Soru: Bazı insanlar ehlullah’tan yardım istemenin küfür olduğu hususunda ifrat-tefrit noktasın da aşırı giderek bunu küfür, yardım isteyeni ise kafir olarak vasfetmektedirler. Bu konuda bazı hadisler olduğu bilindiği halde neden orta bir yol bulunmuyorda, insanlar bir birlerini küfür ile itham ediyorlar?

 BİSMİHİ TEALA

 Cevap: Öncelikle bu konuda ifrat tefrit noktasın da aşırı gidenlerin göz önünde bulundurmadıkları birkaç nokta bulunmaktadır.

 Bu noktalardan birisi, yardım isteyenin, yardım istediği kişinin ALLAH’ın (Celle celalühü) uluhiyyet ve rububiyette (ibadette, sıfatlarda veya mülkiyette) ortak olduğunu iman ederse, noktasıdır. Dolayısıyla eğer yardım istenilen bu noktalardan ALLAH’a (Celle celalühü) ortak olduğu söylenir, itikad edilir ise bu küfürdür.

  İkincisi, insan bazı zamanlarda iş yaparken zorlanmakta ve ALLAH’tan (Celle celalühü) değil kendisi gibi insanlardan yardım istemektedir. O zaman diğer insanlardan yardım istemekte şirk olarak kabul edilebilir mi? Herhangi birine ‘’ Yardım et, şu işi yapayım’’ demek şirk veya küfür müdür? Halbu ki bunun şirk, yardım isteyenin de kafir olmadığı hususun da ulema ittifak etmiştir.

 Üçüncü nokta; Meleklerden veya gözle görülmeyen mahlukattan yardım talep edilmek küfür olarak kabul edilirken, insanlardan yardım istemek neden küfür olarak değerlendirilmiyor?

 Bu gibi misalleri çoğaltmak mümkün, ancak akıllı olana bunlar yeter.  Öncelikle ehlullahtan yardım istenilebileceği hususunda ki rivayetleri nakledelim.

1) إن لله ملائكة في الأرض- سوى الحفظة – يكتبون ما يسقط من ورق الشجر فإذا أصاب أحدَكم عُرْجة بأرضٍ فلاةٍ فلينادِ : أعِينوا عباد الله

 

 

 ‘’ ALLAH’ın (Celle celalühü) yeryüzünde hafaza  meleklerinden başka bir takım melekleri bulunmaktadır.Onlar ağaçtan düşen her yaprağı yazarlar. Sizden biriniz ıssız bir yerde sıkıntıya maruz kalırsa ‘’Yardım edin ey ALLAH’ın (Celle celalühü) kulları’’ desin.’’ ( Beyheki, şu’bil iman, hadis no: 7697)

 Ayrıca Bezzar, İbn-i Abbas’tan (radıyallahu anhuma) ve Heysemi Mecmau’z-zevaid’te ravileri güvenilir demektedir.

2) إذا أضَلَّ أحَدُكُم شَيْئاً أوْ أرادَ غَوْثاً وهُوَ بِأرْضٍ لَيْسَ بِها أنِيسٌ فَلْيَقُلْ يا عِبادَ الله أغِيثُونِي يا عِبادَ الله أغِيثُونِي فإِنَّ لله تعالى عِباداً لا يَراهُمْ

 

 

  ‘’ Sizden biri yol arkadaşı olmadığı bir yerde, bir şeyini kaybederse veya yardıma ihtiyacı olursa ‘’ Ey ALLAH’ın (Cele celalühü) kulları bana yardım edin, ey ALLAH’ın (Celle celalühü) kulları bana yardım edin’’ desin. Zira ALLAH’ın (Celle celalühü) öyle kulları bulunur ki, onlar onu görmezler.’’ ( Tebarani, suyuti)

3) إذَا انْفَلَتَتْ دَابَّةُ أَحَدِكُمْ بِأَرْضٍ فَلَاةٍ فَلْيَقُلْ يَا عِبَادَ اللَّهِ احْبِسُوا فَإِنَّ لِلَّهِ فِي الْأَرْضِ حَاضِرًا سَيَحْبِسُهُ

 

 

 ‘’ Sizden birinizinhayvanı ıssız bir yerde ürküp kaçarsa ‘’Ey ALLAH’ın (Celle celalühü) kulları onu tutun’’ desin. Zira ALLAH’ın (Celle celalühü) yeryüzün de hazır olan kulları bulunur, ve onlar o hayvanı tutarlar.’’ ( Tebarani, Ebu Ya’la, Heysemi)

Şimdi Ulema’nın bu konudaki görüşlerini kısaca  izah etmeye çalışalım. 

فصل فيما يقول من انفلتتْ دابته أو ضلّ الطريقوروى ابن السني في كتابه عن عبد الله بن مسعود رضي الله عنه عن رسول الله صلى الله عليه وسلم قال : { إذَا انْفَلَتَتْ دَابَّةُ أَحَدِكُمْ بِأَرْضٍ فَلَاةٍ فَلْيَقُلْ يَا عِبَادَ اللَّهِ احْبِسُوا فَإِنَّ لِلَّهِ فِي الْأَرْضِ حَاضِرًا سَيَحْبِسُهُ } قال عبد الله بن إمامنا أحمد سمعت أبي يقول : حججتُ خمسَ حججٍ منها اثنتين راكبا وثلاثا ماشيا او ثلاثا راكبا واثنتين ماشيا، فضللتُ الطريقَ في حجة وكنت ماشيا، فجعلت أقول : يا عبادَ الله دُلُّونا على الطريق، فلم أزل أقولُ ذلك حتى وقعتُ على الطريق

 

 

 

 

 

 

Fasıl: Hayvanı ürküp kaçan veya yolda hayvanı huysuzlaşan adam ne der?

İbnus Sünni kitabında Abdullah bin Mesud’tan (radıyallahu anh)rasulullahın (Sallallahu aleyhi ve sellem ) şöyle dediğini rivayet etmiştir:

“Sizden birinin hayvanı ıssız bir arazide ürküp kaçarsa şöyle desin: “Ey Allahın kulları onu tutun! Zira  ALLAH’ın (Celle celalühü) yeryüzünde  hazır olan kulları vardır ve onu tutarlar”

İmamımız Ahmed’in oğlu Abdullah (rahmetullahi aleyhima) dedi ki: Babamı şöyle derken duydum: “Beş defa Hacca gittim. İki defa binekle, üç defa ise yaya. Ve ya üç defa binekle, iki defa yaya. Yaya gittiğim bir Hac yolculuğunda yolumu kaybettim. “Ey ALLAH’ın (Celle celalühü)  kulları! Bize yolu gösterin” demeye başladım ve yolu bulana kadar bunu demeye devam ettim.”

(İbn Muflih: El Edebi’ş- şer‘iyye: c:1, sh: 457)

 

 

باب ما يقول إذا انفلتتْ دابّته

رَوَيْنا في كتاب ابن السني عن عبد الله بن مسعود رضي الله عنه عن رسول الله صلى الله عليه وسلم قال : إِذَا انْفَلَتَتْ دَابَّةُ أَحَدِكُمْ بِأَرْضٍ فَلاَةٍ فَلْيُنَادِ : يَا عِبَادَ اللهِ ، احْبِسُوا يَا عِبَادَ اللهِ احْبِسُوا : فَإِنَّ لِلَّهِ عز وجل فِي الأَرْضِ حَاصِرًا سيَحبِسه
قلت : حكى لي بعض شيوخنا الكبار في العلم أنه افلتتْ له دابة أظنّها بَغلة ، وكان يعرِف هذا الحديث ، فقاله ، فحبّسها الله عليهم في الحال ، وكنت أنا مرة مع جماعة ، فانفلتتْ منها بهيمة وعجَزوا عنها ، فقلته ، فوقفت في الحال بغير سبب سوى هذا الكلام

 

 

 

 

 

Hayvanı ürküp kaçtığında bir müslümanın ne söyleyeceği babı:

(Şeyhlerimiz bize nakletti ki) İbnus Sunni Abdullah bin Mesud’tan (radıyallahu anh) resulullah’ın (Sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle dediğini rivayet etmiştir:

 

“Sizden birinin hayvanı ıssız bir arazide ürküp kaçarsa şöyle desin: “Ey ALLAH’ın (Celle celalühü) kulları onu tutun! Zira ALLAH’ın (Celle celalühü) yeryüzünde  hazır olan kulları vardır ve onu tutarlar”.

İmam Nevevi’nin (rahmetullahi aleyh) bu hadisle ilgili şu izahatı yapar:

Derim ki: İlimde derinleşmiş şeyhlerimizden biri (Muhammed bin Ebil Yaser”rahmetullahi aleyh”) bana şöyle bir olay anlattı: “Onun bir hayvanı ürküp kaçmıştı. Bu hayvanın katır olduğunu zannediyorum. O Şeyh bu hadisi bilirmiş ve (hadiste zikredilen sözleri) söylemiş: ALLAH (Celle celalühü) onların hayvanını hemen durdurmuş.”

 

Ben (Nevevi rahmetullahi aleyh) bir defa bir grup adamla beraberdim ve onların hayvanı ürküp kaçtı, tutamadılar. Ben hadisteki sözleri söyledim ve hayvan bu sözlerden başka bir sebep olmadan durdu.”

(  Nevevi: El Ezkar: c 1, sh: 256)

 

 

فصل: وينبغي له أنه إذا استصعبتْ عليه دابته أن يقرأ في أذنها { أَفَغَيْرَ دِينِ اللَّهِ يَبْغُونَ وَلَهُ أَسْلَمَ مَنْ فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ طَوْعًا وَكَرْهًا وَإِلَيْهِ يُرْجَعُونَ } وإذا انفلتتْ دابته نادى { يَا عِبَادَ اللَّهِ احْبِسُوا } يقولها مرتين أو ثلاثا

 

 

Fasıl: Hayvanı/bineği itaatsizlik eden kimse hayvanın kulağına şunu okumalıdır:

 

 

“Peki onlar, ALLAH’ın dininden başka bir din mi arıyorlar? Oysa göklerde ve yerde her ne varsa -istese de, istemese de- O’na teslim olmuştur ve O’na döndürülmektedirler.” (Ali –İmran /83)

 

 

Hayvanı ürktüğü zaman ise şöyle söyler: “Ey ALLAH’ın (Celle celalühü) kulları tutun!” ve bunu iki ve ya üç defa tekrar eder.” 

( İbn El Hacc: El Medhal: c: 4 sh:50)

 

 Görüldüğü üzere ulema bu konuda hem olumlu görüş bildirmekte, hem de bunun tecrube ile sabit olduğunu dolayısıyla bu konuda ifrat ve tefrite gerek olmadığını ve bunun şirk olarak değerlendirmemektedir.

 

 

Demek ki, bir takım kişilerin bu hadislerin senedlerine takılıp kalmanın ve hadis ilminden anlamayan insanları bu konuda yanıltmak, insanları yanlış noktalara sürüklemekten başka bir şey değildir.

 

 

BİSMİHİ TEALA

Soru: Günümüzde bazı firmalar bir kısmı pesin gerisi taksit (vade) olmak üzere ev satmaktadırlar.  Bir kısım hoca bunun caiz olduğunu söylerken bir kısmı da caiz olmadığını söylemektedirler. Bu gibi firmalardan onların belirledikleri sistem ile ev almak caiz midir?

Cevab: Günümüzde insanların en büyük ihtiyaçlarından birisi, kişinin başını sokabileceği bir eve sahip olmasıdır. Ancak günümüz şartları göz önüne alındığın da müslüman bir kişinin faiz belasına müptela olmadan evsahibi olması zor görünmektedir.

Bu durumu bilen bir takım firmalar insanların bir anda yüklü miktar da para ödemelerinde ki zorlukları bildiklerinden belli sistemler üzerine ev satışı yapmaktadırlar. Dolayısıyla bu sistemi bilmeden konu hakkında bir şey söylemek zordur. Bu firmaların sistemleri genel hatları ile şu şekildedir.

Öncelikle ev alacak kişinin alacağı evinin vasfı ve parası belirlenir. Mesela 2 oda 1 salon ev 120 bin lira.

Sonra bu evin ödemesinin kaç taksite bölüneceği tespit edilir. Mesela 60 ay.

Taksit sayısı doğal olarak bir grubun üye sayısını belirler. Taksit sayısı 60 ay olduğuna göre bu grup 60 kişilik gruptur.

Bu gruptan her ay toplanan para ile bir ev alınır.

Firmaya belli bir yüzdelik ve organizasyon parası yatırılır.

Taksit ve organizasyon parası ödendikten sonra kayıt tamamlanmış olur.

Bu firmaların sistemleri genel olarak bu şekilde işlediği düşünülürse bu durum da bu firmalar ortada olmayan ama vasıfları ve fiatı tespit edilen bir malın satışını yapmaktadırlar. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) meyvesi yetişmemiş ağacın meyvesinin satışını yasakladığı için dört mezhebe göre bu şekilde ki satış akdi batıl sayılır.

Bu gibi firmaların sakıncalı tarafları sadece madumun satışını yapmaları olmayıp bunun gibi bazı farklı sakıncalı tarafları da içerisinde barındırmaktadır. Mesela bir tüccarın kendi sattığı bir maldan  organizasyon parasını alması, grubtaki üyelerden para toplayarak her ay birine ev parası adı altında borç vererek şartlı borçlandırması. Bu durumda bu şekilde ki bir sistem tam  manası ile para borçlandırma sistemi olmakta, üstüne üstlük organizasyon parası adı altında alınan para da faiz olmaktadır.

Bu sistemi kadınların her ay düzenledikleri altın gününe benzeterek  caiz görmek  mümkün değildir. Kaldı ki bu şekilde toplanarak altın günü adı altın da para toplanması fıkıh kitablarının ifadelerine göre caiz değildir. Zira fıkıh kitabları bu gibi meseleleri izah ederlerken şu misalleri vermektedirler.

İki kişinin ortak bir inekleri olsa , ve bu ineğin sütünü bir gün birisi, diğer gün diğerinin alması faiz olur. Veya iki kişinin ortaklaşa bir dairesi bu dairenin kirasını bir ay biri bir ay da diğeri alsa caiz olmaz. Bunun yerine alınan sütün veya kiranın iki kişiarasında taksim edilmesi gerek.

Dolayısıyla bu sistemi alrın gününe kıyaslamak doğru bir davranışbiçimi değil. Kaldı ki, bu sistemi altın gününe kıyaslasak dahi organizasyon parasına nasıl  yer bulacağız?

Bu sistemin bir düşündüren tarafı da şudur ki, kura sonucu evini ilk alan kişiler daha sonra diğer üyelerin paraları ile evlerini aldıkları için kira yardımı adı altında yardım etmektedirler. Tabi bu arada ödedikleri kira yardımı esnasında oturdukları evin değerinden bir miktar fazla ödeme yapmaktadırlar. Bu arada kira yardımı alanlar ise evin değerinden az ödeme yapmış olurlar.

Dolayısıyla kurada ilk önce ev sahibi olanlar, diğerlerine ev yardımı adı altında ödeme yaparlarken esas ödemeleri gereken borçlarının haricinde bir miktar fazla ödeme zorunluluğu bulunmaktadır. Eğer satın aldıkları ev önceden ortada olan bir şey olsaydı ödenilecek bu miktar evin parasına dahil edilerek bir nevi cevaz yolu bulunabilirdi.  Ancak başlangıçta olmayan bir evin satış işlemi üzerinden akid yapıldığı için yapılan akid borlanma akdi olmuş oldu, ve ödenilen fazla paralar da faiz olmuş oldu.