Alıntı:
Müslümanlar kur’an-ı kerimi anayasa olarak görmektedirler. Kur’an’a anayasa denilmesi doğru mudur

BİSMİHİ TEALA

CEVAP: Bazı sorular vardır bu sorulara hemen müspet veya menfi bir cevap verilmesi bazen zordur. Zira bu gibi sorulara müspet veya menfi bir cevap verildiğin de ibarenin mefhumu muhalifi sizi sıkıntıya sokabilir. Zira hangi cevabı verirseniz verin bir acaba? sorusu sizi etkisi altına alır.Bu soru da, bu tip sorulardan birisidir. Zira eğer ” kur’an-ı kerime anayasa” derseniz bu sefer karşınıza ”Madem kur’an-ı kerim anayasa o zaman anayasaların değiştiği gibi kur’an’ın da bazen değişmesi (dinde reform) gerekmez mi?” sorusu karşınıza çıkar ki, bu soruya ”evet” denilmesi mümkün değildir.

Bu ifadeye karşı çıkan bir kısım ilim ehlinin temel olarak kabul ettikleri itiraz noktasının mihenk taşı burasıdır. Zira ”dinde reform”un kabul edilmesi ALLAH’ın (Celle celalühü) hududuna tecavuz edilmesi demektir ki, hiç bir insana bu hak verilmemiştir. O zaman kur’an-ı kerime bir ”anayasa” kitabı gibi muamele edilmesi ve kabul edilmesi mümkün değildir.

Eğer ”kur’an-ı kerim bir anayasa değildir” derseniz o zaman da karşınıza ” Kur’an-ı kerim müslümanların hayatını düzenleyen bir ilahi kitab olması yanı sıra, içerisin de evliliği, iktisadı, ahlaki v.s her türlü hükmü ana hatları ile içerisin de barındırıyorsa anayasadan farkı nedir?‘‘ şeklin de mukadder bir soru çıkar kı, kur’an anayasadır tezini savunan ilim ehlinin savundukları tezin ana noktası da budur.

Bu fikri savunan ilim ehli madem kur’an anayasa’dır, zira onda anayasanın ilkesini ve temelini bulursunuz, o zaman bunu kur’an anayasa’dır şeklin de ifade etmek mümkündür, şeklin de bu düşüncelerinin temelini oluşturmaktadırlar.

Peki bu iki düşüncenin ortası nedir? Kur’an-ı kerim anayasa mıdır? Değil midir?

Aslın da bu iki fikri şu şekilde uzlaştırmamız mümkün.

Kur’an-ı kerim’e hakikaten anayasa dememiz onun sadece bir kanun kitabı olmaması açısından mümkün olmaya bilir. Ama mecaz olarak dememiz hususunda da engelleyici herhangi bir nass bulunmadığı için mümkündür. Zira bu konudaki müslümanların hassasiyeti, anayasa da bulunan maddelerin kur’an-ı kerim’in ilkelerine aykırı düşmesi ile ilğilidir.

BİSMİHİ TEALA

Müridin vazifeleri

Ey gonlümün yavrusu! Azim himmetini topla ki, bu yolu anlayabilesin. Bulundugun her hal seninle ALLAH (Celle celalühü) arasinda perde teskil eder. Bu perdeleri yirtmalisin.


Bil ki: ALLAH (Celle celalühü), O’nun Kitab’ısahabe,  ve Rasûlü (Sallallahu aleyhi ve sellem), sahâbe, tâbiûn ve onlarin yolunun disindaki her sey bostur.

Ey gönlümün yavrusu! Kalibindan kalbine geç. Cedel, nakil, yaldizli sözler gibi faydasiz şeylerle mesğuliyeti birakarak sükût ehli ol, ihlâsi seç, bu yoldaki güzel isleri yap, manevî zevkleri tatmak istersen nefsinin isteklerine son ver. Böylece maneviyat ehli olursun.

Öyle bir zevk ehli ol ve amel et ki, senin bu halin hatalarini mahvetsin.

Bu yol tatlı, yüce, hoş, hayat verici, üstün ve müntesiplerine yardımi çok olan bir yoldur; buna mukabil bazen de acı, geçitleri zor, sancılı, kapanlari, yırtıcı hayvanları, akrepleri ve yılanlari fazla bir yoldur.

Ey evlatlarım! Birbirinizden ayrilmayin, bir ve beraber olun ki, ALLAH (Celle celalühü) üstadiniz hürmetine sizleri himayesine alsın.

Sen hem Leylâ’yı ayıplıyor, kınıyor, onun yakınlarını sevmeyenlerle beraber oluyorsun, hem de onu sevdiği iddia ediyorsun. Bu nasil iştir? Sunu bil ki, Leylâ ancak kendisine ulasmak için engelleri aşan, kendisini seven, yakinlarini reddetmeyen kimseleri sever. Leylâ kendisinden baskasini seven veya içinden azıcık muhabbet duyan kimseyi sevmez. O, kendisi aşkıyla yanan, tutuşan ve sadece kendisini düşünen kimseyi sever. Öyle ki, onu ondan koparmak ve aralarini açmak için bütün insanlar ve cinler bir araya gelseler bunu başaramazlar.

Evlâtlarim! İşte bunlardan ibret alın. Bu misaldeki Leylâ’yi Mevlâ (Celle celalühü) kabul edin.

Ey gönlümün yavrulari! Boş işlerle uğraşan, yaldızlı sözler söyleyen ve işi laklakaya döken kimselerle oturup kalkmayin. Siz ancak yönünü Rabb’ine dönmüs ALLAH (Celle celalühü) dostu kimselerle oturup kalkin. O, öyle bir insandir ki, bu yolun âdâb, erkân ve incelikleri ondan ögrenilir, o diğer bütün dostlardan farklıdır, hakîki dost odur.

Hakk yolcusu, bu yolun zorluklarına tahammül ettigi için cismen zayıf düşebilir. Ancak onun uykusu bile diğer insanlarin ibâdetlerinden üstündür. Çünkü o uykusunda bile ALLAH’ın (Celle celalühü) huzurunda olduğunun şuuru içindedir. Buna karsılık âbid, ibâdet ederken bile ALLAH’ı (Celle celalühü) unutup nefsi ile birlikte olabilir.

ALLAH (Celle celalühü) dostlarının sizi davet ettigi hususlarda mutlaka onları tasdîk edin. Şüphesiz onlari tasdîk edenler felâha ermiş, alaya alanlar ise perişan olmuşlardır. Çünkü ALLAH (Celle celalühü), havâs kullarını, mukarreb meleğin bile aşina olamıyacağı hususlara muttali kilar. Bunu ben kendimden söylemiyorum. Bu, ilmini ALLAH’dan (Celle celalühü) almıs zâtlarin kelâmidir. Akıllı olan bunlara teslim olur. Bu teslimiyeti gösteremeyen kimse, Hakk ehli olanlari takip edemez, onlardan istifâde etmekten mahrum kalir, netîce olarak dünya ve âhirette zarara ugrayanlardan olur.

Sâdik mürid gece-gündüz, aksam-sabah bu yolda gayret göstermelidir. Onun haddinden fazla uykusu yoktur, haddinden fazla zayif da degildir. Secaat ve gayret doludur. Ancak, bu yolda çaba sarfetmek onu yorar, bazen de hasta eder. Buna rağmen onun gayretlerine kimse mani olamaz, kimse onu korkutamaz, kiliç darbeleri kendisine acı veremez, azgın ve mel’un şeytan onu meşğul edemez. Kim onun mürsidine hasım olursa o da ona hasım olur. O hakk yolcusu uyku ve zahmet nedir bilmez. Onun bütün isi Mevlâ’ya (Celle celalühü) ulaşmaktir. Mevlâ’ya (Celle celalühü) ulasınca da boynunu bükerek yalvarmaya baslar. Bu esnada bir hitap duydugu zaman heyecanlanir, sevinir, merhaba hitâbini Kâbe kavseyn’den işitir. İşte tam huzura orada kavusur. Orada kendisine şöyle hitap edilir:

“Ey kulum! Sen karalari, denizleri, dağlari-taslari, çölleri, karanlıkları ve ateşleri aşıp geldin, bu uğurda yoruldun, zahmetler çektin. Bu yolu senden baska kimse tercih etmedi. Bu yol garipler yoludur. Müjdeler olsun gariplere! ALLAH (Celle celalühü) makamını mükerrem kılsın, sa’yını meşkur etsin. Sen artik sonsuza dek misafirimizsin”.

Gonderen Karasahin
Kategori : Tasavvuf
Tags: , , , , , , , , , , , ,

Yorumlar (0)