BİSMİHİ TEALA

Ubudiyet mertebesinin nihayeti olan rıza makamına ulaşan bir arif, muhakkak ki bütün masiva ile olan alâkalardan kurtulmuş olacağından, ne darlık, ne bolluk, ne lezzet, ne külfet, ne fakirlik, ne de zenginlik onu bulandırmaz, çünkü bütün bunlar sonradan yaratılma gereklerinden ve ALLAH’tan (Celle celalühü) uzaklık ve rüsvaylık alametlerindendir.

O zaman bir müride gerekli olan şeyler:

1) Ucüb (kendini beğenme), riya (gösteriş), heva (kötü arzu), ve gevşeklik gibi bütün manevi hastalıklardan nefsini arındırması gerekir.

2) Dünya ehl-i ile lüzumsuz şekilde karışıp görüşmekten yüz çevirerek uzlete (ibadet için kenara çekilmek) devam etmek gerekir.

3) Rast gele sert bir elbiseyle, başını sokacak bir ev temini ve açlığını gidermenin haricinde nefsinin hazlarını (isteklerini) azaltmak gerekir.

4) Tevazu zaviyesinde (alçak gönüllülük köşesinde), kanaat mağarasında ve ferağat (vazgeçme) yurdunda kendini yetiştirmek gerekir.

5) Bid’at ehli ile görüşmemek, özellikle emanet olan dünya meselelerin de onlara müracaat etmemek gerekir.

6) Dünya da, içerisindekilerden hiçbir enis ve yoldaş tutmayan bir garip gibi yahut yeri yurdu belli olmayıp nerede sabah orada akşam dolaşan yolcu gibi olmak gerekir.

7) Kendini kabir ehlinden sayıp, ecelinle ölmeden evvel, alışkanlıklarını bırakma ve ilişkilerini kesme hususunda iradenle ölmen, zira suret ölümü ile ölenlerin ekserisi dünyadan büyük bir pişmanlıkla çıkarlar, mevt-i iradi mertebesine ulaşan bir arif ise o kadar büyük lezzet ve sevinçlere naildir ki, eski hayatına dönse çok gamma düşer, hatta üzüntüsünden helak olabilir.

8 ) Dünya lezzetlerinden tamamen elini eteğini çekip, ALAH’ın (Celle celalühü) kitabından, resulullah’ın (Sallallahu aleyhi ve sellem) hadis-i şeriflerinden ve meşayıh-ı izamın (kaddesallahu esrarahum) bu iki kaynaktan büyük bir çalışma ve tam bir ciddiyet neticesin de istinbat ettikleri (çıkardıkları) kıymetli ilimlerden istifadeye devam etmek gerekir.

9) Kur’an, sünnet ve bunlardan çıkarılan ilimler dışında sapık istidlâl sahiplerinin, kâsır (eksik) akıllarının aldatmaları ve hâsır vehimleriyle (zararlı düşünceleriyle) batıl hayallerinin uydurmaları neticesin de ortaya çıkan hak yoldan kaymış batıl bilgileri tahsilden uzaklaşmak gerekir.

BİSMİHİ TEALA

Kur’an-ı Kerim’de ALLAH (Celle celalühü) aynı konuyu farklı yerlerde müteaddit şekillerde ele almaktadır. Bir konuyu bir yerde ele aldıktan sonra müteaddit yerlerde ele almasında ki gaye birkaç bakımdan önem arz etmektedir. Mesela bir yerde mücmel (kısa) olarak ele aldığı bir konuyu başka bir yerde mufassal (geniş) olarak izah etmektedir. Veya bir yerde mutlak (genel) olarak ele aldığı bir konuyu başka bir de mukayyet (kayıtlı) olarak açıklamaktadır.

 

Tefsir uleması bütün bunları mana ve beyanlarına bakarak ve her biri farklı bir yönden ele alarak izah ederler. Zira bunların her biri Kur’an’ın manalarını anlamayı kolaylaştırır ve böylece Kur’an’ın farklı yorumlarına ulaşılmış, tek bir mana ve yoruma bağlı kalınmamış olur. Müfessirler farklı farklı yorumlarla bunları izah eder ve açıklarlar. Zaten tefsir’in manası da bu değil midir? Yani Kur’an’ın kapalı ayetlerini manalandırmak ve açıklayıp beyan etmek değil midir?

 

 İbn-i Teymiye bu konuda şöyle demektedir:

 

‘’ Kur’an-ı kerim’in tefsir etmede takip edilecek en güzel ve sahih yol Kur’an-ı, Kur’an ile tefsir etmektir. Zira bir yerde mücmel olarak ele aldığı bir konuyu başka bir yerde izah etmiş, bir yerde muhtasar olarak ele aldığını başka bir yerde geniş olarak izah etmektedir.’’ (mukaddemetu fi usulu’t-tefsir, sh: 93)

 

Bu konuyu örnekler ile izah etmek gerekirse:

 

Mesela Fatiha suresinin:

 

صِرَٲطَ ٱلَّذِينَ أَنۡعَمۡتَ عَلَيۡهِمۡ غَيۡرِ ٱلۡمَغۡضُوبِ عَلَيۡهِمۡ وَلَا ٱلضَّآلِّينَ

 

‘’ Kendilerine lütuf ve ikramda bulunduğun kimselerin yoluna; gazaba uğramışların ve sapmışların yoluna değil’’ (Fatiha / 7)  ayeti kerimesinde  (أَنۡعَمۡتَ) ‘’ Kendilerine nimet verilenler’’ ayetinde kimlerin kasd olundukları bilinmemektedir. Burada ‘’kendilerine nimet verilenler’in’’ kimler olduklarını bize:

 

وَمَن يُطِعِ ٱللَّهَ وَٱلرَّسُولَ فَأُوْلَـٰٓٮِٕكَ مَعَ ٱلَّذِينَ أَنۡعَمَ ٱللَّهُ عَلَيۡہِم مِّنَ ٱلنَّبِيِّـۧنَ وَٱلصِّدِّيقِينَ وَٱلشُّہَدَآءِ وَٱلصَّـٰلِحِينَ‌ۚ وَحَسُنَ أُوْلَـٰٓٮِٕكَ رَفِيقً۬ا

 

‘’ Kim ALLAH’a ve resulüne itaat ederse işte onlar, ALLAH’ın kendilerine lütuflarda bulunduğu, peygamberler, sıddıklar, şehidler ve Salih kişilerle beraberdir. Bunlar ne güzel arkadaştır’’ (Nisa / 69) ayeti kerimesi izah etmektedir.

 

Yine Kur’an’ı kerim’de

 

فَتَلَقَّىٰٓ ءَادَمُ مِن رَّبِّهِۦ كَلِمَـٰتٍ۬ فَتَابَ عَلَيۡهِ‌ۚ إِنَّهُ ۥ هُوَ ٱلتَّوَّابُ ٱلرَّحِيمُ

 

‘’ Böylece Âdem rabbinden bir takım kelimeler aldı (öğrendi, bu kelimelerle) tövbe etti, (ALLAH Celle celalühü) onun tevbesini kabul etti). Zira ALLAH tövbeleri kabul eden, merhameti bol olandır. (Bakara / 37) ayeti kerimesinde Âdem’in (aleyhi’s-selam) Cennet’ten çıkarılmasına sebeb olan zellesi sebebiyle tövbe etmek için bir takım kelimeler öğrendiğini ifade etmektedir. Ancak ayeti kerime bu sözlerin neler olduğunu söylememektedir. Bu kelimeleri bize haber veren:

 

قَالَا رَبَّنَا ظَلَمۡنَآ أَنفُسَنَا وَإِن لَّمۡ تَغۡفِرۡ لَنَا وَتَرۡحَمۡنَا لَنَكُونَنَّ مِنَ ٱلۡخَـٰسِرِينَ

 

‘’ ( Âdem ve eşi) dediler ki: Ey rabbimiz biz kendimize zulüm ettik! Eğer bizi bağışlamaz ve bize merhamet etmezsen elbette hüsrana uğrayanlardan oluruz’’ (Araf / 23)  ayeti kerimesidir.

 

Yine ALLAH (Celle celalühü):

 

 

يَـٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓاْ أَوۡفُواْ بِٱلۡعُقُودِ‌ۚ أُحِلَّتۡ لَكُم بَہِيمَةُ ٱلۡأَنۡعَـٰمِ إِلَّا مَا يُتۡلَىٰ عَلَيۡكُمۡ غَيۡرَ مُحِلِّى ٱلصَّيۡدِ وَأَنتُمۡ حُرُمٌ‌ۗ إِنَّ ٱللَّهَ يَحۡكُمُ مَا يُرِيدُ

 

‘’ Ey iman edenler! Akidlerinizi (sözlerinizi) yerine getirin. İhramlı iken avlanmayı helal saymamanız şartıyla, çeşitli hayvanlar size helal kılındı. Ancak haram oldukları size okunacaklar olanlar müstesna. Şüphesiz ALLAH dilediği hükmü verir.’’ (Maide / 1) ayeti kerimesindeki istisna (yani < Ancak haram oldukları size okunacaklar olanlar müstesna>) sebebiyle bazı hayvanları yememizi bize haram kılmaktadır. Bu hayvanların hangileri olduklarını:

 

حُرِّمَتۡ عَلَيۡكُمُ ٱلۡمَيۡتَةُ وَٱلدَّمُ وَلَحۡمُ ٱلۡخِنزِيرِ وَمَآ أُهِلَّ لِغَيۡرِ ٱللَّهِ بِهِۦ وَٱلۡمُنۡخَنِقَةُ وَٱلۡمَوۡقُوذَةُ وَٱلۡمُتَرَدِّيَةُ وَٱلنَّطِيحَةُ وَمَآ أَكَلَ ٱلسَّبُعُ إِلَّا مَا ذَكَّيۡتُمۡ وَمَا ذُبِحَ عَلَى ٱلنُّصُبِ

 

‘’ Leş, kan, domuz eti, ALLAH’tan başkasının adı anılarak kesilen, boğulmuş, (taş, odun vb ile) vurulup öldürülmüş, yukarıdan düşüp ölmüş, boynuzlanıp ölmüş (hayvanlar ile),  canavarların (vahşi hayvanların) yedikleri hayvanlar (ölmeden yetişip kestikleriniz müstesna), dikili taşlar (putlar) üzerine boğazlanan hayvanlar …. Size haram kılındı’’ (Maide /3) yine:

 

إِنَّمَا حَرَّمَ عَلَيۡڪُمُ ٱلۡمَيۡتَةَ وَٱلدَّمَ وَلَحۡمَ ٱلۡخِنزِيرِ وَمَآ أُهِلَّ بِهِۦ لِغَيۡرِ ٱللَّهِ‌ۖ فَمَنِ ٱضۡطُرَّ غَيۡرَ بَاغٍ۬ وَلَا عَادٍ۬ فَلَآ إِثۡمَ عَلَيۡهِ‌ۚ إِنَّ ٱللَّهَ غَفُورٌ۬ رَّحِيمٌ

 

‘’ ALLAH size ancak ölüyü (leşi), kanı, domuz etini ve ALLAH’tan başkası adına kesileni haram kıldı. Kim bunlardan yemeye mecbur kalırsa, başkasının hakkına saldırmadan ve haddi aşmadan yemesinde bir günah yoktur. Şüphesiz ALLAH çok bağışlayan ve esirğeyendir.’’ (Bakara /173) ve:

 

قُل لَّآ أَجِدُ فِى مَآ أُوحِىَ إِلَىَّ مُحَرَّمًا عَلَىٰ طَاعِمٍ۬ يَطۡعَمُهُ ۥۤ إِلَّآ أَن يَكُونَ مَيۡتَةً أَوۡ دَمً۬ا مَّسۡفُوحًا أَوۡ لَحۡمَ خِنزِيرٍ۬ فَإِنَّهُ ۥ رِجۡسٌ أَوۡ فِسۡقًا أُهِلَّ لِغَيۡرِ ٱللَّهِ بِهِۦ‌ۚ فَمَنِ ٱضۡطُرَّ غَيۡرَ بَاغٍ۬ وَلَا عَادٍ۬ فَإِنَّ رَبَّكَ غَفُورٌ۬ رَّحِيمٌ۬

‘’ De ki: bana vahyolunanda, leş ve akıtılmış kan yahut domuz eti ki pisliğin kendisidir ya da günah işlenerek ALLAH’tan başkası adına kesilmiş bir hayvandan başka, yiyecek kimseye haram kılınmış bulamıyorum. Başkasına zarar vermemek ve sınırı aşmamak üzere kim (bunlardan) yemek zorunda kalırsa bilsin ki rabbin bağışlayan ve esirgeyendir.’’ (En’am / 145) ayetlerinden öğrenmekteyiz.

 

وَكُنتُمۡ أَزۡوَٲجً۬ا ثَلَـٰثَةً۬

‘’ Ve sizler üç sınıf olduğunuz zaman’’ (Vakıa / 7) Ahiret hallerini anlatan bu ayeti kerime de ALLAH (Celle celalühü)  mücmel (kapalı) bir ifade kullanmaktadır. Bu üç sınıfın kimler olduğunu, vasıfları nelerdir, neden üç sınıf olarak ayrılmıştır soruları çoğaltmak mümkün. Bütün soruların cevapları müteakip ayetlerden öğrenmekteyiz:

 

فَأَصۡحَـٰبُ ٱلۡمَيۡمَنَةِ مَآ أَصۡحَـٰبُ ٱلۡمَيۡمَنَةِ  وَأَصۡحَـٰبُ ٱلۡمَشۡـَٔمَةِ مَآ أَصۡحَـٰبُ ٱلۡمَشۡـَٔمَةِ  وَٱلسَّـٰبِقُونَ ٱلسَّـٰبِقُونَ  أُوْلَـٰٓٮِٕكَ ٱلۡمُقَرَّبُونَ

‘’ Sağdakiler, ne mutlu o sağdakilere!, soldakiler, ne bahtsızdır o soldakiler!, (hayırda) önde olanlar (ecirde de) öndedirler.’’ (Vakıa / 8,11) Bu ayetler ilk ayetteki mücmel ifadeyi izah ederek insanların Kıyamet günü kitapları sağdan verilenler, kitapları soldan verilenler ve sabikunlar olarak üç zümreye ayrılacaklarını ifade etmektedir.

 

إِنَّ ٱلۡإِنسَـٰنَ خُلِقَ هَلُوعًا

‘’ Gerçekten insan pek hırslı (ve sabırsız) yaratılmıştır.’’ ( Meariç / 19) ALLAH (Celle celalühü) bu ayeti kerime de de mücmel ifade kullanmıştır. Bu mücmelliği bunu takip eden ayetler izah etmektedir:

 

إِذَا مَسَّهُ ٱلشَّرُّ جَزُوعً۬ا  وَإِذَا مَسَّهُ ٱلۡخَيۡرُ مَنُوعًا

‘’ Kendisine kötülük isabet ettiğinde sızlanır, bağırır, ona imkan verildiğinde ise pinti kesilir.’’ ( Meariç / 20, 21)

 

 

وَعِندَهُ ۥ مَفَاتِحُ ٱلۡغَيۡبِ لَا يَعۡلَمُهَآ إِلَّا هُوَ‌ۚ

‘’ Gaybın anahtarları ALLAH’ın yanındadır; onları ondan başkası bilmez.’’ (En’am / 59) Bu ayette kendisinden başkasının bilemeyeceği şeyler hususunda bir bilgi mevcut değil. Kimsenin bilemeyeceği şeyler nelerdir?

 

 

إِنَّ ٱللَّهَ عِندَهُ ۥ عِلۡمُ ٱلسَّاعَةِ وَيُنَزِّلُ ٱلۡغَيۡثَ وَيَعۡلَمُ مَا فِى ٱلۡأَرۡحَامِ‌ۖ وَمَا تَدۡرِى نَفۡسٌ۬ مَّاذَا تَڪۡسِبُ غَدً۬ا‌ۖ وَمَا تَدۡرِى نَفۡسُۢ بِأَىِّ أَرۡضٍ۬ تَمُوتُ‌ۚ إِنَّ ٱللَّهَ عَلِيمٌ خَبِيرُۢ

 

‘’ Kıyamet vakti hakkındaki bilgi, ancak ALLAH’ın katındadır. Yağmuru o yağdırır, rahimlerde olanı o bilir. Hiç kimse yarın ne kazanacağını bilemez. Yine hiç kimse nerede öleceğini bilemez. Şüphesiz ALLAH her şeyi bilendir, her şeyden haberdardır.’’ (Lokman / 35)

 

وَعَلَى ٱلَّذِينَ هَادُواْ حَرَّمۡنَا مَا قَصَصۡنَا عَلَيۡكَ مِن قَبۡلُ‌ۖ

‘’ Sana anlattıklarımızı, daha önce Yahudi olanlara da haram kılmıştık.’’ (Nalh / 118) Bu ayeti kerime de ALLAH (Celle celalühü) Yahudilere bir takım şeyleri haram kıldığından söz ediyor ama neler olduğu hususuna değinmiyor. Yahudilere haram kılınan şeyler nelerdir?

 

 

وَعَلَى ٱلَّذِينَ هَادُواْ حَرَّمۡنَا ڪُلَّ ذِى ظُفُرٍ۬‌ۖ وَمِنَ ٱلۡبَقَرِ وَٱلۡغَنَمِ حَرَّمۡنَا عَلَيۡهِمۡ شُحُومَهُمَآ إِلَّا مَا حَمَلَتۡ ظُهُورُهُمَآ أَوِ ٱلۡحَوَايَآ أَوۡ مَا ٱخۡتَلَطَ بِعَظۡمٍ۬‌ۚ ذَٲلِكَ جَزَيۡنَـٰهُم بِبَغۡيِہِمۡ‌ۖ وَإِنَّا لَصَـٰدِقُونَ

 

‘’ Yahudilere bütün tırnaklı hayvanları haram kıldık. Sırtlarında veya bağırsaklarında taşıdıkları ya da kemiğe karışan yağlar hariç olmak üzere sığır ve koyunun iç yağlarını da onlara haram kıldık. Bu, zulümleri yüzünden onlara verdiğimiz cezadır. Biz elbette doğru söyleyeniz.’’ (En’am / 146)

 

Görüldüğü üzere Kur’an’ı kerim aynı meselelere farklı yerlerde değinmek suretiyle, bir yerde açıklamadığı şeyleri başka yerlerde ayetlerle izah etmektedir. Mütekaddim müfessirlerden İbn-i Kesir, ve müteahhir müfessirlerden Şankıtı (rahmetullahi aleyhima)  gibi bir çok müfessir de Kur’an’ın bu metodunu takip ederek ayetleri ayetler ile tefsir etmek yoluna gitmişlerdir.

 

Gonderen Karasahin
Kategori : Usulü tefsir
Tags: , , , ,

Yorumlar (0)

BİSMİHİ TEALA

ALLAH (Celle celaluhu) Kur’an’ın insanlar için onların gözlerini açacak deliller, hidâyet ve rahmet olduğunu zikrettikten sonra Kureyş müşriklerinin :

«Bu Kur’an’ı dinlemeyin, okunurken gürültüyapın.» (Fussilet, 26) derken yaptıkları gibi değil de, bir ta’zîm ve ihtiram olmak üzere okunması esnasında susmayı emretmiştir.

Bu emir, imâmın açıktan okuduğu farz namazlarda daha kuvvetlidir.

Nitekim Müslim’in Sahîh’in-de Ebu Mûsâ el-Eş’arî’den (radıyallahu anh) rivayet ettiği bir hadîste ALLAH Rasûlü (Sallallahu aleyhi ve sellem) :

”İmâm, ancak kendisine uyulması içindir. Tekbîr aldığında susunuz, okuduğu zaman susunuz,” buyurmuştur. (Sünen sahipleri bu hadîsi.Ebu Hüreyre’den (radıyallahu anh) rivayet ederler.)

Müslim îbn el-Haccâc (rahmetullahi aleyh) hadîsi (Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) hadîsini) sahîh kabul etmiş fakat kitabında tahrîc etmemiştir.

İbrâhîm İbn Müslim el-Hicrî’nin Ebu İyâz’dan, onun da Ebu Hüreyre’den (radıyallahu anh) rivayetine göre; o, şöyle demiştir :

Namazda konuşurlardı. «Kur’an okunduğu zaman ona derhâl kulak verin…» ve diğer âyet nazil oldu da susmakla emrolundular.

İbn Cerîr (rahmetullahi aleyh) der ki: Bize Ebu Küreyb’in… İbn Mes’ûd’dan (radıyallahu anh) rivayetine göre; o, şöyle demiştir : Birbirimize namazda iken; falancaya selâm, falancaya selâm, diye selâm verirdik.

Bunun üzerine :

«Kur’an okunduğu zaman ona derhâl kulak verin ve susun ki merhamet olunasınız.» âyeti geldi. Yine İbn Cerîr’in Ebu Küreyb kanalıyla…

Beşîr îbn Câbir’den rivayetine göre;

o, şöyle demiştir :

İbn Mes’ûd namaz kıldı ve bazılarının imâmla- beraber okuduklarını işitti. (Namazını bitirip) ayrıldığında şöyle dedi: Anlamanızın zamanı gelmedi mi? Akletmenizin zamanı gelmedi mi?

Emredildiğiniz üzere «Kur’an okunduğu zaman ona derhâl kulak verin ve susun.» Yine İbn Cerîr’in Ebu Sâib kanalıyla… Zührî’den rivayetine göre; o, şöyle demiştir : Bu âyet, ansârdan bir genç hakkında nazil oldu. ALLAH Rasûlü (Sallallahu aleyhi ve sellem) ne zaman bir şey okursa o da okurdu.

Bunun üzerine :

«Kur’an okunduğu zaman ona derhâl kulak verin ve susun.» âyeti nazil oldu.

İmâm Ahmed ve Sünen sahiplerinin Zührî kanalıyla… Ebu Hüreyre’den rivayetlerinde, ALLAH Rasûlü (Sallallahu aleyhi ve sellem) cehren okuduğu bir namazı bitirmiş ve : Biraz önce benimle beraber sizden birisi okudu mu? buyurmuştu. Bir adam : Evet ey ALLAH’ın (Celle celalühü) elçisi, dedi. ALLAH Rasûlü (Sallallahu aleyhi ve sellem : Ben diyorum, bana ne oluyor ki ben Kur’an okurken bir başkası bana okuma ile gâlib geliyor? (Bana ne oluyor ki Kur’an okumama müdâhele ediliyor?) buyurdu da insanlar ALLAH Rasûlü’nün (Sallallahu aleyhi ve sellem) cehren okuduğu namazlarda onunla birlikte okumaktan vazgeçtiler.

Tirmizî hadîsin hasen olduğunu söylerken Ebu Hatim er-Râzî sahîh olduğunu söylemiştir.

Abdullah İbn el-Mübârek’in Yûnus’dan, onun da Zührî’den rivayetine göre; o, şöyle demiştir :

İmâmın cehren okuduğu (namazlarda) imâmın arkasındaki okumaz. Sesini onlara işittirmese dahi imâmın okuması onlara yeter.

Fakat onlar imâmın cehren okumadıklarında kendi kendilerine gizlice okurlar. İmâmın arkasında olan hiç kimsenin imâmın cehren okuduğu namazda onunla birlikte —ne açıkça ve ne de içinden— okuması doğru değildir. ALLAH (Celle celalühü) : «Kur’an okunduğu zaman, ona derhâl kulak verin ve susun ki, merhamet olunasmız.» buyurmuştur.

Ben de derim ki: Bu, âlimlerden bir grubun mezhebidir ki kırâetin cehri olduğu namazda imâmın cehren okuduklarında imâma uyan kişinin ne Fâtiha’yı ve ne de başka âyeti okuması vâcib değildir. Bu İmâm Şafiî’nin iki görüşünden birisidir. İmâm Mâlik’in mezhebi de böyledir. Ahmed İbn Hanbel’den de daha önce serdettiğimiz delillerden dolayı böyle bir rivayet nakledilmiştir.

İmâm Şafiî yeni kavlinde der ki: İmâmın sustuğu sıralarda sâdece Fâtiha’yı okur.

Bu, sahabe, tâbün ve onlardan sonrakilerden bir grubun kavlidir. Ebu Hanîfe ve Ahmed îbn Hanbel (rahmetullahi aleyhima) der ki: Ne açık ve ne de gizli okunan namazda imâma uyan kimseye kırâet vâcib değildir.

Bunda delilleri: ”Kimin imâmı varsa imâmın kırâeti onun için kıraettir”, hadîsidir. İmâm Ahmed (rahmetullahi aleyh) bu hadîsi Müsned’inde Câbir’den (radıyallahu anh) merfû’ olarak rivayet etmiştir.

-Bu hadîs İmâm Mâlik’in (rahmetullahi aleyh) Muvatta’ında, Vehb İbn Key-sân’dan rivayetle Câbir (radıyallahu anh) üzerinde mevkuftur.

Bu, daha sıhhatlidir. Bu konu başka yerde daha genişçe anlatılmıştır.

İmâm Ebu Abdullah el-Buhârî bu konuya başlı başına bir eser tahsis etmiş ve bu eserinde imâma tâbi olan kimseye gizli, açık okunan namazlarda kırâetin vâcib olduğu görüşünü tercih etmiştir. En doğrusunu ALLAH (Celle celaluhu) bilir.

Ali İbn Ebu Talha’nın İbn Abbâs’tan (radıyallahu anhuma) rivayetine göre; «Kur’an okunduğu zaman ona derhâl kulak verin ve susun.» emri, farz namazlardadır. Bu açıklama, Abdullah İbn Muğaffel’den (radıyallahu anh) de rivayet edilmiştir.

İbn Cerîr (rahmetullahi aleyh) der ki: Bize Humeyd İbn Mes’ade’nin… Talha İbn Ubeydullah İbn Küreyz (veya Keriz) den rivayetine göre; o, şöyle demiştir : Bir yâiz va’zederken; Ubeyd İbn Umeyr ve Atâ İbn Ebu Rebâh’ın konuştuklarını gördüm ve : Zikri dinlemez misiniz, va’dedilenin size vâcib olmasını istemez misiniz? dedim. Bana baktılar, sonra konuşmalarına döndüler. Ben, sözümü tekrarladım. Bana baktılar ve sözlerine döndüler. Ben, üçüncü kere sözümü tekrarladım. Bana baktılar ve : O ancak namazdadır. «Kur’an okunduğu zaman ona derhâl kulak verin ve susun.» dediler.

Süfyân es-Sevrî’nin Ebu Hâşim İsmail İbn Kesîr’den, onun da Mücâhid’den rivayetine göre; o, «Kur’an okunduğu zaman ona derhâl kulak verin ve susun.» âyeti hakkında : Bu, namazdadır, demiştir. Aynı şekilde birçokları bunu Mücâhid’den rivayet etmişlerdir. Abdürrezzâk’m Sevrî’den, onun Leys’den, onun. da Mücâhid’den rivayetine göre; o : Kişi namaz dışında okurken konuşulmasında bir beis yoktur, demiştir. Saîd İbn Cübeyr, Dahhâk, İbrâhîm en-Nehaî, Katâde, Şa’bî, Süddî ve Abdurrahmân İbn Zeyd İbn Eslem’in de söylediklerine göre;
,
burada kasdedilen susma, namazdadır. Şu’be’nin Mansûr’dan, onun da İbrâhîm İbn Ebu Hurre’den rivayetine göre; o, Mücâhid’i bu âyet hakkında şöyle derken- işitmiş : «Kur’an okunduğu zaman ona derhâl kulak verin ve susun.» Bu, cum’a günü namaz ve hutbededir. İbn Güreye de Atâ’dan bunun bir benzerini rivayet etmiştir. Hüşeym’in Rebî İbn Su-beyh’den, onun da Hasan’dan rivayetine göre; o : Bu, namazda ve zikir (hutbe) sırasındadır, demiştir. İbn Mübârek’in Bakiyye kanalıyla… Saîd İbn Cübeyr’den rivayetine göre; o, «Kur’an okunduğu zaman ona derhâl kulak verin ve susun.» âyeti hakkında şöyle demiştir :

Susmak kurbân, ramazân ve cum’a günleri ve imâmın cehren okuduğu namazlardadır, İbn Cerîr de burada maksadın, imâmın arkasında ve hutbe halinde olduğu görüşünü tercih etmiştir. Abdürrezzâk’m Sevrî kanalıyla… Mücâhid’den rivayetine göre; o, imâm bir korku âyetine veya bir rahmet âyetine rastladığında arkasında olanlardan birinin herhangi bir şey söylemesini hoş karşılamaz ve : «Susunuz.» dermiş. Mübarek İbn Fudâle de Hasan’dan rivayetle : Kur’an’a (Kur’an okunan bir yere) oturduğun zaman Kur’an için sus, demiştir.

İmâm Ahmed der ki : Bize Hâşim oğullarının kölesi Ebu Saîd’in… Ebu Hüreyre (r.a.) den rivayetine göre ALLAH Rasûlü (Sallallahu aleyhi ve sellem) : Kim, ALLAH’ın (Celle celaluhu) kitabından bir âyete kulak verir (dinler) se onun için kat kat sevâb yazılır. Kim onu (ALLAH’ın (Celle celaluhu) kitabından bir âyeti) okursa, kıyamet günü kendisi için bir nûr olur, buyurmuştur. Hadîsi sadece İmâm Ahmed —ALLAH (Celle celaluhu) ona rahmet eylesin— rivayet etmiştir

İBNİ KESİR TEFSİRİ ARAF SURESİ

Gonderen Karasahin
Kategori : Tefsir
Tags: , , ,

Yorumlar (0)