Soru: Bazı insanlar ehlullah’tan yardım istemenin küfür olduğu hususunda ifrat-tefrit noktasın da aşırı giderek bunu küfür, yardım isteyeni ise kafir olarak vasfetmektedirler. Bu konuda bazı hadisler olduğu bilindiği halde neden orta bir yol bulunmuyorda, insanlar bir birlerini küfür ile itham ediyorlar?

 BİSMİHİ TEALA

 Cevap: Öncelikle bu konuda ifrat tefrit noktasın da aşırı gidenlerin göz önünde bulundurmadıkları birkaç nokta bulunmaktadır.

 Bu noktalardan birisi, yardım isteyenin, yardım istediği kişinin ALLAH’ın (Celle celalühü) uluhiyyet ve rububiyette (ibadette, sıfatlarda veya mülkiyette) ortak olduğunu iman ederse, noktasıdır. Dolayısıyla eğer yardım istenilen bu noktalardan ALLAH’a (Celle celalühü) ortak olduğu söylenir, itikad edilir ise bu küfürdür.

  İkincisi, insan bazı zamanlarda iş yaparken zorlanmakta ve ALLAH’tan (Celle celalühü) değil kendisi gibi insanlardan yardım istemektedir. O zaman diğer insanlardan yardım istemekte şirk olarak kabul edilebilir mi? Herhangi birine ‘’ Yardım et, şu işi yapayım’’ demek şirk veya küfür müdür? Halbu ki bunun şirk, yardım isteyenin de kafir olmadığı hususun da ulema ittifak etmiştir.

 Üçüncü nokta; Meleklerden veya gözle görülmeyen mahlukattan yardım talep edilmek küfür olarak kabul edilirken, insanlardan yardım istemek neden küfür olarak değerlendirilmiyor?

 Bu gibi misalleri çoğaltmak mümkün, ancak akıllı olana bunlar yeter.  Öncelikle ehlullahtan yardım istenilebileceği hususunda ki rivayetleri nakledelim.

1) إن لله ملائكة في الأرض- سوى الحفظة – يكتبون ما يسقط من ورق الشجر فإذا أصاب أحدَكم عُرْجة بأرضٍ فلاةٍ فلينادِ : أعِينوا عباد الله

 

 

 ‘’ ALLAH’ın (Celle celalühü) yeryüzünde hafaza  meleklerinden başka bir takım melekleri bulunmaktadır.Onlar ağaçtan düşen her yaprağı yazarlar. Sizden biriniz ıssız bir yerde sıkıntıya maruz kalırsa ‘’Yardım edin ey ALLAH’ın (Celle celalühü) kulları’’ desin.’’ ( Beyheki, şu’bil iman, hadis no: 7697)

 Ayrıca Bezzar, İbn-i Abbas’tan (radıyallahu anhuma) ve Heysemi Mecmau’z-zevaid’te ravileri güvenilir demektedir.

2) إذا أضَلَّ أحَدُكُم شَيْئاً أوْ أرادَ غَوْثاً وهُوَ بِأرْضٍ لَيْسَ بِها أنِيسٌ فَلْيَقُلْ يا عِبادَ الله أغِيثُونِي يا عِبادَ الله أغِيثُونِي فإِنَّ لله تعالى عِباداً لا يَراهُمْ

 

 

  ‘’ Sizden biri yol arkadaşı olmadığı bir yerde, bir şeyini kaybederse veya yardıma ihtiyacı olursa ‘’ Ey ALLAH’ın (Cele celalühü) kulları bana yardım edin, ey ALLAH’ın (Celle celalühü) kulları bana yardım edin’’ desin. Zira ALLAH’ın (Celle celalühü) öyle kulları bulunur ki, onlar onu görmezler.’’ ( Tebarani, suyuti)

3) إذَا انْفَلَتَتْ دَابَّةُ أَحَدِكُمْ بِأَرْضٍ فَلَاةٍ فَلْيَقُلْ يَا عِبَادَ اللَّهِ احْبِسُوا فَإِنَّ لِلَّهِ فِي الْأَرْضِ حَاضِرًا سَيَحْبِسُهُ

 

 

 ‘’ Sizden birinizinhayvanı ıssız bir yerde ürküp kaçarsa ‘’Ey ALLAH’ın (Celle celalühü) kulları onu tutun’’ desin. Zira ALLAH’ın (Celle celalühü) yeryüzün de hazır olan kulları bulunur, ve onlar o hayvanı tutarlar.’’ ( Tebarani, Ebu Ya’la, Heysemi)

Şimdi Ulema’nın bu konudaki görüşlerini kısaca  izah etmeye çalışalım. 

فصل فيما يقول من انفلتتْ دابته أو ضلّ الطريقوروى ابن السني في كتابه عن عبد الله بن مسعود رضي الله عنه عن رسول الله صلى الله عليه وسلم قال : { إذَا انْفَلَتَتْ دَابَّةُ أَحَدِكُمْ بِأَرْضٍ فَلَاةٍ فَلْيَقُلْ يَا عِبَادَ اللَّهِ احْبِسُوا فَإِنَّ لِلَّهِ فِي الْأَرْضِ حَاضِرًا سَيَحْبِسُهُ } قال عبد الله بن إمامنا أحمد سمعت أبي يقول : حججتُ خمسَ حججٍ منها اثنتين راكبا وثلاثا ماشيا او ثلاثا راكبا واثنتين ماشيا، فضللتُ الطريقَ في حجة وكنت ماشيا، فجعلت أقول : يا عبادَ الله دُلُّونا على الطريق، فلم أزل أقولُ ذلك حتى وقعتُ على الطريق

 

 

 

 

 

 

Fasıl: Hayvanı ürküp kaçan veya yolda hayvanı huysuzlaşan adam ne der?

İbnus Sünni kitabında Abdullah bin Mesud’tan (radıyallahu anh)rasulullahın (Sallallahu aleyhi ve sellem ) şöyle dediğini rivayet etmiştir:

“Sizden birinin hayvanı ıssız bir arazide ürküp kaçarsa şöyle desin: “Ey Allahın kulları onu tutun! Zira  ALLAH’ın (Celle celalühü) yeryüzünde  hazır olan kulları vardır ve onu tutarlar”

İmamımız Ahmed’in oğlu Abdullah (rahmetullahi aleyhima) dedi ki: Babamı şöyle derken duydum: “Beş defa Hacca gittim. İki defa binekle, üç defa ise yaya. Ve ya üç defa binekle, iki defa yaya. Yaya gittiğim bir Hac yolculuğunda yolumu kaybettim. “Ey ALLAH’ın (Celle celalühü)  kulları! Bize yolu gösterin” demeye başladım ve yolu bulana kadar bunu demeye devam ettim.”

(İbn Muflih: El Edebi’ş- şer‘iyye: c:1, sh: 457)

 

 

باب ما يقول إذا انفلتتْ دابّته

رَوَيْنا في كتاب ابن السني عن عبد الله بن مسعود رضي الله عنه عن رسول الله صلى الله عليه وسلم قال : إِذَا انْفَلَتَتْ دَابَّةُ أَحَدِكُمْ بِأَرْضٍ فَلاَةٍ فَلْيُنَادِ : يَا عِبَادَ اللهِ ، احْبِسُوا يَا عِبَادَ اللهِ احْبِسُوا : فَإِنَّ لِلَّهِ عز وجل فِي الأَرْضِ حَاصِرًا سيَحبِسه
قلت : حكى لي بعض شيوخنا الكبار في العلم أنه افلتتْ له دابة أظنّها بَغلة ، وكان يعرِف هذا الحديث ، فقاله ، فحبّسها الله عليهم في الحال ، وكنت أنا مرة مع جماعة ، فانفلتتْ منها بهيمة وعجَزوا عنها ، فقلته ، فوقفت في الحال بغير سبب سوى هذا الكلام

 

 

 

 

 

Hayvanı ürküp kaçtığında bir müslümanın ne söyleyeceği babı:

(Şeyhlerimiz bize nakletti ki) İbnus Sunni Abdullah bin Mesud’tan (radıyallahu anh) resulullah’ın (Sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle dediğini rivayet etmiştir:

 

“Sizden birinin hayvanı ıssız bir arazide ürküp kaçarsa şöyle desin: “Ey ALLAH’ın (Celle celalühü) kulları onu tutun! Zira ALLAH’ın (Celle celalühü) yeryüzünde  hazır olan kulları vardır ve onu tutarlar”.

İmam Nevevi’nin (rahmetullahi aleyh) bu hadisle ilgili şu izahatı yapar:

Derim ki: İlimde derinleşmiş şeyhlerimizden biri (Muhammed bin Ebil Yaser”rahmetullahi aleyh”) bana şöyle bir olay anlattı: “Onun bir hayvanı ürküp kaçmıştı. Bu hayvanın katır olduğunu zannediyorum. O Şeyh bu hadisi bilirmiş ve (hadiste zikredilen sözleri) söylemiş: ALLAH (Celle celalühü) onların hayvanını hemen durdurmuş.”

 

Ben (Nevevi rahmetullahi aleyh) bir defa bir grup adamla beraberdim ve onların hayvanı ürküp kaçtı, tutamadılar. Ben hadisteki sözleri söyledim ve hayvan bu sözlerden başka bir sebep olmadan durdu.”

(  Nevevi: El Ezkar: c 1, sh: 256)

 

 

فصل: وينبغي له أنه إذا استصعبتْ عليه دابته أن يقرأ في أذنها { أَفَغَيْرَ دِينِ اللَّهِ يَبْغُونَ وَلَهُ أَسْلَمَ مَنْ فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ طَوْعًا وَكَرْهًا وَإِلَيْهِ يُرْجَعُونَ } وإذا انفلتتْ دابته نادى { يَا عِبَادَ اللَّهِ احْبِسُوا } يقولها مرتين أو ثلاثا

 

 

Fasıl: Hayvanı/bineği itaatsizlik eden kimse hayvanın kulağına şunu okumalıdır:

 

 

“Peki onlar, ALLAH’ın dininden başka bir din mi arıyorlar? Oysa göklerde ve yerde her ne varsa -istese de, istemese de- O’na teslim olmuştur ve O’na döndürülmektedirler.” (Ali –İmran /83)

 

 

Hayvanı ürktüğü zaman ise şöyle söyler: “Ey ALLAH’ın (Celle celalühü) kulları tutun!” ve bunu iki ve ya üç defa tekrar eder.” 

( İbn El Hacc: El Medhal: c: 4 sh:50)

 

 Görüldüğü üzere ulema bu konuda hem olumlu görüş bildirmekte, hem de bunun tecrube ile sabit olduğunu dolayısıyla bu konuda ifrat ve tefrite gerek olmadığını ve bunun şirk olarak değerlendirmemektedir.

 

 

Demek ki, bir takım kişilerin bu hadislerin senedlerine takılıp kalmanın ve hadis ilminden anlamayan insanları bu konuda yanıltmak, insanları yanlış noktalara sürüklemekten başka bir şey değildir.

 

 

BİSMİHİ TEALA

 1) Zekatın verilmesi caiz olan sınıflar hangileridir?

 Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) zekatın her isteyene verilmemesi gerektiği hususunda dikkat çekmiştir. Nitekim Ebu davud’un Ziyad b. Haris’ten (radıyallahu anh) bir hadiste

 فَأَتَاهُ رَجُلٌ فَقَالَ أَعْطِنِى مِنَ الصَّدَقَةِ. فَقَالَ لَهُ رَسُولُ اللَّهِ -صلى الله عليه وسلم- « إِنَّ اللَّهَ تَعَالَى لَمْ يَرْضَ بِحُكْمِ نَبِىٍّ وَلاَ غَيْرِهِ فِى الصَّدَقَاتِ حَتَّى حَكَمَ فِيهَا هُوَ فَجَزَّأَهَا ثَمَانِيَةَ أَجْزَاءٍ فَإِنْ كُنْتَ مِنْ تِلْكَ الأَجْزَاءِ أَعْطَيْتُكَ حَقَّكَ

 Adamın biri resulullah’a (Sallallahu aleyhi ve sellem) gelerek ‘’ Bana zekat ver’’ dedi. Bunun üzerine resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem)

 ‘’ Şüphesiz ALLAH (Celle celalühü) zekatın verileceği yerler hususunda ne bir peygamberin, ne de başka birinin hükmüne razı olmayarak zekatın nerelere verileceğine dair hükmü kendisi verdi. ALLAH (Celle celalühü) zekatın sekiz kısma taksim etti. Eğer sende onlardan birisiysen hakkını sana veririm.’’ (Ebu davud, 1632) buyurmak suretiyle bu hususa dikkat çekmiştir.

 Nitekim zekatın verilebileceği yerleri ALLAH (Celle celalühü) tevbe suresinde şöyle beyan etmektedir.

 إِنَّمَا ٱلصَّدَقَـٰتُ لِلۡفُقَرَآءِ وَٱلۡمَسَـٰكِينِ وَٱلۡعَـٰمِلِينَ عَلَيۡہَا وَٱلۡمُؤَلَّفَةِ قُلُوبُہُمۡ وَفِى ٱلرِّقَابِ وَٱلۡغَـٰرِمِينَ وَفِى سَبِيلِ ٱللَّهِ وَٱبۡنِ ٱلسَّبِيلِ‌ۖ فَرِيضَةً۬ مِّنَ ٱللَّهِ‌ۗ وَٱللَّهُ عَلِيمٌ حَڪِيمٌ۬

 ‘’ Sadakalar (zekatlar) ALLAH’tan bir farz olarak ancak, yoksullara,miskinlere, (zekat toplayan) memurlara, kalpleri (islâma) ısındıralacak olanlara, (hürriyetlerini satın almaya çalışan) kölelere, borçlulara, ALLAH yolunda cihad edene ve yolcuya mahsustur. ALLAH en iyi bilen ve hikmet sahibidir.’’ (Tevbe/60)   

 2) Ayeti kerimede ki fakir ve miskin den murad kimdir?

 Hanefi mezhebine göre fakir, nisap miktarı mala sahip olamayan kişi, miskin ise, hiçbir şeyi olmayan kişidir. Bu tarife göre miskin fakirden daha ihtiyaç sahibidir. Şafii mezhebine göre, fakir hiç bir malı ve kazancı olmayan kişi, miskin ise, malı ve kazancı olan ancak yeterli gelmeyen kişidir. Bu tarife göre ise fakir miskinden daha ihtiyaç sahibi kişidir.

 Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) ise miskinin tarifini şöyle yapmaktadır.

 لَيْسَ الْمِسْكِينُ الَّذِى تَرُدُّهُ التَّمْرَةُ وَالتَّمْرَتَانِ وَالأُكْلَةُ وَالأُكْلَتَانِ وَلَكِنَّ الْمِسْكِينَ الَّذِى لاَ يَسْأَلُ النَّاسَ شَيْئًا وَلاَ يَفْطِنُونَ بِهِ فَيُعْطُونَهُ

 ‘’ Miskin, bir iki hurma veya bir iki lokma ile geri çevrilen kişi değildir. Asıl miskin, insanlardan bir şey istemediği için onlar tarafından durumu bilinmeyen ve bu suretle kendisine bir şey verilmeyen kişidir.’’ (Ebu davud, 1633)

 3) Zekat toplamakla memur olan kişiden murad kimdir?

 Zekat toplamakla memur olan, devlet başkanın ALLAH’ın (Celle celalühü) farz kıldığı zekatı müslüman zenginlerden toplaması için görevlendirdiği kişidir. Bu memurlar bütün zamanlarını zenginlere giderek zekatı onlardan tahsil etmeye harçadıkları için, devlet başkanı onlara bu işlerinin karşılığı olarak zekat mallarından verir.

 4) Köleden murad kimdir?

 Köleden murad, köle statüsüne sahip olup, sahibi ile belli bir para karşılığında hürriyetine kavuşmak için antlaşma yapan kişidir.

 Ancak günümüzde bilinen anlamı ile köle statüsü bulunmadığından zamanımızda köle sınıfı zekat verilebilecekler arasından çıkarılmıştır. Daha sonra eğer bu sınıf tekrar ortaya çıkarsa bu sınıf tekrar zekat verilebilecekler arasına katılır.

 5) Borçludan murad kimdir?

 Hanefi mezhebine göre borçlu, borçu olupta elindeki mal  borçunu ödemeye kafi gelmeyen kişidir.

 6) ALLAH (Celle celalühü) yolunda cihad edenlerden murad kimdir?

 Dince mukaddes sayılan yer ve mekanları korumak ve ALLAH’ın (Celle celalühü) dinini yüceltmek maksadı ile savaşa çıkıp memleketlerinden ve herşeyden uzaktan olan kişidir. Bunlar nafakaya muhtaç durumdadırlar.

 7) Yolcudan murad kimdir?

 Yolcudan murad, herhangi bir sebepten dolayı vatanlarından uzaklaşıp yolda parasızlıktan dolayı mahzur kalanlardır. Bunların vatanlarında malları bulunsa, zengin olsalar dahi o an parasızlıktan sebeb muhtaç durumda olduklarında zekat verilir

 8) Müellefe-i kulub (kalplari islâma ısındırılacak olanlar) dan murad kimdir?

 Bunlardan murad, resulullah’ın (Sallallahu aleyhi ve sellem) müslüman olmaları için zekat mallarından verdiği bazı kabilelerin liderleridir.

İbn-i Hümam (rahmetullahi aleyh) ‘’fethu’l kadir’’ isimli eserinde  buların hakkında şunları demektedir.’’ Bunlar üç kısım insanlardır. 1) Bunlar kafir olup resululah (Sallallahu aleyhi ve sellem) kalplerini islâma ısındırmak gayesi ile zekat verdiği kişilerdir. 2) Şerlerinden emin olmak maksadı ile zekat verilen kişilerdir. 3) Müslüman olup gerek fakir ve zayıf olmaları sebebiyle, gerekse farklı sebeblerden dolayı kalplerinin islâma tam manası ile ısındırılıp müslümanlıkta sepat edilmesi murad edilen kişilerdir.

  O  zamanın adeti kabileler liderlerini takıp ettiklerinden, bir kabilenin lideri bir dine girdiğinde kabilenin diğer insanları da o dine giriyorlardı. O zamanlar islâm yeteri kadar güçlü olmadığından bu gibi kişilere kalplerini islâma ısındırmak için zekat verilmekteydi. Ancak daha sonra islâm kuvvetlenip izzet sahibi olunca resulullah’tan (Sallallahu aleyhi ve sellem)  sonra bunlar zekat verilecekler sınıfından çıkarılarak,zekat verilmediler.

 Dolayısıyla günümüzde müellefe-i kulub sınıfıda köle sınıfı gibi bulunmadığından zekat verilecekler arasından çıkarılmıştır.

 9) Zekat verecek kişi bu sınıflardan hepsine zekatını verebilir mi? Yoksa sınıflar dan bazılarına mı verebilir?

 Zekat verecek kişi bu sınıflar içinden sadece bir kişiye zekat verebileceği gibi, birden fazla kişiye veya birden fazla sınıflara vermesi caizdir.

 10) Müslüman olmayan miskin ve fakire zekat verilmesi caiz midir?

 Zekat malının islâm dininden olmayan kişilere verilmesi caiz değildir. Bu kişi ister zimmi olsun, isterse farklı olsun farketmez.

 11) Zekat parası ile bir ölüyü kefenlemek, mescid veya medrese yapmak, köprü veya insanların yürümesi için yo yapmak caiz midir?

 Zekat demek, ihtiyaç sahibi birinin zekat ile temlik olunması demektir. Yani ihtiyaç sahibi eline zekatı alacak ve harcayacak durumda olması demektir. Dolayısıyla zekat parası ile ölünün kefenlenmesi, mescid, köprü ve yol gibi şeylerin yapılması, zekatın bu yerlere harcanması caiz değildir. Buna rağmen zekat bu gibi yerlere, derneklere v.s yerlere verilirse zekatın tekrar verilmesi gerekir.

 12) Zekatı bir medreseye veya medresenin hocasına vermek caiz midir?

 Eğer zekat verilirken hoca, medresede bulunan muhtac sahibi talebelere vermek için vekil tayin edilir, ve hoca bu zekat mallarını muhtaç durumdaki talebelere verirse bu caizdir. Ancak insanların verdiği zekat malı ile talebelere yemek yapılması, medresenin tamir ve tadilatında kullanılması, hoca ve görevlilerin maaşlarının ödenmesi v.s gibi yerlere  harcanması caiz değildir.

 13) Zekat parası verilmesi caiz olanlar dışında farklı yerde kullanılsa (mesela bir köle satın alıp azad etse) bu durumda zekat verilmiş olur mu?

 Zekat parası verilmesi caiz olan yerler haricinde, farklı yerlerde kullanıldığında o zekatın yeniden verilmesi gerekir.

 14) Zekatı fakir olan akrabalara vermek caiz midir?

 Akrabalar iki kısımdır. 1) Zekat verecek kişi ile doğuma bağlı akraba olanlar. Ki, bunlar anne, baba, dede,nine, çocuk ve torunlardır. 2) zekat verecek kişi ile doğuma bağlı akraba olmayanlar. Bunlar da erkek ve kız kardeşler, Hala, Teyze, Amca v.s ve bunların çocuklarıdır.

 Eğer zekat birinci sınıftan bir akrabaya, yani kız ve erkek çocuğa, veya toruna, veya anne babasından birine, veya dedesi ve nenesinden birine (bunlar istediği kadar üste çıksın veya alta insin fark etmez) verildiğinde zekat verilmiş olmaz.

 İkinci sınıftan herhangi birine zekatın verilmesi caiz, hatta bunda hem zekat hem de sıla-i rahim sevabı vardır.

 15) Eğer zekatı akrabalara verirken ‘’ bu benim zekatım’’ denildiğinde akraba zekatı almazsa ne yapmak gerekir?

 Zekatı verirken zekat olduğunu söylemeye gerek yoktur. Zekat verilirken zekatı veren niyet ederek verirse yeterlidir. Eğer zekat verilecek akraba muhtac durumdaysa, zekatı verirken hediye diyerek verilmesi caizdir.

 16) Koca karısına veya kadın kocasına zekat verebilir mi?

 İmam-ı Azam’a (rahmetullahi aleyh) göre koca karısına veya kadın kocasına zekat verdiğin de verilen zekattan eşlerinde faydalanması olduğundan bu durumda zekat verilmiş sayılmaz. İmameyn’ne (rahmetullahi aleyhima) göre ise, kadın kocasına zekat verebilir.

 17) Zekatın zengin birine veya zengin birinin oğluna verilmesi caiz midir?

 Zekatın nisab miktarı mala sahip olan, veya havace-i asliyesinden başka artıcı özelliği bulunan mal sahibine yani zengine verilmesi caiz değildir. Yine aynı şekilde zengin birinin akıl baliğ olmamış küçük çocuğuna da zekat verilmesi caiz değildir. Ancak bu zengin kişinin oğlu büyük akıl baliğ olmuş ve ihtiyaç sahibi nisap miktarı mala sahip değil ise bu durumda buna zekat verilir.

 18) Fakir ve miskin oldukları halde kendilerine zekatın verilmesinin caiz olmadığı kimseler var mı?

 Evet fakir ve miskin oldukları halde beni Haşim çocuklarına zekat verilemez.

 Beni Haşim çocukları ihtiyaç sahibi iseler, o zaman onlara zekat ve vacip sadakalar dışında başka mallar vererek yardımda bulunulabilinir.

 19) Bir adam zekatını, zekat verilecek sınıflardan birisi zannıyla birisine verdikten sonra zekatını verdiği kişinin kafir, zengin, veya Beni haşim oğullarından veya fakirlere zulmeden biri olduğunu öğrenirse ne olur?

 Bu durumda imam-ı Azam ve imam-ı Muhammed’e (rahmetullahi aleyhima) zekatını vermiş sayılır, yeniden zekat vermesine gerek yoktur. İmam-ı Yusuf’a (rahmetullahi aleyh) göre ise bu durum da  zekatın yeniden verilmesi gerekir.

 20) Sağlık ve sıhhatı yerinde olup çalışıp kazanmaya güçü yeten ancak nisap miktarı malı olmayan birisine zekat verilebilir mi?

 Sıhhat durumunda bir sorunu olmayan, güçü kuvveti yerinde, çalışabilecek ama nisap mıktarı malı olmayan birisine zekat verilmesi caizdir.

 21) Zekatın kişinin bulunduğu şehirden başka yerlerde ki ihtiyaç sahiplerine gönderilmesi caiz midir?

 Zekatta asıl olması gereken, her beldenin kendi zekat sistemine sahip olup, kendi beldesinde ki ihtiyaç sahiplerini gözetlemesidir. Dolayısıyla zekat verecek kişinin başka şehirlere zekat göndermesi Hanefi mezhebinde mekruhtur. Ancak gönderilecek şehirde ki insanlar kendi şehrindekilerden daha muhtaç bir durumdaysa o zaman gönderilebilir.

BİSMİHİ TEALA

 İslâm dini ALLAH’a (Celle celalühü) itaatten sonra anne babaya itaatin farz olduğunu beyan ederek anne ve babaya gerekli önemini vermiştir.  Gerek Kuran’ı kerimde gerekse hadisi şeriflerde bunu beyan eden birçok nass bulunmaktadır. 

 وَقَضَىٰ رَبُّكَ أَلَّا تَعۡبُدُوٓاْ إِلَّآ إِيَّاهُ وَبِٱلۡوَٲلِدَيۡنِ إِحۡسَـٰنًا‌ۚ إِمَّا يَبۡلُغَنَّ عِندَكَ ٱلۡڪِبَرَ أَحَدُهُمَآ أَوۡ كِلَاهُمَا فَلَا تَقُل لَّهُمَآ أُفٍّ۬ وَلَا تَنۡہَرۡهُمَا وَقُل لَّهُمَا قَوۡلاً۬ ڪَرِيمً۬ا  وَٱخۡفِضۡ لَهُمَا جَنَاحَ ٱلذُّلِّ مِنَ ٱلرَّحۡمَةِ وَقُل رَّبِّ ٱرۡحَمۡهُمَا كَمَا رَبَّيَانِى صَغِيرً۬ا

 Rabbin, sadece kendisine kulluk etmenizi, ana-babanıza da iyi davranmanızı kesin bir şekilde emretti. Onlardan biri veya her ikisi senin yanında yaşlanırsa, kendilerine “of!” bile deme; onları azarlama; ikisine de güzel söz söyle. Onları esirgeyerek alçakgönüllülükle üzerlerine kanat ger ve: “Rabbim! Küçüklüğümde onlar beni nasıl yetiştirmişlerse, şimdi de sen onlara (öyle) rahmet et!” diyerek dua et.  (İsra/ 23,24)

 وَوَصَّيۡنَا ٱلۡإِنسَـٰنَ بِوَٲلِدَيۡهِ حَمَلَتۡهُ أُمُّهُ ۥ وَهۡنًا عَلَىٰ وَهۡنٍ۬ وَفِصَـٰلُهُ ۥ فِى عَامَيۡنِ أَنِ ٱشۡڪُرۡ لِى وَلِوَٲلِدَيۡكَ إِلَىَّ ٱلۡمَصِيرُ  وَإِن جَـٰهَدَاكَ عَلَىٰٓ أَن تُشۡرِكَ بِى مَا لَيۡسَ لَكَ بِهِۦ عِلۡمٌ۬ فَلَا تُطِعۡهُمَا‌ۖ وَصَاحِبۡهُمَا فِى ٱلدُّنۡيَا مَعۡرُوفً۬ا‌ۖ وَٱتَّبِعۡ سَبِيلَ مَنۡ أَنَابَ إِلَىَّ‌ۚ ثُمَّ إِلَىَّ مَرۡجِعُكُمۡ فَأُنَبِّئُڪُم بِمَا كُنتُمۡ تَعۡمَلُونَ

 Biz insana, ana-babasına iyi davranmasını tavsiye etmişizdir. Çünkü anası onu nice sıkıntılara katlanarak taşımıştır. Sütten ayrılması da iki yıl içinde olur. (İşte bunun için) önce bana, sonra da ana-babana şükret diye tavsiyede bulunmuşuzdur. Dönüş ancak banadır. Eğer onlar seni, hakkında bilgin olmayan bir şeyi (körü körüne) bana ortak koşman için zorlarlarsa, onlara itaat etme. Onlarla dünyada iyi geçin. Bana yönelenlerin yoluna uy. Sonunda dönüşünüz ancak banadır. O zaman size, yapmış olduklarınızı haber veririm. (Lokman/14,15)

 Özellikle Lokman suresinin ayeti kerimelerinden almamız gereken birçok ders bulunmaktadır. Özetle:

 ‘’Ey insanoğlu eğer annen ve baban seni ALLAH’ın (Celle celalühü) emrettiği bir hususta senden isyan etmeni isterlerse bu konuda onlara itaat etme. Ancak onlar senin dünyaya gelmene sebep olduklarından küfür içerisinde olsalar bile onlarla her zaman iyi geçin. Onlara karşı sevgi ve saygıda asla kusur işleme, onlara daima güzel muamele de bulun.’’

 Şimdi anne ve baba kâfir olsalar bile onların haklarına riayeti, onlara karşı layık oldukları şefkat ve merhameti, onlara karşı her zaman hoşgörülü olmayı v.s islâm’ın dışında ki hangi sistemin prensipleri ile kıyaslana bilir? Hangi beşeri bir sistem anne ve babaya bu değeri gösterebilir?

 İslâm’ın bu konuda koymuş olduğu ahlaki kuralları başka sistemlerle kıyaslamak mümkün değildir. Bu kısa bilgilerden sonra.

 Babalar günü veya anneler günü batının yıkılmış olan aile kurumuna karşı sözde uydurdukları günlerden başka bir şey değildir. Kuran’ı kerim batının sene de bir günü anne babaya karşı gösterilen saygının her gün gösterilmesini emretmektedir. Bu manadan dolayı senenin sadece bir günü anne ve babaya saygı göstermek islâm’ın tasvip ettiği bir şey olmaması sebebiyle, batı kaynaklı bu günü kutlamak anne ve babaya gösterilmesi gereken saygı hususunda yeterli gelmekten uzaktır.

 İslâm’ın bütün bu güzellikte ki emirlerine karşı sırf batı istediği için ve batı patentli olduğu için mal bulmuş mağribi gibi fikir ve düşünce bazında hemen bu gibi günlere sarılmak insana pek mantıklı gözükmemektedir.

 Ama bu günde anne ve babaya (veya aile büyüklerine)  gösterilmesi gereken saygı ve تهادوا فإن الهدية تضعف الحب وتذهب بفوائل الصدر ‘’hediyeleşin, zira hediye aranızdaki sevgiyi arttırır, kalpteki kötü hisleri giderir ’’  hadis-i şerif gereğince hediyeleşmeye bir nebze de olsa katkı sağlaması acısından İslâm (bu manadan) karşı çıkmaz, belki teşvik eder.

 Bununla beraber eğer bu günler dini bir gün olarak kabul edilir ve bu manadan dolayı kutlanırsa, hem batının teşvik ettiği bir gün, hem de onların dini günü anlamını taşıması sebebiyle kutlanması doğru ve caiz olmaz. Zira من تشبه بقوم فهو منهم’’ (kim bir kavme benzerse o, onlardandır.)  hadis-i şerifince İslâm diğer dinlerin dini günlerini kutlamayı yasaklamıştır.