Utangaç kul

 Bu konuyu sormam belki size ters gelecek. Ancak dinde utanma olmayacağından ve benim açımdan konu önemli ve hükmünü öğrenmem gerekiyor…………….  Ben yakın zamanda evlendim…………bu yüzden bazen aramızda tartışmalar çıkıyor………… Kısacası sizden oral sex in hükmünü öğrenmek istiyoruz.

 BİSMİHİ TEÂLÂ

 Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) bir hadis-i şeriflerinde ‘’ لِكُلِّ دِينٍ خُلُقٌ وَخُلُقُ الإِسْلاَمِ الْحَيَاءُ ’’ ‘’ Her dinin bir ahlâkı vardır. İslâm’ın ahlâkı da hayâdır.’’ (1) buyurmak suretiyle hayâ’nın müslüman açısından önemini vurgulamıştır. Zira hayâ insana verilen fıtri bir duygudur. İnsan bu duygu sayesinde günah işlemekten uzaklaşır. Bu da ‘’ الْحَيَاءُ شُعْبَةٌ مِنَ الإِيمَانِ ’’ ‘’ Hayâ imandan bir şubedir’’ (2) hadis-i şerifinin işaret ettiği gibi hayâ insan ile günah arasına giren imani bir fonksiyondur. Zira netice olarak iman, ALLAH’ın (Celle celalühü) emirlerine uymak yasaklarından kaçınmak olarak zahire yansır. İnsanı günah işlemekten alıkoyan hayâ böylece imanın bir şubesi olmuş olur.

 İnsan içinde bulunduğu her durumun ilmihalini öğrenmekle mükelleftir. Nitekim resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) ‘’ طَلَبُ الْعِلْمِ فَرِيضَةٌ عَلَى كُلِّ مُسْلِمٍ’’ ‘’ İlmi talep etmek her Müslüman üzerine farzdır’’ (3) buyurmak suretiyle insanların her durum da ilmi öğrenmelerinin lüzumuna işaret etmiştir. Bu durumda erkekler ve kadınlar arasında fark bulunmamaktadır. Nitekim resulullah’ (Sallallahu aleyhi ve sellem) sahabe’nin (radıyallahu anhum) erkekleri gibi hanımlarının sorularına usulüne göre cevaplar veriyordu. Sahabe’nin kadınlarının dini bilgileri öğrenme konusunda utangaçlık yapmamaları hususunda Hz. Aişe’nin (radıyallahu anha) ‘’ نِعْمَ النِّسَاءُ نِسَاءُ الأَنْصَارِ لَمْ يَكُنْ يَمْنَعُهُنَّ الْحَيَاءُ أَنْ يَتَفَقَّهْنَ فِى الدِّينِ’’ ‘’Ensar kadınları ne iyi kadınlardır. Haya duyguları onların dinlerini iyice öğrenmelerine mani olmadı.’’ (4) sözü meşhurdur. Bu kısa bilgiden sonra:

 Oral sex hususu iki noktadan incelenmesi gereken husustur. 1) Tıp ve sağlık, 2) şer’i (dini) yönü. Bu iki yönü bilmeden bir şey demek zorlama bir şey olur. Onun için meseleyi ilk önce tıp yönünden incelemek gerekir. Zira bu gibi ilişkide çeşitli hastalıkların bulaşması mümkündür.  Oral sex’te ilk akla gelecek soru eşlerden birinin cinsel hastalıklar (bu gibi hastalıkları daha önceden geçirip geçirmediği) yönünden emin olup olmadığıdır. Zira bu gibi ilişkide erkeğin ve kadının cinsel uzuvlarından meninin gelmemesi mümkün değildir. Ki, meni’nin necis olduğu ve necis bir şeyin yutulması haram olduğu düşünülürse bu gibi ilişki de % 100 bir güvenlikten söz etmek mümkün değildir. Bu ilişkide sadece cinsel hastalıkların bulaşmasından söz etmekte mümkün değil. Doktorlar bu ilişkiden bulaşması mümkün hastalıkları bazılarını şöyle sıralamaktadırlar:

  1) Diş eti hastalıkları,

2) Dudaklar da uçukluk,

3) Bakteriyel enfeksiyonlar,

4) Kadınlar da rahim hastalığı ve bu hastalığa bağlı tüp ve yumurtalıklarda enfeksiyon,

5) Hepatit’in A, B ve C türleri v.s gibi…

 Oral sex’in insan sağlığına zararları göz önüne alındığın da, sağlık açısından faydalı olduğunu söylemek mümkün gözükmemektedir.

 Peki!… dinin oral sex’e bakışı nasıl?….

 Öncelikle şunu söylemek gerek, din cinselliği bir tabu olarak görmez. Cinsellikle ilgili bilgilerde özellikle evli çiftlerin öğrenmeleri farz olan ilim sınıfındandır. Unutulmamalıdır ki resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) ümmetine her şeyi öğretmiştir. Hatta helâ adabını dahi öğretmiştir. Nitekim

 

إِنِّي أَرَى صَاحِبَكُمْ يُعَلِّمُكُمْ حَتَّى يُعَلِّمَكُمْ الْخِرَاءَةَ فَقَالَ أَجَلْ

 

‘’ Müşriklerden biri gelerek alayvari bir şekilde <görüyorum ki arkadaşınız (Muhammed (Sallallahu aleyhi ve sellem) size her şeyi öğretiyor, hatta helada nasıl oturacağınızı bile> şeklinde konuşunca Selmani Farisi (radıyallahu anh) ‘’Evet o bize her şeyi ( hatta helada nasıl oturacağımızı bile) öğretti…..’’ (5) hadis-i şerifi bu manayı işaret etmektedir. Dolayısıyla resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) cinsellikle ilgili hususları da öğretmiştir.(6) Doğal olarak cinsellikle ilgili ilimlerin öğrenilmesi (hatta zamanı geldiğinde anne ve babanın çocuklarına bunları öğretmesi) farz olan ilimlerden olup, bu konuda dinin hükümlerinin öğrenilmesinde utanma olmayacağı aşikârdır. Zira insanın dünyada hiçbir şey de sınırsız bir şekilde davranması mümkün olmadığı gibi, cinsellikle ilgili hususlarda da sınırsız davranması mümkün değildir. Bundan sonra;

 Şer’i hükümler açısından oral sex’i yasaklayan bir nass bulunduğunu söyleyemeyiz. Zira ne kur’an da, ne de hadisilerde (7) lehinde ve aleyhinde herhangi bir şey geçmemektedir. Ancak nass’larda hüküm bulunmamasına rağmen oral sex’te hiç mahzur yok manasına da gelmez. Zira bu muamele esnasında erkeğin ve kadının cinsel uzuvların da mezi veya pislikler bulunabilir. Cinsel uzuvdaki mezi ve diğer pislikler dört mezhebe göre necistir, necis olan şeyler ise teb’an iğrenctir ve ALLAH (Celle celalühü) ويحرم عليهم الخبائث  ‘’ (peygamber) pis ve murdar şeyleri onlara haram kılar’’ (8) ayeti ile pislikleri haram kılmıştır. Aynı şekil de eğer bu esna da erkeğin ve kadının uzvundaki pislik eşinin ağzına bulaşırsa buda haramdır ve eşler bundan men edilmişlerdir. Bu duruma sebebiyet verenler günah işlemiş olurlar.

 Hem mutekaddim hem de müteahhir ulema oral sex hususunda ihtilaf etmişlerdir. Mezheblerin bu husustaki görüşlerini kısaca şöyle izah edebiliriz.

 Hanefi mezhebi: Hanefi fıkıh kitabların da bu mesele genel olarak kocanın hanımından faydalanması olarak izah edilir ve hepside faydalanmanın caiz olduğunu ifade ederler. Kuduri’nin eserine şerh yazan El-Meydani (rahmetullahi aleyhima) ” Erkek, kendisine cinsi münasebet helal olan cariyesi ve hanımının avret mahalline bakar”  cümlesini izah ederken bunu bütün bedenine bakmasının caiz olduğuna bağlarken delil olarak resulullah’ın (Sallallahu aleyhi ve sellem) ”Karın ve cariyen müstesna gözünü koru” hadisini delil getirmekte ve dokunmanın ve cinsi münasebetin mübah olmasından dolayı olduğunu ifade eder. (9) İmam-ı Kasani’ de (rahmetullahi aleyh) faydalanmanın caiz olmasının sebeb ve hikmetini ‘’ Nikâhın hükümleri’’ bölümünde sahih nikahın cinsel birleşmeyi helal kıldığını bunun meşruiyetinin kitab ve sünnet ile sabit olduğunu ve kocanın tasarrufunun kur’an da nikah ve evlilik sözleri ile sabit olduğunu zira nikahtan önce ki hürriyet (bekarlik) dönenimde kocanın böyle bir tasaruf yapmaya yetkili olmadığını izah ettikten sonra (10) eşlerin bir birlerinden faydalanmada müşterek olduğunu kadının da kocasından istediği zaman ilişki kurabileceğini ve kocanın bu isteğe uymasının vacip olduğunu (11) izah ettikten sonra şöyle der: ‘’ Koca istediği zaman hanımı ile cinsel ilişkiye girme hakkına sahiptir. Ancak, hayz, nifas, ihram v.s gibi şer’i engeller varken bunu istemeye hakkı yoktur….. Ve kocanın hayatı boyunca hanımın başından ayaklarına kadar bakması ve dokunması helaldir. Çünkü cinsel ilişki bakmanın ve dokunmanın üstündedir ve cinsel ilişki helal olunca, bakmak ve dokunmak evveliyet yönünden daha helaldir.’’ (12)  Hanefi mezhebine göre eşlerin birbirlerinin avret yerlerine bakmaları caiz olmakla beraber evla olan bakmamalarıdır.  İbn-i  Abidin (rahmetullahi aleyh) bunu izah ederken ‘’ Hidaye’de denilmiştir ki, evla olan eşlerden her birinin diğerinin avret mahalline bakmayı terk etmeleridir. Zira resulullah (Sallallahu aleyhi ve selem):

 

إِذَا أَتَى أَحَدُكُمْ أَهْلَهُ فَلْيَسْتَتِرْ وَلَا يَتَجَرَّدْ تَجَرُّدَ الْعَيْرَيْنِ

 

‘’ Sizden biriniz karısına yaklaşmak istediğinde (ilişki kurmak istediğinde) örtünsün(ler) ve yabani eşeklerin çıplaklığı gibi soyunmasın(lar) (13) buyurmuştur. Zira bu unutkanlığa sebebtir. İbn-i Ömer’in (radıyallahu anhuma) (Lezzet manasının daha çok olması için eşlerin birbirlerinin avretlerine bakmaları daha evladır) dediği rivayet edilmesine rağmen ayni’nin şerhinde İbn-i ömer’den (radıyallahu anhuma) bu şekilde bir rivayetin ne sahih nede zayıf bir senedle sabit olmadığı belirtilmiştir.

 Ebu Yusuf’tan (rahmetullahi aleyh) rivayet edildiğine göre kendisi İmam-ı Azam’a (rahmetullahi aleyhima) ‘’ Erkeğin karısının, karısının da erkeğin avret mahallerini daha fazla hareketlenmesi için dokunmalarında beis var mıdır’’ diye sorması üzerine İmam-ı Azam (rahmetullahi aleyh) ‘’ Hayır bir beis yok, bilakis daha çok sevab kazanmalarını umarım’’şeklinde cevap vermiştir.’’ (14) demektedir. Hanefi Mezhebinin fıkıh kitablarında oral sex hakkında şunları da görmekteyiz:

 ‘’ En-Nevazil isimli kitabta denilmektedir ki, erkek cinsel organını hanımının ağzına soksa bunun mekruh olduğu söylenmiştir.  Bunun hilafı da (mekruh olmadığıda) söylenmiştir. Ez-Zahire’de de bu şekildedir.’’ (15) Aynı şekil de Hanefi fakihlerinden Burhaneddin el-Merginani ‘’ El-Muhit el-Burhani’’ isimli eserin de: Erkek cinsel organını hanımının ağzına soksa, bu mekruhtur denilmiştir. Zira ağız kur’an okuma mahallidir. Ve cinsel organın oraya sokulması layık değildir. Bunun aksine bir görüşte söylenmiştir.’’ (16) demektedir.

 Şafii Mezhebi: Şafii mezhebine göre erkeğin hanımın ve cariyesinin göbek ve diz arası haricinde her yerine bakması caizdir. İhtiyaç duyulmadan hanımının ve cariyesinin avret yerlerine bakması adaba aykırı olduğu için mekruhtur. Nitekim Hz. Aişe’den (radıyallahu anha) rivayet edilen bir hadiste: ‘’Ne ben peygamberin (Sallallahu aleyhi ve sellem) avret mahallini, ne de o benim avret mahallimi görmüştür.’’ buyrulmuştur. (17) Şafii fukahasından Şirazi (rahmetullahi aleyh) kadının cinsel organına bakma hususunda şunları söylemektedir:  ‘’ Kim bir kadın ile evlenir veya bir cariyeye sahip olursa onunla ilişki kurmaya ve cinsel organı hariç bütün vücuduna bakmaya hak sahibi olur. Cinsel organa bakabilir mi? Sorusunda iki vecih bulunmaktadır.

1) Bakması caiz değildir. Zira resulullah (Sallallahu aleyhi ve selem) ‘’avret mahalline bakmak körlüğe sebep olur’’ buyurmuştur.

2) Bakması caizdir, sahih olan da budur. Zira avret mahallinden faydalanması meşrudur ve uyluğuna bakması caiz olduğu gibi avret mahalline bakması da caizdir. (18)

 Şafii fukahası oral sex hususunda Hanefilerin aksine daha geniş ve açık biçimde izahatta bulunmaktadırlar:

 Şafii fukahasından Abdulaziz el malibari (rahmetullahi aleyh)  kendi kitabı ‘’ Kurratul ayn bi mühimmatiddin’’ isimli eserine yapmış olduğu ‘’ fethu’l muin’’ isimli şerhinde: ‘’ Anüs (dübür) haricinde erkeğin hanımından her türlü faydalanması, klitorisini emmek veya hanımın eliyle istimna yapmak caizdir.’’(19) derken,

Yine Şafii fukahasından Ebu Bekr ed-dimyadi (rahmetullahi aleyh) ‘’ Fethu’l muin’’e yaptığı haşiye’de El- Malibari’nin (rahmetullahi aleyh) sözlerini  izah kabilinden: ‘’ Yani hanımdan faydalanma onun klitorisini emmek suretiyle bile olsa caizdir.’’ (20) demektedir.

 Hanbelî mezhebi: Hanbelî mezhebine göre kadının yüzü, elleri ve ayakları haricinde bir yerine bakılmaz. Zira resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) ‘’kadın avrettir’’ buyurmuştur. (21) Hanbelî fukahasından Şerafeddin haccavi’nin  (rahmetullahi aleyh) oral sex hakkında ki yorumu şöyledir: ‘’ Kişi zekerini anal deliğe dâhil etmeden kadının arka yanaklarından faydalanıp lezzet alabilir. Kişi yatarken onun izni olmadan kadının onun uzvunu içine alamaz. Ancak onu şehvetle öpüp okşayabilir. Kadı (Ebu ya’la rahmetullahi aleyh) şöyle dedi: ‘’ Cinsi ilişkiden önce kadının vajinasının öpülmesi caizdir. Cinsi ilişkiden sonra öpülmesi ise mekruhtur.’’ (22)   

 Maliki mezhebi: Maliki mezhebin den Ahmed ed-deredir (rahmetullahi aleyh) avret mahalline bakma hususunda ‘’ Eşlerden her birinin sahih nikâh ile diğerinden faydalanması ve cinsel ilişki kurması helal olur. Ve eşlerden her biri diğerinin avret mahalli de dâhil vücudunun her yerine bakabilir. Bu konuda varid olan ‘’ Kim avret mahaline bakarsa kör olur’’ sözünün aslı yoktur.’’  (23) Maliki mezhebinin ünlü müfessiri İmam-ı Kurtubi (rahmetullahi aleyh) meşhur tefsirinde şöyle demektedir: ‘’ Âlimlerimizden el-eşbağ şöyle demiştir: ‘’ Kişinin kadının vajinasını diliyle yalaması caizdir.’’ (24)

 Mutekaddim ulemanın oral sex hakkında ki görüşleri genel hatları ile bu şekildedir. Her ne kadar bu gibi meseleler insanlar arasında hoş karşılanmasa da, İslâm dini evli iki kişinin cinsel münasebetlerin ve hallerin hükümlerinin bilinmesini gerekli görür ve bu konuda utanmak suretiyle cahil kalınmasını doğru bulmaz. Ancak burada mutekaddim ulemanın sözlerini farklı anlaşılmaması gerektiğinin altını çizmek gerekiyor. Zira ulema meseleleri izah ederken kitab ve sünnetten elde ettikleri delillere göre davranırlar. Eğer kitab ve sünnette bir delil bulamazlarsa kendi ictihad ve insanların maslahatını gözeterek hükümleri ortaya koyarlar. Mesela Maliki’ler den Esbağ’ın (rahmetullahi aleyh) sözünü ele almak gerekirse, bu sözü umumi olarak anlamamak gerekir. Yani Esbağ (rahmetullahi aleyh) bunu söylerken bunu çok normal olarak kabul ediyor ve görüyor bunu yapmakta hiç bir problem yok demek istemiyor, bunu böyle anlamamak gerekir.  

Zira diğer kitablar bu gibi ifadeleri gerektiği zaman izah etmişlerdir. Mesela Esbağ’ın (rahmetullahi aleyh) bu sözünü Maliki’lerin meşhur ‘’ El-Muhtasar’’ kitabına şerh yapan Abdurrahman el-Hattab (rahmetullahi aleyh) izah etmektedir:

  ‘’ Esbağ (rahmetullahi aleyh) dedi: Kim kadının avret yerine bakmayı mekruh görürse, bunu şer’i ilme istinaden değil, sadece tıbbı görüşten dolayı mekruh görür. Bunda hiçbir beis yoktur, mekruhta değildir. El-Kubbab ‘’ kişilerin kadınlara bakması’’ babında dedi ki:  (Bir mesele) Eğer kadın, kişiye cinsi münasebet için helal olan bir kadınsa, (o zaman o kadına bakmanın caiz olmasında) hiç bir söz (yani itiraz) yoktur, sadece onun kadının ‘’ferc’’ine bakmasında itiraz olabilir. Zira bu üzerinde ihtilaf edilen bir konudur, Maliki’ler bunu caiz görürler. Esbağ (rahmetullahi aleyh) dedi: Bazıları bunun mekruh olduğunu diyorlar. Bunu mekruh gören şer’i ilme dayanarak değil, sadece tıbbı yönden mekruh görüp demektedir, bunda hiçbir beis yoktur, mekruhta değildir. Malik’ten (rahmetullahi aleyh) rivayet olundu ki, o, ‘’cinsi münasebet’’ zamanı kadının fercine bakmasında hiçbir beis yoktur.’’ demiştir. Bir başka rivayette ‘’ Onun (yani fercini) dili ile de yalayabilir.’’ sözlerini ilave etmiştir. Burada kast olunan bir şeyin mübah olmasını mübalağa ile izah etmektir, yoksa zahir manası kast olunmuyor. (25)

 Yani sözün zahiri manasından anlaşılan odur ki, yalamakta hiçbir beis yoktur, yani hiçbir sorun görülmüyor. El-Hattab (rahmetullahi aleyh) ise bunun böyle olmadığını, bunun hiçte normal olmadığına işaret etmektedir. Bunu daha sonra ki ifadelerinden daha güzel anlamaktayız: 

 ‘’ Dedi: Evet yalayabilir’’ El-Utbi (rahmetullahi aleyh) ise ‘’yalaya bilir’’ sözünü kabul etmemiştir, zira bunu iğrenç olarak saymıştır. İbn-i Mavvaz’ın (rahmetullahi aleyh) kitabında ise, ‘’ Onu diliyle yalayabilir’’ sözü gelmiştir, bu ise daha iğrençtir. Ancak ulema bunu izah etmek isteği ile caiz sayarlar, bir de haram olmayan bir şeyi haram etmemek için böyle demektedirler. Zira avam insanların birçoğu kadının avret mahalline bakmanın hiçbir halde erkek için caiz olmadığına inanıyorlar. Biri bundan bana da sordu ve bunun caiz olmasını garip karşıladı. Aynı şey cinsi münasebet esnasında kişinin kadın ile konuşmasında da vardır ve bunun caiz olmasında hiçbir problem yoktur ve bunun mekruh olmasının dayanağı da yoktur. Ancak kişinin cinsi münasebet esnasında homurdanmasına gelince, bu iğrenç bir şeydir ve insanların yaptıkları amellerden değildir. Kasım b. Muhammed (rahmetullahi aleyh) ise ona soru soran kişi bunda kaldıysa, bununla bu işin haram olmadığını kast etmiştir. Doğrusunu ALLAH(Celle celalühü) bilir. (26)  

 Başka bir Maliki âlimi olan Muhammed el-Haraşi (rahmetullahi aleyh) ‘’ Muhtasarul halil’’ e yaptığı şerhin haşiyesin de Esbağ’ın (rahmetullahi aleyh) sözü hakkında ‘’ Esbağ (rahmetullahi aleyh) (kadının avret mahalline bakma hususunda) kendisine sorulan sorunun tahkikinde, soruyu soranın sözüne karşılık ‘’ Evet, yalayabilir’’ sözü ile mübalağa ile yol vermiştir, yoksa sözün asıl manasını kast etmemiştir. Zira kadının avret mahallinin yalanması güzel bir ahlak değildir.’’ (27) demektedir.

 Hulasa: Eşler için diğerinin vücudundan faydalanmak caizdir. Ancak burada iki tane şeye riayet etmek gerekir.

 1) Hakkında haram olduğuna dair nass olan a) kadına arkadan yaklaşmayacak, zira bu büyük günahlardandır ve liva’tanın nevilerindendir, b) hayız esnasında kadına yaklaşmamak, gibi yasaklardan sakınacak,

 2) Kadınlarla iyi geçinme ve ondan faydalanma islâmın edeb dairesi ve güzel ahlak içerisinde olacak.

 Her ne kadar bu ilişki hakkında haramlığına dair bir nass bulunmamaktaysa da, bu gibi fiillerin islâmi edebe uygun olduğu da söylenemez. Zira bu gibi fiil de necasetten uzak durmak mümkün değildir. Dolayısıyla hem sağlık yönünden, hem de dini açıdan mahzurları  düşünüldüğünde bu fiilden sakınmak ve uzak durmak en faziletlisidir….. Evet her ne kadar ulema bu fiile kerhen cevaz verse dahi, mutekaddim ulemanın bu fiilin haram olduğuna dair bir delil olmadığı ve hakkında haramlığına delil olmayan bir şeyin haram olarak ilan edilemiyeceğinden dolayı kerhen cevaz verdikleri ortadadır.

  Kaynaklar:

1) Malik b. Enes, Muvatta, bab (47) husnü’l huluk hadis no:1 (1644)

2) Sünenü İbn-i Mace, iman babı, hadis no: 2 (57)

3)  Sünenü İbn-i Mace, Ulemanın fazileti ve ilmi talebe teşvik babı, hadis no: 5 (220)

4) Sahihu Müslim, Hayzdan yıkanmada misk kullanma babı, hadis no: 2 (500)

5)  Sahihu Müslim,  Sevgi babı, hadis no: 2 (386)

6) Bu konuda Buhari ve Müslim de hadisler bulunmaktadır. Bunlardan bir tanesi de ‘’ sizden hiç biriniz eşiyle hayvanlar gibi sevişmeden cinsi münasebette bulunmasın, araya elçi koysun.’’ Aradaki elçi nedir diye sorulduğunda ‘’aşk fısıltıları ve öpüşmedir’’ hadis-i şerifidir.

7) Bu konuda ehl-i sünnet âlimlerinin eserlerinde hadis bulunmamasına karşı Şii muhaddislerden El- Kuleyni’nin kafi’sin de ‘’sahabenin biri peygamberimize (Sallallahu aleyhi ve sellem) karımın cinsel organını öpebilir miyim diye sorması üzerine. Resulullah’da (Sallallahu aleyhi ve sellem) bir sakınca olmadığını söylemiştir.‘‘ şeklin de bir rivayet bulunmaktadır. Ancak ehl-i sünnet alimlerinin eserlerinde bu şekilde bir rivayet bulunmamaktadır.

8 ) Enfal suresi, ayet 157

9) El-Meydani, El-Lübab fi şerhi’l kitab, c: 4 sh:164

10) İmam-ı Kasani, bediu’s-senai, c: 6 sh: 156

11) İmam-ı Kasani, bediu’s-senai, c: 6 sh: 157

12)  İmam-ı Kasani, bediu’s-senai, c: 6 sh: 158

13) Sünenü İbn-i Mace, Nikah, ilişkide örtünmeye riayet babı hadis no: 2 (1921)

14) İbn-i Abidin, durrul muhtar, c:5 sh: 322

15) Feteva-i hindiye, c: 5 sh: 453

16) Burhaneddin el-Merginani, El-Muhit el-Burhani, c: 5 sh: 297

17) Kadı ebu şuca, gayetu’l ihtisar sh: 158

18) Şirazi, El-Muhazzeb, c: 2 sh: 35

( ”Avret yerine bakmak körlük yapar” şeklinde ki haberi  İbn-ü Hibban (rahmetullahi aleyh), rivayet etmiştir. Muhaddislerden bir kısmı bu haberi zayıf rivayetler arasında sayarken, İbn-i Cevzi’nin de (rahmetullahi aleyh) aralarında olduğu bir kısmı bu haberi mevzular arasında zikreder ve münker bir hadistir, aslı yoktur derler.) ( Zeylai, Nasbu’r-raye, c: 4 sh: 248)

19) Abdulaziz el malibari, Fethu’l muin bi şerhi kurratu’l ayn c: 3 sh:340

20) Ebu Bekr ed-Dimyadi, İanetu’t-talibin, c: 3 sh: 340

21) İbn-i Kuddame, el-muğni, c: 15 sh: 69,83

22) Şerafeddin el-haccavi, El-ikna fi fıkhi’l imamı Ahmed .b Hanbel, c: 3 sh: 240

23) Ahmed ed-deredir, Şerhu’l kebir, c: 2 sh: 215

24) İmam-ı Kurtubi, El camiu li ahkami’l kur’an, c: 12 sh: 232

25) Abdurrahman el-Hattab, mevahibu’l celil li-şerhi muhtasarı’l Halil, c: 5 sh: 23

26)    Abdurrahman el-Hattab, mevahibu’l celil li-şerhi muhtasarı’l Halil, c: 5 sh: 24

27) Muhammed el-Haraşi, şerhu’l Halil, c: 10 sh: 262

BİSMİHİ TEÂLÂ

Müslüman!…

Önünde, seninle alakası olmayan bir bayram var: Hıristiyanların dînî bayramı “yılbaşı”…

Kişiliğini ve dinini, daha açığı, bütün mukaddeslerini ve değerlerini bir yana iterek, bir Müslüman olmana rağmen, “yılbaşını” sende mi kutlayacaksın?!… Kendini Hıristiyanlara benzetecek, hindi kesecek, çam devirecek, yılbaşı tebrikleri, yeni yıl kutlamaları ve sâir senin dininde bulunmayan ve onunla bağdaşmayan, insanlıkla da hiçbir alakası olmayan saçmalıklara sen de mi bulaşacaksın? “Buna dinim ne der” diye hiç mi düşünmeyeceksin?!… İsrâil Devleti, yani Yehûdîler, seneler oldu, “Hıristiyanların yılbaşını” kutlamayı kendi halkına yasakladı. Bundan ders almayacak mısın?

Müslüman!…

Bir yanda yılbaşını kutlarken, diğer yanda da beş vakit namazında günde en az kırk kere Fâtiha sûresinde“Rabbim!..beni,kendilerine gazab edilen(Yehûdî)lerin ve de sapan(Hıristiyan)lar’ın yoluna iletme”[1] derken, Rabbinden ne istediğinin farkında değilsindir her halde?… Bir yanda, “Yehûdîlerin ‘gazab edilenler’Hıristiyanların da ‘sapanlar’olduğunu ve onların yolundan gitmek istemediğini” haykırır, bu hususta Rabbinden yardım ister, öte yanda da, koşa koşa onların yoluna giderken, bu yaptığın ne kadar tutarlı bir davranış olur?…

“Yılbaşı kutlamaları”, Hıristiyanların yolu değil de nedir?!…

Bir Takım Hadîsler:

Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyuruyorlar: “Bizden başkasına kendini benzeten,bizden değildir; kendinizi  Yehûdîlereve Hıristiyanlara  benzetmeyiniz.”[2] “Kim kendini bir kavme benzetirse o, onlardandır.”[3] “Kim bir kavmin (topluluğun)karartısını (kalabalığını)çoğaltırsa,o,onlardandır.”[4]

Bu benzetmek fiillerde sözlerde, kıyâfetlerde, bayramlarda, âdetlerde, ibâdetlerde olur.[5]

Fetvâ Kitâblarında Yer Alan Fetvalardan Bir Kısmı:

[“El-Hulâsa”isimli fetvâ kitâbında şöyle denilmektedir: Bir kimse “Nevrûz”[6] gününde bir Mecûsî’ye yumurta hediye etse kâfir olur; çünki Mecûsî’ye küfründe ve hatalarında yardımcı olmuştur…

“Mecmau’n-Nevâzil” isimli fetvâ kitâbında şöyle yazılmıştır: Mecûsîler, Nevrûz gününde toplansa ve bir Müslüman, onlar için, “güzel bir adet koydular,”dese, kâfir olur; çünkü bu sözü ile küfrü kabûl etmiş oluyor.

“Fetâvâ-i Suğrâ” isimli fetvâ kitâbında şöyle denilmektedir: Bir kimse, daha önce satın almadığı halde, özellikle “Nevrûz” gününe saygı için bir şeyler satın alırsa kâfir olur; çünkü bu hareketi ile kâfirlerin bayramına saygı göstermiş olur. Ancak, ihtiyaç sebebiyle satın alırsa o zaman bir şey lâzım gelmez. Bir kimse, bir insana “Nevrûz”gününde bir hediye etse ve bununla “Nevrûz” gününe saygı göstermeyi kasd etse kâfir olur. Bir öğretmen birinden “Nevruzluk hediyesi” istese, istenen kişi, verse de vermese de “öğretmenin kâfir olması”ndan korkulur.

“Tetimme” isimli fetvâ kitâbında şöyle yazılıdır: Ebû Hafs el-Kebîr’den şöyle rivâyet edilmiştir: Bir kimse elli sene Allah celle celalühû’ya ibadet etse sonra Nevrûz günü gelse ve bu güne saygı için müşriklere bir şey hediye etse Allah celle celalühû’ya küfretmiş ve elli senelik ibadetini yok etmiş olur.

Bir kimse Nevrûz günü kâfirlerin toplandığı yere giderse kâfir olur; çünki bu, küfrünü i’lân etmektir.][7]

Yukarıdaki fetvâlar, Mecûsî bayramı olan “Nevrûz”münâsebetiyle verilmiştir. Kâfirlere âit bayramların tamâmının hükmü aynıdır. Bu akıl ve ilim sahibi müminler için apaçık bir husustur. Dolayısıyla, bu fetvâlar, Hıristiyân kâfirlerin dini bayramı olan “yılbaşı”için de elbette geçerlidir.


[1]
     Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem bu âyeti tefsîr sadedinde şöyle buyurdular: “Kendilerine ğazab edilenler Yehûdîler, Sapanlar da Hıristiyanlardır”… Ahmed İbnu Hanbel (4/378-379), Tirmizî (2954), İbnu Hibbân (7206) v.d.

[2]     Tirmizi(2695) v.d.

[3]     [Ahmed İbnu Hanbel (2/50), İbnu Ebî Şeybe (19747,33687), Abd İbnu Humeyd (848), Ebû Dâvûd (4027), Tahâvî, Şerhu’l-Müşkil (231), Beyhakî, Şuabu’l-Îmân (1154,1199), Taberâni,Müsnedü’ş-Şâmiyyîn (216)], İbnu Ebî Şeybe, el-Musannef dipnotu: M. Avvâme tahkîkı (10/286,287)

[4]     Ebû Ya’lâ (el-Metâlibu’l-Âliyye:2/42, H:1605 )

[5]     İbnu Kesîr, Bakara Sûresi 104. âyetinin tefsîri.

[6]     Nevroz: Îran ve orta Asya Mecûsîleri’nin en büyük bayramlarından biri.

[7]     Fıkh-ı Ekber Şerhi Tercümesi / Aliyyü’l-Kâri (470-471)

Hüseyin avni

Ömer

Soru: Ben mesnevide ‘’dinle neyden, nasıl anlatıyor, ayrılıklardan şikâyet ediyor’’ bölümünü okuduktan sonra ney çalmasını öğrenmeye merak sardım. Ayrıca ney sesinin insana huzur verdiği de bilinmektedir. Zira ney diğer çağlı aletleri gibi olmayıp sadece boruyu üfleyerek insanın içinden gelen sesini yansıttığını öğrendim. Ayrıca bazı hocalar müziği yasaklayan sahih bir hadisin olmadığını söylemekteler. Bununu için ney çalmanın sakıncası olmadığını düşünüyorum.

 BİSMİHİ TEÂLÂ

Musiki meselesi gerek mutekaddim, gerekse muteahhir ulemanın tartıştıkları önemli konulardan biri ve hali hazırda insanlar arasında söndürülmesi imkânsız bir ateş gibi yayılmaya devam etmekte. Musiki’de hem insan sesi, hem de musikinin icrasında kullanılan aletlerin sesi bulunmaktadır. Bir takım kişilerin ‘’ ne kur’an da ne de sünnette musikiyi yasaklayan sahih bir hüküm yoktur’’ şeklinde ki zorlama yorumları her ne kadar gerçeği yansıtmasa da, bir an bu zorlama yorumun gerçek olduğunu varsayalım. Şer’i şerifin yasakladığı şeyler iki kısımdan müteşekkildir. 1) Bir kısmı içeriği sebebiyle yasaktır, 2) Bir diğer kısmı fesadı ihtiva eden bir yola sebeb olduğu için yasaktır. İlim ehli, sebebleri gaye ve neticeleri ile değerlendirip maksatları ve netice de vardığı nokta itibarıyla düşünen kişidir. İnsanları harama sürükleyen yolların kapanması (Seddi zerai) islâmın maksatlarındandır. Bunu bilen birisinin musikinin içerisinde yasakların olduğunu kabul etmesi, ilmin gerektirdiği bir husustur. Bununla beraber bu konuda sahih bir hadis yok demek mümkün değildir. Zira Buhari’de ‘’

 

لَيَكُونَنَّ مِنْ أُمَّتِي أَقْوَامٌ يَسْتَحِلُّونَ الْحِرَ وَالْحَرِيرَ وَالْخَمْرَ وَالْمَعَازِفَ وَلَيَنْزِلَنَّ أَقْوَامٌ إِلَى جَنْبِ عَلَمٍ يَرُوحُ عَلَيْهِمْ بِسَارِحَةٍ لَهُمْ يَأْتِيهِمْ يَعْنِي الْفَقِيرَ لِحَاجَةٍ فَيَقُولُونَ ارْجِعْ إِلَيْنَا غَدًا فَيُبَيِّتُهُمْ اللَّهُ وَيَضَعُ الْعَلَمَ وَيَمْسَخُ آخَرِينَ قِرَدَةً وَخَنَازِيرَ إِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ

 

‘’ Ümmetimden zinayı, ipek giymeyi, şarap içmeyi ve çalgı aletlerini (meazif) helal kabul eden bir topluluk olacak. Ve bir takım insanlar kendilerine ait davarların yanına serinlemek için gidecekler bu esnada bir fakir ihtiyacı sebebiyle yanlarına gelecek. Onlar bu fakire ‘’ (şimdi git) yarın gel’’ diyecekler. ALLAH (Celle celalühü) gece onlar hakkında hükmünü vererek alemi bırakacak, diğerlerini kıyamet gününe kadar maymun ve domuzlara çevirecek.’’ (1) hadis-i şerifi bulunmaktadır.

 Mesnevi’nin neyden söz eden bölümü ilk beyt’lerdedir.

بشنو اين نى چون حكايت مى‏كند

از جدايى‏ها شكايت مى‏كند

Dinle, bu ney neler hikâyet eder,  ayrılıklardan nasıl şikâyet eder.

Ancak burada kastedilen ”ney”in ne olduğunu anlamak için Mesnevi’yi şerh eden molla Cami’ye (kuddise sırruhu) kulak vermek gerekir: ‘’ Burada neyden maksat, İslâm dinin de yetişen kâmil, yüksek insandır. Bunlar kendilerini ve her şeyi unutmuş, zihinleri her an, ALLAH’ın (Celle celalühü) rızasını aramaktadır. Ney, Farsça da, yok demektir. Bunlarda kendi varlıklarından yok olmuştur. Ney denilen çalgı, içi boş bir çubuk olup, bundan çıkan her ses, onu çalan kişiden hâsıl olmaktadır. O büyükler de, kendi varlıklarından boşalıp, kendilerinden ALLAH’ın (Celle celalühü) ahlakı, sıfatları ve kemalatı zahir olmaktadır.’’ (Mesnevi şerhi)

 Musiki de kullanılan aletler vurmalı, (zil, def, davul v.s) telli, ( ud, tambur, keman, gitar v.s) ve nefesli ( klarnet, flüt, ney v.s) şeklinde sınıflandırılmaktadır. Musiki aletlerinin kullanılması/ çalınması hususunda mutekaddim ve muteahhir ulema iki gruba ayrılmıştır.  Mutekaddim fıkıh kitabların da çalgı aletleri hakkında şunları görmekteyiz:

 Hanefi mezhebi: Hanefi ulemasına göre düğünün ilanı için zilsiz def ve askerleri çosturmak için kullanılan davul haricinde diğer bütün zilli, telli ve nefesli çalgılar haramdır. İmam-ı Mavsili (rahmetullahi aleyh) ‘’el- ihtiyar’’ da: ‘’ flüt, def gibi çalgı aletlerini dinlemek haramdır. Eğer kişi bu sesleri istemeden duyarsa mazurdur ama mümkün olduğu kadar dinlememeye gayret eder. Zira resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) kaval sesi duyduğunda parmakları ile kulaklarını tıkamıştır’’ (2). İmam-ı Serahsi (rahmetullahi aleyh) ‘’el-mebsud’’ da: ‘’Çalgı ve (ölü için) dövünmeye ait flüt ve davul ile eğlenmeye ait şeyleri kiralamak caiz değildir. Zira bütün bunlar günahtır ve ve günah için kiralama antlaşmaları batıldır.’’ (3) İbn-i Abidin (rahmetullahi aleyh) ‘’dürrul muhtar’’da: ‘’ Telli çalgılar, mandolin köstek, lir, kanun, flüt ve zil gibi çalgıların çalınması kâfirlerin işleri olmasından dolayı mekruhtur.’’ (4) demektedirler.

 Maliki mezhebi: Maliki âlimleri çalgı aletleri hususunda ihtilaf etmekle birlikte, bu mezhebte meşhur olan görüş telli ve nefesli çalgıların hepsinin haram olduğudur. Maliki âlimleri sadece nikâh için def ve asker için davulu helal görmektedirler. Maliki’lerden sadece İbn-i Arabî (rahmetullahi aleyh) diğerlerine muhalefet ederek bütün çalgı aletlerini helal kabul etmiştir.

 ‘’ Boynuz olarak isimlendirilen flüt ve trompet çalmak, eğer çok zaman harcanmıyorsa mekruhtur, hatta insanı oyalayan her türlü eğlence de aynıdır. Eğer çok zaman alıyorsa diğer telli aletler ve sözlerinde fuhşiyat ve hezeyan olan şarkılar gibi haram olur.’’ (5)

 Hanbelî mezhebi: Hanbeli uleması yaylı ve nefesli çalgıların haramlığına hükmetmiş, davul gibi vurmalı çalgılara gelince, burada ihtilaf etmişlerdir. Racih olan görüş bunların da haram olmasıdır. Def’lerin mübah olması, ancak zilsiz olmasıyla mümkündür.  Erkeklerin def çalmaları racih olan görüşe göre mekruhtur.

 Hanbeli mezhebinin ‘’ el mubda’’ isimli fıkıh kitabının vasiyet bölümünde, ‘’ Davul, flüt, tambur, mandolin bunların hepsi eğlenceye dâhildir. Bunların içinde yaylı çalgı olsun olmasın fark yok, hepsi de haramdır. Çünkü bunlar günah için hazırlanmıştır.’’ (6) derken,‘’ Flüt ve tambur gibi çalgı aletleri haklarında nass bulunduğu için haramdır. Kim bunları kullanmaya devam ederse şahitliği kabul edilmez. Ud ve zil’de aynı şekildedir. Zira insanlar çoğunlukla sevindikleri zaman mizaçları gereği bunları çalarlar.’’ (7) ifadeleri bulunmaktadır. Hanbeli mezhebi’nin muteber kitablarından olan ”el-mugni” çalgı aletleri hususunda:  ‘’ Çalgı aletleri üç kısımdır. Haram olanlar, telli ve vurmalıların hepsi haramdır. Ud, tambur, piyano, lir v.s haramdır. Kim bunları dinlemeye devam ederse şahitlikleri kabul edilmez. Zira Hz. Ali’nin (radıyallahu anh) rivayetine göre resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) (Ümmetimin içinde on beş haslet ortaya çıktığında belalara müstahak olurlar.) Eğlence ve çalgı aletlerini de on beş haslet içerisinde saydı. Mubah olan: Def çalmak. Zira resulullah (Sallallahu aleyhi ve selem) ‘’Nikâhı ilan edin. Bunun için def çalın’’ buyurmuştur. Erkeklerin def çalması ise her halükarda mekruh olandır. Zira defi kadınlar ve kadınlaşanlar çalar. Erkeklerin çalması kadınlara benzemektir ve resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) kadınlara benzeyen erkeklere lanet etti.’’ (8) demektedir.

 Şafii mezhebi: Şafii mezhebinde çalgı aletleri hakkında birçok görüş olup, çalgı aletleri hususunda ihtilaf bulunmaktadır. Şafii mezhebinden bir kısım âlim nefesli ve telli çalgıların haram olduğunu, vurmalılardan ise sadece zilsiz defin helal olduğunu söylemiştir.(9)

 Müteahhir ulemanın yazdığı kitablarda da genellikle mütekaddim ulemanın görüşleri parelinde bilgiler bulunmaktadır:

 ‘’Şarkı dinlemek çirkin ve haram olan bir şeydir. Zira şarkı dinlemek kalplerin katılaşmasına sebeb olur, ALLAH’ı (Celle celalühü) zikirden ve namazdan alıkoyar. İlim ehlinin birçoğu (وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يَشْتَرِي لَهْوَ الْحَدِيثِ) ‘’ İnsanların bir kısmı ALLAH yolundan saptırmak için boş sözü satın alırlar’’ (Lokman/6) ayeti kerimesini şarkı olarak tefsir etmişlerdir. Abdullah ibn-i Mesud (radıyallahu anh) ayeti kerimede ki boş sözün şarkı olduğuna yemin etmiştir. Şarkı ile beraber flüt, ud, keman ve davul gibi çalgı aletleri olduğu zaman daha şiddetli haram olur. Bazı âlimler çalgı aletleri ile beraber şarkının haram olduğu hususunda icma olduğunu beyan etmişlerdir. Öyleyse çalgı aletleri ve şarkılardan kaçınmak vaciptir. Zira resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) ‘’ Ümmetimden zinayı, ipeği, şarabı ve çalgı aletlerini helal sayan bir topluluk olacaktır.’’ Buyurmuştur. (10)

 

وَاسْتَفْزِزْ مَنِ اسْتَطَعْتَ مِنْهُمْ بِصَوْتِكَ وَأَجْلِبْ عَلَيْهِم بِخَيْلِكَ وَرَجِلِكَ وَشَارِكْهُمْ فِي الأَمْوَالِ وَالأَوْلادِ وَعِدْهُمْ وَمَا يَعِدُهُمُ الشَّيْطَانُ إِلاَّ غُرُوراً

 

( Ve onlardan kime gücün yeterse onu sesin ile oynat ve onların üzerine süvarilerinle, piyadelerinle sayhada bulun ve onlara mallarda ve evlatlarda ortak ol, ve onlara vaadler de bulun, onlara şeytanın vaat edeceği şey aldanıştan başka bir şey değildir.) (İsra /64)

 Ayetin manası, ALLAH (Celle celalühü) Şeytana şöyle diyor: Gücün yettiği kadar müzik ve şarkı ile onları aldat, onları oyala, şarkı ve müzikle beraber olan bütün çalgı aletlerin ile onları günaha, fuhşiyata çek demek olur. O zaman şarkı dinleyenler bilsinler ki, Şeytan onları tamamen kaplamış ve onlar şeytanın bölüğünden olmuşlardır. Şeytan onları bana doğru gelin diye çağırdıkça onlar ‘’lebbeyk’’ diyerek şeytana tabi olmuşlardır. İmam-ı Kurtubi (rahmetullahi aleyh) bu ayetin tefsirin de: ‘’ Muhakkak ki bu ayet şarkının, çalgı aletlerinin ve eğlencenin haram olduğuna delildir. Mademki şeytan bunlar şeytanın sesi ve fiili, o zaman bunlardan sakınmak gerekir.’’ İmam-ı Kurtubi (rahmetullahi aleyh) bu sözünü imam-ı Ahmed’in (rahmetullahi aleyh) İbn-i ömer’in (radıyallahu anh) kölesi nafi’den rivayet ettiği bir hadis ile delillendirmektedir. Nafi diyor ki ‘’ Ben bir gün İbn-i Ömer yolda (radıyallahu anh) ile gidiyordum. Ne zaman bir çobanın kavalının sesini duydu parmakları ile kulaklarını tıkadı, ve atın yönünü değiştirdi.. Bir müddet gittikten sonra bana ‘’ Ey Nafi (kaval) sesi(ni) hala duyuyor musun?’’ diye sordu. Ben ‘’Evet’’ diye cevap verince, ben ‘’duymuyorum’’ diye cevap verinceye kadar gittik. Bunun üzerine İbn-i Ömer (radıyallahu anh) parmaklarını kulağından çekti ve atın yönünü tekrar (ilk yöne doğru) çevirdi ve ‘’ Ben resulullah’ı (Sallallahu aleyhi ve sellem) çobanın kaval sesini duyunca benim gibi parmakları ile kulaklarını tıkadığını gördüm’’ dedi. İmam-ı Kurtubi (rahmetullahi aleyh) bundan sonra : ‘’ Bu o zaman normal bir ses çıkaran bir aletin sesiydi, peki zamanımızda ki aletlerin sesinde nasıl olur?’’ demektedir. (11)

 Çalgı aletlerine gelince, Hanefi, Maliki, Şafii ve Hanbelî mezheblerinin meşhur görüşüne göre ud, tambur, piyano, davul, flüt, ney ve bunlara benzer telli ve vurmalı çalgıların hepsi haramdır. Kim bunları dinlemeye devam ederse şahitliği kabul edilmez. Zira resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem)  ‘’ Ümmetimin içinde şarabı, domuzu, ipeği ve çalgı aletlerini helal sayan bir topluluk olacak’’ buyurmuştur. Başka bir rivayette ‘’ Elbette ümmetim içinde şarap içen ve şaraba başka isim koyan insanlar olacak. Bunların başlarında çalgı aletleri çalınacak ve şarkı söyleyen kadınlar oynayacak. ALLAH (Celle celalühü) bunları yerin dibine geçirecek ve bunları maymun ve domuza çevirecek’’ şeklinde buyurmuştur. Dört mezheb çalgı aletlerinin haram olduğunu kur’an dan ‘’ İnsanlar içinde ALLAH’ın yolundan çevirmek için boş sözü satın alanlar vardır’’ (Lokman/6) ayeti kerimesini delil getirmişlerdir. İbn-i Abbas (radıyallahu anh) boş söze şarkı demiştir.

Makul olan: Bu ayetten kasıt müzik aletleridir. Ve bu aletler insanları ALLAH’ın (Celle celalühü) zikirden ve namazdan alıkoyuyor ve mallarının yok olmasına sebeb oluyor. Bu yüzden çalgı aletleri şarap gibi haramdır.’’ (12)

 Kaynaklar:

(1) İbn-i Hazm (rahmetullahi aleyh) bu rivayeti zayıf kabul etmiştir. Ancak El-Iraki (rahmetullahi aleyh) ‘’ El muğni an hamli’l esfar’’ isimli eserin de ( c:1 sh:566) bu rivayeti zikrettikten sonra ta’lik (1-a) suretinde olduğunu ve İbn-i Hazm’ın (rahmetullahi aleyh) bu sebeble zayıf saydığını kaydetmektedir.

1-a) Ta’lik hadis: Usulü hadis’te isnad’ta ravilerin bir veya bir kaçının söylenmemesi demektir. Bir kısım usulcüler isnad’ın tümünü zikretmeden ‘kale resulullah” veya ” kale ibn-i abbas” şeklinde denilmesi olarak tarif etmiştir. Bu şekilde isnad’tan bazı ravilerin veya isnad’ın tümünün söylenmeden rivayet edilmesi pek çok alim tarafında sened’te kopukluk olarak kabul edilmiştir.

Ancak ta’lik hadis Buhari’nin en önemli özelliklerinden birisidir. Zira onun bu şekilde ta’lik rivayetleri arz veya munâvele şeklinde aldığı rivayet edilmiştir. Ta’lik hadis’in hükmü, sahih hükmü verilmiş bir kitabta nakledilirse, sıhhat’tir.

 (2) Mavsili, El- ihtiyar, c: 4 sh: 177

 (3) Serahsi, El- Mebsud, c: 18 sh: 396

 (4) İbn-i Abidin, reddul muhtar, c: 1sh: 108

 (5) Ahmed b. Muhammed savi, haşiyetu’s-sâvi,  c:5 sh:215

 (6) El-mebda’ şerhu mukna’, c:6 sh:52

 (7) El-mebda’ şerhu mukna’, c: 10 sh: 175

 (8) El- mugni, c: 23 sh: 182,184

 (9) Dr. Hüsameddin afene, Hükmü’l musiki fi’l islâm, sh:5, 12

 (10) Ahkamü’ş-şer’iyye, c: 1 sh:1,6

 (11) Ahtau ammetü tekaa fiha’n-nisa, c: 1 sh: 23

 (12) Vehbe zuhayli, fıkhu’l İslami ve edilletuhu, c: 4 sh:212, 213