

 

1) Ravi, peygamber’den (Sallallahu aleyhi ve selem) rivayet ettiği hadisin aksine davranış veya bu rivayete aykırı fetva vermiş olmamalıdır. Mesela:

 

Hz. Aişe (radıyallahu anha) rivayet ettiği ‘’ Velisinin izni olmadan nikahlanan kadının evliliği batıldır.’’ Hadisine rağmen kardeşi Abdurrahman (radıyallahu anh) Şam’da iken onun kızını evlendirmiştir.

 

2) Hadis sık sık tekerrür eden ve her mükellefin hükmünü bilme ihtiyacı hissettiği olaylar hakkında olmamalıdır. Usul literatüründe ‘’ Umumu belvâ’’ şeklinde geçen bu prensip ile, fert ve cemiyet hayatında hemen herkesin karşılaştığı ve hükmünü bilmeye ihtiyaç duyduğu meseleler veya hadiseler kastedilmektedir. Mesela:

 

Hanefiler ile Zahiriler arasındaki tenasül uzvuna kasden dokunma, Cenaze teşımadan dolayı abdestin bozulması, namazda rükûa varırken ve kalkarken ellerin kaldırılması gibi münâkaşa  mevzuu meselelerde, söz konusu ‘’ umumu belvâ’’ prensibinin tesiri olduğunu görmekteyiz.

 

3) Hadis rivayet eden ravi, fıkıh bilgisi (fıkhu’r-râvi) ve ictihad ehliyeti ile tanınmış biri değilse, hadis kıyasa ve şer’i esaslara aykırı olmamalıdır.

 

4) Haberi vahidler; Kur’an, mütevatir veya meşhur sünnet gibi daha kuvvetli bir delil ile çatışmamalıdır.

 

5) Haberi vahidler ve Kur’an nassı üzerine ziyade meselesi: Hanefi mezhebine göre ‘’ ez-ziyade ale’n-nas bi haberi’l vahid’’ caiz değildir, kabul edilemez. Nass üzerine ziyade, şekil itibâri ile, ‘’ Beyan’’ mana itibâri ile ‘’ Nesh’’ demektir; nesh de haberi vahid ile sabit olmaz.

 

 

Gonderen Karasahin
Kategori : Hadis usulü
Tags: , , ,

Yorumlar (0)

BİSMİHİ TEALA

26. Nezir yapmanın hükmü nedir?ALLAH’a (Celle celalühü) yaklaşmaya vesile olacak şeylerde nezretmek caizdir ve onu yerine getirmek farzdır. Fakat haram kılınmış şeylerde bu caiz olmaz ve onu yerine getirmek farz değildir. ALLAH (Celle celalühü) şöyle buyurmuştur:

يُوفُونَ بِالنَّذْرِ

 

Manası: Nezirlerini yerine getirirler… (İnsan/7)

Hadisi Şerif mealen: “Kim ALLAH’a (Celle celalühü) itaat etmeye nezrettiyse O’na itaat etsin ve kim Onun emrinden çıkmaya nezrettiyse O’nun emrinden çıkmasın.” Bunu Buharî rivayet etmiştir.

27. Kadının sesinin avret olmadığına dair delil nedir?

ALLAH (Celle celalühü) şöyle buyurmuştur:

وَقُلْنَ قَوْلاً مَّعْرُوفاً

 

Manası: Güzel (ve doğru) söz söyleyin. (Ahzab/32) 

Hadis-i şerif mealen: “Ehnâf bin Kays (radıyallahu anh) dedi ki: ‘Hadisi Ebu Bekir’in Ömer’in Osman’ın ve Ali’nin (radıyallahu anhum) ağızlarından duydum. Fakat onu Aişe’nin (radıyallahu anha) ağzından duyduğum gibi duymadım.’” Bunu Hakim Mustedrak isimli kitabında rivayet etmiştir.

 

Yani Aişe (radıyallahu anha) ilmi ağzına sesi farkedilmesin diye bir şey koymadan öğretirdi

28. Allâh’ın kelam sıfatı hakkında bilgi ver.

ALLAH (Celle celalühü) bizim kelamımıza benzemeyen bir kelamla tekellüm eder. Onun kelamı ne harf ne ses ne de lugattır.

ALLAH (Celle celalühü) şöyle buyurmuştur:

وَكَلَّمَ اللّهُ مُوسَى تَكْلِيماً

 

 

Manası: ALLAH Mûsa ile de doğrudan konuştu. (Nisa/164)

İmam Ebu Hanife (radıyallahu anh) Fikhu’l Ebsat adlı kitabında şöyle demiştir: „Ve O tekellüm eder. Fakat bizim kelamımız gibi değil. Biz aletler ve harflerle konuşuruz. ALLAH (Celle celalühü) ise alet ve harfler olmaksızın tekellüm eder.”

29. ALLAH’ın (Celle celalühü) şu kavli:
الرَّحْمَانُ عَلَى الْعَرْشِ اسْتَوَى) ne manaya gelir?

İmam Mâlik (radıyallahu anh) şöyle demiştir: “O Kendini vasıflandırdığı gibi istiva (arapçadaki anlamı itibarıyla) etmiştir ve O’nun hakkında nasıl denilemez. Nasıl denilmesi ise O’nun için sözkonusu olamaz.”

Keyfiyet ise yaratığın sıfatıdır. Oturmak yerleşmek bir mekânda ve yönde bulunmak yaratığın sıfatlarındandır. Kuşayrî de şöyle demiştir:”‘İstiva etmiştir yani himayesi altına almış hakimiyeti altına almış ve kalmasını sağlamıştır.’

ALLAH’ın (Celle celalühü) Arş’ın üzerine oturduğuna inanmak ise caiz değildir. Çünkü bu yahudilerin inancıdır ve ALLAH’ın (Celle celalühü) şu kavlini yalanlamayı içerir:

فَلاَ تَضْرِبُواْ لِلّهِ الأَمْثَالَ

 

Manası: Artık ALLAH’a (şanına uymayan) benzetmeler yapmaya kalkmayın (Nahl/74)

İmam Ali (radıyallahu anh) ise şöyle demiştir: “ALLAH (Celle celalühü) Arş’ı kudretinin büyüklüğünü göstermek için yaratmıştır ve onu kendisine mekân edinmemiştir.” Bunu Ebu Mansûr El-Bağdâdî rivayet etmiştir.

30. Kader hakkında bilgi ver.

 

Bu Dünya’da hayır ve şer taat ve günah iman ve küfür olarak hasıl olan her şey ALLAH’ın (Celle celalühü)  takdiri dilemesi ve ilmiyledir. Hayır iman ve taat O’nun takdiri sevmesi ve rızasıyladır. Şer günah ve küfüre gelince bunlar ALLAH’ın (Celle celalühü) takdiriyledir. Fakat sevmesi ve rızasıyla değildir. ALLAH’ın (Celle celalühü) sıfatı olan takdiri şerle vasıflandırılamaz.

ALLAH (Celle celalühü) şöyle buyurmuştur:

إِنَّا كُلَّ شَىءٍ خَلَقْنَاهُ بِقَدَرٍ

 

Manası: Gerçekten biz her şeyi bir ölçü ve dengede yarattık. (Kamer/49)

Hadisi Şerif mealen: “Her şey kader iledir hatta geri zekâlılık ve zekilik dahi.” Bunu Muslim rivayet etmiştir.

31. Erkeğin ecnebi bir kadınla tokalaşmasının haram olduğuna dair delil nedir?

“Sizlerden birisinin başına bir demirin batırılması kendisine helal olmayan kadınla tokalaşmasından iyidir” mealindeki hadis-i şerif. Bunu Dârakutnî rivayet etmiştir. Ayrıca Efendimiz (Sallallahu aleyhi ve sellem) mealen: “Elin zinası tutmaktır.” diye buyurmuştur. Bunu Buharî rivayet etmiştir.

32. Ölünün üzerine Kuranı kerim okumak hakkında bilgi ver.

Kuran-ı kerim’i ölünün üzerine okumak caizdir. ALLAH (Celle celalühü) şöyle buyurmuştur:

وَافْعَلُوا الْخَيْرَ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ

 

Manası: Hayır yapın ki kurtulabilesiniz (Hac/77) 

Hadis-i şerif mealen: “Ölülerinizin üzerine Yâsîn okuyun.” Bunu İbni Hibbân rivayet edip sahih olduğunu bildirmiştir.

Bunun caiz ve yararlı oluşu hususunda hak ehlinin icması da vardır. İmam Şafii (rahmetullahi aleyh) şöyle demiştir: “Ölünün mezarının yanında Kurandan bir kısmını okumuş olsaydılar iyi olurdu ve Kuranın tümünu okumuş olsaydılar daha iyi olurdu.” Bunu Nevevî (radıyallahu anh) Riyâdu’s-salihîn adlı kitabında nakletmiştir.

33. Ölünün bir başkasının vermiş olduğu sadakasından yararlanmasının mümkün olduğuna dair delil nedir?

“Ademoğlu ölürse ameli üç şey hariç kesilir (bunlar) sadaka i cariye kendisinden yararlanılan ilim ve kendisine dua eden salih evlat.” mealindeki hadis-i şerif. Bu demektir ki bunlar Müslümanın sebep olduğu şeylerden olup kendisinden yararlandığı şeylerdendir.

Aynı şekilde ALLAH’ın (Celle celalühü) şu kavli de:

وَأَن لَيْسَ لِلإِنْسَانِ إلامَاسَعَى

 

Manası:İnsan için ancak çalıştığı vardır. (Necm/39)

Yani insan kendi yaptığı hayırdan da yararlanır kendi yaptığı olmayıp kendisine bir başkasının yaptığı ihsanından da üzerine ALLAH’ın (Celle celalühü) lütfetmesiyle yararlanır. Buna verilebilecek örnek cenaze namazıdır. Bu ölünün yapmadığı bir şey olduğu hâlde bundan kendisi yararlanır.

 

 

Ayrıca Peygamber Efendimiz’in (Sallallahu aleyhi ve sellem) bir başkasına dua etmesi örneği de verilebilir. Bu başkasının yapmadığı bir şey olduğu hâlde o bundan yararlanır tıpkı Efendimiz’in (sallallahu aleyhi ve sellem) ibni Abbas’a (radıyallahu anh) mealen: “Yâ ALLAH (Celle celaluhu) ona hikmeti ve kitabın (Kuran’ın) te’vilini öğret” diye dua ettiğinde söylediği sözü gibi. Bunu Buharî rivayet etmiştir.

34. Kıyam- ı Ramadan namazını 11 rekattan daha fazla olarak kılmanın caiz olduğuna dair delil nedir?

ALLAH (Celle celalühü) şöyle buyurmuştur:

وَافْعَلُوا الْخَيْرَ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ

 

Manası: Hayır yapın ki kurtulabilesiniz (Hac/77)

Hadis- şerif mealen: “Gece namazı ikişer ikişerdir.” Bunu Buharî rivayet etmiştir.

35. Def kullanmanın caiz olduğuna dair delil nedir?

Şu hadis-i şerif mealen: “Bir kadın Peygamber Efendimiz’e (Sallallahu aleyhi ve sellem): ‘Ben nezir yaptım ki eğer ALLAH (Celle celalühü) senin sağ salim olarak geri dönmeni sağlarsa huzurunda def çalacağım.’ demiştir. Efendimiz de mealen: ‘Nezrettiysen nezrini yerine getir.’” Bunu Ebu Davud rivayet etmiştir.

36. Enbiyânın ve Resûllerin ilki kimdir?

Enbiyânın ve Resûllerin ilki Âdem’dir (aleyhi’s-selam).

ALLAH (Celle celalühü) şöyle buyurmuştur:

إِنَّ اللّهَ اصْطَفَى آدَمَ

 

Manası: ALLAH Âdemi… seçmiştir. (Al-i imran/33) 

Hadis-i şerif mealen: “Âdem (aleyhi’s-selam) ve diğer Enbiyâ Kıyamet gününde benim sancağımın altında olacaklardır.”

37. Peygamberlerde (aleyhimü’s-selatu ve’s-selam) olması zorunlu olan şeyler nelerdir ve onlar hakkında imkânsız olanlar nelerdir?

Peygamberlerin (aleyhimü’s-selatu ve’s-selam) şu sıfatlarla vasıflanmış olmaları zorunludur: Doğruluk eminlik zekilik iffet cesaret ve fasih (açık ve düzgün şekilde) konuşmak. Onlar hakkında peygamberlikten önce ve sonra imkânsız olanlar ise yalan hiyanet rezalet zina ve büyük günahlar ve küfürdür.

ALLAH (Celle celalühü) şöyle buyurmuştur:

وَكُلاًّ فضَّلْنَا عَلَى الْعَالَمِينَ

 

Manası: ALLAH Peygamberleri âlemlere üstün kılmıştır. (En’am/86)

Hadis-i şerif mealen: “ALLAH (Celle celalühü) her Peygamberi güzel yüzlü ve güzel sesli olarak göndermiştir.” Bunu Tirmizî rivayet etmiştir.

38.ALLAH’ın (Celle celalühü) لَمْ يَلِدْ وَلَمْ يُولَدْ kavlinin manası nedir?

Bunun manası madde olma ve bir şeye girme veya onda çözünme ALLAH (Celle celalühü) için sözkonusu olamaz. O hâlde ALLAH (Celle celalühü) bir şeye girmekle vasıflanamaz. Hiç bir şey de O’ndan kopmuş değildir Herhangi bir şeyin O’na girdiği de söylenemez. İmam Cafer Es-Sadık (rahmetullahi aleyh) şöyle demiştir: “Kim ALLAH’ın (Celle celalühü) bir şeyin içerisinde bulunduğunu veya kendisinin bir şeyden olduğunu veya herhangi bir şeyin üzerinde bulunduğunu ileri sürerse şirke düşmüş olur.”

Bunu Kuşayrî (radıyallahu anh) Kuşayriyye Risalesi’nde rivayet etmiştir.

39. Ezandan sonra Peygamber’e (Sallallahu aleyhi ve sellem) salâvât getirmenin caiz olduğuna dair delil nedir?

Peygamber’e (Sallallahu aleyhi ve sellem) ezandan sonra salâvât getirmek caizdir. Bunu haram kılanlara ise aldırış edilmez. ALLAH (Celle celalühü) şöyle buyurmuştur:

إِنَّ اللَّهَ وَمَلائِكَتَهُ يُصَلُّونَ عَلَى النَّبِيِّ يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا صَلُّوا عَلَيْهِ وَسَلِّمُوا تَسْلِيماً

 

Manası: ALLAH (Peygamberinin yüceltilmesini ve şerefini artırması anlamında) ve melekleri Peygambere salât ederler. Ey iman edenler ona salavat ve selam getirin.
(Ahzab/56)

 

Hadis-i şerif mealen: “Müezzini duyarsanız onun söylediği gibi söyleyin ve bana salâvât getirin.” Bunu Muslim rivayet etmiştir. Ayrıca şu hadis mealen: “Kim beni anarsa salâvât getirsin.” Bunu hadis hafızı Sehavî rivayet etmiştir.

ALLAH’ın (Celle celalühü) Peygamber Efendimize (Sallallahu aleyhi ve sellem) salat etmesi onun yüceltilmesini ve şerefini artırması anlamına gelir salavat okuması anlamına gelmez çünkü ALLAH (Celle celalühü) dua etmekle vasıflanamaz ve bahsi geçtiği gibi ALLAH’ın (Celle celalühü) kelamı bizim kelamımıza benzemez. Meleklerin ve insanların Peygamber Efendimize (Sallallahu aleyhi ve sellem) salat etmeleri ise salavat getirmeleri anlamındadır ki bu duadır.

40. Riddet nedir ve kaç kısma ayrılmaktadır?

Riddet müslümanlıktan küfür sebebiyle kopmaktır ve üç kısma ayrılmaktadır: Sözlü riddet örneğin kızgınlık hâlinde dahi olsa ALLAH’a (Celle celalühü) veya Peygamberlere veya İslâm’a sövmek. Fiilî riddet ise örneğin Mushaf’ı çöpe atmak veya Mushaf’a ayakla basmak. Kalbî riddet de örneğin ALLAH’ın (Celle celalühü) cisim veya ruh olduğuna veya Arş’ın üzerinde oturduğuna veya gökte bulunduğuna veya Zatıyla her yerde bulunduğuna veya bir yönde bulunduğuna inanmak.
ALLAH (Celle celaluhu) şöyle buyurmuştur:

وَلَقَدْ قَالُواْ كَلِمَةَ الْكُفْرِ وَكَفَرُواْ بَعْدَ إِسْلاَمِهِمْ

 

Manası:Bir şey söylemediklerine dair ALLAH’a yemin ediyorlar. Halbuki o küfür sözünü söylediler ve (sözde) müslüman olduktan sonra inkar ettiler. (Tevbe/74)

Ayrıca ALLAH (Celle celalühü) şöyle buyurmuştur:

 

لا تَسْجُدُوا لِلشَّمْسِ وَلا لِلْقَمَرِ

 

Manası: Güneşe de aya da secde etmeyin. (Fussilet/37)

Hadis-i şerif mealen: “Kul dikkat etmediği öyle bir söz söyler ki bu sebeple doğu ile batı arasındaki mesafeden daha uzun bir mesafeyle Cehennemin içinde düşer”.
Bunu Buharî ve Muslim rivayet etmişlerdir.

41. Peygamber Efendimiz’in (Sallallahu aleyhi ve sellem): “Dilersen ALLAH’tan (Celle celalühü)dile yardım dilersen de ALLAH’tan (Celle celalühü) yardım dile.” mealindeki buyurduğu sözde denilmek istenen şey nedir?

Bu demektir ki öncelik bakımından kendisinden istenilecek ve kendisinden yardım istenilecek ALLAH’tır (Celle celalühü). Bu ALLAH’tan (Celle celalühü) başka birisinden bir şey istenilemez veya ALLAH’tan (Celle celalühü) başka birisinden yardım istenilemez anlamına gelmez.

 

 Bu İbn-i Hibbân’ın rivayet ettiği şu hadise benzer mealen: “… ve yemeğini takva sahibinden başkası yemesin.” Yani yedirilmede öncelikli olan takva sahibidir. Bu demek değil ki günahkâr birisine yemek yedirmek haramdır. ALLAH (Celle celalühü) Kuran’da kendilerinde belirli sıfatlar bulunduran müslümanları şu kavlinde methetmiştir:

وَيُطْعِمُونَ الطَّعَامَ عَلَى حُبِّهِ مِسْكِيناً وَيَتِيماً وَأَسِيراً

 

Manası: Onlar yemeği miskine yetime ve esire seve seve yedirirler. (İnsan/8)

Buradaki esir ile denilmek istenen gayrimümindir. Sahih i Buharî ve Müslim’de geçen üç kişi salih amellerinin hürmetine (değeri için) ALLAH’tan (Celle celalühü) çıkamadıkları mağaradan kendilerini kurtarmasını dilemişlerdir. Bunun üzerine ALLAH (Celle celalühü) onların sıkıntılarını gidermiştir.

42. Peygamber Efendimiz’in (Sallallahu aleyhi ve sellem) kabrini ziyaret etmenin erkeklere ve kadınlara caiz olduğuna dair delil nedir?

Peygamber (Sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz’in kabrini ziyaret etmek icma ile sünnettir. Bunu Kâdî İyâd ve Nevevî (rahmetullahi aleyhima) nakletmişlerdir.
ALLAH (Celle celalühü)) şöyle buyurmuştur:

وَلَوْ أَنَّهُمْ إِذ ظَّلَمُواْ أَنفُسَهُمْ جَآؤُوكَ فَاسْتَغْفَرُواْ اللّهَ وَاسْتَغْفَرَ لَهُمُ الرَّسُولُ لَوَجَدُواْ اللّهَ تَوَّاباً رَّحِيماً

 

Manası: Şayet onlar kendilerine karşı zulümde bulunup da ALLAH’ın Resûlü’ne gitseler ve ALLAH’tan af dileseler bir de ALLAH’ın Resûlü onlara af dilese ALLAH onların tevbelerini kabul eder ve onlara rahmet eder. (Nisa/64) 

Hadis-i şerif mealen: “Kim kabrimi ziyaret ederse ona şefaatim gerekmiştir.” Bunu Dârakutnî rivayet etmiştir. Hadis hafızı Subkî de bunun isnadının kuvvetli olduğunu bildirmiştir.

“Ancak üç mescide yolculuk yapılır.” mealindeki hadis-i şerife gelince bu demektir ki kim bir mescide namaz için yolculuk yapmak istiyorsa o zaman bu üç mescide yolculuk yapmalıdır. Çünkü bu mescidlerde namazın ecri katlanmaktadır. Bu ise farz olduğuna değil mendup olduğuna hamledilir. O hâlde bu hadis namaz için yolculuk yapmakla ilgilidir. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz’in kabrini ziyaret etmenin caiz olmadığı anlamına da gelmez.

43. Teberrükün (bereketlenmenin) caiz olduğuna dair delil nedir?

Peygamber (Sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz’le ve eserleriyle teberrük etmek caizdir. ALLAH (Celle celalühü) Yûsuf (aleyhi’s-selam) hakkında haber vererek şöyle buyurmuştur:

اذْهَبُواْ بِقَمِيصِي هَـذَا فَأَلْقُوهُ عَلَى وَجْهِ أَبِي يَأْتِ بَصِيراً

 

Manası: Yûsuf şöyle demiştir: “Benim bu gömleğimi götürüp babamın yüzüne temas etmesini sağlayın ki tekrar görsün.” (Yusuf/93)

Hadis-i şerif mealen: “Peygamber Efendimiz (Sallallahu aleyhi ve sellem) saçlarını taksim edip onları insanların arasında onlarla teberrük etsinler diye dağıtmıştır” Bunu Şeyhân rivayet etmiştir.

44. Kişinin üzerinde Kur’an’ın veya benzeri şeylerin yazılı olup haram kılınmış tılsımların bulunmadığı bir muskayı taşımasının caiz olduğuna dair delil nedir?

ALLAH (Celle celalühü) şöyle buyurmuştur:

وَنُنَزِّلُ مِنَ الْقُرْآنِ مَا هُوَ شِفَاءوَرَحْمَةٌ لِّلْمُؤْمِنِينَ

 

Manası: Biz Kur’an’dan mü’minler için şifa ve rahmet olacak şeyler indiriyoruz (İsra/82)

Hadis-i şerif mealen: Abdullâh İbnu Ömer (radıyallahu anhuma) şöyle demiştir: “Çocuklarımıza Kuran’dan olan ayetleri öğretirdik. Buluğ çağına varmamış olan için de onları (ayetleri) bir kâğıda yazıp onu boynuna asardık.” Bunu Tirmizî rivayet etmiştir.

45. ALLAH’ı (Celle celalühü) cenazelerde zikretmek hakkında bilgi ver.

ALLAH’ı (Celle celalühü) cenazelerde zikretmek hilaf olmaksızın caizdir. ALLAH (Celle celalühü) şöyle buyurmuştur:

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اذْكُرُوا اللَّهَ ذِكْراً كَثِيراً

Manası: Ey iman edenler ALLAH’ı çokça zikredin. (Ahzab/41)

Ayrıca ALLAH (Celle celalühü) şöyle buyurmuştur:

الَّذِينَ يَذْكُرُونَ اللّهَ قِيَاماً وَقُعُوداً وَعَلَىجُنُوبِهِمْ

 

Manası: Ayakta otururken ve yanı üzerine uzanırken ALLAH’ı zikredenler. . . (Al-i imran/191)

Hadisi Şerif mealen: “Rasûlullâh (Sallallahu aleyhi ve sellem) ALLAH’ı (Celle celalühü) bütün hallerinde zikrederdi.” Bunu Muslim rivayet etmiştir.

46. Te’vil hakkında bilgi ver.

Te’vil nassa (Kur’an’da veya hadiste geçen metne) zahiri haricinde kalan bir mana vermektir ki bunu yapmak zahiren ALLAH’ın (Celle celalühü) uzuv olan el ve yüzü olduğunu veya Arş’ın üzerinde oturduğunu veya bir yönde bulunduğunu veya yaratıkların sıfatlarından herhangi bir sıfatla vasıflandığını hayal ettiren ayetlerde ve hadislerde caizdir. ALLAH (Celle celalühü) şöyle buyurmuştur:

وَمَا يَعْلَمُ تَأْوِيلَهُ إِلاَّ اللّهُ وَالرَّاسِخُونَ فِي الْعِلْمِ

 

Manası: Onun (Kur’an’ın) te’vilini Allâh ve ilimde derin bilgisi olanlardan başkası bilmez. (Al-i imran/7) 

İbni Abbâs’a (radıyallahu anh) dua edildiği Hadis-i şerif mealen: “Yâ ALLAH (Celle celalühü) Ona hikmeti ve kitabın te’vilini öğret.” Bunu Buharî İbnu Mace ve hadis hafızı İbn’ul Cevzî rivayet etmişlerdir.

47. İmanın salih amellerin kabul olması için şart olduğuna dair delil nedir?

ALLAH (Celle celalühü) şöyle buyurmuştur:

وَمَن يَعْمَلْ مِنَ الصَّالِحَاتَ مِن ذَكَرٍ أَوْ أُنثَى وَهُوَ مُؤْمِنٌ فَأُوْلَـئِكَ يَدْخُلُونَ الْجَنَّةَ وَلاَ يُظْلَمُونَ نَقِيراً

 

Manası: Erkek veya kadın olsun mümin olarak salih amel yapanlar cennete girdirilecek ve kendilerine zerre kadar zulüm edilmeyecektir. (Nisa/124)

Hadis-i Şerif mealen: “Amellerin en faziletlisi ALLAH’a ve Resûlü’ne iman etmektir.” Bunu Buharî rivayet etmiştir.

48. ALLAH’ın (Celle celalühü) şu kavlinin:
كُلُّ شَىْءٍ هَالِكٌ إِلا وَجْهَهُ manası nedir?

İmam Buharî ALLAH’ın (Celle celalühü) şu kavli hakkında:
إِلا وَجْهَهُ yani ALLAH’ın (Celle celalühü) hükümranlığı hariç demiştir.

İmam Süfyân Sevrî (radıyallahu anh) de şöyle demiştir:
إِلا وَجْهَهُ yani ALLAH (Celle celalühü) rızasını kazanmak gayesiyle yapılan şeyler hariç yani salih ameller hariç.

49. ALLAH’ın (Celle celalühü) şu kavli:
أَأَمِنتُم مَّن فِي السَّمَاء أَن يَخْسِفَ بِكُمُ الأَرْضَ ne mânâdadır?

Müfessir Fahruddin Razî tefsirinde ve Ebu Hayyân Endulûsî (radıyallahu anhuma) El Bahrul Muhît kitabında demişlerdir ki: ‘Gökte olanın . . .’ mealindeki lafızdan denilmek istenen meleklerdir. O hâlde bu ALLAH (Celle celalühü) gökte bulunuyor anlamına gelmez.

 
Manası: Gökte olanın sizin altınızdaki yeri çökertmemesinden emin mi oldunuz. (Mülk/16)

50. ALLAH’ın (Celle celalühü) şu kavli:
وَالسَّمَاء بَنَيْنَاهَا بِأَيْدٍ وَإِنَّا لَمُوسِعُونَ ne mânâdadır?

İbnu Abbâs (radıyallahu anh) şöyle demiştir: بِأَيْدٍ yani kudretle…” O hâlde buradaki يد yed ile bizdeki uzuv denilmek istenmemiştir. Muhakkak ki ALLAH (Celle celalühü) bu tür şeylerden münezzehtir.

Manası: Göğü kudretimizle biz kurduk ve şüphesiz bizim (her şeye) gücümüz yeter.

Bu 50 soru “Müslümanların Akidesi” adlı kitaptan kısaltılarak tercüme edilip alınmıştır.

 

 

Gonderen Karasahin
Kategori : Akaid
Tags: , , , , ,

Yorumlar (0)