Mikail

Selamun aleykum hocam, ilahi dinlemek veya tasavvuf musikisi dedikleri calgili sozler dinlesek harammi? muhtevasında çalgı olduğuna göre haram diyemez miyiz?

BİSMİHİ TEALA

We aleykümü’s-selam

Günümüzde Müslümanların ihtilaf ettikleri noktalardan birisi de genellikle yalnız kaldıklarında can sıkıntısını gidermek amacıyla dinledikleri kulaklarına hoş gelen seslerden müteşekkil olan ve bu hoş seslerin daha güzel olmasını sağlayan içerisinde çalgı aletlerinin de yer aldığı ve adına musiki (veya müzik) denilen şeydir. Dolayısıyla musiki (veya müzik) helal mi, haram mı? Tartışmasıdır.

Öncelikle musiki meselesinin İslâmi hükümler açısından tek bir hükmünün olduğunu düşünmek veya iddia etmek, mümkün değildir. Zira musiki gerek güftesi, gerekse icra edildiği ortam açısından farklı hükümleri beraberinde getirmektedir. Bunun ana sebebi musiki genel de çoğu zaman içki meclislerinin veya islâma aykırı eğlencelerin ana kaynağı olmasından dolayıdır. Bu yüzden ulema bu meclislerin dışın da olan savaş esnasın da çalınan köslerin veya nikâh için çalınan def’lerin caiz olduğunu ifade etmektedir. Nitekim imam-ı Merginani’nin

 

أن الملاهي كلها حرام حتى التغني بضرب القضيب

 

 ‘’ Her türlü calgı aleti haramdır. Hatta demiri (ritmik bir biçimde) vurmak dahi teğannidir.’’ ( Hidaye, c:4 sh:415) şeklinde ki ifadesi Hanefi mezhebinin çalgı aletlerine karşı tutumunu net bir biçimde ortaya koymaktadır. Nitekim İbn-i Abidin’in  babası Alauddin Haskefi, Timurtaşi’nin (rahmetullahi aleyhim)  ” Tenviru’l ebsar” isimli eseri üzerine yaptığı ” reddul muhtar” isimli şerhin de ilimlerin nev’ilerini izah ederken musiki ilmini haram olan ilimler nev’inden saymaktadır. ( c:1 sh:108)  Hanefi fukahası bu hususta resulullah’ın (Sallallahu aleyhi ve selem):

 

اسْتِمَاعُ صَوْتِ الْمَلَاهِي مَعْصِيَةٌ وَالْجُلُوسُ عَلَيْهَا فِسْقٌ وَالتَّلَذُّذُ بِهَا كُفْرٌ

 

 ‘’ Çalgı aletlerini kendi isteği ile dinlemek insan için masiyettir. O meclislerde oturmak fısktır. Ve çalgı aletlerinin sesleri ile zevklenmek küfürdür.’’ (Mecmau’l enhur (Damad) c: 2 sh: 553) (Burada ki küfür ifadesi gerçek anlamı olan küfür olarak değil de, nimet-i küfran olarak kabul edilmektedir.) hadis-i şerifini esas alarak, sahih olan görüşe göre çalgı aletlerini ve musikinin haramlığı hususunda müttefiktirler.

 Hanefi mezhebi bu hadis-i şerife göre her çeşit çalgı aletini çalmanın, çalgı aletlerini dinlemenin haram olduğu hususuna hükmetmişlerdir. Zira hadis-i şerife göre çalgı aletlerini çalmak, onları dinlemek günah olarak nitelendirilmektedir. Dolayısıyla hadis-i i şeriften anlaşılan çalgı aletlerini kasten dinlemenin yasak olduğuna göre, bu gibi çalgı aletlerini dinlemek istemeyen kişinin bu konuda mazur olduğuna da işaret edilmektedir. Bu durumda istemeden çalgı aletlerini duyan kişi mümkün olduğu kadar kulaklarını kapatarak bu sesleri duymamaya/ dinlememeye çalışmalıdır. Nitekim rivayet edildiğine göre resulullah (Sallallahu aleyhi ve selem) duyduğu flüt sesinin dinlememek için parmakları ile kulaklarını tıkamıştır. ( Mavsili, el ihtiyar li ta’lili’l muhtar, c: 4 sh: 177) Hatta imam-ı Yusuf (rahmetullahi aleyh) izinsiz başkasının evine girmek yasak olduğu halde, bir evde duyulan çalgı seslerinden dolayı ev sahiplerini men etmek ve emr’i bi’l ma’ruf yapmak için o eve izinsiz girilebilir. (İhtiyar, c:4 sh: 177) demektedir

Hanefi mezhebinin bütün muteber fıkıh kitabların da çalgı aletlerini çalmak veya dinlemek hususun da aynı hükümleri görebiliriz. Ancak Hanefi fukahası ‘’ Bir kişi hiç bir günaha sebeb olmadan, kendi başına musiki dinleyebilir mi?’’ hususun da ihtilaf etmektedir. İbn-i Nuceym (rahmetullahi aleyh) bu hususta özetle şunları demektedir: ‘’ Mücerret teğanni (musikiyi dinlemek veya söylemek) hakkında ulema ihtilaf etmiştir. Bazılarına göre bu mutlak haramdır. Nitekim şeyhülislâm Hulvani (rahmetullahi aleyh) bu görüştedir. Diğer bir kısmına göre ise, usanç veya yalnızlık anların da sadece bu durumdan kurtulmak için olursa caizdir. Bununla beraber eğlence biçimin de olmaması esastır. Buda İmam-ı Serahsi’den (rahmetullahi aleyh) nakledilmiştir.’’ (Bahru’r raik,  c: 8 sh: 214)

Şeyhülislâm Ebussuud Efendi’nin (rahmetullahi aleyh) bu konu hakkında söylediği ‘’ İçtihadi meseleler de, müçtehid’ten başka İmam-ı Gazali (rahmetullahi aleyh) ve emsali kimselerin kavillerine itimad caiz değildir.’’ (Fetvalar, fetva no: 349) şeklinde ki fetvası da bilinmektedir. Hanefi mezhebin de genel durum bu şekildeyken, İmam-ı Şafii ve İmam-ı Malik’ten (rahmetullahi aleyhima) gelen zahir rivayetlere göre düğün merasimlerin de çalınan musiki mubah görülmektedir. Ancak onlara göre de eğer musiki gerek güfteleri gerekse icra edilmeleri esnasın da icra eden tarafından harama vesile edilir, nefsanî hislere hitap edilirse bütün müctehidlere göre haram olur.

Meselenin bir yönü de özellikle günümüzde icra edilen bazı musikiler (ki bu gibilere ilahi denilmektedir) insanın nefsanî hislerini hitap etmek bir tarafa bu gibi musiki insan da ALLAH’ı (Celle celalühü) hatırlatmakta, resulullah’ın (Sallallahu aleyhi ve sellem) sevgisini insana aşılamakta olduğundan, gerek güftesi yönünden, gerekse icra edilmesi yönünden islâma aykırı bir durum bulunmadığı halde bu gibi musikilerin dinlenmesi neden caiz olmasın? Sorusuna cevap bulmaya çalışalım.

Öncelikle bu gibi musikiler de teganninin olduğunu kimse inkâr edemez. Teganni ile Ezan-ı şerifin, Kur’an-ı kerim’in okunması, zikredilmesi hususunda ulema caiz olmadığını söylemektedir. Zira teganni de harfleri değiştirme, gereksiz yere uzatılma v.s bulunmakta ve ulema bu gibi harf değişiklerinin ve gereksiz uzatmaların olduğu kıraatı caiz görmemektedir. Bu durumu bir misal ile izah etmek gerekirse; mesela ALLAH (Celle celalühü) lafzını uzatmak suretiyle okunursa, yani Aaaaaallah şeklinde okunursa karşımıza ‘’ALLAH (Celle celalühü) var mı?’’ gibi bir mana çıkar ki, bunun caiz olduğunu hiç kimse iddia edemez.

Kaldı ki, ulema teganni ile Ezan-ı şerif okumanın, kur’an-ı kerim tilavet etmenin, fasıkların işlerinden olduğunu, bu şekilde okumanın fısk olduğunu açık ve net bir biçimde ifade etmektedirler. Kaldı ki, resulullah’ın (Sallallahu aleyhi ve selem) bir seferden dönerlerken sahabe-i kiram’ın (radıyallahu aanhum ecmain) bağırarak zikretmeleri üzerine ‘’ Siz duymayan ve gaib olmayan birini çağırmıyorsunuz’’ şeklinde ki tepkisini varken teganni ile okumak ve musiki dinlemek ne zannedilmektedir?’’ (Mavsili, el ihtiyar, c: 4 sh: 191)

Resululah (Sallallahu aleyhi ve selem) ALLAH’ı (Celle celalühü) yüksek sesle zikretme de bu uyarıyı yaparsa, ALLAH’ın (Celle celalühü) ve kendi isminin teganni ile okunması nasıl caiz olabilir?

 Ayrıca feteva-i Hindiyyede’ki     

 

 السَّمَاعُ وَالْقَوْلُ وَالرَّقْصُ الَّذِي يَفْعَلُهُ الْمُتَصَوِّفَةُ فِي زَمَانِنَا حَرَامٌ لَا يَجُوزُ الْقَصْدُ إلَيْهِ وَالْجُلُوسُ عَلَيْهِ ُ سَوَاءٌ

 

(  Zamanımız da mutasavvıfların yaptığı gibi şarkı söyleyerek raks etmek haramdır. Bunları yapmak, orada oturmak eşit olup caiz değildir.) (feteva-i Hindiye, c: 5 sh: 153) şeklinde ki fetva günümüzde okunan ve adına ilahi denilen musikinin de okunmasının caiz olamayacağını göstermektedir.

Ayrıca bütün muteber fıkıh kitabların da çalgı aletlerinin mal olmadıkları, bunların kırılması sebebiyle tazmin edilmesine gerek olmadığı, bu işlerle meşgul olanların hem şahidliklerinin kabul edilemeyeceği, hem de bu işten dolayı kazandıkları para ile borçtan kurtulamayacakları yazmaktadır. Bütün bunlar göstermektedir ki, gerek musiki, gerekse ilahi denilen şeylerin okunması, dinlenilmesi ve bunlarla meşgul olunmasının caiz olamayacağı yönündedir.

Meselenin bir yönü de Kur’an okuyan bir insanın aynı zaman da şarkı söylemesi veya mırıldanması ne kadar doğru olur tartışılabilir. Zira Kur’an ve şarkı birbirlerine zıt şeylerdir. Şarkı kalbi oyalar, insanın kur’anı anlamasını, düşünmesini ve onunla amel etmesini engeller. Kur’an ise nefsin isteklerine uymayı yasaklar, insanın iffet sahibi olmasını emreder. Dolayısıyla kur’an ve şarkı bir birlerine zıt ve tezat olduğu için bir kalbte bir araya gelemezler.

Zira resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) şarkı söyleyenin sözlerini ahmak ve facir kişilerin sözleri olarak isimlendirmiştir. Zira Beyheki’nin ” sünenü kübra”sın da ve  Tirmizi’nin ”sünen”in de Abdurrahman b. Avf’dan (radıyallahu anh) rivayet ettikleri bir hadiste resulullah’ın (Sallallahu aleyhi ve sellem) oğlu ibrahim vefat ettiğin de resulullah’ın (Sallallahu aleyhi ve sellem) ağladığını gören Abdurrah b. Avf (radıyallahu anh) ” Ya resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) insanların ağlamasını yasaklarken, kendin mi ağlıyorsun” şeklinde ki sorusuna:

 

إني لم أنه عن البكاء وإنما نهيت عن صوتين أحمقين فاجرين صوت عند نغمة لهو ولعب ومزامير الشيطان وصوت عند مصيبة خمش وجوه وشق جيوب

 

” Şüphesiz ben insanların (yakınları vefat ettiğinde) ağlamasını yasaklamadım. Ancak ben şeytanın mızmarı olan çalgı çalıp oynamak esnasında ki ve musibet esnasın da yüzü tırmalayıp yakaları yırtma esnasın da ki ahmak ve facir iki sesi yasakladım.” (Beyheki, sünenü’l kübra, 7402) buyurmuştur.

Burada ‘’Mademki Hanefi mezhebi çalgı aletleri ile musiki okunmasına ve dinlenilmesine cevaz vermemektedir, o zaman buna cevaz veren mezheblere göre dinlerim’’ şeklinde ki bir itiraza ‘’Mukallid taklid ettiği mezhebin hak olduğuna inanmak zorundadır. Herhangi bir mesele de başka bir mezhebi zaruret yokken taklid eder, heva ve hevesine uyarak mezhebler arasın da işine gelen kolay yönleri almak suretiyle telfik yapar, her mezhebin kolay yönlerini almak suretiyle amel ederse bu din ile alay etmek olarak kabul edilir ve bu da caiz değildir’’ şeklinde cevap verilebilir.

Her şey bir yana bir Müslüman boş vakitlerini hem dünya da, hem de ahiret’te kendisine faydası dokunacak daha faydalı bir kitab okuması veya bir hadis-i şerif okuması veya bu vakitlerini emr’i bi’l maruf ile değerlendirmek varken, malayani türünden bu gibi ilerle meşgul olması ne kadar doğru bir şeydir, o da meselenin farklı bir yönüdür.

BİSMİHİ TEALA

 Soru: Bir takım insanlar Kur’an-ı kerim’i tecvidsiz okumanın caiz olmayacağını,  hatta haram olduğunu söylemektedirler. Bu durum insanların Kur’an okumalarından uzaklaşmasına sebeb teşkil etmektedir. Zira zamanımız insanı arapça diline vakıf olamadıkları için tecvid ile Kur’an öğrenmekte zorlanmaktadırlar. Bu söz doğru mudur?

 Cevap: Tecvid kelimesi, ‘’ C.V.D’’ kökünden tef’il babından mastardır. Kıraat ilmine göre, her harfi hakkını vererek telaffuz etme manasına gelir. (Asım efendi, kamus tercümesi, c:1 sh: 1110)

 Tecvid ilminin gayesi; ALLAH’ın (Celle celalühü) ‘’ وَرَتِّلِ ٱلۡقُرۡءَانَ تَرۡتِيلاً  ‘’ ( Kur’an’ı güzelce tertil ile açıkca oku) (Müzemmil /4) hükmünü yerine getirmektir.

 Kadı Beydavi ve İmam-ı Nesefi (rahmetullahi aleyhima) bu ayetin tefsirin de tecvide riayet etmenin vacip olduğunu beyan etmektedirler. (Mecmau’t-tefasir, c:6 sh: 383) Ehl-i Sünnetin müctehid imamları da, tecvide riayet etmeden Kur’an-ı kerim’i okumanın insanı günahkâr edeceğini beyan etmişlerdir.

 Kur’an-ı kerim’i, okumak yönünden ‘’farz-ı kifaye’’, dinlemek yönünden ‘’farz-ı ayn’’ olan bir ibadet olduğuna, ve Kur’an ALLAH (Celle celalühü) katından hem lafzen hemde mana olarak beraber inzal edildiğine göre, bu bütünlüğü oluşturan lafız ve mana yönüne önem vermek gerekmektedir. Ayrıca Kur’an’ın arapça dili üzere indirilmesi de okumada bu dilin hususiyet ve özelliklerine göre okunmasını gerekli kılmaktadır. Zira Kur’an’ı kerim’in belli kurallara göre okunması ve bu kuralların toplanmış haline tecvid denildiğine göre, demek ki tecvid Kur’an tilavetinin ayrılmaz parçası durumundadır.

 Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) Kur’an’ın tecvid ile okunmasına önem vermiş, ve böyle okuyanlara iltifatta bulunmuştur. Nitekim sahabe arasında Kur’an-ı kerim’i en güzel okuyanlardan birisi olan İbn-i Mes’ud (radıyallahu anh) hakkında ‘’ مَنْ أَحَبَّ أَنْ يَقْرَأَ الْقُرْآنَ غَضًّا كَمَا أُنْزِلَ فَلْيَقْرَأْهُ عَلَى قِرَاءَةِ ابْنِ أُمِّ عَبْدٍ  ‘’ ( Kim Kur’an-ı ilk indiği şekilde okumayı severse, ibn-i Mes’ud’un (radıyallahu anh) kıraatini okusun.) (İbn-i Mace, 143) buyurması tecvide verdiği önemin bir göstergesidir.

 İbn-i Mes’ud’un (radıyallahu anh) ‘’ Kur’an-ı tecvid ile okuyun, güzel seslerle onu süsleyin ve arapça dilinin kurallarına göre okuyun’’ (İbn-i Cezeri, en-neşr fi kıraati’l aşr, c:1 sh: 210) şeklinde ki sözüde sahabe’nin tecvid’e verdikleri önemi göstermektedir.

 Hulasa,  gerek ALLAH’ın (Celle celalühü) bu konuda ki ayeti, gerekse resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) ve sahabenin bu konuya gösterdikleri titizlik Kur’an-ı kerim’i tecvid ile okumanın vacip olduğunun göstergesidir. Kur’anın  mümkün mertebe tecvid ile öğrenilmesi bir zarurettir.

Gonderen Karasahin
Kategori : Fıkıh
Tags: , , , , , , , , , , , , ,

Yorumlar (0)

BİSMİHİ TEALA

ALLAH (Celle celaluhu) Kur’an’ın insanlar için onların gözlerini açacak deliller, hidâyet ve rahmet olduğunu zikrettikten sonra Kureyş müşriklerinin :

«Bu Kur’an’ı dinlemeyin, okunurken gürültüyapın.» (Fussilet, 26) derken yaptıkları gibi değil de, bir ta’zîm ve ihtiram olmak üzere okunması esnasında susmayı emretmiştir.

Bu emir, imâmın açıktan okuduğu farz namazlarda daha kuvvetlidir.

Nitekim Müslim’in Sahîh’in-de Ebu Mûsâ el-Eş’arî’den (radıyallahu anh) rivayet ettiği bir hadîste ALLAH Rasûlü (Sallallahu aleyhi ve sellem) :

”İmâm, ancak kendisine uyulması içindir. Tekbîr aldığında susunuz, okuduğu zaman susunuz,” buyurmuştur. (Sünen sahipleri bu hadîsi.Ebu Hüreyre’den (radıyallahu anh) rivayet ederler.)

Müslim îbn el-Haccâc (rahmetullahi aleyh) hadîsi (Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) hadîsini) sahîh kabul etmiş fakat kitabında tahrîc etmemiştir.

İbrâhîm İbn Müslim el-Hicrî’nin Ebu İyâz’dan, onun da Ebu Hüreyre’den (radıyallahu anh) rivayetine göre; o, şöyle demiştir :

Namazda konuşurlardı. «Kur’an okunduğu zaman ona derhâl kulak verin…» ve diğer âyet nazil oldu da susmakla emrolundular.

İbn Cerîr (rahmetullahi aleyh) der ki: Bize Ebu Küreyb’in… İbn Mes’ûd’dan (radıyallahu anh) rivayetine göre; o, şöyle demiştir : Birbirimize namazda iken; falancaya selâm, falancaya selâm, diye selâm verirdik.

Bunun üzerine :

«Kur’an okunduğu zaman ona derhâl kulak verin ve susun ki merhamet olunasınız.» âyeti geldi. Yine İbn Cerîr’in Ebu Küreyb kanalıyla…

Beşîr îbn Câbir’den rivayetine göre;

o, şöyle demiştir :

İbn Mes’ûd namaz kıldı ve bazılarının imâmla- beraber okuduklarını işitti. (Namazını bitirip) ayrıldığında şöyle dedi: Anlamanızın zamanı gelmedi mi? Akletmenizin zamanı gelmedi mi?

Emredildiğiniz üzere «Kur’an okunduğu zaman ona derhâl kulak verin ve susun.» Yine İbn Cerîr’in Ebu Sâib kanalıyla… Zührî’den rivayetine göre; o, şöyle demiştir : Bu âyet, ansârdan bir genç hakkında nazil oldu. ALLAH Rasûlü (Sallallahu aleyhi ve sellem) ne zaman bir şey okursa o da okurdu.

Bunun üzerine :

«Kur’an okunduğu zaman ona derhâl kulak verin ve susun.» âyeti nazil oldu.

İmâm Ahmed ve Sünen sahiplerinin Zührî kanalıyla… Ebu Hüreyre’den rivayetlerinde, ALLAH Rasûlü (Sallallahu aleyhi ve sellem) cehren okuduğu bir namazı bitirmiş ve : Biraz önce benimle beraber sizden birisi okudu mu? buyurmuştu. Bir adam : Evet ey ALLAH’ın (Celle celalühü) elçisi, dedi. ALLAH Rasûlü (Sallallahu aleyhi ve sellem : Ben diyorum, bana ne oluyor ki ben Kur’an okurken bir başkası bana okuma ile gâlib geliyor? (Bana ne oluyor ki Kur’an okumama müdâhele ediliyor?) buyurdu da insanlar ALLAH Rasûlü’nün (Sallallahu aleyhi ve sellem) cehren okuduğu namazlarda onunla birlikte okumaktan vazgeçtiler.

Tirmizî hadîsin hasen olduğunu söylerken Ebu Hatim er-Râzî sahîh olduğunu söylemiştir.

Abdullah İbn el-Mübârek’in Yûnus’dan, onun da Zührî’den rivayetine göre; o, şöyle demiştir :

İmâmın cehren okuduğu (namazlarda) imâmın arkasındaki okumaz. Sesini onlara işittirmese dahi imâmın okuması onlara yeter.

Fakat onlar imâmın cehren okumadıklarında kendi kendilerine gizlice okurlar. İmâmın arkasında olan hiç kimsenin imâmın cehren okuduğu namazda onunla birlikte —ne açıkça ve ne de içinden— okuması doğru değildir. ALLAH (Celle celalühü) : «Kur’an okunduğu zaman, ona derhâl kulak verin ve susun ki, merhamet olunasmız.» buyurmuştur.

Ben de derim ki: Bu, âlimlerden bir grubun mezhebidir ki kırâetin cehri olduğu namazda imâmın cehren okuduklarında imâma uyan kişinin ne Fâtiha’yı ve ne de başka âyeti okuması vâcib değildir. Bu İmâm Şafiî’nin iki görüşünden birisidir. İmâm Mâlik’in mezhebi de böyledir. Ahmed İbn Hanbel’den de daha önce serdettiğimiz delillerden dolayı böyle bir rivayet nakledilmiştir.

İmâm Şafiî yeni kavlinde der ki: İmâmın sustuğu sıralarda sâdece Fâtiha’yı okur.

Bu, sahabe, tâbün ve onlardan sonrakilerden bir grubun kavlidir. Ebu Hanîfe ve Ahmed îbn Hanbel (rahmetullahi aleyhima) der ki: Ne açık ve ne de gizli okunan namazda imâma uyan kimseye kırâet vâcib değildir.

Bunda delilleri: ”Kimin imâmı varsa imâmın kırâeti onun için kıraettir”, hadîsidir. İmâm Ahmed (rahmetullahi aleyh) bu hadîsi Müsned’inde Câbir’den (radıyallahu anh) merfû’ olarak rivayet etmiştir.

-Bu hadîs İmâm Mâlik’in (rahmetullahi aleyh) Muvatta’ında, Vehb İbn Key-sân’dan rivayetle Câbir (radıyallahu anh) üzerinde mevkuftur.

Bu, daha sıhhatlidir. Bu konu başka yerde daha genişçe anlatılmıştır.

İmâm Ebu Abdullah el-Buhârî bu konuya başlı başına bir eser tahsis etmiş ve bu eserinde imâma tâbi olan kimseye gizli, açık okunan namazlarda kırâetin vâcib olduğu görüşünü tercih etmiştir. En doğrusunu ALLAH (Celle celaluhu) bilir.

Ali İbn Ebu Talha’nın İbn Abbâs’tan (radıyallahu anhuma) rivayetine göre; «Kur’an okunduğu zaman ona derhâl kulak verin ve susun.» emri, farz namazlardadır. Bu açıklama, Abdullah İbn Muğaffel’den (radıyallahu anh) de rivayet edilmiştir.

İbn Cerîr (rahmetullahi aleyh) der ki: Bize Humeyd İbn Mes’ade’nin… Talha İbn Ubeydullah İbn Küreyz (veya Keriz) den rivayetine göre; o, şöyle demiştir : Bir yâiz va’zederken; Ubeyd İbn Umeyr ve Atâ İbn Ebu Rebâh’ın konuştuklarını gördüm ve : Zikri dinlemez misiniz, va’dedilenin size vâcib olmasını istemez misiniz? dedim. Bana baktılar, sonra konuşmalarına döndüler. Ben, sözümü tekrarladım. Bana baktılar ve sözlerine döndüler. Ben, üçüncü kere sözümü tekrarladım. Bana baktılar ve : O ancak namazdadır. «Kur’an okunduğu zaman ona derhâl kulak verin ve susun.» dediler.

Süfyân es-Sevrî’nin Ebu Hâşim İsmail İbn Kesîr’den, onun da Mücâhid’den rivayetine göre; o, «Kur’an okunduğu zaman ona derhâl kulak verin ve susun.» âyeti hakkında : Bu, namazdadır, demiştir. Aynı şekilde birçokları bunu Mücâhid’den rivayet etmişlerdir. Abdürrezzâk’m Sevrî’den, onun Leys’den, onun. da Mücâhid’den rivayetine göre; o : Kişi namaz dışında okurken konuşulmasında bir beis yoktur, demiştir. Saîd İbn Cübeyr, Dahhâk, İbrâhîm en-Nehaî, Katâde, Şa’bî, Süddî ve Abdurrahmân İbn Zeyd İbn Eslem’in de söylediklerine göre;
,
burada kasdedilen susma, namazdadır. Şu’be’nin Mansûr’dan, onun da İbrâhîm İbn Ebu Hurre’den rivayetine göre; o, Mücâhid’i bu âyet hakkında şöyle derken- işitmiş : «Kur’an okunduğu zaman ona derhâl kulak verin ve susun.» Bu, cum’a günü namaz ve hutbededir. İbn Güreye de Atâ’dan bunun bir benzerini rivayet etmiştir. Hüşeym’in Rebî İbn Su-beyh’den, onun da Hasan’dan rivayetine göre; o : Bu, namazda ve zikir (hutbe) sırasındadır, demiştir. İbn Mübârek’in Bakiyye kanalıyla… Saîd İbn Cübeyr’den rivayetine göre; o, «Kur’an okunduğu zaman ona derhâl kulak verin ve susun.» âyeti hakkında şöyle demiştir :

Susmak kurbân, ramazân ve cum’a günleri ve imâmın cehren okuduğu namazlardadır, İbn Cerîr de burada maksadın, imâmın arkasında ve hutbe halinde olduğu görüşünü tercih etmiştir. Abdürrezzâk’m Sevrî kanalıyla… Mücâhid’den rivayetine göre; o, imâm bir korku âyetine veya bir rahmet âyetine rastladığında arkasında olanlardan birinin herhangi bir şey söylemesini hoş karşılamaz ve : «Susunuz.» dermiş. Mübarek İbn Fudâle de Hasan’dan rivayetle : Kur’an’a (Kur’an okunan bir yere) oturduğun zaman Kur’an için sus, demiştir.

İmâm Ahmed der ki : Bize Hâşim oğullarının kölesi Ebu Saîd’in… Ebu Hüreyre (r.a.) den rivayetine göre ALLAH Rasûlü (Sallallahu aleyhi ve sellem) : Kim, ALLAH’ın (Celle celaluhu) kitabından bir âyete kulak verir (dinler) se onun için kat kat sevâb yazılır. Kim onu (ALLAH’ın (Celle celaluhu) kitabından bir âyeti) okursa, kıyamet günü kendisi için bir nûr olur, buyurmuştur. Hadîsi sadece İmâm Ahmed —ALLAH (Celle celaluhu) ona rahmet eylesin— rivayet etmiştir

İBNİ KESİR TEFSİRİ ARAF SURESİ

Gonderen Karasahin
Kategori : Tefsir
Tags: , , ,

Yorumlar (0)