Kas-26-10
Çalgı aletleri ve musiki
Mikail
Selamun aleykum hocam, ilahi dinlemek veya tasavvuf musikisi dedikleri calgili sozler dinlesek harammi? muhtevasında çalgı olduğuna göre haram diyemez miyiz?
BİSMİHİ TEALA
We aleykümü’s-selam
Günümüzde Müslümanların ihtilaf ettikleri noktalardan birisi de genellikle yalnız kaldıklarında can sıkıntısını gidermek amacıyla dinledikleri kulaklarına hoş gelen seslerden müteşekkil olan ve bu hoş seslerin daha güzel olmasını sağlayan içerisinde çalgı aletlerinin de yer aldığı ve adına musiki (veya müzik) denilen şeydir. Dolayısıyla musiki (veya müzik) helal mi, haram mı? Tartışmasıdır.
Öncelikle musiki meselesinin İslâmi hükümler açısından tek bir hükmünün olduğunu düşünmek veya iddia etmek, mümkün değildir. Zira musiki gerek güftesi, gerekse icra edildiği ortam açısından farklı hükümleri beraberinde getirmektedir. Bunun ana sebebi musiki genel de çoğu zaman içki meclislerinin veya islâma aykırı eğlencelerin ana kaynağı olmasından dolayıdır. Bu yüzden ulema bu meclislerin dışın da olan savaş esnasın da çalınan köslerin veya nikâh için çalınan def’lerin caiz olduğunu ifade etmektedir. Nitekim imam-ı Merginani’nin
أن الملاهي كلها حرام حتى التغني بضرب القضيب
‘’ Her türlü calgı aleti haramdır. Hatta demiri (ritmik bir biçimde) vurmak dahi teğannidir.’’ ( Hidaye, c:4 sh:415) şeklinde ki ifadesi Hanefi mezhebinin çalgı aletlerine karşı tutumunu net bir biçimde ortaya koymaktadır. Nitekim İbn-i Abidin’in babası Alauddin Haskefi, Timurtaşi’nin (rahmetullahi aleyhim) ” Tenviru’l ebsar” isimli eseri üzerine yaptığı ” reddul muhtar” isimli şerhin de ilimlerin nev’ilerini izah ederken musiki ilmini haram olan ilimler nev’inden saymaktadır. ( c:1 sh:108) Hanefi fukahası bu hususta resulullah’ın (Sallallahu aleyhi ve selem):
اسْتِمَاعُ صَوْتِ الْمَلَاهِي مَعْصِيَةٌ وَالْجُلُوسُ عَلَيْهَا فِسْقٌ وَالتَّلَذُّذُ بِهَا كُفْرٌ
‘’ Çalgı aletlerini kendi isteği ile dinlemek insan için masiyettir. O meclislerde oturmak fısktır. Ve çalgı aletlerinin sesleri ile zevklenmek küfürdür.’’ (Mecmau’l enhur (Damad) c: 2 sh: 553) (Burada ki küfür ifadesi gerçek anlamı olan küfür olarak değil de, nimet-i küfran olarak kabul edilmektedir.) hadis-i şerifini esas alarak, sahih olan görüşe göre çalgı aletlerini ve musikinin haramlığı hususunda müttefiktirler.
Hanefi mezhebi bu hadis-i şerife göre her çeşit çalgı aletini çalmanın, çalgı aletlerini dinlemenin haram olduğu hususuna hükmetmişlerdir. Zira hadis-i şerife göre çalgı aletlerini çalmak, onları dinlemek günah olarak nitelendirilmektedir. Dolayısıyla hadis-i i şeriften anlaşılan çalgı aletlerini kasten dinlemenin yasak olduğuna göre, bu gibi çalgı aletlerini dinlemek istemeyen kişinin bu konuda mazur olduğuna da işaret edilmektedir. Bu durumda istemeden çalgı aletlerini duyan kişi mümkün olduğu kadar kulaklarını kapatarak bu sesleri duymamaya/ dinlememeye çalışmalıdır. Nitekim rivayet edildiğine göre resulullah (Sallallahu aleyhi ve selem) duyduğu flüt sesinin dinlememek için parmakları ile kulaklarını tıkamıştır. ( Mavsili, el ihtiyar li ta’lili’l muhtar, c: 4 sh: 177) Hatta imam-ı Yusuf (rahmetullahi aleyh) izinsiz başkasının evine girmek yasak olduğu halde, bir evde duyulan çalgı seslerinden dolayı ev sahiplerini men etmek ve emr’i bi’l ma’ruf yapmak için o eve izinsiz girilebilir. (İhtiyar, c:4 sh: 177) demektedir
Hanefi mezhebinin bütün muteber fıkıh kitabların da çalgı aletlerini çalmak veya dinlemek hususun da aynı hükümleri görebiliriz. Ancak Hanefi fukahası ‘’ Bir kişi hiç bir günaha sebeb olmadan, kendi başına musiki dinleyebilir mi?’’ hususun da ihtilaf etmektedir. İbn-i Nuceym (rahmetullahi aleyh) bu hususta özetle şunları demektedir: ‘’ Mücerret teğanni (musikiyi dinlemek veya söylemek) hakkında ulema ihtilaf etmiştir. Bazılarına göre bu mutlak haramdır. Nitekim şeyhülislâm Hulvani (rahmetullahi aleyh) bu görüştedir. Diğer bir kısmına göre ise, usanç veya yalnızlık anların da sadece bu durumdan kurtulmak için olursa caizdir. Bununla beraber eğlence biçimin de olmaması esastır. Buda İmam-ı Serahsi’den (rahmetullahi aleyh) nakledilmiştir.’’ (Bahru’r raik, c: 8 sh: 214)
Şeyhülislâm Ebussuud Efendi’nin (rahmetullahi aleyh) bu konu hakkında söylediği ‘’ İçtihadi meseleler de, müçtehid’ten başka İmam-ı Gazali (rahmetullahi aleyh) ve emsali kimselerin kavillerine itimad caiz değildir.’’ (Fetvalar, fetva no: 349) şeklinde ki fetvası da bilinmektedir. Hanefi mezhebin de genel durum bu şekildeyken, İmam-ı Şafii ve İmam-ı Malik’ten (rahmetullahi aleyhima) gelen zahir rivayetlere göre düğün merasimlerin de çalınan musiki mubah görülmektedir. Ancak onlara göre de eğer musiki gerek güfteleri gerekse icra edilmeleri esnasın da icra eden tarafından harama vesile edilir, nefsanî hislere hitap edilirse bütün müctehidlere göre haram olur.
Meselenin bir yönü de özellikle günümüzde icra edilen bazı musikiler (ki bu gibilere ilahi denilmektedir) insanın nefsanî hislerini hitap etmek bir tarafa bu gibi musiki insan da ALLAH’ı (Celle celalühü) hatırlatmakta, resulullah’ın (Sallallahu aleyhi ve sellem) sevgisini insana aşılamakta olduğundan, gerek güftesi yönünden, gerekse icra edilmesi yönünden islâma aykırı bir durum bulunmadığı halde bu gibi musikilerin dinlenmesi neden caiz olmasın? Sorusuna cevap bulmaya çalışalım.
Öncelikle bu gibi musikiler de teganninin olduğunu kimse inkâr edemez. Teganni ile Ezan-ı şerifin, Kur’an-ı kerim’in okunması, zikredilmesi hususunda ulema caiz olmadığını söylemektedir. Zira teganni de harfleri değiştirme, gereksiz yere uzatılma v.s bulunmakta ve ulema bu gibi harf değişiklerinin ve gereksiz uzatmaların olduğu kıraatı caiz görmemektedir. Bu durumu bir misal ile izah etmek gerekirse; mesela ALLAH (Celle celalühü) lafzını uzatmak suretiyle okunursa, yani Aaaaaallah şeklinde okunursa karşımıza ‘’ALLAH (Celle celalühü) var mı?’’ gibi bir mana çıkar ki, bunun caiz olduğunu hiç kimse iddia edemez.
Kaldı ki, ulema teganni ile Ezan-ı şerif okumanın, kur’an-ı kerim tilavet etmenin, fasıkların işlerinden olduğunu, bu şekilde okumanın fısk olduğunu açık ve net bir biçimde ifade etmektedirler. Kaldı ki, resulullah’ın (Sallallahu aleyhi ve selem) bir seferden dönerlerken sahabe-i kiram’ın (radıyallahu aanhum ecmain) bağırarak zikretmeleri üzerine ‘’ Siz duymayan ve gaib olmayan birini çağırmıyorsunuz’’ şeklinde ki tepkisini varken teganni ile okumak ve musiki dinlemek ne zannedilmektedir?’’ (Mavsili, el ihtiyar, c: 4 sh: 191)
Resululah (Sallallahu aleyhi ve selem) ALLAH’ı (Celle celalühü) yüksek sesle zikretme de bu uyarıyı yaparsa, ALLAH’ın (Celle celalühü) ve kendi isminin teganni ile okunması nasıl caiz olabilir?
Ayrıca feteva-i Hindiyyede’ki
السَّمَاعُ وَالْقَوْلُ وَالرَّقْصُ الَّذِي يَفْعَلُهُ الْمُتَصَوِّفَةُ فِي زَمَانِنَا حَرَامٌ لَا يَجُوزُ الْقَصْدُ إلَيْهِ وَالْجُلُوسُ عَلَيْهِ ُ سَوَاءٌ
( Zamanımız da mutasavvıfların yaptığı gibi şarkı söyleyerek raks etmek haramdır. Bunları yapmak, orada oturmak eşit olup caiz değildir.) (feteva-i Hindiye, c: 5 sh: 153) şeklinde ki fetva günümüzde okunan ve adına ilahi denilen musikinin de okunmasının caiz olamayacağını göstermektedir.
Ayrıca bütün muteber fıkıh kitabların da çalgı aletlerinin mal olmadıkları, bunların kırılması sebebiyle tazmin edilmesine gerek olmadığı, bu işlerle meşgul olanların hem şahidliklerinin kabul edilemeyeceği, hem de bu işten dolayı kazandıkları para ile borçtan kurtulamayacakları yazmaktadır. Bütün bunlar göstermektedir ki, gerek musiki, gerekse ilahi denilen şeylerin okunması, dinlenilmesi ve bunlarla meşgul olunmasının caiz olamayacağı yönündedir.
Meselenin bir yönü de Kur’an okuyan bir insanın aynı zaman da şarkı söylemesi veya mırıldanması ne kadar doğru olur tartışılabilir. Zira Kur’an ve şarkı birbirlerine zıt şeylerdir. Şarkı kalbi oyalar, insanın kur’anı anlamasını, düşünmesini ve onunla amel etmesini engeller. Kur’an ise nefsin isteklerine uymayı yasaklar, insanın iffet sahibi olmasını emreder. Dolayısıyla kur’an ve şarkı bir birlerine zıt ve tezat olduğu için bir kalbte bir araya gelemezler.
Zira resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) şarkı söyleyenin sözlerini ahmak ve facir kişilerin sözleri olarak isimlendirmiştir. Zira Beyheki’nin ” sünenü kübra”sın da ve Tirmizi’nin ”sünen”in de Abdurrahman b. Avf’dan (radıyallahu anh) rivayet ettikleri bir hadiste resulullah’ın (Sallallahu aleyhi ve sellem) oğlu ibrahim vefat ettiğin de resulullah’ın (Sallallahu aleyhi ve sellem) ağladığını gören Abdurrah b. Avf (radıyallahu anh) ” Ya resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) insanların ağlamasını yasaklarken, kendin mi ağlıyorsun” şeklinde ki sorusuna:
إني لم أنه عن البكاء وإنما نهيت عن صوتين أحمقين فاجرين صوت عند نغمة لهو ولعب ومزامير الشيطان وصوت عند مصيبة خمش وجوه وشق جيوب