Sever uzeyir

merhabalar bir arkadaş nikah hakkında bir soru sordu kızdım çok sinir lendim eşim çok üstüme geldim ancak direk söylemedim sinirli olduğum için kapı orda annenin evine git vesair kırıcı söz söylemiş daha sonra barışmışlar hanımıda diretiyormuş beni istemiyormusun ayrıldıkmı boşadınmı şeklinde bu olay farklı zamanlarda bir kaç defada gerçekleşmiş barışmışlar ben de araştırıyorum ibni teymiyeye göre bir hoca arkadaş talakı rici olur dedi hanefiye görede söz önemli niyet manasında kafam karıştı ne cevap vereyim bir kaç kaynak ve bilgi verirmisiniz teşekkürler

BİSMİHİ TEALA

Muhterem kardeşim;

Boşama ifade eden sözler sarih (açık) ve kinayeli olmak üzere iki türlüdür. Sarih olan yani seni boşadım gibi erkeğin eşini boşadığını ifade eden sözler ağızdan çıktığı andan hiç bir izahata ihtiyaç duyulmadan boşanma gerçekleşir.

Kinayeli sözlerden olan kapı orada, gözümün önünden defol, babanın evine git v.s gibi sözler ise izahata ve bu sözleri söyleme esnasında hangi niyet ile söylendiğine bakılır. Eğer erkek bu sözleri söyleme esnasın da (hangi şart altında olursa olsun) boşanmayı/boşamayı kast ediyorsa bir kere boşama gerçekleşir.

 Ancak soruda açık olarak belirtilmediği için sinirlilik esnasında bu gibi ifadelerin kullanılmasında sinirliliğin ölcüsü önemlidir. Yani eğer kişi sinirlilik esnasın da ne söylediğini bilemeyecek bir durumda (ki bu durum bir nevi delirme haline benzer) ise bu durumda boşanma gerçekleşmez. Nitekim İbn-i Mace’nin Hz. Aişe’den (radıyallahu anha) rivayet ettiği hadis-i şerifte

 لا طلاق ولا عتاق فى إغلاق

‘‘ (gazablık halinde ki) Kızgınlık  esnasında boşama da  köle azad etmede yoktur (itibar edilmez).‘‘ (İbn-i Mace, 2036)

Zira bu esnada kişinin iradesi elinden gitmiş, sağlıklı ve mantıklı bir düşünme yeteneğini kaybetttiği için bu esnada kullandığı ifadeler boşanmaya yönelik olarak kabul edilmez.  (İbn-i Abidin, Reddul muhtar, c: 3 sh:244)

İbn-i teymiyye’nin söylediği üç talak bir mecliste verilirse bu ric’i mi, yoksa üç talak mı olur? Sorusuna ric’i olur demektir. Yoksa farklı zamanlarda verilen tek talak ric’i talak olur demek değildir.

Bir mecliste verilen üç talakın, bir talak mı, yoksa üç talak mı sayılacağı meselesi hususunda  ihtilaf edilmiştir.

Bir mecliste verilen üç talak’ın bir talak sayılacağını kabul edenler ve delilleri:

1) طَلَّقَ رُكَانَةُ امْرَأَتَهُ ثَلاَثًا فِى مَجْلِسٍ وَاحِدٍ فَحَزِنَ عَلَيْهَا حُزْنًا شَدِيدًا فَسَأَلَهُ رَسُولُ اللَّهِ -صلى الله عليه وسلم- :« كَيْفَ طَلَّقْتَهَا؟ ». قَالَ : طَلَّقْتُهَا ثَلاَثًا فَقَالَ :« فِى مَجْلِسٍ وَاحِدٍ ». قَالَ : نَعَمْ قَالَ :« فَإِنَّمَا تِلْكَ وَاحِدَةٌ فَأَرْجِعْهَا إِنْ شِئْتَ ». فَرَاجَعَهَا

 

 

 

‘‘Rukane (radıyallahu anh) karısını bir mecliste üç talak ile boşamıştı. Daha sonra bu yaptığına pişman olup çok üzüldü. Ve resulullah’a (Sallallahu aleyhi ve sellem) gelerek  durumu anlattı. Bunun üzerine resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) ‘‘ karını nasıl boşadın?‘‘ diye sordu. Onun ‘‘ üç talak ile boşadım‘‘ cevabı üzerine resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem)  ‘‘ bir mecliste mi boşadın?‘‘ diye sorar o da ‘‘ evet bir mecliste‘‘ diye tasdik edince resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) ‘‘ bu bir (ric’i) talaktır. İstersen karına geri  dönebilirsin‘‘ deyince  oda karısına geri döndü.‘‘  (Beyheki, sünenü kübra, 15382)

 

2) كَانَ الطَّلَاقُ عَلَى عَهْدِ رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ وَأَبِي بَكْرٍ وَسَنَتَيْنِ مِنْ خِلَافَةِ عُمَرَ طَلَاقُ الثَّلَاثِ وَاحِدَةً

 

İbn-i Abbas’tan (radıyallahu anh) rivayet edildiğine göre kendisi şöyle demiştir:

 Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) dönemi ile Ebu Bekir’in (radıyallahu anh) hilafeti zamanında ve Ömer’in (radıyallahu anh) hilafetinin iki senesinde üç talak bir talak sayılıyordu. (Müslim, 2689)

 

3)أَنَّ أَبَا الصَّهْبَاءِ قَالَ لِابْنِ عَبَّاسٍ أَتَعْلَمُ أَنَّمَا كَانَتْ الثَّلَاثُ تُجْعَلُ وَاحِدَةً عَلَى عَهْدِ النَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ وَأَبِي بَكْرٍ وَثَلَاثًا مِنْ إِمَارَةِ عُمَرَ قَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ نَعَمْ

 

Ebu‘s-Sahbâ, İbn-iAbbas’a (radıyallahu anhuma) ‘‘ Sen resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) zamanında ve Ebu Bekir ile Ömer’in (radıyallahu anhuma) iki senesinde üç talakın bir talak sayıldığını bilmiyor musun? diye sorması üzerine İbn-i Abbas (radıyallahu anh) ‘‘evet biliyorum‘‘ demiştir. (Ebu Davud, 1881)

Sahabe-i kiram’dan (radıyallahu anhum) Zübeyr ibn-i Avvam, Abdurrahman ibn-i Avf, Hz. Ali ve İbn-i Mes’ud (radıyallahu anhum), Tabii’den Tâvus, İkrime, Muhammed ibn-i İshak, Haccac ibn-i ertat, Nehai,  Süleyman ibn-i Mukatil (rahmetullahi aleyhim) ile Zahiriler, Şii’lerden İmamiye kolu ve ibn-i Teymiyye bu hadisleri delil kabul ederek bir meclisten verilen üç talakın  bir talak sayılacağını kabul etmişlerdir.

 İbn-i Teymiyye resulullah’tan (Sallallahu aleyhi ve sellem) bu konu hakkında bunlardan başka hiç bir sahih hadis’in rivayet edilmediği rivayet edilenlerin ise mevzu olduğu iddiasında da bulunmuştur.  (Feteva-i kübra, c: 3 sh: 224 ve 253)

 Bu görüşte olanların kıyas’tan delilleri ise şu şekildedir:

Zina isnadın sonucu yapılan lânetleşme esnasında liân şehadetinin dördünü birden bir kelime ile getiren kimsenin bu toplu şehadeti dört şehadet sayılamıyacağı, bir şehadet sayılacağı hususunda icma vardır. Ayrıca Hacc esnasın da Cemre’de yedi taş birden atılırsa bunun da bir sayılacağı, toptan atılmasının caiz olmayacağı hususunda da icma bulunmaktadır. Aynı şekil de bir kişi resulullah’a (Sallallahu aleyhi ve sellem) bin kere salavat getireceğine dair yemin etse ve ‘‘ ALLAH’ım (Celle celalühü) peygambere (Sallallahu aleyhi ve sellem) bin kere salat eyle‘‘ dese, yeminini yerine getirmiş olmaz. Birer birer bin tane salavat getirmesi vacip olur. (İbn-i Teymiyye, mecmuu Feteva, c:33 sh:13,14,15)

 Bir mecliste verilen üç talak’ın geçerli olduğunu kabul edenler ve delilleri:

1) Acluni Uveymir‘in (radıyallahu anh) karısının zina yaptığına dair iddiası sonucu yapılan mulâane (lânetleşme) hadisi uzun olduğundan sadece gerekli olan kısmı tercüme olarak aldım.

 Sehl İbn-i sa’d’ın (radıyallahu anh) rivayetine göre Aclâni uveymir (radıyallahu anh) karısına zina suçu isnad etmesi üzerine Liân âyeti kerimesi nazil oldu ve Uveymir (radıyallahu anh) ile karısı arasın da mülâane (lânetleşme) yapılmıştı. Mülâane’den sonra  Uveymir (radıyallahu anh): ‘‘ Ya resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem), şimdi ben karımı nikâhım altın da tutacak olursam ona zulmetmiş olurum. Kendim de ona karşı yalancı durumuna düşer töhmet altında kalırım‘‘ diyerek resulullah‘ın (Sallallahu aleyhi ve sellem) bir şey demesine fırsat vermeden karısını üç talak ile boşar. Resullullah‘ta (Sallallahu aleyhi ve sellem) bu üç talağı geçerli olarak kabul etti. (Buhari, 4376)

 

2) أَنَّ امْرَأَةَ رِفَاعَةَ الْقُرَظِيِّ جَاءَتْ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَقَالَتْ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّ رِفَاعَةَ طَلَّقَنِي فَبَتَّ طَلَاقِي

 

Hz. Aişe’nin (radıyallahu anha) haber verdiğine göre

Rıfâa kurazi’nin (radıyallahu anh) karısı resulullah’a (Sallallahu aleyhi ve sellem) gelerek ‘‘ Ya resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) rıfâa (radıyallahu anh) beni boşadı ve boşamayı kesinleştirdi‘‘ dedi. (Buhari, 4856)

 

3) أَنَّ رَجُلًا طَلَّقَ امْرَأَتَهُ ثَلَاثًا فَتَزَوَّجَتْ فَطَلَّقَ فَسُئِلَ النَّبِيُّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ أَتَحِلُّ لِلْأَوَّلِ قَالَ لَا حَتَّى يَذُوقَ عُسَيْلَتَهَا كَمَا ذَاقَ الْأَوَّلُ

 

Hz. Aişe’den (radıyallahu anha) rivayet edildiğine göre

 Adamın biri karısını üç talak ile boşadı, kadın da başka biri ile evlendi bir müddet sonra bu kocası da onu boşayınca resulullah’a (Sallallahu aleyhi ve sellem) ilk kocama dönebilir miyim? Diye sordu. Resulullah‘da (Sallallahu aleyhi ve sellem) İlk kocanın senin balından tattığı gibi tatmadan (cinsi münasebette bulunmadan) dönemezsin.‘‘ buyurdu. (Buhari, 4857)

 

4) أُخْبِرَ رَسُولُ اَللَّهِ – صلى الله عليه وسلم – عَنْ رَجُلٍ طَلَّقَ اِمْرَأَتَهُ ثَلَاثَ تَطْلِيقَاتٍ جَمِيعًا , فَقَامَ غَضْبَانَ ثُمَّ قَالَ : ” أَيُلْعَبُ بِكِتَابِ اَللَّهِ تَعَالَى , وَأَنَا بَيْنَ أَظْهُرِكُمْ” . حَتَّى قَامَ رَجُلٌ , فَقَالَ : يَا رَسُولَ اَللَّهِ ! أَلَا أَقْتُلُهُ ?

 

 

 

‘‘ Resulullah’a (Sallallahu aleyhi ve sellem) bir adamın karısını üç talak ile boşadığı haber verilince hiddetli bir şekilde ayağa kalktı ve ‘‘ Ben aranızdayken ALLAH’ın (Celle celalühü) kitabıyla  oyun mu oynuyor sunuz?‘‘ dedi.‘‘ (Buluğul meram, 1072)

 Sahabe-i kiram’dan (radıyallahu anhum) bir çoğunun ve Tabii’nden Evzaî, Sevri, İshak İbn-i Râhuye ve Ebu Sevr’in (rahmetullahi aleyhim) ve dört mezhebin genelinin hulasa Cumhur ulemanın görüşü bu yöndedir.

 Cumhur ulema’nın görüşünü destekleyen delilleri kısaca şu şekilde özetleyebiliriz.

 1) ALLAH (Celle celalühü) boşanmayı hudud olarak ifade etti ve erkekleri gerektiği zaman bu yola başvurmaları gerektiğini beyan etmiştir. Erkekelerin bu ruhsatı kullanmaları halinde teker teker kullanabilecekleri gibi toptan veya ayırarak kullanabilmeleri de caizdir.

 2) Resulullah‘ın (Sallallahu aleyhi ve sellem) zamanın da, Hz. Ebu Bekir ile Hz. Ömer’in (radıyallahu anhuma) iki senesinde üç talak bir talak sayılırdı. Sonra Hz. Ömer (radıyallahu anh) İnsanlar kocanın boşanma için başvurmaların da haklarını kullanmaya izin varken, teenni ile hareket edecekleri yerde suistimal ederek üç talak vermede aceleci davrandılar. Artık bunların aleyhinde üç talakı kabul etme zamanı geldiğinden onlar aleyhinde bir ceza olarak bunu kabul ettik. Sözü karşısında hiç bir sahabe-i kiram itiraz etmemiştir. Bu da üç talakın caiz olduğuna dair sahabenin icmasıdır.

 3) Tavus’un rivayetinde (tek talak kabul edenlerin delillerinden ikinci rivayet) vehim ve galat vardır. Ve doğudan batıya, hicaz, Şam ve Irak şehirlerinden hiç bir alim bu rivayete meyletmemişlerdir.

 4) Said İbn-i Cübeyr (rahmetullahi aleyh) ve tabii’nden bir çok alim İbn-i Abbas’ın (radıyallahu anh) rivayet ettiği Rükane  hadisine zıt olarak karısını üç talak ile boşayan bir adamın fetva istemesinde İbn-i Abbas (radıyallahu anh) ‘‘ Sen rabbine isyan etmişsin, karın senden talak-ı bain ile boş olmuştur.‘‘ şeklinde fetva verdiğini rivayet etmişleridir.

 5) Rukane (radıyallahu anh) hadisi muzdarib ve munkatidir. Dolayısıyla hiç bir yönden delil olarak kabul edilemez. Evet Rukane (radıyallahu anh) karısını boşamıştır. Ancak resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) bu boşamadan neyi kastettiğine dair yemin etmesini isteyince, Rukane (radıyallahu anh) sadece bir talak’ı kastettiğine dair yemiş etmiş ve resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) bunun üzerine karısına dönmesine izin vermiştir. Bu da izdirabtır, ve hiç bir yönden delil olamaz. ( İbn-i Hacer, Tuhfetü’l mutac/ İbn-i Hümam, Fethu’l kadir/ İbn-i Abidin, Reddul muhtar/ Muhammed Ali Sabuni, Tefsiru’l Ayati’l Âhkam v.s)

 Cumhur Ulema bir mecliste verilen üç talak’ın tek talak sayılacağını kabul edenlerin kıyaslarına da kısaca şu şekilde cevap vermiştir:

 Kitab ve sünnet’te bulunan bir mesele, kıyas ve ictihada konu olamaz. Sonra bu kıyas’lar farklı birer kıyastır.

 Birincisi: Liân meselesin de bir aile’nin namusu söz konusu olduğundan kocanın zina suçlamasında geri dönmesi ümidi ile dört şehadetin ayrı ayrı yerine getirilmesi meşru kılınmıştır.

 İkincisi: Cemre’de atılan taşlar ve bunların yedi tane olması teabbudi (hikmeti bilinemeyen) bir emirdir.

 Üçüncüsü: Salavatı şerifenin sayısını kast ve irade etmek örf  ve adetle alakalı bir husustur.

 Netice:

 1) Kızgınlık esnasın da söylenilen kinayeli sözler ile bir talak meydana gelir. Ancak bu kızgınlık hali, aşırı derece bir kızgınlık, ne söylediğini bilemeyecek bir durum olursa bu durum bir nevi delilik gibi değerlendirildiğinden dolayı bu halde söylenen sözlerin kıymeti harbiyesi yoktur.

 2) Resulullah‘ın (Sallallahu aleyhi ve sellem) tek mecliste verilen üç talakı bir talak olarak kabul ettiği gibi, bir mecliste verilen üç talakı de geçerli kabul ettiğine dair rivayetler bulunmaktadır.

 İbn-i Teymiyye’nin bu konuda başka sahih hadis bulunmamaktadır iddia’sı mesnedsiz bir iddia’dır.

 Cumhur ulemanın delilleri diğer görüş sahiplerine nazaran daha kuvvetli olduğundan, ehl-i sünnet ve’l cemaat bir mecliste verilen üç talak geçerlidir görüşündedir.

 

BİSMİHİ TEALA

Soru: Günümüzde bazı firmalar bir kısmı pesin gerisi taksit (vade) olmak üzere ev satmaktadırlar.  Bir kısım hoca bunun caiz olduğunu söylerken bir kısmı da caiz olmadığını söylemektedirler. Bu gibi firmalardan onların belirledikleri sistem ile ev almak caiz midir?

Cevab: Günümüzde insanların en büyük ihtiyaçlarından birisi, kişinin başını sokabileceği bir eve sahip olmasıdır. Ancak günümüz şartları göz önüne alındığın da müslüman bir kişinin faiz belasına müptela olmadan evsahibi olması zor görünmektedir.

Bu durumu bilen bir takım firmalar insanların bir anda yüklü miktar da para ödemelerinde ki zorlukları bildiklerinden belli sistemler üzerine ev satışı yapmaktadırlar. Dolayısıyla bu sistemi bilmeden konu hakkında bir şey söylemek zordur. Bu firmaların sistemleri genel hatları ile şu şekildedir.

Öncelikle ev alacak kişinin alacağı evinin vasfı ve parası belirlenir. Mesela 2 oda 1 salon ev 120 bin lira.

Sonra bu evin ödemesinin kaç taksite bölüneceği tespit edilir. Mesela 60 ay.

Taksit sayısı doğal olarak bir grubun üye sayısını belirler. Taksit sayısı 60 ay olduğuna göre bu grup 60 kişilik gruptur.

Bu gruptan her ay toplanan para ile bir ev alınır.

Firmaya belli bir yüzdelik ve organizasyon parası yatırılır.

Taksit ve organizasyon parası ödendikten sonra kayıt tamamlanmış olur.

Bu firmaların sistemleri genel olarak bu şekilde işlediği düşünülürse bu durum da bu firmalar ortada olmayan ama vasıfları ve fiatı tespit edilen bir malın satışını yapmaktadırlar. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) meyvesi yetişmemiş ağacın meyvesinin satışını yasakladığı için dört mezhebe göre bu şekilde ki satış akdi batıl sayılır.

Bu gibi firmaların sakıncalı tarafları sadece madumun satışını yapmaları olmayıp bunun gibi bazı farklı sakıncalı tarafları da içerisinde barındırmaktadır. Mesela bir tüccarın kendi sattığı bir maldan  organizasyon parasını alması, grubtaki üyelerden para toplayarak her ay birine ev parası adı altında borç vererek şartlı borçlandırması. Bu durumda bu şekilde ki bir sistem tam  manası ile para borçlandırma sistemi olmakta, üstüne üstlük organizasyon parası adı altında alınan para da faiz olmaktadır.

Bu sistemi kadınların her ay düzenledikleri altın gününe benzeterek  caiz görmek  mümkün değildir. Kaldı ki bu şekilde toplanarak altın günü adı altın da para toplanması fıkıh kitablarının ifadelerine göre caiz değildir. Zira fıkıh kitabları bu gibi meseleleri izah ederlerken şu misalleri vermektedirler.

İki kişinin ortak bir inekleri olsa , ve bu ineğin sütünü bir gün birisi, diğer gün diğerinin alması faiz olur. Veya iki kişinin ortaklaşa bir dairesi bu dairenin kirasını bir ay biri bir ay da diğeri alsa caiz olmaz. Bunun yerine alınan sütün veya kiranın iki kişiarasında taksim edilmesi gerek.

Dolayısıyla bu sistemi alrın gününe kıyaslamak doğru bir davranışbiçimi değil. Kaldı ki, bu sistemi altın gününe kıyaslasak dahi organizasyon parasına nasıl  yer bulacağız?

Bu sistemin bir düşündüren tarafı da şudur ki, kura sonucu evini ilk alan kişiler daha sonra diğer üyelerin paraları ile evlerini aldıkları için kira yardımı adı altında yardım etmektedirler. Tabi bu arada ödedikleri kira yardımı esnasında oturdukları evin değerinden bir miktar fazla ödeme yapmaktadırlar. Bu arada kira yardımı alanlar ise evin değerinden az ödeme yapmış olurlar.

Dolayısıyla kurada ilk önce ev sahibi olanlar, diğerlerine ev yardımı adı altında ödeme yaparlarken esas ödemeleri gereken borçlarının haricinde bir miktar fazla ödeme zorunluluğu bulunmaktadır. Eğer satın aldıkları ev önceden ortada olan bir şey olsaydı ödenilecek bu miktar evin parasına dahil edilerek bir nevi cevaz yolu bulunabilirdi.  Ancak başlangıçta olmayan bir evin satış işlemi üzerinden akid yapıldığı için yapılan akid borlanma akdi olmuş oldu, ve ödenilen fazla paralar da faiz olmuş oldu.

BİSMİHİ TEALA

Hanefi mezhebi haberi vâhid ile amel edilebilmesi için şu şartları aramaktadır:

 

1) Ravi, peygamber’den (Sallallahu aleyhi ve selem) rivayet ettiği hadisin aksine davranış veya bu rivayete aykırı fetva vermiş olmamalıdır. Mesela:

 

Hz. Aişe (radıyallahu anha) rivayet ettiği ‘’ Velisinin izni olmadan nikahlanan kadının evliliği batıldır.’’ Hadisine rağmen kardeşi Abdurrahman (radıyallahu anh) Şam’da iken onun kızını evlendirmiştir.

 

2) Hadis sık sık tekerrür eden ve her mükellefin hükmünü bilme ihtiyacı hissettiği olaylar hakkında olmamalıdır. Usul literatüründe ‘’ Umumu belvâ’’ şeklinde geçen bu prensip ile, fert ve cemiyet hayatında hemen herkesin karşılaştığı ve hükmünü bilmeye ihtiyaç duyduğu meseleler veya hadiseler kastedilmektedir. Mesela:

 

Hanefiler ile Zahiriler arasındaki tenasül uzvuna kasden dokunma, Cenaze teşımadan dolayı abdestin bozulması, namazda rükûa varırken ve kalkarken ellerin kaldırılması gibi münâkaşa  mevzuu meselelerde, söz konusu ‘’ umumu belvâ’’ prensibinin tesiri olduğunu görmekteyiz.

 

3) Hadis rivayet eden ravi, fıkıh bilgisi (fıkhu’r-râvi) ve ictihad ehliyeti ile tanınmış biri değilse, hadis kıyasa ve şer’i esaslara aykırı olmamalıdır.

 

4) Haberi vahidler; Kur’an, mütevatir veya meşhur sünnet gibi daha kuvvetli bir delil ile çatışmamalıdır.

 

5) Haberi vahidler ve Kur’an nassı üzerine ziyade meselesi: Hanefi mezhebine göre ‘’ ez-ziyade ale’n-nas bi haberi’l vahid’’ caiz değildir, kabul edilemez. Nass üzerine ziyade, şekil itibâri ile, ‘’ Beyan’’ mana itibâri ile ‘’ Nesh’’ demektir; nesh de haberi vahid ile sabit olmaz.