Sever uzeyir

merhabalar bir arkadaş nikah hakkında bir soru sordu kızdım çok sinir lendim eşim çok üstüme geldim ancak direk söylemedim sinirli olduğum için kapı orda annenin evine git vesair kırıcı söz söylemiş daha sonra barışmışlar hanımıda diretiyormuş beni istemiyormusun ayrıldıkmı boşadınmı şeklinde bu olay farklı zamanlarda bir kaç defada gerçekleşmiş barışmışlar ben de araştırıyorum ibni teymiyeye göre bir hoca arkadaş talakı rici olur dedi hanefiye görede söz önemli niyet manasında kafam karıştı ne cevap vereyim bir kaç kaynak ve bilgi verirmisiniz teşekkürler

BİSMİHİ TEALA

Muhterem kardeşim;

Boşama ifade eden sözler sarih (açık) ve kinayeli olmak üzere iki türlüdür. Sarih olan yani seni boşadım gibi erkeğin eşini boşadığını ifade eden sözler ağızdan çıktığı andan hiç bir izahata ihtiyaç duyulmadan boşanma gerçekleşir.

Kinayeli sözlerden olan kapı orada, gözümün önünden defol, babanın evine git v.s gibi sözler ise izahata ve bu sözleri söyleme esnasında hangi niyet ile söylendiğine bakılır. Eğer erkek bu sözleri söyleme esnasın da (hangi şart altında olursa olsun) boşanmayı/boşamayı kast ediyorsa bir kere boşama gerçekleşir.

 Ancak soruda açık olarak belirtilmediği için sinirlilik esnasında bu gibi ifadelerin kullanılmasında sinirliliğin ölcüsü önemlidir. Yani eğer kişi sinirlilik esnasın da ne söylediğini bilemeyecek bir durumda (ki bu durum bir nevi delirme haline benzer) ise bu durumda boşanma gerçekleşmez. Nitekim İbn-i Mace’nin Hz. Aişe’den (radıyallahu anha) rivayet ettiği hadis-i şerifte

 لا طلاق ولا عتاق فى إغلاق

‘‘ (gazablık halinde ki) Kızgınlık  esnasında boşama da  köle azad etmede yoktur (itibar edilmez).‘‘ (İbn-i Mace, 2036)

Zira bu esnada kişinin iradesi elinden gitmiş, sağlıklı ve mantıklı bir düşünme yeteneğini kaybetttiği için bu esnada kullandığı ifadeler boşanmaya yönelik olarak kabul edilmez.  (İbn-i Abidin, Reddul muhtar, c: 3 sh:244)

İbn-i teymiyye’nin söylediği üç talak bir mecliste verilirse bu ric’i mi, yoksa üç talak mı olur? Sorusuna ric’i olur demektir. Yoksa farklı zamanlarda verilen tek talak ric’i talak olur demek değildir.

Bir mecliste verilen üç talakın, bir talak mı, yoksa üç talak mı sayılacağı meselesi hususunda  ihtilaf edilmiştir.

Bir mecliste verilen üç talak’ın bir talak sayılacağını kabul edenler ve delilleri:

1) طَلَّقَ رُكَانَةُ امْرَأَتَهُ ثَلاَثًا فِى مَجْلِسٍ وَاحِدٍ فَحَزِنَ عَلَيْهَا حُزْنًا شَدِيدًا فَسَأَلَهُ رَسُولُ اللَّهِ -صلى الله عليه وسلم- :« كَيْفَ طَلَّقْتَهَا؟ ». قَالَ : طَلَّقْتُهَا ثَلاَثًا فَقَالَ :« فِى مَجْلِسٍ وَاحِدٍ ». قَالَ : نَعَمْ قَالَ :« فَإِنَّمَا تِلْكَ وَاحِدَةٌ فَأَرْجِعْهَا إِنْ شِئْتَ ». فَرَاجَعَهَا

 

 

 

‘‘Rukane (radıyallahu anh) karısını bir mecliste üç talak ile boşamıştı. Daha sonra bu yaptığına pişman olup çok üzüldü. Ve resulullah’a (Sallallahu aleyhi ve sellem) gelerek  durumu anlattı. Bunun üzerine resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) ‘‘ karını nasıl boşadın?‘‘ diye sordu. Onun ‘‘ üç talak ile boşadım‘‘ cevabı üzerine resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem)  ‘‘ bir mecliste mi boşadın?‘‘ diye sorar o da ‘‘ evet bir mecliste‘‘ diye tasdik edince resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) ‘‘ bu bir (ric’i) talaktır. İstersen karına geri  dönebilirsin‘‘ deyince  oda karısına geri döndü.‘‘  (Beyheki, sünenü kübra, 15382)

 

2) كَانَ الطَّلَاقُ عَلَى عَهْدِ رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ وَأَبِي بَكْرٍ وَسَنَتَيْنِ مِنْ خِلَافَةِ عُمَرَ طَلَاقُ الثَّلَاثِ وَاحِدَةً

 

İbn-i Abbas’tan (radıyallahu anh) rivayet edildiğine göre kendisi şöyle demiştir:

 Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) dönemi ile Ebu Bekir’in (radıyallahu anh) hilafeti zamanında ve Ömer’in (radıyallahu anh) hilafetinin iki senesinde üç talak bir talak sayılıyordu. (Müslim, 2689)

 

3)أَنَّ أَبَا الصَّهْبَاءِ قَالَ لِابْنِ عَبَّاسٍ أَتَعْلَمُ أَنَّمَا كَانَتْ الثَّلَاثُ تُجْعَلُ وَاحِدَةً عَلَى عَهْدِ النَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ وَأَبِي بَكْرٍ وَثَلَاثًا مِنْ إِمَارَةِ عُمَرَ قَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ نَعَمْ

 

Ebu‘s-Sahbâ, İbn-iAbbas’a (radıyallahu anhuma) ‘‘ Sen resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) zamanında ve Ebu Bekir ile Ömer’in (radıyallahu anhuma) iki senesinde üç talakın bir talak sayıldığını bilmiyor musun? diye sorması üzerine İbn-i Abbas (radıyallahu anh) ‘‘evet biliyorum‘‘ demiştir. (Ebu Davud, 1881)

Sahabe-i kiram’dan (radıyallahu anhum) Zübeyr ibn-i Avvam, Abdurrahman ibn-i Avf, Hz. Ali ve İbn-i Mes’ud (radıyallahu anhum), Tabii’den Tâvus, İkrime, Muhammed ibn-i İshak, Haccac ibn-i ertat, Nehai,  Süleyman ibn-i Mukatil (rahmetullahi aleyhim) ile Zahiriler, Şii’lerden İmamiye kolu ve ibn-i Teymiyye bu hadisleri delil kabul ederek bir meclisten verilen üç talakın  bir talak sayılacağını kabul etmişlerdir.

 İbn-i Teymiyye resulullah’tan (Sallallahu aleyhi ve sellem) bu konu hakkında bunlardan başka hiç bir sahih hadis’in rivayet edilmediği rivayet edilenlerin ise mevzu olduğu iddiasında da bulunmuştur.  (Feteva-i kübra, c: 3 sh: 224 ve 253)

 Bu görüşte olanların kıyas’tan delilleri ise şu şekildedir:

Zina isnadın sonucu yapılan lânetleşme esnasında liân şehadetinin dördünü birden bir kelime ile getiren kimsenin bu toplu şehadeti dört şehadet sayılamıyacağı, bir şehadet sayılacağı hususunda icma vardır. Ayrıca Hacc esnasın da Cemre’de yedi taş birden atılırsa bunun da bir sayılacağı, toptan atılmasının caiz olmayacağı hususunda da icma bulunmaktadır. Aynı şekil de bir kişi resulullah’a (Sallallahu aleyhi ve sellem) bin kere salavat getireceğine dair yemin etse ve ‘‘ ALLAH’ım (Celle celalühü) peygambere (Sallallahu aleyhi ve sellem) bin kere salat eyle‘‘ dese, yeminini yerine getirmiş olmaz. Birer birer bin tane salavat getirmesi vacip olur. (İbn-i Teymiyye, mecmuu Feteva, c:33 sh:13,14,15)

 Bir mecliste verilen üç talak’ın geçerli olduğunu kabul edenler ve delilleri:

1) Acluni Uveymir‘in (radıyallahu anh) karısının zina yaptığına dair iddiası sonucu yapılan mulâane (lânetleşme) hadisi uzun olduğundan sadece gerekli olan kısmı tercüme olarak aldım.

 Sehl İbn-i sa’d’ın (radıyallahu anh) rivayetine göre Aclâni uveymir (radıyallahu anh) karısına zina suçu isnad etmesi üzerine Liân âyeti kerimesi nazil oldu ve Uveymir (radıyallahu anh) ile karısı arasın da mülâane (lânetleşme) yapılmıştı. Mülâane’den sonra  Uveymir (radıyallahu anh): ‘‘ Ya resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem), şimdi ben karımı nikâhım altın da tutacak olursam ona zulmetmiş olurum. Kendim de ona karşı yalancı durumuna düşer töhmet altında kalırım‘‘ diyerek resulullah‘ın (Sallallahu aleyhi ve sellem) bir şey demesine fırsat vermeden karısını üç talak ile boşar. Resullullah‘ta (Sallallahu aleyhi ve sellem) bu üç talağı geçerli olarak kabul etti. (Buhari, 4376)

 

2) أَنَّ امْرَأَةَ رِفَاعَةَ الْقُرَظِيِّ جَاءَتْ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَقَالَتْ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّ رِفَاعَةَ طَلَّقَنِي فَبَتَّ طَلَاقِي

 

Hz. Aişe’nin (radıyallahu anha) haber verdiğine göre

Rıfâa kurazi’nin (radıyallahu anh) karısı resulullah’a (Sallallahu aleyhi ve sellem) gelerek ‘‘ Ya resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) rıfâa (radıyallahu anh) beni boşadı ve boşamayı kesinleştirdi‘‘ dedi. (Buhari, 4856)

 

3) أَنَّ رَجُلًا طَلَّقَ امْرَأَتَهُ ثَلَاثًا فَتَزَوَّجَتْ فَطَلَّقَ فَسُئِلَ النَّبِيُّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ أَتَحِلُّ لِلْأَوَّلِ قَالَ لَا حَتَّى يَذُوقَ عُسَيْلَتَهَا كَمَا ذَاقَ الْأَوَّلُ

 

Hz. Aişe’den (radıyallahu anha) rivayet edildiğine göre

 Adamın biri karısını üç talak ile boşadı, kadın da başka biri ile evlendi bir müddet sonra bu kocası da onu boşayınca resulullah’a (Sallallahu aleyhi ve sellem) ilk kocama dönebilir miyim? Diye sordu. Resulullah‘da (Sallallahu aleyhi ve sellem) İlk kocanın senin balından tattığı gibi tatmadan (cinsi münasebette bulunmadan) dönemezsin.‘‘ buyurdu. (Buhari, 4857)

 

4) أُخْبِرَ رَسُولُ اَللَّهِ – صلى الله عليه وسلم – عَنْ رَجُلٍ طَلَّقَ اِمْرَأَتَهُ ثَلَاثَ تَطْلِيقَاتٍ جَمِيعًا , فَقَامَ غَضْبَانَ ثُمَّ قَالَ : ” أَيُلْعَبُ بِكِتَابِ اَللَّهِ تَعَالَى , وَأَنَا بَيْنَ أَظْهُرِكُمْ” . حَتَّى قَامَ رَجُلٌ , فَقَالَ : يَا رَسُولَ اَللَّهِ ! أَلَا أَقْتُلُهُ ?

 

 

 

‘‘ Resulullah’a (Sallallahu aleyhi ve sellem) bir adamın karısını üç talak ile boşadığı haber verilince hiddetli bir şekilde ayağa kalktı ve ‘‘ Ben aranızdayken ALLAH’ın (Celle celalühü) kitabıyla  oyun mu oynuyor sunuz?‘‘ dedi.‘‘ (Buluğul meram, 1072)

 Sahabe-i kiram’dan (radıyallahu anhum) bir çoğunun ve Tabii’nden Evzaî, Sevri, İshak İbn-i Râhuye ve Ebu Sevr’in (rahmetullahi aleyhim) ve dört mezhebin genelinin hulasa Cumhur ulemanın görüşü bu yöndedir.

 Cumhur ulema’nın görüşünü destekleyen delilleri kısaca şu şekilde özetleyebiliriz.

 1) ALLAH (Celle celalühü) boşanmayı hudud olarak ifade etti ve erkekleri gerektiği zaman bu yola başvurmaları gerektiğini beyan etmiştir. Erkekelerin bu ruhsatı kullanmaları halinde teker teker kullanabilecekleri gibi toptan veya ayırarak kullanabilmeleri de caizdir.

 2) Resulullah‘ın (Sallallahu aleyhi ve sellem) zamanın da, Hz. Ebu Bekir ile Hz. Ömer’in (radıyallahu anhuma) iki senesinde üç talak bir talak sayılırdı. Sonra Hz. Ömer (radıyallahu anh) İnsanlar kocanın boşanma için başvurmaların da haklarını kullanmaya izin varken, teenni ile hareket edecekleri yerde suistimal ederek üç talak vermede aceleci davrandılar. Artık bunların aleyhinde üç talakı kabul etme zamanı geldiğinden onlar aleyhinde bir ceza olarak bunu kabul ettik. Sözü karşısında hiç bir sahabe-i kiram itiraz etmemiştir. Bu da üç talakın caiz olduğuna dair sahabenin icmasıdır.

 3) Tavus’un rivayetinde (tek talak kabul edenlerin delillerinden ikinci rivayet) vehim ve galat vardır. Ve doğudan batıya, hicaz, Şam ve Irak şehirlerinden hiç bir alim bu rivayete meyletmemişlerdir.

 4) Said İbn-i Cübeyr (rahmetullahi aleyh) ve tabii’nden bir çok alim İbn-i Abbas’ın (radıyallahu anh) rivayet ettiği Rükane  hadisine zıt olarak karısını üç talak ile boşayan bir adamın fetva istemesinde İbn-i Abbas (radıyallahu anh) ‘‘ Sen rabbine isyan etmişsin, karın senden talak-ı bain ile boş olmuştur.‘‘ şeklinde fetva verdiğini rivayet etmişleridir.

 5) Rukane (radıyallahu anh) hadisi muzdarib ve munkatidir. Dolayısıyla hiç bir yönden delil olarak kabul edilemez. Evet Rukane (radıyallahu anh) karısını boşamıştır. Ancak resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) bu boşamadan neyi kastettiğine dair yemin etmesini isteyince, Rukane (radıyallahu anh) sadece bir talak’ı kastettiğine dair yemiş etmiş ve resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) bunun üzerine karısına dönmesine izin vermiştir. Bu da izdirabtır, ve hiç bir yönden delil olamaz. ( İbn-i Hacer, Tuhfetü’l mutac/ İbn-i Hümam, Fethu’l kadir/ İbn-i Abidin, Reddul muhtar/ Muhammed Ali Sabuni, Tefsiru’l Ayati’l Âhkam v.s)

 Cumhur Ulema bir mecliste verilen üç talak’ın tek talak sayılacağını kabul edenlerin kıyaslarına da kısaca şu şekilde cevap vermiştir:

 Kitab ve sünnet’te bulunan bir mesele, kıyas ve ictihada konu olamaz. Sonra bu kıyas’lar farklı birer kıyastır.

 Birincisi: Liân meselesin de bir aile’nin namusu söz konusu olduğundan kocanın zina suçlamasında geri dönmesi ümidi ile dört şehadetin ayrı ayrı yerine getirilmesi meşru kılınmıştır.

 İkincisi: Cemre’de atılan taşlar ve bunların yedi tane olması teabbudi (hikmeti bilinemeyen) bir emirdir.

 Üçüncüsü: Salavatı şerifenin sayısını kast ve irade etmek örf  ve adetle alakalı bir husustur.

 Netice:

 1) Kızgınlık esnasın da söylenilen kinayeli sözler ile bir talak meydana gelir. Ancak bu kızgınlık hali, aşırı derece bir kızgınlık, ne söylediğini bilemeyecek bir durum olursa bu durum bir nevi delilik gibi değerlendirildiğinden dolayı bu halde söylenen sözlerin kıymeti harbiyesi yoktur.

 2) Resulullah‘ın (Sallallahu aleyhi ve sellem) tek mecliste verilen üç talakı bir talak olarak kabul ettiği gibi, bir mecliste verilen üç talakı de geçerli kabul ettiğine dair rivayetler bulunmaktadır.

 İbn-i Teymiyye’nin bu konuda başka sahih hadis bulunmamaktadır iddia’sı mesnedsiz bir iddia’dır.

 Cumhur ulemanın delilleri diğer görüş sahiplerine nazaran daha kuvvetli olduğundan, ehl-i sünnet ve’l cemaat bir mecliste verilen üç talak geçerlidir görüşündedir.

 

Mikail

 Asker çizmesine mesh edilir mi? Yoksa altına mest giymek şart mı? Yani içine

 BİSMİHİ TEALA

 Öncelikle zamanımızın şart ve durumları ile resulullah’ın (Sallallahu aleyhi ve sellem) bulunduğu dönemin şartları aynı değildir. Dolayısıyla hadisler de ifade edilen bazı hükümlerin günümüz şartları içerisin de değerlendirilmesin de bazı müşküller çıkabilir. Bunda en büyük etkenlerden birisi de gerek resulullah’ın (Sallallahu aleyhi ve sellem) yaşadığı coğrafik özellikler, gerekse o dönem de giyilen ayakkabı çeşitleri olabilir. Mesela Tirmizi’nin şemail-i şerifin’de belirttiğine göre resulullah’ın (Sallallahu aleyhi ve sellem)

 

 Giydiği ayakkabı günümüzde parmak arası denilen bir modeldedir. Bunun içindir ki hadis-i şeriflerde ‘‘resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) çorab ve ayakkabı üzerine mesh etti‘‘ şeklinde ki rivayetleri alarak günümüz şartlarında da ayakkabı üzerine mesh yapılabilir demek kolay gözükmemektedir.

 Kaldı ki bu gibi rivayetler hakkında muhaddisler ihtilaf etmişlerdir. Nitekim Ebu Davud’un Muğire b. Şu’be’den (radıyallahu anh) rivayet ettiği

 

أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ تَوَضَّأَ وَمَسَحَ عَلَى الْجَوْرَبَيْنِ وَالنَّعْلَيْنِ

 

‘‘ Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) abdest alırken çorabları ve ayakkabıları üzerine meshetmiştir.‘‘ (Ebu davud, 159) hadis-i şerifini naklettikten sonra

‘‘ Ebu Davud: Abdurrah b. Mehdi (radıyallahu anh) bu hadisi rivayet etmedi. Zira Ebu Muğire’den (radıyallahu anh) ma’ruf olan rivayet resulullah’ın (Sallallahu aleyhi ve sellem) mestler üzerine meshetmesidir. Demiştir. Ebu Davud: Yine Ebu Musa Eş’ari’den (radıyallahu anh) ‘‘Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) çorabları üzerine meshetti‘‘ hadisini rivayet etti ve bu hadis muttasıl ve kuvvetli değil demiştir. Muttasıl omaması hususun da Dahhak (rahmetullahi aleyh) Abdurrah ebu Musa’dan hadis işitmemiş ve İsa b. Sinan zayıftır demiştir. Kuvvet olmaması hakkın da ise muttasıl olmaması sebebi ve sinan’ın zayıf olması sebebiyle kuvvetli değil.‘‘ (Azimabadi, Avnul ma’bud, c: 1 sh: 214) değerlendirilmesinde bulunulmuştur.

 El Menhel yazarı da: ‘‘ Fıkıhcılar ile hadisçilerin bir kısmı bu hadisi zayıf görmüştür, der, Daha sonra Abdurrahman b. Mehdi’nin (rahmetullahi aleyh) söz konusu hadisi rivayet etmemek için gösterilen gerekçenin şu şekilde reddedildiğini nakleder: Resulullah’ın (Sallallahu aleyhi ve sellem) mestler üzerine mesh ettiğine dair El- Muğire‘nin (radıyallahu anh) rivayeti bu rivayete muhalif değildir. Zira El-Muğire’nin (radıyallahu anh) resulullah’ın (Sallallahu aleyhi ve sellem) mestler üzerine meshettiğini görünce, bunu rivayet etmesi; başka bir zaman da çorablar üzerine meshettiğini gördükten sonra bu hali de rivayet etmesi muhtemeldir. ( Hatiboğlu, İbn-i mace tercüme ve şerhi, c:2 sh: 220)

 Çorab ve ayakkabı üzerine mesh yapmak hususuna gelince: İmam-ı Azam’ın ilk görüşüne göre eğer çorabın altı ve üstü deriden değilse üzerine mesh yapmak caiz değildir. Zira bu tür çorablar da mesh  manası bulunmamaktadır. İmameyn’e (rahmetullahi aleyhima) göre ise, eğer çorab mest gibi ayağı örter, altını göstermez, bırakıldığında dik olarak durabilirse bu çorablar üzerine mesh caizdir. Vefat etmeden önce İmam-ı Azam’ın da, imameyn’in (rahmetullahi aleyhim) görüşüne döndüğü sabittir.

 Hanefi mezhebin de üzerine mest yapılacak çoraplar keçe gibi bırakıldığın da kendi kendine dik olarak durabilecek kadar kalın, kendileri ile bir fersah (takriben 5 kilometre)  yol  yürümek mümkün olursa, mest gibi ayağı sarar, altında ki deriyi göstermeyecek kadar kalın, veya altları veya üstleri deriden imal edilmiş olursa imameyn’in (rahmetullahi aleyhima) fetvasına göre bunlara mesh yapmak caiz olur. ( İbn-i Abidin, reddül muhtar, c: 2 sh:306/  Mebsud, c:1 sh:289/ Damad, c:1 sh: 111 v.s) Ancak günümüzde genellikle kullanılan ince çoraplar üzerine mesh yapmak caiz değildir. Zira bu çoraplar mest şartlarını taşımamaktadır.

 Ayakkabı üzerine mest yapmaya gelince, Eğer giyilen ayakkabı resulullah‘ın (Sallallahu aleyhi ve sellem) giydiği gibi parmak arası  sandelet türü olur ve bu ayakkabının altında mest olursa buna mesh yapmak caizdir. Zira bu tür ayakkabıda yapılan mest direk olarak altında ki mesttin üzerine yapılmaktadır.

 Mestler üzerine giyilen çizme veya bot türü ayakkabılar, eğer mestler giyildikten, ve mestler üzerine mesh yapılmadan ve abdest bozulmadan giyilirse bunlara mesh yapmak caiz olur. Ancak abdest bozulduktan sonra giyilir ise o zaman çizme üzerine mesh yapmak caiz olmaz. Bu gibi çizme veya ayakkabı ayaktan çıkarılır ise, ayaktaki mesh bozulmuş olur, ve ayakları yıkamak gerekir. (Serahsi, Mebsud, c: 1 sh:184 v.s)

Meçhul adam

 Benim size sorum muska ile ilgili olacak. Birçok hoca muska takmanın İslam da olmadığını çünkü peygamberin ‘’ rukye, temime ve tivale takmak şirk’’ olarak vasıflandırdığını, bunun için bu gibi şeylerin caiz olamayacağını söylemektedir. Bunun yanın da bazı kişiler ise bu konuda alimlerin izin verdiğini söylemektedirler.

 Bu konuda ister istemez ikilem arasında kalınmakta. Zira bir yanda peygamberin sözü, diğer yanda alimlerin sözü, bu durumda nasıl davranmak gerekir?

 BİSMİHİ TEALA

 Öncelikle resulullah’ın (Sallallahu aleyhi ve sellem) birbirinden farklı hadislerinin olduğunu, bu durum da nasıl davranılması gerektiğini iyi bilmek gerekir. Zira (zahiren de olsa) birbiri ile çelişen hadislerin olduğu konularda peygamberin (Sallallahu aleyhi ve sellem) varisleri durumun da olan ulemanın sözlerine uymak gerekmektedir.

Usul ulemasının aralarında ihtilaf ettiği konulardan birisi de, zahiren birbiri ile çelişen hadislerin halli konusudur. Zira ulemanın fıkhi konularda ki farklı görüşlerinin temelinde bu yatmaktadır. Bundan dolayı hadisleri anlamak için usulü hadis’in iyi bilinmesi gerekir. Çünkü hadisler içerisinden bir hadisi alarak, diğer hadisleri göz ardı etmek ve bütün olayı bir hadis üzerinden hükme bağlamak gerek hadislerde, gerekse konularda yanlış hükme varmanın yolunu açar.

 Zahiren birbiri ile çelişen hadislerin ‘’Nesh’’ ile alakası olduğundan sadece hadis ilminin bilinmesi yanında diğer ilimlerin de bilinmesi gerekmektedir. Nitekim Tecrid sahibi Ahmed Naim (rahmetullahi aleyh) ‘’ Böyle mühim bir işi başarabilenler ekser-i ulumda; bahusus hadis, fıkıh, usul ve kelamda beraat-i tammesi olan eimme-i a’lamdır ki, bunlar hadis ile fıkıh sınaatlerini bi-hakkın cami’, mânia-i dakika sayyadları ve ilim dalgıçlarıdırlar.’’ (Tecrid, Mukaddime, sh:251) gibi veciz söylerle bunu izah etmektedir. Bu kısa izahtan sonra….

 Muska takmak ile alakalı hususların hikmetini iyi anlamak zorundayız. Zira resulullah’ın (Sallallahu aleyhi ve sellem) ‘’Şirk’’ olarak vasıflandırdığı ‘’Temaim’’ ve ‘’ Tivele’’ farklı şeylerdir ‘’İstirka’’ farklı bir şeydir. Öncelikle kelimelerin kısa manalarını izah edelim.

İstirka: Baskasının üzerine okuması demektir.

Temaim: Temime’nin çoğulu olup muska ve boncuk demektir.

Tivele: Genellikle Temime ile eş manada kullanılmakla beraber, bazı lügat ehline göre sihir için kullanılan muska ve boncuk demektir.

 

Nitekim ‘’ إِنَّ الرُّقَى وَالتَّمَائِمَ وَالتِّوَلَةَ شِرْكٌ ’’ Şüphesiz rukye, temaim ve tileve takmak şirktir’’ (Ebu davud, 3879) hadisinin şerhin de Azimabadi (rahmetullahi aleyh) şöyle demektedir:

 ‘’ Hattabi (rahmetullahi aleyh) şöyle demektedir. ”Rukye’ye gelince o yasaklanmıştır. Rukye arabca dili haricinde başka bir dil ile yazılınca içeriğinin ne olduğu bilinemez, onun sihir veya küfür üzerine bir şey olduğu umulabilir. Ancak içeriği bilinir veya içeriğinde ALLAH’ın (Celle celalühü) zikri olursa, o zaman bu şekildeki bir rukye mustehabtır ve onunla teberrük edilebilir.

Temaim ‘’Temime’’ni çoğulu olup, bunda ALLAH’ın  (Celle celalühü) isimlerinden bir isim veya ayetlerden bir ayet veya resulullah’tan (Sallallahu aleyhi ve selem) tavsiye edilen duaların bulunmadığı ve çocuklara takılan şeydir. ‘’Tivele’’ hakkında ise Hattabi (rahmetullahi aleyh) ‘’ Bu sihirden bir parçadır’’ demektedir. Esmai (rahmetullahi aleyh) ise, ‘’kadının kocası için kendisini sevsin diye yapılan bir şeydir’’ demiştir.

 ….. Bunlar sihir için okunan ve muhabbet olması için yazılan şeylerdir.  Bunlar insanı gizli ve açık şirke götürür. Ve bunların şirk olarak vasıflandırılması bunları tesir edici olduklarına inanıldıkları ve takıldıkları için şirk olarak vasıflandırılmışlardır.’’ (Azimabadi, Avnul ma’bud c:10 sh: 293)

 Azimabadi’nin (rahmetullahi aleyh) izah ettiği gibi ‘’Temaim’’ ve ‘’Tivele’’ içlerinde ALLAH’ın (Celle celalühü) ismi, kur’an-ı kerim’den ayet ve resulullah’ın (Sallallahu aleyhi ve sellem) tavsiye ettiği dua’ların bulunulmadı ve şifa verici olarak bunların kabul edildiği şeylerdendir. Cahiliye devrinde bunların belaları kendilerinden uzaklaştırdığına inanıldıkları ve itikad edildikleri için takılan şeyler olduğundan, İslâm onların bu batıl itikadlarını iptal etmiş ve resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) bunları yasaklamıştır.

 Eğer takılan muska da manası anlaşılamayan yazılar bulunur, ALLAH’ın (Celle celalühü) isimleri ve resulullah’ın (Sallallahu aleyhi ve sellem) tavsiye ettiği dua’lar bulunmaz ve mavi boncuk, ip v.s gibi şeyler belalardan, nazardan korur inancıyla takılırsa bunlar haramdır. Nitekim

 

أَنَّهُ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ أَبْصَرَ عَلَى عَضُدِ رَجُلٍ حَلْقَةً  فَقَال : وَيْحَكَ مَا هَذِهِ ؟ قَال : مِنَ الْوَاهِنَةِ . قَال أَمَّا إِنَّهَا لاَ تَزِيدُكَ إِلاَّ وَهْنًا ، انْبِذْهَا عَنْكَ فَإِنَّكَ لَوْ مِتَّ وَهِيَ عَلَيْكَ مَا أَفْلَحْتَ أَبَدًا

 

 

‘’ Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem)  bir adamın pazusunda bağlı bir halka görünce ‘’ Yazıklar olsun sana, bu nedir?’’  diye sorar. Bunun üzerine adam ‘’ çok zayıf olmam sebebiyle taktım.’’ deyince, resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem):

 ‘’ Bu sendeki zayıflığı artırmaktan başka bir işe yaramaz. Çıkar at onu. Eğer o şey üzerindeyken ölürsen asla iflah olmazsın.’’ diye cevap verir. (Ahmed b. Hanbel, c: 4 sh: 445) hadis-i şerifi buna işaret etmektedir. (Burada bir parantez açmak gerekir. İnsan bir şeyi hatırlamak için parmağına ip v.s bağlamasını hadis-i şerifteki hadiseyle karıştırmamak gerekir. Zira parmağa bağlanan ip unutulan birşeyi hatırlamak veya bir şeyi unutmamak amacıyla bağlanmaktadır ki bu caiz olan bir şeydir.)

 Bununla beraber takılan muskada ki yazılar manası anlaşılıyor, resulullah’ın (Sallallahu aleyhi ve sellem) tavsiye ettiği dua’lardan oluşuyorsa resulullah’ın (Sallallahu aleyhi ve selem) bunlara izin verdiği rivayet edilmekte hatta bunlarla teberrük dahi edilebilmektedir. Hattabi’de (rahmetullahi aleyh) buna işaret etmektedir. Nitekim Tirmizi’nin Enes’ten (radıyallahu anh) rivayet ettiği

 

أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ -صلى الله عليه وسلم- رَخَّصَ فِى الرُّقْيَةِ مِنَ الْحُمَةِ وَالْعَيْنِ وَالنَّمْلَةِ.

 

 ‘’ Muhakkak ki resulullah (Sallallahu aleyhi ve selem) zehirli hayvan sokmasından, nazar değmesinden ve vücutta çıkan yaralardan dolayı rukyeye izin verdi.’’ (Tirmizi, 2195) hadis-i şerifi bunun beyandadır. Hakim’in Mustedrek’in de Hz. Aişe’den (radıyallahu anha) rivayet ettiği

 

ليست التميمة ما تعلق به بعد البلاء إنما التميمة ما تعلق به قبل البلاء

 

‘’ Musibetin gelmesinden sonra asılan şey temime değildir. Ancak temime, musibet gelmeden önce takılan şeydir’’ (c:4 sh: 242 hadis no: 7506) hadis-i şerifi musibetten sonra takılan muskanın temime olarak değerlendirilmediğine işaret etmektedir. Yine Ebu Nuaym’ın Hz. Aişe’den (radıyallahu anha), Deyleminin Hz. Enes’ten (radıyallahu anh) rivayet ettikleri

 

لا بأس بتعليق التعويذ من القرآن قبل نزول البلاء وبعد نزول البلاء

 

‘’ Musibet gelmeden önce de, geldikten sonra kur’an’dan yazılı olan muskaların takılmasında beis yoktur.’’ (Deylemi, 16018) şeklinde ki hadis-i şerifte muskaların takılmasının caiz olduklarına delildirler.

 Sahabe’den Abdullah b. Amr’ın (radıyallahu anh) temyiz yaşında ki çocuklara ıstirka’yı öğrettiği, temyiz yaşından küçük çocuklara ise yazarak boyunlarına astığını bilinmektedir. (Ebu davud,3395)

 Hanefi mezhebi’nin fetva kitablarından ‘’ Feteva-i hindiye’’ de bu konuda şu fetvayı görmekteyiz.

 

وَاخْتُلِفَ فِي الِاسْتِرْقَاءِ بِالْقُرْآنِ نَحْوَ أَنْ يَقْرَأَ عَلَى الْمَرِيضِ وَالْمَلْدُوغِ أَوْ يُكْتَبَ

فِي وَرَقٍ وَيُعَلَّقَ أَوْ يُكْتَبَ فِي طَسْتٍ فَيُغْسَلَ وَيُسْقَى الْمَرِيضَ فَأَبَاحَهُ عَطَاءٌ

وَمُجَاهِدٌ وَأَبُو قِلَابَةَ وَكَرِهَهُ النَّخَعِيّ وَالْبَصْرِيُّ كَذَا فِي خِزَانَةِ الْفَتَاوَى .

وَلَا بَأْسَ بِتَعْلِيقِ التَّعْوِيذِ وَلَكِنْ يَنْزِعُهُ عِنْدَ الْخَلَاءِ وَالْقُرْبَانِ كَذَا فِي الْغَرَائِبِ

 

 

‘’ Hasta üzerine veya zehirli hayvanlar tarafından sokulana okumak veya kâğıda yazarak asmak veya bir kâse’nin içerisine yazarak o kâse’den yıkanmak veya kâse’den hastaya su içirmek hususunda kur’an ile yapılan istirka hakkında ihtilaf edilmiştir. Ata, Mücahid ve Ebu Kilabe bunu muhab görmüşler, Nehai ve Hasani basri (rahmetullahi aleyhim) ise mekruh görmüşlerdir. Feteva-i  Hizane’de de böyledir.

 Muskayı asmakta beis yoktur. Ancak helâ’ya girerken ve cinsi münasebet esnasında çıkarmak gerekir. Garaib’te de böyledir. (Feteva-i hindiye, c:5 sh:356)

 Hulasa, yapılan muska eğer içerisinde manası anlaşılmayan yazılardan, ALLAH’ın (Celle celalühü) esma ve sıfatlarından veya resulullah’ın(Sallallahu aleyhi ve sellem) okunmasını tavsiye ettiği dualardan yazılmadıysa ve bu muskanın kendisini her türlü bela, musibet ve nazardan koruyacağına inanır ve itikad edilir ve yapılan muska kadın ve erkeğin arasında muhabbet oluşması için yapılırsa bu muska islâm’ın yasakladığı ve takılması haram olan muska çeşididir.

 Ancak içerisinde ALLAH’ın (Celle celalühü) isim ve esmasının olduğu, resululah’ın (Sallallahu aleyhi ve sellem) okunmasını tavsiye ettiği duaların yazıldığı ve muskanın her türlü beladan, nazardan kendisini koruma gibi bir vasfının olmadığına inanılan bir muska, hela’ya girerken ve cinsi münasebet esnasında çıkarılmak şartıyla takılmasına ulemanın cevaz verdiği muska çeşididir.