Şub-2-09

Vesvese

  

BİSMİHİ TEALA

 

Vesvese ‘’vesvas’’ kelimesinden mastar olup ‘’ gizli ses’’ anlamına gelir. Örf olarak ‘’ şeytan ve nefsin kalbe attığı hayırsız, faidesiz kuruntulara’’ denir. İnsana vesvese veren iki tane düşmanı bulunaktadır.

 

1) وَلَقَدۡ خَلَقۡنَا ٱلۡإِنسَـٰنَ وَنَعۡلَمُ مَا تُوَسۡوِسُ بِهِۦ نَفۡسُهُ ۥ‌ۖ وَنَحۡنُ أَقۡرَبُ إِلَيۡهِ مِنۡ حَبۡلِ ٱلۡوَرِيدِ

 

‘’ Andolsun, insanı biz yarattık ve nefsinin kendisine fısıldadıklarını biliriz ve biz ona şah damarından daha yakınız.’’ (Kaf /16) ayeti kerimesin de işaret edilen nefsin vermiş olduğu vesvese.

 

2) فَوَسۡوَسَ لَهُمَا ٱلشَّيۡطَـٰنُ

‘’ Böylece şeytan ikisine (Adem ve Havva’ya <aleyhime’s-selam>) vesvese verdi.’’ (A’raf /20)  ayeti kerimesin de işaret edilen şeytan’ın vermiş oldukları vesvese.

 

Nefsin vermiş olduğu vesvese halk arasın da kendi kendine söylenme, vehim etme, karar verme gibi anlamlara gelmektedir. Bunlar bir kısmından insanın her şeyini yazmakla görevli olan hafaza melekleri dahi bilmekten aciz kalmaktadırlar. Bunun içindir ki nefsin vermiş olduğu vesvese sadece mevla’nın (Celle celalühü) bilgisi dahilin de olduğundan dolayı şeytanın verdiği vesveseden daha kuvvetlidir. Bunun içindir ki peygamber (Sallallahu aleyhi ve sellem) ‘’Senin en büyük düşmanın nefsindir.’’ (Keşful hafa, c:1, sh: 143) buyurmak suretiyle buna işaret etmiştir.

 

Şeytan ve nefsin en büyük arzusu vermiş oldukları vesveseler sebebiyle insanın aklını ve fikrini çelmek ve onun azim ve iradesini kırmak suretiyle yapacağı ameli Salihleri engellemek, böylece ALLAH’a (Celle celalühü) olan yakınlığını yok etmektir. Bunun içindir ki vesvesenin ilk adımı kalpte atılır, buradan diğer azalara yayılır. Eğer kalbe gelen vesvese kalb’te yerleşme imkânı bulamazsa insanın en zayıf olduğu noktalardan biri olan cinsi noktasından vurmaya çalışır. Bir müddet sonra insanın hayal dünyasında meşgul olduğu bu vesveseler ilk adımda ret edildiği kalbte de tesirini gösterir böylece şeytanın istediği hedefine varmasına imkân hazırlar.

 

Vesvese bir hayal olduğu için kalbte tesirini bulamayan vesvesenin hiçbir zararı olmaz. Vesvese geldiği anda kalb gelen vesveseye karşı bir reaksiyon olarak üzüntü ve pişmanlık ile beraber ürperme hissediyorsa bu insanın imanının kuvvetli olduğunun ve vesvesenin kalb tarafından kabul görmediğinin bir alametidir. Bunun aksi bir durum ise vesvesenin kalb tarafından edildiği anlamına gelmektedir. Bununla beraber insanın vesvelere kapılması onun imanının alametlerinden birisidir. Zira şeytan içerisinde ALLAH’ın (Celle celalühü), imanın ve Salih amellerin bulunmadığı boş, kurak ve susuz kalblerle uğraşmaz. Bunun içindir ki vesveseye müptela olan kişinin gelen vesveseden korkmasına gerek yoktur. Nitekim Müslim’in Ebu Hureyre’den (radıyallahu anh) rivayet ettiği bir hadisi şerifte şöyle denmektedir:

 

جاء ناس من أصحاب النبي صلى الله عليه وسلم فسألوه

: إنا نجد في أنفسنا ما يتعاظم أحدنا أن يتكلم به قال وقد وجدتموه ؟ قالوا نعم قال ذاك صريح الإيمان

 

‘’ Peygamber  (Sallallahu aleyhi ve sellem) ashabından bir kısım insanlar gelerek < içimizden biri konuşulduğunda halini değiştirecek bazı şeyleri kalbimiz de buluyoruz> şeklinde hallerinden haber verdiğinde peygamber (Sallallahu aleyhi ve sellem) ‘’ Söylediğiniz şeyleri buluyor musunuz?’’ şeklinde sorduğun da  ‘’ Evet’’ cevabı verdiklerin de peygamber (Sallallahu aleyhi ve sellem): ‘’ Korkmayın bu imanın ta kendisidir.’’ (iman,132)

 

Şeytan ve nefsin insana en çok vesvese verdiği noktalardan biriside yapacağı ibadetlere yönelik olarak verilen vesvesedir. Zira insan daima en güzel bir biçim de ibadet etmeye gayret ve çaba gösterir. Bunun için insan en çok bu yönden vesveseye düşmektedir. Hele bu insan bir de meselenin takva yönüyle alakası bulunmaktaysa, işte o zaman şeytan vesvesenin üstüne üstüne gider, gittikçe vesvesenin şiddetini arttırır. Hatta bu durum bazen o kadar şiddetli olur ki insan nafile bir ibadeti mükemmel bir biçim de yapma gayret ve düşüncesi içerisindeyken bir farzı terk ederek harama dahi düşmektedir.

 

Şeytanın bu konuda en çok vesvese verdiği şeylerin başında abdest, namaz ve gusül gelmektedir. Vesveseye kapılan biri abdest almaya başladığında tekrar başa dönerek yeniden abdest almaya veya ayağını yıkayıp bitirmesi gerekirken ‘’ acaba bir sağ kolumu yıkadım mı?’’ veya ‘’ acaba başıma mesh ettim mi?’’ gibi vesveselere kapılarak tekrar abdest almaya başlar. Nitekim abdest hususunda ki vesveselere karşı peygamber’in (Sallallahu aleyhi ve sellem) şu hadisi şerifi bize yol göstermektedir:

 

عن أبي كعب : عن النبي صلى الله عليه وسلم قال إن للوضوء شيطانا يقال له الولهان فاتقوا وسواس الماء

 

‘’ Ubey b. Ka’b’tan (radıyallahu anh) rivayet edildiğine göre pegamber (Sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmaktadır:

 

‘’Abdestte musallat olan bir şeytan vardır ki, ona ‘’velhan’’  (şaşırtan, şaşkınlık veren) denilir. Bundan dolayı (abdest ve gusül de) su vesvesesinden sakının’’ ( Tirmizi, 43)

 

Bu durum da insanın yapacağı şey bu gibi şeylerin üzerin de fazla durmayarak, bunları küçük görerek bunların büyümesine imkân sağlamadan bunun bir dert ve hastalık haline dönmesine engel olmaktır. İnsanlar bu vesveselerin şeytandan geldiğini bildikleri halde, hiç aldırmadan bu duruma devam ederlerse kendilerini bekleyen tehlikenin de farkında değillerdir. Zira bu durum da kendilerine bu durumun şeytan tarafından meydana geldiği haber verildiği halde şeytanın sözüne uyarak, vesveseye devam ederek, şeytanın sözünü dinleme bulunmaktadır. Bu durum da insanın yapacağı şey tercihini kesin olarak ortaya koyarak ALLAH’ı mı (Celle celalühü) yoksa şeytanı mı dinleyeceğine karar vermesidir.  

 

Gonderen Karasahin
Kategori : İslami bilgiler
Tags: , , , , , ,

Yorumlar (0)

BİSMİHİ TEALA

Ebu Leys es-Semerkandî (rahmetullahi aleyh) der ki:

—   جل جلاله الله korkusunun, yedi alâmeti vardır:

— Birinci alâmet dil’de belirir: جل جلاله الله korkusu taşıyan kul dilini yalandan, dedikodudan, koğuculuktan, iftiradan ve boş konuşmaktan alıkor, bunlar yerine onu zikirle, Kur’an okumakla ve ilmî konuşmalarla meşgûl eder.

İkinci alâmet kalbde belirir: جل جلاله الله korkusu taşıyan kul başkalarına karşı kalbinde düşmanlık, iftira ve kıskançlık barındırmaz. Çünkü kıskançlık iyilikleri mahveder. Nitekim Peygamber’imiz (Sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurur:

<<— Ateş odunu nasıl yerse (yakarsa) kıskançlık da iyilikleri öyle yer» (yok eder)

Bilesin ki, kıskançlık, kalb hastalıklarının başlıcalarından biridir ve bu hastalıklar da ancak ilimle ve iyi ameller işleyerek tedavi edilebilir.

Üçüncü alâmet göz’de belirir: جل جلاله الله korkusu taşıyan kul, haram yiyeceğe, haram içeceğe, haram giyeceğe… (kısacası) haram olan hiç bir şeye bakmaz. Dünyaya aç ve muhteris gözlerle değil, ibret almak amacı ile bakar. Helâl olmayan şeylerden bakışlarını uzak tutar.

Nitekim Peygamber’imiz (Sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurur:

«—Kim gözünü haramla doldurursa  الله da (جل جلاله) onun gözünü kıyamet günü ateşle doldurur.»

Dördüncü alâmet karın’da belirir:  جل جلاله الله korkusu taşıyan kul, karnına haram lokma sokmaz, çünkü haram lokma yemek ağır günahlardan biridir. Nitekim Peygamber’imiz (Sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyuruyor:

— insanoğlunun karnına haram bir lokma inince, lokma midesinde kaldığı sürece yerde ve göklerdeki melekler tekrar tekrar üzerine lânet yağdırırlar O lokmayı hazmederken öldüğü takdirde varacağı yer cehennemdir.»

Beşinci alâmet eller’de belirir:  جل جلاله الله korkusu taşıyan kimse, ellerini harama değil. الله’ın (جل جلاله) rızasına uygun şeylere doğru uzatır.

Nitekim sahabîlerden Kâ’b'ul Ahbar’ın (radıyallahu anh) şöyle dediği rivayet edilir:

”  جل جلاله الله her bir bölümü yetmiş bin gözlü yetmiş bin bölümü olan yakuttan yapılma bir köşk yaratmıştır. Kıyamet günü bu köşke ancak önlerine çıkan haram şeylerden  جل جلاله اللهkorkusu ile uzak duranlar girebileceklerdir.»

Altıncı alâmet ayaklarda belirir: جل جلاله الله korkusu taşıyan kimse, günah işlemeye değil, الله ‘ın (جل جلاله)emrine uygun ve O’nun rızasını kazandıracak işlere doğru yürür, alimlerle ve iyi amel işleyenlerle buluşmak gayesi ile adım atar.

Yedinci alâmet Amel’de belirir: جل جلاله الله korkusu taşıyan kimse ibadetini sırf  جل جلاله الله   rızası için yapar, riyadan ve münafıklıktan kaçınır, böylelikle  الله’ın  (جل جلاله) haklarında şöyle buyurduğu kimselerden biri olur:

 وَٱلۡأَخِرَةُ عِندَ رَبِّكَ لِلۡمُتَّقِينَ

” Rabb’ının katında Ahiret, günahlardan korkanlar İçindir.”  (Zuhruf / 35)

Böyleleri için جل جلاله الله  başka bir ayette şöyle buyurur:

 

إِنَّ ٱلۡمُتَّقِينَ فِى جَنَّـٰتٍ۬ وَعُيُونٍ 

” Günahlardan sakınanlar, hiç şüphesiz, cennetlerde ve pınarlar(ının başların) dadırlar.” (Zariyat / 15)

Başka bir âyette de şöyle buyuruluyor:

إِنَّ ٱلۡمُتَّقِينَ فِى جَنَّـٰتٍ۬ وَنَعِيمٍ۬

” Günahlardan sakınanlar cennet ve nimetler içindedirler”  (Tur / 17)

Gonderen Karasahin
Kategori : Tasavvuf
Tags: , , , , , , ,

Yorumlar (0)

BİSMİHİ TEALA

Allame firuzabadi (rahmetullahi aleyh)  ‘’Basairu  zevi’l-temyiz’’ isimli eserinde Kulun  ALLAH (Celle celalühü) muhabbetini celb etme yollarının on tane olduğunu beyan etmektedir.

 

1)      Manalarını düşünerek, anlayarak ve o ayetlerdeki ALLAH’ın ( Celle celalühü)  muradının inceliklerini anlamaya çalışarak kur’an’ı kerim okumak,

2)      Farz ibadetleri yaptıktan sonra nafile ibadetlerle ALLAH’a (Celle celalühü) yaklaşmak. Zira kul nafile ibadetlerle muhib (seven) makamından mahbubiyet (sevilen) makamına ulaşır,

3)       Her hal üzerine dille, kalble ve amellerle ALLAH’ın (Celle celalühü) zikrine devam etmek. Zira sevilenin sevgideki nasibi zikirdeki nasibi kadardır,

4)      Nefsin galebesi esnasında ALLAH’ın (Celle celalühü) sevdiklerini kendi sevdiklerine tercih etmen,

5)      Kalbin ALLAH’ın (Celle celalühü)  esma ve sıfatlarını mutalaa ve müşahede ederek ve bu güzel bahçenin ma’rifetleri esnasında halden hale geçmesi. Kim ALLAH’ın (Celle celalühü) fiillerini, sıfatlarını ve isimlerini bilirse onun sevgisinde şüphe yoktur.

6)      ALLAH’ın (Celle celalühü) ni’met ve ihsanlarını hem zahiren, hem de batınen müşahede etmek,

7)      (Bu on maddenin en acaibi budur) ALLAH’ın (Celle celalühü) huzurunda tam bir kalb kırıklığı ile bulunmak,

8 )      İlahi tecellilerin nüzulü vaktinde ALLAH (Celle celalühü) ile halvet (kalbi onun dışında her şeyden temizlemek) etme esnasında  ( bu da fecirden önce seher vaktinde ilahi tecellilerin nüzulü vaktindedir) onun kelamını okuyabilmek için tam bir kalb ve kalıb olarak bulunmak ve bunu tövbe ve istiğfar ile bitirmak

9)      Sadık sevilenlerle beraber oturup onların sözlerinin en güzelini almak ve onlarla konuşma ihtiyacı hâsıl olmadan konuşmamak.

10)   Kalb ile ALLAH (Celle celalühü) arasına giren her şeyden uzaklaşmak.

 

İşte bunlar sevenleri sevilen menziline ulaştıran sebeblerdir.

 

 

Haris el musahib (rahmetullahi aleyh)

(Risaletül musterşidin )

 

 

 

Gonderen Karasahin
Kategori : Tasavvuf
Tags: , , , , ,

Yorumlar (0)