BİSMİHİ TEALA
Soru: Günümüzde insanlar adli bir sorunla karşılaştıkların da beşeri kanunlara gitmek zorunda kalmaktadırlar. Bu durumda gittikleri mahkemede ki hakimlerin itikadi durumları önem taşımaktadır. Bir müslüman bu durum da günümüz hukuk fakültelerinde okumak suretiyle hakim, savcı veya avukat çıkmaları caiz midir?
Cevab: Meselenin sadece hukuk fakültesinde okumak yönü olmakla beraber bu fakültelerde okuyan insanların itikadi durumları önem kazanmaktadır. Zira bir insanın müslüman olması, o kişinin ALLAH’a (Celle celalühü) ve onun indirdiklerine icmali olarak dahi olsa, ve bunları kalbi ile tasdik dili ile ikrar etse ehl-i sünnete göre bu hal üzere ölürse mü’min, dolayısıyla işlediği günahlar (eğer onların helal olduklarına inanmıyorsa) onu iman dairesinden çıkarmaz. Bu durum bilindikten sonra, öğrenilen veya talep edilen ilim sebebiyle insan kafir olur mu? Sorusunun cevabını bulmaya çalışalım.
Ulema ilmi tarif ederlerken; ilim, malûm olanın, olduğu hal üzere bilinmesidir. Şeklinde tarif etmişlerdir. Bu durum da hiç bir ilim mücerred olarak öğrenilmesi sebebiyle insanı küfre götürmez. Nitekim islâm dini öğrenilmesi haram olan ilimlerin başında ki, sihir ilminin dahi mücerred olarak öğrenilmesini küfür olarak kabul etmez. Sadece o ilmin tatbik edilmesini insanı küfre götürdüğünü kabul eder.
İslâm sihir ilminin dahi sadece öğrenilmesini küfür olarak kabul etmedikten sonra hukuk fakültelerin de öğrenilen ilmin de fıkhın yorumsuz hükmüne göre caiz olması gerekir. Bu ilmi öğrenen kişinin bundan sonra bu ilmi nasıl ve hangi amaçla kullanacağı önem taşır. Eğer bu ilmi öğrenen kişi ‘’Devletin dini adalettir’’ görüşüne göre amel eder, öğrendiği ilmi mutlak veya kısmen adaletin idamesi için, elinden geldiğince zulme engel olmak, herhangi bir haksızlığa ugrayanın hakkının alınması veya haksızlığa uğrayanın savunulması v.s gibi gaye ve amaçlarla olursa islâm bu durumu bir görev hatta ibadet olarak dahi kabul edebilir. Ancak bu kişinin gaye ve amacı bunların haricinde ki bir şey olursa, o zaman bu kişi ya fasıktır veya kafir.
Bu durum da hukuk fakültesini bitirerek hakim olan kişinin, ‘’ وَمَن لَّمۡ يَحۡكُم بِمَآ أَنزَلَ ٱللَّهُ فَأُوْلَـٰٓٮِٕكَ هُمُ ٱلۡكَـٰفِرُونَ ‘’ ‘’ Kim ALLAH’ın indirdikleri ile hükmetmezse, işte onlar kafirlerdir.’’(Maide/44) ayeti kerimesi ne göre, beşeri kanunlara göre hüküm vermesi durumun da durumu nedir? Sorusunun sorulması kaçınılmaz olmaktadır.
Öncelikle bu ve buna benzer ayetlerin belli kayıtlara göre olduğunun bilinmesi zaruridir. Bu ayetlerde belli kayıtlar bulunmaktadır.Kısaca bunlara değinmek gerekirse:
Günümüzde hâkim denildiği zaman, ‘’ Mahkemelerde davaları karara bağlayan kişi’’ şeklinde tarif edilmektedir. Dolayısıyla günümüzde ki hakimlere ‘’ hâkim’’ denilmesi mecazi bir ifadedir. Zira bu gibi davaları karara bağlayan hâkimler gerçek hakimler tarafından belirlenmiş bir hükmü uygulamaktadırlar. Eğer bu hüküm mutlak adaletin tesisi yönünde olmayıp, zıddına olur ve hâkimin bu hükmü icra esnasında takdir hakkı bulunmaz, bununla beraber eline geçen ilk fırsatta mutlak adaletin tesisi için elinden geleni yapar ve takdir hakkının olmadığı yerlerde hükmü kerhen icra ederse, yani hüküm ifadesiyle ‘’ehven-i şer’’ olanı seçerse bu durumda ayetin kapsamına girmesi ve küfür olarak nitelendirilmesi zordur. Zira ehl-i sünnete göre helal kabul edilmediği müddetce işlenen günahlar sebebiyle kişi kafir olmaz.
İnsanın şirk dışın da işlediği hiçbir günah sebebiyle küfre girmesi mümkün olmadığına göre, ve ALLAH’ın (Celle celalühü) indirdiklerinin hak olduğuna iman ettikten sonra bir takim insanların hükümleri müvacehesine göre hüküm vermenin küfür olması nasıl mümkün olur? Ha bu durumda ki bir hakime zalim denilebilir, ama kafir demek nasıl mümkün olsun?
Zira o zaman dünya üzerinde hiçbir ülkede müslüman hakim olduğunu söylemek mümkün olmaz. Zira zaman değiştikçe bazı hükümlerin din içerisinde bulunması imkansız hale gelecektir. Nitekim bu durum da ictihad devreye girer, ve bu ictihadların bir kısmı ALLAH’ın (Celle celalühü) muradına muvafık olmayabilir. Bu durumda hatalı ictihad eden kişi resulullah’ın (Sallallahu aleyhi ve sellem) hadisine göre ictihadında hatalı dahi olsa ecir kazanır. Resulullah’ın (Sallallahu aleyhi ve sellem) ecir kazandığını söylediği bir kimseye kafir yaftasını asmak nasıl mümkün olur?
BİSMİHİ TEALA
İslâm’ın üzerinde önemle durduğu meselelerden biriside kardeşlik hukukudur. Zira kardeşlik hukukuna riayet etmek insandaki iman alametinin tezahürüdür. Nitekim ALLAH (Celle celalühü) bir ayeti kerimesinde ” إِنَّمَا ٱلۡمُؤۡمِنُونَ إِخۡوَةٌ۬” ” Şüphesiz mü’minler ancak kardeştirler.” (Hucurat/ 10) buyurmak suretiyle Müslümanların birbirleri ile olan münasebetlerini kardeşlik hukukuna bağlamıştır. Zira mü’minlerin hepsi ebedi hayata sebep olan iman esasında birleşirler. Dolayısıyla din kardeşidirler.
Kardeşlik hukukunun muhazasında en önemli unsur; bütün mü’minlerin tek bir ümmet olduğunun asla unutulmaması ve diğer mü’min kardeşlerini kendi nefsine tercih etmektir. Nitekim peygamber (Sallallahu aleyhi ve sellem) Müslümanların ilk sosyal antlaşması olan Medine vesikasında bu hususu şu şekilde hassaten belirtmektedir: ”Müslümanlar, diğer insanlardan ayrı olarak, bir ümmeti teşkil ederler.” (sireti ibn-i hişam, c: 1-2, sh:501)
İnsanların birbirlerini ALLAH (Celle celalühü) için sevmelerinden dolayı ortaya çıkan din kardeşliği kan kardeşliğinin çoğu yerde önüne geçer. Nitekim İslâm tarihinde bunun örneklerini görmekteyiz. İslâm’a karşı savaş açanlar ister babaları olsun, isterse kardeşleri olsun kim olduklarına bakılmadan savaşılmış gerektiğinde öldürülmüşlerdir. Bu husus din kardeşliğinin öneminin en önemli göstergelerinden birisidir. Zira din kardeşliği peygamberin (Sallallahu aleyhi ve sellem) mirasıdır. Resulüllah’ın (Sallallahu aleyhi ve sellem) kurduğu ilk İslâm devletinin ana unsuru, kardeşlik sevgisidir. Kardeşlik sevgisinden mahrum olanlar veya bunu ihmal edenler İslâmi devletten de Mahrum olurlar. Kardeşlik hukukuna riayet etmemek, kardeş sevgisinde mahrum olmak insanda ki itikad zayıflığına da işaret etmektedir.
Mü’minler birbirlerini severlerken ne kavimlerinden dolayı, ne mal mülk için ne de dünyalık bir menfaat ve güzellik için severler. Onların birbirlerinin sevmelerin kayağı imanladır. Bundan dolayıdır ki, mü’minlerin meydana getirdiği toplum, bir iman toplumudur. Bu toplumu yıkmak isteyenlere karşı tek vücud tek yürek olmamaları da vahdet toplumu olmalarındandır. Bu toplumdan olan hangi ırk, hangi dil, hangi mezhebe bağlı olursa olsun ”müslümanım” dedikten sonra bizim kardeşlerimizdir.
Müslümanlar kardeşlik hukukuna riayetlerini sadece yaşayanlara değil, geçmişte yaşamış olan Müslümanlara da göstermek zorundadırlar. Nitekim bu husus Kur’an- kerim’de şöyle ifade edilmektedir:
وَٱلَّذِينَ جَآءُو مِنۢ بَعۡدِهِمۡ يَقُولُونَ رَبَّنَا ٱغۡفِرۡ لَنَا وَلِإِخۡوَٲنِنَا ٱلَّذِينَ سَبَقُونَا بِٱلۡإِيمَـٰنِ وَلَا تَجۡعَلۡ فِى قُلُوبِنَا غِلاًّ۬ لِّلَّذِينَ ءَامَنُواْ رَبَّنَآ إِنَّكَ رَءُوفٌ۬ رَّحِيمٌ
” Bunların arkasından gelenler şöyle derler: Rabbimiz! Bizi ve bizden önce gelip geçmiş imanlı kardeşlerimizi bağışla; kalplerimizde, iman edenlere karşı hiçbir kin bırakma! Rabbimiz! Şüphesiz ki sen çok şefkatli, çok merhametlisin!” (Haşr /10)
Müfessirler ” Vellezine câu min ba’dihim” (Bunların arkasından gelenler) ayetini tefsir ederlerken ” Sahabeden sonra gelen tabiûn, etba-ı tabiûn ve kıyamete kadar yaşayacak olan bütün mü’minlere; hem güzel ahlâkın ve edebin, hem de birbirlerine nasıl dua etmeleri gerektiğinin öğretildiğinin” üzerinde durmuşlardır.
BİSMİHİ TEALA
Dünya’da herşeyin/ herkes’inbir kimliği olduğu gibi müslüman’ın da bir kimliği olmak zorundadır. Bu kimlik sayesinde Müslüman diğer insanlardan ayrılır,bu kimlik sayesinde öküz altında buzağı arayanların kalpleri ferahlayacak, çekebilirlerse bir oh diyebileceklerdir.Bakalım bir müslüman’ın kimliği nasıl olmalı.
1) Doğarken İslam fıtratı üzere doğup, adı ALLAH (Celle celaluhu) tarafından konulan,
هُوَ سَمَّاكُمُ الْمُسْلِمينَ مِن قَبْلُ وَفِي هَذَ
O, gerek daha önce (gelmiş kitaplarda), gerekse bunda (Kur’an’da) size “müslümanlar” adını verdi. (hac / 78)
2) Yapacağı bütün işler,vazifeler Kur’an tarafından açıklanarak,ciddi bir Müslüman olduğu gösterilen,
Fitne ortadan kalkıncaya ve din tamamen ALLAH’ın oluncaya kadar onlarla savaşın! (İnkâra) son verirlerse şüphesiz ki ALLAH onların yaptıklarını çok iyi görür. (Enfal/39)
28 ) İyilerin ve iyiliklerin yanında kalıp, münkere ve münker davetçilerine meydan okuyan
وَلْتَكُن مِّنكُمْ أُمَّةٌ يَدْعُونَ إِلَى الْخَيْرِ وَيَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَيَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنكَرِ وَأُوْلَـئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ
Sizden, hayra çağıran, iyiliği emredip kötülüğü meneden bir topluluk bulunsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir. (Al-i imran/104)
29 ) Cahil,müşrik ve kafirlerin peşine ve fikrine takılmayan
وَإِن تُطِعْ أَكْثَرَ مَن فِي الأَرْضِ يُضِلُّوكَ عَن سَبِيلِ اللّهِ إِن يَتَّبِعُونَ إِلاَّ الظَّنَّ وَإِنْ هُمْ إِلاَّ يَخْرُصُونَ
Yeryüzünde bulunanların çoğuna uyacak olursan, seni ALLAH’ın yolundan saptırırlar. Onlar zandan başka bir şeye tâbi olmaz, yalandan başka söz de söylemezler. (En’am/116)
30 ) Yetimin malını koruyan
وَلاَ تَقْرَبُواْ مَالَ الْيَتِيمِ إِلاَّ بِالَّتِي هِيَ أَحْسَنُ
Yetimin malına, rüşdüne erinceye kadar, ancak en güzel bir niyetle yaklaşın. (İsra/34)
Beşinçi devrenin kapısının önünde bekleyen bir ALLAH (Celle celaluhu) askeridir.
31 ) Zan ve şüphe ile hareket etmeyen
وَمَا يَتَّبِعُ أَكْثَرُهُمْ إِلاَّ ظَنًّا إَنَّ الظَّنَّ لاَ يُغْنِي مِنَ الْحَقِّ شَيْئًا
Onların çoğu zandan başka bir şeye uymaz. Şüphesiz zan, haktan (ilimden) hiçbir şeyin yerini tutmaz. (Yunus/36)
32 ) Helal ve haram kılma yetkisinin sadece ALLAH’a (Celle celaluhu) ait olduğuna inanan
اتَّخَذُواْ أَحْبَارَهُمْ وَرُهْبَانَهُمْ أَرْبَابًا مِّن دُونِ اللّهِ
(Yahudiler) ALLAH’ı bırakıp bilginlerini (hahamlarını); (hıristiyanlar) da rahiplerini rabler edindiler (Tevbe/31)
33 ) Mü’minleri bırakıp da kafirlerle dostluk kurup, işbirliği yapmayan
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ لاَ تَتَّخِذُواْ الْيَهُودَ وَالنَّصَارَى أَوْلِيَاء
Ey iman edenler! Yahudileri ve hıristiyanları dost edinmeyin. Zira onlar birbirinin dostudurlar (birbirinin tarafını tutarlar. (Maide/51)
34 ) Bey’at bağı boynunda olduğu halde Müslüman oluşunun ve Müslüman kalışının mücadelesini veren
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ أَطِيعُواْ اللّهَ وَأَطِيعُواْ الرَّسُولَ وَأُوْلِي الأَمْرِ مِنكُمْ
Ey iman edenler! ALLAH’a itaat edin. Peygamber’e ve sizden olan ülülemre de itaat edin. (Nisa/59)
35 ) Tağutun yolunda savaşanlarla savaşan
فَقَاتِلُواْ أَوْلِيَاء الشَّيْطَانِ
O halde şeytanın dostlarına karşı savaşın (Nisa/76)
Dar’un nedve mahiyetinde olan her şeye karşı çıkan bir mücahid’dir.
36 ) Dininden dönerek mürted olmayan
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ مَن يَرْتَدَّ مِنكُمْ عَن دِينِهِ
Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse (Maide/54)
37 ) ALLAH (Celle celaluhu) ve resulüne muhalefet eden hiçbir ferdi ve topluluğu sevmeyen
لَا تَجِدُ قَوْمًا يُؤْمِنُونَ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ يُوَادُّونَ مَنْ حَادَّ اللَّهَ وَرَسُولَهُ وَلَوْ كَانُوا آبَاءهُمْ أَوْ أَبْنَاءهُمْ أَوْ إِخْوَانَهُمْ أَوْ عَشِيرَتَهُمْ
ALLAH’a ve ahiret gününe inanan bir toplumun -babaları, oğulları, kardeşleri, yahut akrabaları da olsa- ALLAH’a ve Resûlüne düşman olanlarla dostluk ettiğini göremezsin (Mücadele/22)
38 ) Dost olarak ALLAH’ı (Celle celaluhu) resulünü (sallallahu aleyhi ve sellem) bir de ilahi emirleri ayırt etmeksizin hepsine boyun eğen mü’minleri seven
إِنَّمَا وَلِيُّكُمُ ٱللَّهُ وَرَسُولُهُ ۥ وَٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ ٱلَّذِينَ يُقِيمُونَ ٱلصَّلَوٰةَ وَيُؤۡتُونَ ٱلزَّكَوٰةَ وَهُمۡ رَٲكِعُونَ
Sizin dostunuz (veliniz) ancak ALLAH’tır, Resulüdür, iman edenlerdir; onlar ki ALLAH’ın emirlerine boyun eğerek namazı kılar, zekâtı verirler. (Maide/55)
39 ) Küfrü sevenlerden birini (velev küfrü seven babası dahi olsa) sezerse derhal irtibatı kesen
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ لاَ تَتَّخِذُواْ آبَاءكُمْ وَإِخْوَانَكُمْ أَوْلِيَاء
Ey iman edenler! Eğer küfrü imana tercih ediyorlarsa, babalarınızı ve kardeşlerinizi (bile) veli edinmeyin. (Tevbe/23)
40 ) Mü’min’lere karşı mütevazi, kafirlere karşı onurlu ve şiddetli olan
أَذِلَّةٍ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ أَعِزَّةٍ عَلَى الْكَافِرِينَ
müminlere karşı alçak gönüllü (şefkatli), kâfirlere karşı onurlu (Maide/54)
Din, akıl, nesil, can, ve mal güvenliği sağlanmadıkça adalet ve huzurun gelemeyeceğine inanan bir ALLAH (Celle celaluhu) askeridir.
Özet ile, faaliyetleri ile, çevresi ve zemini ile bir Müslüman budur.Bizi böyle anlatan kitabımız KUR’AN’I KERİM’dir. Kimliğimizi tanıdığı halde bize fitne diyenler oluyorsa, uzatsınlar onların ellerini öpeceğiz!… Çünkü o ithamı alanlar ALLAH’a (Celle celaluhu) hamd etme makamında bulunurlar.